Bölüm 4 — Son Söz
Juliet o sabah Ravenhill'i aramamaya karar verdi.
Kararı saat 09.12'ye kadar sürdü.
Arşivdeki masasının başına oturmuş, normal iş listesini açmıştı.
1914 belediye bütçeleri.
Eski ulaşım fotoğrafları.
1972 doğum kayıtlarının dijital indeks kontrolü.
Hiçbiri Ravenhill değildi.
Bu iyiydi.
Arthur Holloway'ın önceki gün söylediklerini de düşünmeyecekti.
Ravenhill'i arama.
Eve git. Bir baba olarak söylüyorum.
Juliet yaklaşık on dakika boyunca gerçekten çalıştı.
Sonra fark etti.
Ravenhill'i aramamasının nedeni profesyonel dikkat değildi.
Korkmuştu.
Bunu fark etmek hoşuna gitmedi.
Yeni sekme açtı.
Arama kutusuna yazdı:
RAVENHILL SAĞLIK ARAŞTIRMALARI EK BİNASI
Sonuçlar geldi.
Bu kez doğrudan kısıtlı arşiv kaydına basmadı.
Herkese açık belediye envanterinden başladı.
İnşa: 1974
Kullanım amacı: Kamu Sağlığı Araştırmaları
Resmî kapanış: 1994
Gerekçe: bütçe kesintisi / yapısal bakım ihtiyacı
Juliet kaşlarını çattı.
Bir binanın iki farklı nedenle kapanmış olması mümkündü.
Ama "bütçe" ile "yapısal bakım" birbirinden farklı şeylerdi.
Personel listesini açtı.
Doktorlar.
Araştırma görevlileri.
İdari çalışanlar.
Bir isim dikkatini çekti.
Dr. Miriam Voss — Araştırma Koordinasyonu
Juliet ayrı sekmede ismi aradı.
Eski Veyron State University kayıtları çıktı.
Miriam Voss — Cellular Adaptation Research
Bir yayın.
Sonra başka bir kayıt.
Adres eskiydi.
Bir telefon numarası artık kullanılmıyordu.
Juliet geri döndü.
Ravenhill'in taranmış yapı dosyalarından birini açtı.
Bu dosya engellenmedi.
Eski plan.
Laboratuvar bölümleri.
Depolar.
Personel odaları.
Sağ alt köşede sembol vardı.
Bir daire.
Dört çizgi.
Juliet'in eli farede durdu.
Sonra sembolün altındaki kodu gördü.
AX-01
Küçük defterini çıkardı.
Yazdı:
AX-01
Altına:
Şirket? Birim? Yetki?
Kendisi de emin değildi.
Bunu özellikle soru işaretiyle bıraktı.
John görse hoşuna giderdi.
Ya da fazla soru sormaya başlardı.
Muhtemelen ikisi de.
Juliet, Miriam Voss'un üniversitede kalan eski iletişim kaydını buldu.
E-posta adresi hâlâ aktif görünüyordu.
Yeni mesaj açtı.
Bir süre boş ekrana baktı.
Sonra yazdı:
Dr. Voss,
Veyron City Public Archives'da çalışıyorum. Ravenhill Health Research Annex ile ilgili bazı eski kayıtları incelerken adınıza rastladım. Kısa bir görüşme yapmamız mümkün mü?
Mesajın altına adını ekledi.
Gönder tuşunun üzerinde bekledi.
John olsaydı doğrudan gönderirdi.
Bunu düşündü.
Sonra kendisine kızdı.
Her kararını John'la kıyaslamak zorunda değildi.
Mesajı gönderdi.
Cevap on üç dakika sonra geldi.
Juliet bunu görünce ilk kez gerçekten tedirgin oldu.
Bu kadar hızlı beklemiyordu.
Mesaj yalnızca üç satırdı.
Bu konuyu arşiv sistemleri üzerinden konuşmayın.
Bugün 17.30. Hartley Café, Bell Street.
Tek başınıza gelin.
Juliet ekranı birkaç saniye izledi.
Sonra ilk yaptığı şey mesajın ekran görüntüsünü almak oldu.
İkinci yaptığı şey John'a mesaj açmaktı.
Northline'la ilgili garip bir şey buldum.
Yazdı.
Okudu.
Silmedi.
Telefon elinde kaldı.
Sonra dün akşam John'un gözlerini düşündü.
Northline dediği anda nasıl değiştiğini.
Bir şey yakaladığında bütün dünyayı kapattığını.
Ve kendisinin de tam olarak aynı şeyi yaptığını fark etti.
Mesajı sildi.
Önce görüşecekti.
