Bölüm 5 — Sessiz Tanıklar
Juliet'in cenazesinde yağmur yağdı.
John bunun uygun olduğunu düşündüğü için kendinden nefret etti.
Yağmurun bir anlamı yoktu.
Hava tahmini üç gündür yağış gösteriyordu.
Yine de mezarlığın girişinde siyah şemsiyelerin birbirine çarpmasını izlerken, şehrin başka türlü davranmasını bekleyemiyormuş gibi geldi.
Bu düşünceyi bıraktı.
İnsanlar sırayla yanına geliyordu.
Bazılarını tanıyordu.
Çoğunu tanımıyordu.
Arşivden arkadaşlar.
Eski okuldan insanlar.
Komşular.
John'un yalnızca birkaç kez gördüğü akrabalar.
Her biri Juliet hakkında başka bir şey söylüyordu.
"Doğum günlerini hiç unutmazdı."
John bu cümlede neredeyse gülümsedi.
Juliet onun yirmi ikinci yaş gününü iki gün geç hatırlamıştı.
Suçlulukla üç ayrı küçük pasta almış, hangisini sevdiğini bilmediğini söylemişti.
John da:
"Dört yıldır çıkıyoruz."
demişti.
Juliet:
"Pastayla insan tanınmaz."
diye cevap vermişti.
John o günü hatırlıyordu.
Buna sevindi.
Sonra neden sevindiğini fark etti.
Bu, sevincini hemen bozdu.
Cebindeki kırmızı plastik parçaya dokundu.
On yaşından beri taşıdığı şey artık avucuna sığmayacak kadar büyük geliyordu.
Bir kadın Juliet'in üniversitede herkesin notlarını topladığını anlattı.
Başka biri, kaybolan kediyi üç gün boyunca aradığını.
Bir çocukluk arkadaşı, Juliet'in hile yaparken yakalandığında bile kötü yalan söylediğini söyledi.
John bunların bir kısmını bilmiyordu.
Bu onu rahatsız etti.
Sonra etmemesi gerektiğini düşündü.
Juliet'in hayatı yalnızca onun bildiği yerlerden oluşmuyordu.
Bunu bilmek, onu biraz daha gerçek yaptı.
Biraz da daha uzak.
Cenazeden sonra Juliet'in annesi koluna dokundu.
"Eve gelir misin?"
John bir an ne diyeceğini bilemedi.
"Şimdi mi?"
Kadın başını salladı.
"Biraz eşya ayırıyorum."
John cevap vermeden önce kadın ekledi:
"Tek başıma yapmak istemiyorum."
"Tamam."
Bu kez başka bir şey sormadı.
Juliet'in odası hâlâ Juliet'in odasıydı.
Ama artık hiçbir şey kullanılmayı beklemiyordu.
John bunu ilk kez fark etti.
Yatağın üzerindeki kıyafetler.
Masanın kenarında yarım kalmış kitap.
Şarj kablosu.
Koltuk arkasına bırakılmış gri atkı.
Her şey yerindeydi.
Fakat gelecek haftaya ait değildi artık.
Juliet'in annesi çekmecelerden birini açtı.
"Bunları ne yapacağımı bilmiyorum."
John:
"Bugün karar vermek zorunda değilsiniz."
Kadın ona baktı.
"Bunu sen mi söylüyorsun?"
John kısa süre sustu.
"Herkes gelişiyor."
Kadının yüzünde yorgun bir gülümseme oluştu.
John odanın içinde dolaşmadı.
Sadece kapının yanında durdu.
Gözü gri atkıya takıldı.
"Onu sen almıştın, değil mi?" diye sordu kadın.
John birkaç saniye atkıya baktı.
Mağaza.
Kış.
Juliet'in paketi açışı.
"Evet."
Kadın kaşlarını çattı.
Sonra atkıyı eline aldı.
"Hayır."
John ona baktı.
"Bunu ben örmüştüm."
Sessizlik.
John atkıya tekrar baktı.
"Tabii."
Kadın:
"Lacivert olanı sen almıştın."
John'un zihninde görüntü yer değiştirdi.
Lacivert.
Juliet'in mesajı.
Yine kaybettim.
"Doğru."
Kadın yüzüne baktı.
"İyi misin?"
John hemen:
"Evet."
Sonra durdu.
"Karıştırdım."
"Olur öyle."
Kadın bunu önemsemedi.
John etti.
Ama belli etmedi.
Juliet'in annesi masanın altındaki kutuyu çıkardı.
"Bunu da buldum."
İçinden küçük siyah bir defter aldı.
John onu tanımıyordu.
"Onun mu?"
"Evet."
"Kişisel olabilir."
"Biliyorum."
Kadın defteri elinde tuttu.
"İlk sayfaları okudum."
John yüzünü kaldırdı.
"Ben okumadım demeyeceğim."
Sonra defteri uzattı.
"Seninle ilgili şeyler var."
John almadı.
"Bunu okumamı istediğinden emin miyiz?"
Kadın birkaç saniye düşündü.
"Hayır."
Bu cevap John'u durdurdu.
Kadın devam etti:
"Ama Juliet'in neyin peşinde olduğunu anlamamızı sağlayacaksa... okuyalım."
John defteri aldı.
"Birlikte."
Kadın başını salladı.
İlk sayfalar gerçekten sıradandı.
Alışveriş listeleri.
Kitap adları.
Arşivde yapılacak işler.
Bir sayfada:
John'a yeni kahve aldır. İçtiğini sanıyor ama içmiyor.
John birkaç saniye baktı.
Juliet'in annesi:
"Ne?"
"Hiç."
Sayfayı çevirdi.
Birkaç hafta sonra yazılmış notlar daha dağınıktı.
Northline — resmî kuruluş tarihi tutmuyor. Eski indekslerde neden var?
John'un eli durdu.
Bir sonraki:
Ravenhill Health Research Annex
Miriam Voss
Sembol çizimi.
Daire ve dört çizgi.
Altında:
Eski tramvay kaydıyla aynı.
John nefes verdi.
Juliet'in annesi:
"Bunlar senin araştırdığın şeyler mi?"
"Bir kısmı."
Sayfayı çevirdi.
AX-01
Altında:
Şirket kodu? Birim? Yetki?
John bir sonraki sayfaya geçti.
Orada Miriam'ın sözlerini kısaltarak not etmişti.
M.V.: Şirketin kendisine değil, satın aldığı yerlere bak. Altlarına bak.
John o cümlede kaldı.
"Bunu ne zaman yazmış?"
Kadın:
"Tarih yok."
John sayfanın kenarına baktı.
Sonra defterin geri kalanını.
Bazı sayfalar tamamen boştu.
Bir yerde yalnızca:
Holloway korkuyor. Neden?
Başka bir yerde:
John'a anlat. Önce doğrula.
Juliet'in annesi sessizce sordu:
"Bunlar onun ölümüyle ilgili mi?"
John hemen "evet" diyemedi.
"Olabilir."
Kadın uzun süre yüzüne baktı.
"Sen böyle konuşmazdın."
John:
"Nasıl?"
"Olabilir."
John deftere döndü.
"Son zamanlarda öğrendim."
Kadın gri atkıyı tekrar koltuğa bıraktı.
"Juliet bazen senden korkardı."
John'un başı aniden kalktı.
Kadın hemen:
"Öyle demedim."
"Az önce—"
"Senin için korkardı."
John sustu.
"Bir şeyin peşine takıldığında durmadığını söylerdi."
John defterdeki Önce doğrula cümlesine baktı.
Kadın devam etti:
"Bunu senden şikâyet eder gibi anlatmazdı."
"Nasıl anlatırdı?"
Kadın hafifçe omuz silkti.
"Sinirlenerek."
John istemeden güldü.
Bu Juliet'e daha çok benziyordu.
Kadın da gülümsedi.
Sonra yüzü tekrar ciddileşti.
"Onu bulmaya çalışırken kendini kaybetme."
John cevap vermedi.