Sonra anlatacaktı.
Bu kararın mantıklı olduğuna kendisini ikna etti.
"Ne yapıyorsun?"
Holloway'ın sesi arkasından geldiğinde Juliet telefonu masaya bıraktı.
"Çalışıyorum."
Adam ekrana baktı.
Miriam Voss'un e-postası hâlâ açıktı.
Juliet bunu kapatmaya yetişemedi.
Holloway'ın yüzü değişti.
Bu kez küçük değildi.
"Miriam'la iletişim kurdun."
Juliet sandalyesinde döndü.
"Bunu nereden biliyorsunuz?"
Adam ekrana baktı.
"Görüyorum."
"Hayır."
Juliet ayağa kalktı.
"Ben mesajı daha yeni aldım. Siz niye Miriam Voss ismini görür görmez böyle tepki verdiniz?"
Holloway çevredeki masalara baktı.
Kimse onları dinlemiyordu.
"Ofisime gel."
"Hayır."
"Juliet."
"Burada konuşabiliriz."
Adam bir süre onu izledi.
Sonra sesini alçalttı.
"Ravenhill dosyalarını bırakmanı söyledim."
"Niye?"
"Çünkü bunlar senin işin değil."
"Arşivdeki kayıtlar benim işim."
"Bazıları değil."
Juliet birkaç saniye sustu.
"Bazı dosyalar burada tutulmuyor mu?"
Holloway'ın bakışları sertleşti.
"Arşiv kayıtlarının hepsi arşive ait değildir."
Juliet bu cümleyi anlamaya çalıştı.
"Ne demek o?"
Adam cevap vermedi.
"Birisi sisteminizi kullanıyor."
Sessizlik.
"Holloway."
"Bilmiyorum."
"Yalan söylüyorsunuz."
Adam ilk kez öfkelenmedi.
Yorgun göründü.
"Bildiğim şeylerin çoğu işine yaramaz."
"Buna ben karar vereyim."
Holloway başını iki yana salladı.
"İşte yapamayacağın şey bu."
Juliet ona baktı.
"AX-01 ne?"
Adamın gözleri bir an Juliet'in defterine indi.
Bu yeterliydi.
"Tanıyorsunuz."
"Hayır."
"Az önce baktınız."
"Çünkü yazdın."
"Ne olduğunu biliyor musunuz?"
"Hayır."
Juliet bu sefer emin olamadı.
Belki gerçekten bilmiyordu.
"John Northline'ı araştırıyor."
Holloway'ın yüzü tekrar kapandı.
"Bunu bana söyleme."
"Zaten biliyordunuz."
"Juliet."
"Onu da mı izliyorlar?"
Adamın çenesi gerildi.
"Ben kimseyi izlemiyorum."
"Kim izliyor?"
"Bilmiyorum."
"Peki sistemde neden bazı dosyalar uyarı veriyor?"
Holloway uzun süre cevap vermedi.
Sonra:
"Çünkü birileri öyle ayarlamış."
"Kim?"
"Bilsem bile burada söylemezdim."
Juliet:
"Size ne yaptılar?"
Adam bu kez gözlerini kaçırdı.
Juliet'in sesi yumuşadı.
"Gerçekten soruyorum."
Holloway birkaç saniye sessiz kaldı.
"Bazen bir yerde çok uzun süre çalışırsın."
Juliet bekledi.
"Sonra o yerin sana ait olmadığını anlarsın."
"Bu cevap değil."
"Biliyorum."
Juliet artık adamın korktuğundan emindi.
Ve korkunun nereden geldiğini bilmemek, onu daha da rahatsız ediyordu.
Holloway tekrar e-posta ekranına baktı.
"Miriam'la buluşma."
Juliet hemen:
"Neden?"
"Git."
"Niye?"
Adam cevap vermedi.
Juliet başını salladı.
"Beni korumaya çalışıyorsanız hiçbir şey söylemeyerek çok kötü yapıyorsunuz."
Bu cümle Holloway'a dokundu.
"Biliyorum."
Juliet bunu beklemiyordu.
Holloway devam etti:
"Eve git."
"Dün de söylediniz."
"Bugün de söylüyorum."
"Yönetici olarak mı?"
Adam birkaç saniye baktı.
"Hayır."
Juliet çantasını aldı.
Holloway rahatlamış gibi oldu.
Sonra Juliet:
"17.30'da bir görüşmem var."
Adamın yüzü düştü.
Juliet yürümeye başladı.
Yanından geçerken durdu.
"Size ne yaptılarsa..."
Holloway ona baktı.
"...bir başkasına olmasına yardım etmeyin."