Böyle bir söz vermenin kolay olduğunu biliyordu.
Bu yüzden:
"Önce ne olduğunu anlamaya çalışacağım."
dedi.
Kadın başını salladı.
"Bu yeter."
Ertesi sabah Kevin Chronicle'a geldi.
Resmî olarak hâlâ Juliet dosyasındaydı.
Ama yüzünden bunun uzun sürmeyeceği anlaşılıyordu.
Elliot onu toplantı odasına aldı.
John siyah defterin kopyalarını masaya bıraktı.
Kevin ilk sayfayı çevirdi.
"Kendisi mi yazmış?"
"Evet."
"Orijinal?"
"Annesinde kalacak."
Kevin John'a baktı.
"İyi."
John:
"Onu bana vermesini isterdim diye mi düşündün?"
Kevin:
"Evet."
John karşılık vermedi.
Kevin sayfaları tek tek inceledi.
Northline.
Ravenhill.
Miriam Voss.
AX-01.
Sembol.
"Bu defter önemli."
John:
"Biliyorum."
"Delil olabilir."
"Annesinin izni olmadan alamazsın."
Kevin başını kaldırdı.
"Biliyorum."
John kısa süre durdu.
"Tamam."
Elliot ikisine baktı.
"Ne kadar hızlı birbirinize benzediniz."
İkisi de aynı anda:
"Benzemedik."
Elliot sandalyesine yaslandı.
"Daha kötü."
Kevin defteri kapattı.
"Juliet'in rotasını tekrar kontrol ettim."
John hemen dikkat kesildi.
"Ne var?"
"Arşivden çıktıktan sonra restorana gitmemiş."
"Biliyoruz."
"Biliyoruz ama şimdi biraz daha fazlasını biliyoruz."
Kevin önüne bir harita koydu.
"18.42'de arşivden çıkıyor. Yakındaki özel bir işletmenin kamerasında 18.46'da Bell Street yönüne yürüdüğü görülüyor."
John:
"Hartley Café."
"Muhtemelen."
"Juliet Miriam'la orada buluştu."
Kevin başını salladı.
"Defter de bunu destekliyor."
"Sonra?"
"Daha sonra aynı bölgede bir araç görülüyor."
John hemen:
"Siyah araba?"
Kevin yüzünü buruşturdu.
"Bir araç."
John sustu.
Kevin devam etti:
"Renk ve model net değil. Plakanın yalnızca son üç hanesi okunuyor."
"Bağlantı?"
"Plaka kısa dönemli araç filosuna ait olabilir."
"Kim?"
Kevin bir kâğıt daha çıkardı.
"Tigris Security & Logistics'in kullandığı taşeronlardan biri."
John ismi ilk kez duydu.
"Tigris."
Elliot koltuğundan doğruldu.
"Onları tanıyorum."
John ona baktı.
"Nasıl?"
"Şehir haberlerinden."
Elliot bilgisayarında arama yaptı.
"Tigris güvenlik, lojistik, gece kulübü, özel taşıma. Kâğıt üzerinde normal şirket."
Kevin:
"Kâğıt üzerinde."
Elliot:
"Şehirdeki ünü daha karışık."
John:
"Suç örgütü mü?"
Kevin:
"Bunu kanıtlayan bir şey yok."
Elliot:
"Birkaç eski dosyada çalışanları organize suç soruşturmalarında geçmiş."
John:
"Northline bağlantısı?"
Elliot bilgisayarına döndü.
"Bakacağız."
Bir saat sonra Elliot önlerinde yeni bir zincir açtı.
Meridian Holdings'in kamu arazisi anlaşmalarındaki danışmanlık ücretlerinden biri, aracı bir hukuk şirketine gidiyordu.
Oradan başka bir altyapı firmasına.
Sonra Tigris'in bir yan şirketine.
John ekrana baktı.
"Para döndürülüyor."
Elliot:
"Belki."
John ona baktı.
Elliot gülümsedi.
"Ben de öğrendim."
Kevin Tigris kayıtlarını açtı.
"Geçen yıl Ravenhill çevresindeki bir arazide güvenlik sözleşmeleri var."
John:
"Ravenhill kapalı."
"Resmî olarak."
"Sözleşmeyi kim vermiş?"
Kevin şirket adını gösterdi.
John tanımıyordu.
Elliot adresi kontrol etti.
Bir süre sonra:
"Bu ilginç."
John:
"Ne?"
"Posta adresi."
"Northline?"
"Eski Northline kayıtlarından biriyle aynı."
John sandalyesinde geriye yaslandı.
Ravenhill.
Northline.
Tigris.
Üçü artık aynı masadaydı.
"Tiger kim?"
Kevin ona baktı.
"Ne?"
John internette gördüğü eski haberlerden birini ekrana getirdi.
Bazı yorumlarda ve polis kayıtlarına sızmış haberlerde aynı isim geçiyordu.
Tiger
Elliot:
"Gerçek adı bilinmiyor."
Kevin:
"En azından doğrulanmış değil."
John:
"Tigris'le bağlantılı."
"Evet."
"Lider?"
Kevin başını iki yana salladı.
"Bu kadarını bilmiyoruz."
Elliot:
"Şehirde herkes biliyormuş gibi konuşur. Bu başka şey."
John eski fotoğrafları inceledi.
Hiçbirinde yüz net değildi.
"Onu bulacağız."
Kevin:
"Önce Juliet'le bağlantısını bulacağız."
John ona baktı.
"Fark?"
"Büyük."
John bu kez tartışmadı.
Kevin masadaki belgeleri toplarken durdu.
"Bir şey daha."
John bekledi.
"Dosya benden alınabilir."
Elliot:
"Neden?"
"Amirim dün gazeteciyle aktif dosya detayları paylaştığımı sordu."
John:
"Benimle."
"Evet."
"Bunu nereden biliyor?"
Kevin:
"Bilmiyorum."
Elliot:
"Ravenhill sorguların?"
"Onları da sordu."
John:
"Biri baskı mı yapıyor?"
Kevin birkaç saniye sustu.
"Belki."
John yüzünü buruşturmadı.
Kevin devam etti:
"Ya da ben gerçekten prosedürü zorluyorum."
Elliot:
"Hangisi?"
Kevin:
"İkisi de olabilir."
John:
"Dosya senden alınırsa?"
Kevin sandalyesine yaslandı.
"Rozet olmadan yaptığım her şey daha zor olur."
"Bırakacak mısın?"
Kevin John'a baktı.
"Bunu söylemedim."
"Öyleyse?"
Kevin masadaki Juliet defterine göz attı.
"Birbirimizin işini zorlaştırabiliriz."
John:
"Zaten yapıyoruz."
"Ya da bulduğumuzu paylaşabiliriz."
Elliot:
"Bu resmî polis prosedürü mü?"
Kevin:
"Kesinlikle değil."
John:
"Benim için sorun yok."
Kevin ona baktı.
"Bu cevap beni rahatlatmadı."
John ilk kez hafifçe gülümsedi.
Bu, güven değildi.
Ama bir başlangıçtı.
Öğleden sonra Chronicle resepsiyonundan John'a telefon geldi.
"Birisi seni arıyor."
"Kim?"
"İsim vermedi."
John'un yüzü değişti.
Elliot bunu gördü.
"Hoparlöre alma."
John ahizeyi aldı.
"John."
Karşı taraftaki ses erkekti.
Sakin.
"Northline hakkında soru soruyorsun."
John saatine baktı.
Elliot hemen not defterini açtı.
"Sen kimsin?"
Ses cevap vermedi.
"Cevap istiyorsan bu gece Tigris Club'a gel."
John:
"Tiger mı?"
Kısa bir sessizlik.
"23.00."
"Juliet hakkında ne biliyorsun?"
"Bu gece."
Hat kapandı.
John birkaç saniye ahizeyi elinde tuttu.
Sonra yerine bıraktı.
Elliot:
"Tam cümleleri."
John tekrarladı.
Kevin'e haber verdiler.