Juliet cevap beklemeden uzaklaştı.
Hartley Café, şehir merkezindeki yüzlerce küçük kafeden biriydi.
Bunun Juliet'in hoşuna giden tarafı buydu.
Özel görünmüyordu.
İnsanların gizli buluşma yaptığı bir yere de benzemiyordu.
Saat 17.24'te içeri girdi.
Miriam Voss arka taraftaki masalardan birindeydi.
Fotoğraflarda olduğundan daha yaşlı görünüyordu.
Gri saç.
Koyu palto.
Önünde dokunulmamış çay.
Juliet yanına geldi.
"Miriam Voss?"
Kadın hemen elini kaldırdı.
"Telefon."
Juliet durdu.
"Ne?"
"Masaya koy."
Juliet telefonu çıkardı.
Miriam:
"Ekranı aşağı."
Juliet yaptı.
"Şimdi?"
"Şimdi otur."
Juliet karşısına geçti.
Miriam onu birkaç saniye inceledi.
"Tek geldin."
"Öyle istediniz."
"İyi."
"Niye?"
Miriam doğrudan cevap vermedi.
Juliet:
"Ravenhill."
"E-postada yazmamanı söyledim."
"Şu anda e-posta değil."
Miriam'ın yüzünde çok küçük bir gülümseme belirdi.
"Juliet, değil mi?"
"Evet."
"Arşivde ne buldun?"
Juliet hemen her şeyi anlatmadı.
"Kuzey Hat kaydı."
Miriam'ın bakışı değişti.
"Başka?"
"Northline."
Sessizlik.
"Sembol."
Miriam çay bardağına baktı.
Juliet:
"AX-01."
Bu kez tepki açıktı.
Miriam:
"Onu nerede gördün?"
"Ravenhill planında."
"Başka yerde?"
Juliet:
"Önce siz."
Miriam uzun süre ona baktı.
"İyi."
"Ne iyi?"
"Her cevabı vermiyorsun."
Juliet omuz silkti.
"John'dan bulaştı."
Miriam:
"John kim?"
Juliet birkaç saniye durdu.
"Bunun önemi yok."
"Gazeteci."
Juliet'in yüzü değişti.
Miriam devam etti:
"Veyron Chronicle."
"Beni araştırdınız."
"Evet."
"E-postadan sonra?"
"Evet."
"Bu kadar kısa sürede?"
Miriam cevap vermedi.
Juliet:
"John'u tanıyor musunuz?"
"Hayır."
"Emin misiniz?"
Miriam'ın gözleri bir an masaya indi.
"Belki sizin kadar değil."
Juliet bu cümleden hiç hoşlanmadı.
"Ne demek o?"
"Şimdilik hiçbir şey."
Juliet sandalyesinde geriye yaslandı.
"Beni buraya siz çağırdınız."
"Evet."
"Sonra hiçbir şey söylemiyorsunuz."
Miriam nefes verdi.
"Çünkü ne kadarını söylemenin seni daha güvende tutacağını bilmiyorum."
Juliet:
"Bilgi vermemek güvenlik değil."
"Bazen."
"Hayır."
Miriam ona baktı.
Juliet devam etti:
"Benim neyi bilip bilmemem gerektiğine siz karar verirseniz bu korumak olmuyor."
Miriam'ın yüzünde çok kısa bir pişmanlık göründü.
"Bu konuda haklısın."
Juliet bunu beklemiyordu.
"Öyleyse anlatın."
Miriam çayından ilk kez bir yudum aldı.
"Ravenhill resmî olarak 1994'te kapandı."
"Biliyorum."
"Tam olarak kapanmadı."
Juliet sessizleşti.
"Şimdi kullanılıyor mu?"
Miriam doğrudan cevap vermedi.
"Ravenhill adı artık önemli değil."
"Bina?"
"O da olmayabilir."
"Ne demek?"
"Yerler değişir."
Miriam masaya baktı.
"İsimler de."
Juliet Northline'ı düşündü.
"Northline bir şirket değil mi?"
Miriam:
"Kâğıtta öyle."
"Gerçekte?"
Kadın birkaç saniye düşündü.
"Bir adres gibi düşün."
"Adres?"
"Emirlerin gideceği bir yer."
"Kimden?"
Miriam başını iki yana salladı.
"Bilmiyorum."
Juliet kaşlarını çattı.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
"Yıllarca Ravenhill'de çalıştınız."
"Evet."
"Ve kimin için çalıştığınızı bilmiyorsunuz."
"Bir üniversite, şehir sağlık kurumu ve birkaç özel fon üzerinden çalıştığımı sanıyordum."