Kevin on beş dakika içinde geldi.
Dinledi.
Sonra:
"Gitmiyorsun."
John:
"Gidiyorum."
"Hayır."
"Cevap istiyorsam—"
Kevin:
"Anonim biri seni suç bağlantılı bir gece kulübüne çağırdı."
John:
"Evet."
"Bu sana neden iyi fikir gibi geliyor?"
"Çünkü benimle konuşmak istiyor."
"Belki vurmak istiyor."
John:
"Bunu da öğreniriz."
Elliot:
"Bu cümleyi bir daha kurma."
John sandalyesine yaslandı.
"Başka öneriniz?"
Kevin düşündü.
"Gidersin."
Elliot ona döndü.
"Az önce ne dedin?"
Kevin:
"Tek başına değil."
John:
"Beni tek çağırdı."
"İçeri tek girersin."
Kevin masadaki haritayı çekti.
"Ben yakınında olurum."
Elliot:
"Bu da hâlâ kötü."
Kevin:
"Evet."
John:
"Güzel. Anlaştık."
Elliot ikisine baktı.
"İkiniz kesinlikle birbirinize benziyorsunuz."
Tigris Club, doğu limanındaki eski bir yük deposundan dönüştürülmüştü.
Dışarıdan hâlâ depo gibiydi.
İçeri girince değildi.
Yüksek tavan.
Koyu ahşap.
Az ışık.
Pahalı içkiler.
John bunun gösterişli olmaya çalışmadan pahalı görünmeyi başardığını düşündü.
Saat 22.53.
Kevin iki sokak ötede bekliyordu.
John'un telefonu açık aramada kalacaktı.
Plan buydu.
Girişte telefonunu alana kadar.
Güvenlik görevlisi elini uzattı.
"Telefon."
John:
"Niye?"
"Üst kat."
"Kim istiyor?"
Adam cevap vermedi.
John telefonu vermek istemedi.
Sonra Kevin'in sesini hatırladı.
İçeride iletişim kesilirse çık.
John tam dönecekken görevli:
"Görüşme beş dakika."
John durdu.
Karar verdi.
Telefonu kapatmadan önce ekranına baktı.
Arama hâlâ açıktı.
Sonra cihazı teslim etti.
Bunun Kevin'i kızdıracağını biliyordu.
Kendisi de çok memnun değildi.
Üst kattaki oda kulübün geri kalanından daha sessizdi.
Bir adam pencerenin yanında duruyordu.
Kırklı yaşlarının sonu veya ellilerinin başı.
Gösterişli değildi.
Takım elbise yoktu.
Sade koyu gömlek.
John onu ilk bakışta suç patronuna benzetmedi.
Bunun ne anlama geldiğini de bilmiyordu.
Adam:
"John."
John kapının yanında kaldı.
"Tiger?"
Adam gülümsedi.
"İnsanlar öyle diyor."
"Sen diyor musun?"
"İsimler çok önemli değil."
John:
"Benim için önemli."
Adam sandalye gösterdi.
John oturmadı.
"Northline."
Tiger da oturmadı.
"Bir şirket."
"Çalışanı yok."
"Birçok şirketin yok."
"Kuruluşundan önceki kayıtlarda adı var."
Tiger'ın yüzünde çok küçük bir değişiklik oldu.
John bunu fark etti.
"Ravenhill."
Bu kez tepki biraz daha belirgindi.
"Onu nereden duydun?"
John:
"Soruyu ben soruyorum."
Tiger hafifçe gülümsedi.
"Gazeteci."
"Dört aydır."
"Biliyorum."
John'un yüzü değişmedi.
"Beni araştırmışsın."
"Buraya gelen herkesi araştırırım."
Bu açıklama en azından mümkündü.
John devam etti:
"Tigris geçen yıl Ravenhill yakınında güvenlik işi yaptı."
"Birçok yerde yapıyoruz."
"Northline'ın eski adresiyle bağlantılı şirket üzerinden."
Tiger cevap vermedi.
John bir adım yaklaştı.
"Juliet."
Tiger'ın yüzünde tanıma yoktu.
Ya da çok iyi saklıyordu.
"Juliet Marlowe."
Tiger:
"Gazeteci değil."
"Arşiv çalışanı."
Sessizlik.
"Öldü."
"Biliyorum."
John'un çenesi gerildi.
"Nereden?"
"Şehirde haber oldu."
Bu doğruydu.
John soruyu değiştirdi.
"Onu sen mi öldürdün?"
Tiger cevap vermek için düşünmedi.
"Hayır."
"Adamların?"
"Hayır."
John bir an sustu.
Bu kadar net cevap beklemiyordu.
"İnanmamı mı bekliyorsun?"
"Hayır."
Tiger pencerenin önünden ayrıldı.
Masaya yaklaştı.
"Benim için fark etmez."
John:
"Bir şey biliyorsun."
"Bazı şeyler."
"Ne?"
Tiger:
"Bırakman gerektiğini."
John yüzünü buruşturdu.
"Beni geçen gün arayan sendin."
Tiger ilk kez gerçekten şaşırmış göründü.
"Ne araması?"
"Northline'ı araştırmayı bırak."
Tiger birkaç saniye John'a baktı.
"Ben değildim."
"Adamlarından biri."
"Hayır."
John sessiz kaldı.
Tiger devam etti:
"Ben seni bırakman için buraya çağırdım."
"Fark ne?"
"Ben yüzüne söylüyorum."
John bu cevaptan hoşlanmadı.
Ama not etti.
"Kim aradı?"
"Bilmiyorum."
John kısa bir nefes verdi.
Tiger:
"Bu kelimeyi sevmiyorsun."
"Son zamanlarda fazla duyuyorum."
"Alış."
John:
"Sen kimin için çalışıyorsun?"
Tiger gülümsedi.
"Ben kendim için çalışıyorum."
"Yalan."
Gülümseme kaybolmadı.
John devam etti:
"Northline emir veriyor. Tigris taşıyor."
Tiger'ın bakışları biraz sertleşti.
"Bunu kim söyledi?"
"Önemli değil."
"Senin için isimler önemliydi."
John karşılık vermedi.
Tiger:
"Sen beni zincirin sonu sanıyorsun."
"Değil misin?"
"Hayır."
"Kim?"
Tiger başını iki yana salladı.
"Yanlış soru."
John sinirlendi.
"İkinci kez duyuyorum bunu."
"Demek hâlâ öğrenmemişsin."
John:
"Doğru soru ne?"
Tiger masanın kenarına yaslandı.
"Şehirde güçlü olmakla güvende olmak aynı şey değildir."
John:
"Bu cevap değil."
"Cevaba en yakın şey."
"Kimden korkuyorsun?"
Tiger'ın yüzündeki sakinlik ilk kez biraz değişti.
"Kimden korktuğumu değil..."
Kısa bir duraklama.
"...kimden korkmam gerektiğini bana kimin öğrettiğini sorman daha iyi olur."
John birkaç saniye onu izledi.
"Kim öğretti?"
Tiger gülümsedi.
"Şimdi daha iyi."
"Cevap?"
"Yok."
John ellerini sıkmadı.
Bağırmadı.
Sadece ona baktı.
Tiger:
"İlk gelişinde olsaydın şimdi masaya vururdun."
John:
"İlk gelişim bu."
Tiger:
"Beni anladın."
John bunu not etti.
"Juliet'in ölümü hakkında ne biliyorsun?"
Tiger:
"Yanlış insanlara fazla yaklaştı."
"Kim?"
"Bilmiyorum."
John'un yüzü sertleşti.
Tiger devam etti:
"Bana inanmamanı anlıyorum."
"Güzel."
"Ama bazen bir suçlunun bilmediği şey gerçekten vardır."
John:
"Ravenhill boş mu?"
Bu soru Tiger'ı hazırlıksız yakaladı.
Çok kısa.
Ama yeterliydi.
John bunu gördü.
Tiger cevap vermedi.
John:
"Demek değil."
Tiger:
"Bunu ben söylemedim."