"Sanıyordunuz?"
"Başta."
Juliet'in sesi biraz düştü.
"Orada ne yapıyordunuz?"
Miriam parmaklarını fincanın çevresinde birleştirdi.
"Bugün bunu anlatmayacağım."
Juliet sinirlendi.
"Yine mi?"
"Çünkü burada bunu anlatamam."
"Nerede anlatacaksınız?"
Miriam ona baktı.
"Umarım hiçbir yerde anlatmak zorunda kalmam."
Juliet'in yüzü sertleşti.
"İnsanlara yardım ettiğinizi düşündünüz."
Miriam durdu.
"Ne?"
Juliet onun ifadesinden çıkarmıştı.
"Öyle değil mi?"
Miriam cevap vermedi.
Bu kez sessizlik yeterliydi.
Juliet:
"Sonra ne oldu?"
"Yanıldığımızı anladım."
"Ne kadar?"
Miriam'ın gözleri Juliet'e döndü.
"Yeterince."
Juliet cevap istemeye devam edecekti.
Ama Miriam başını iki yana salladı.
"Bugün değil."
Juliet buna rağmen durmadı.
"AX-01?"
Miriam:
"Bir şirket kodu değil."
"Ne?"
"Ben öyle bilmiyordum."
"Ne kodu?"
"Yetki olabilir. Birim olabilir. Emir seviyesi olabilir."
"Olabilir mi?"
"Evet."
"Bilmiyorsunuz."
"Hayır."
Juliet bu kez öfkesini bastırdı.
John olsa tam burada masaya yaslanıp on ayrı soru sorardı.
Bu düşünce istemeden yüzüne küçük bir gülümseme getirdi.
Miriam fark etti.
"Ne?"
"Hiç."
"Northline'ı araştırmayı bırak," dedi Miriam.
Juliet hemen:
"Niye?"
"Çünkü yanlış yere bakıyorsun."
"Az önce önemli olduğunu söylediniz."
"Önemli."
"Öyleyse?"
Miriam biraz öne eğildi.
"Şirketin kendisine bakmayı bırak."
Juliet bekledi.
"Satın aldığı yerlere bak."
"Binalara."
"Hayır."
Miriam'ın sesi daha düşüktü.
"Altlarına."
Juliet bir an hiçbir şey söylemedi.
Black Hollow.
Eski tramvay hatları.
Ravenhill.
Kuzey Hat.
"Altyapı."
Miriam cevap vermedi.
Ama yüzü yeterliydi.
Juliet defterine uzanmadı.
Bu konuşmayı masada not almak istemedi.
"John bunu da araştırıyor."
Miriam'ın yüzü sertleşti.
"Onu bunun dışında tut."
Juliet hemen:
"Hayır."
"Juliet."
"Benim de bunu bırakmamı söylüyorsunuz. Şimdi John'u da çıkarıyorsunuz."
"O durmayı bilmiyor."
Juliet'in yüzünde küçük bir değişim oldu.
"Onu tanımadığınızı söylemiştiniz."
"Gazeteci olduğunu biliyorum."
"Bu başka."
Miriam sustu.
Juliet:
"Onu kim izliyor?"
"Bilmiyorum."
"Beni?"
Miriam doğrudan:
"Olabilir."
Juliet sandalyesine yaslandı.
Bu cevap dürüst olduğu için daha rahatsız ediciydi.
Miriam devam etti:
"Buradan çıkınca doğrudan John'a git."
Juliet şaşırdı.
"Bir dakika önce ona anlatma diyordunuz."
"Fikrimi değiştirdim."
"Neden?"
Miriam birkaç saniye sessiz kaldı.
"Çünkü zaten çok ileri gittin."
Juliet:
"Bu hiç rahatlatıcı değil."
"Olmasını amaçlamadım."
Miriam çantasını aldı.
"Arşive dönme."
"Eşyalarım orada."
"Yarın al."
"Niye?"
"Juliet."
Miriam ilk kez onun adını gerçekten rica eder gibi söyledi.
"Bugün gitme."
Juliet ona baktı.
"Orada ne olacak?"
"Bilmiyorum."
"Bunu bilmeden mi söylüyorsunuz?"
"Evet."
Juliet birkaç saniye düşündü.
Sonra:
"Tamam."
Miriam ayağa kalktı.
Juliet de.
Kapıya giderken Miriam durdu.
"John'a her şeyi anlat."
Juliet:
"Her şeyi mi?"
"Bildiğin her şeyi."
Kadın kafeden çıktı.
Juliet arkasından bakarken bunun mantıklı bir konuşma olmadığını düşündü.