"Gerek yok."
Tiger bir süre John'a baktı.
"Sen durmayı bilmiyorsun."
John'un içinde bir şey gerildi.
Juliet'in annesi.
Aynı gün söylediği cümle.
John:
"Bunu herkes söylüyor."
"Belki herkes haklıdır."
"Sen neden umursuyorsun?"
Tiger:
"Umursamıyorum."
"Öyleyse beni niye çağırdın?"
Tiger bu kez cevap vermeden önce düşündü.
"Çünkü bazen bir insanın sınırı, bir başkasının problemi olur."
John anlamadı.
"Ne demek?"
"Sen kaybetmeden durmayacaksın."
John'un sesi düştü.
"Kaybettim."
Oda sessizleşti.
Tiger ilk kez John'a suç patronu gibi değil, yalnızca bir adam gibi baktı.
Sonra:
"Evet."
dedi.
John bunun üzerine söyleyecek bir şey bulamadı.
Görüşme beş dakikadan uzun sürdü.
Çıkarken Tiger kapının yanında seslendi.
"John."
John döndü.
"Bir dahaki sefere yalnız gelme."
John kaşlarını çattı.
"Beni tek çağırdın."
"Bu sefer."
Sessizlik.
"Bir dahaki sefer farklı olabilir."
John cevap vermeden çıktı.
Telefonunu geri aldı.
Ekranda Kevin'den on iki cevapsız arama vardı.
John kulüpten çıkınca ilk arayan Kevin oldu.
"Senin plan anlayışın korkunç."
John:
"Telefonu aldılar."
"Bunu tahmin etmedik mi?"
"Evet."
"Ve sen içeri girdin."
"Evet."
Kevin iki sokak ileriden yürüyerek geliyordu.
Yüzünde öfke vardı.
John:
"Konuştu."
Kevin yanına ulaştı.
"Ne söyledi?"
John her şeyi anlattı.
Northline.
Ravenhill tepkisi.
Uyarı aramasının Tiger'dan gelmemesi.
Juliet'i öldürmediğini söylemesi.
Zincir.
Korku.
Kevin sonuna kadar dinledi.
"İnanıyor musun?"
John birkaç saniye düşündü.
"Bazı yerlerde."
"Hangisi?"
"Ravenhill'i biliyor."
"Evet."
"Benden daha fazlasını."
"Muhtemelen."
"Uyarı araması ona ait olmayabilir."
Kevin:
"Neye dayanarak?"
"Şaşırdı."
"Rol yapmış olabilir."
John sustu.
"Olabilir."
Kevin ona baktı.
John:
"Ne?"
"Bir şey yok."
John devam etti:
"Juliet'i öldürmediğini söyledi."
Kevin:
"Bu kanıt değil."
"Biliyorum."
"Tiger'ın korkuyor görünmesi de gerçek korku olduğu anlamına gelmez."
John:
"Biliyorum."
Kevin birkaç saniye sessiz kaldı.
"Bugün çok kolay anlaşıyoruz."
John:
"Alışma."
İkisi arabaya doğru yürüdü.
John arkasına dönüp Tigris Club'a baktı.
Northline artık bir kapıydı.
Tigris başka bir kapı.
Tiger ise kapının arkasındaki adam değil, önünde duran adamlardan yalnızca biriydi.
En azından John artık bunu düşünüyordu.
Kesin bilmiyordu.
Bu kez onu rahatsız etmedi.
Sarı zarf yoktu.
Yeni belge yoktu.
Juliet'in katilinin adı da yoktu.
Ama ilk kez karşısındaki en güçlü görünen adamın da bir şeyden korktuğunu görmüştü.
Bu cevap değildi.
Yine de yön gösteriyordu.
John arabaya bindi.
Kevin motoru çalıştırırken:
"Bir daha tek başına içeri girmiyorsun."
John:
"Bunu bana mı söylüyorsun, kendine mi?"
Kevin yüzünü ona çevirdi.
"İkimize."
John hafifçe başını salladı.
Şimdilik bu da yeterdi.