Bir saat önce onu susturmaya çalışan kadın şimdi John'a gitmesini söylüyordu.
Korkmuştu.
Holloway da.
İkisi birbirini tanıyor muydu?
Bilmiyordu.
Saatine baktı.
18.19.
Arşive dönmeyecekti.
Sonra masasında kalan çantasının iç cebini hatırladı.
Kuzey Hat referanslarının basılı kopyaları oradaydı.
Ve Holloway.
Onunla tekrar konuşmak istiyordu.
Juliet dışarı çıktı.
Doğrudan John'a gitmesi gerekiyordu.
Bunun yerine arşive döndü.
Kendisine yalnızca beş dakika süreceğini söyledi.
Beş dakika sürmedi.
Masanın başına geçtiğinde ilk fark ettiği şey açık bıraktığı ekranın kapanmış olduğuydu.
Sisteme yeniden giriş yaptı.
Ravenhill araması.
Sonuç yok.
Miriam Voss yazışması.
Gönderilen kutusunda görünmüyordu.
Juliet'in nefesi değişti.
E-postanın ekran görüntüsü telefonunda vardı.
Ama arşiv sistemindeki kayıt gitmişti.
Kuzey Hat.
K-24.
Yok.
Juliet defterini çıkardı.
Hızla yazdı:
Northline = şirket olmayabilir.
Yerleri takip et. Altlarına bak.
Ravenhill resmî olarak kapalı, gerçekte?
Miriam Voss korkuyor. Holloway da.
Bir an durdu.
Son satır:
John'a hepsini anlat.
Telefonunu çıkardı.
Mesaj yazdı.
Seninle önemli bir şey konuşmam lazım. Yüz yüze.
John'un cevabı bir dakika içinde geldi.
Northline?
Juliet istemeden gülümsedi.
Bir kısmı. Gelince anlatırım.
John:
Neredesin?
Arşivden çıkıyorum.
Bir süre sonra:
Dikkatli gel.
Juliet:
Niye?
John:
Yağmur başlayacak.
Juliet pencereye baktı.
Hava açıktı.
Sen mi söylüyorsun bunu?
John:
Meteoroloji.
Juliet:
Belgeler yalan söyler.
John:
Bunu hâlâ bırakmadın mı?
Juliet:
Hayır.
Mesaj ekranına baktı.
Başka bir şey yazmak istedi.
Belki:
Seni seviyorum.
Bu cümle ona gereksiz derecede ciddi geldi.
Akşam görüşeceklerdi.
Söylerdi.
Telefonu cebine koydu.
Holloway koridorun sonunda duruyordu.
Juliet çantasını omzuna taktı.
Adam bir şey söylemedi.
Juliet yanından geçerken durdu.
"Dosyalar siliniyor."
Holloway'ın yüzü değişmedi.
"Biliyorum."
Juliet ona döndü.
"Kim?"
"Bilmiyorum."
"Artık buna inanmak zor."
"Ben de biliyorum."
Juliet bir süre yüzüne baktı.
"Beni durdurmaya çalıştınız."
"Evet."
"Niye?"
Adamın gözleri yorulmuştu.
"Çünkü bazen yapılabilecek tek şey o."
Juliet başını iki yana salladı.
"Hayır."
Holloway:
"Belki sen haklısın."
Bu cevap Juliet'in öfkesini bozdu.
Kapıya yöneldi.
Sonra arkasına döndü.
"John'a bir şey olursa..."
Holloway ona baktı.
Juliet cümlenin devamını bulamadı.
Tehdit etmek istemiyordu.
Zaten adamın asıl sorun olmadığını hissediyordu.
"Boş ver."
Holloway:
"Juliet."
Juliet durdu.
Adam söylemek istediği şeyi söylemedi.
"Eve git."
Juliet hafifçe gülümsedi.
"Bu sefer gerçekten gidiyorum."
Saat 18.42'de binadan çıktı.
John restorana erken geldi.
18.46.
Bu, Juliet'le tanıştığından beri büyük ihtimalle ilk kez oluyordu.
Masaya oturdu.
Telefonunu çıkardı.
19.26'daki bilinmeyen aramanın ekran görüntüsü hâlâ galerisindeydi.
Bu akşam anlatacaktı.
Northline'ı bırakması için uyarıldığını.
Elliot'a söylediğini.
Juliet'e söylemediğini.
Ve bunun aptalca olduğunu.
Saat 18.58.
Juliet yoktu.
19.03.
John mesaj attı.
Neredesin?
Cevap gelmedi.
19.06.
Aradı.
Telefon çaldı.
Açılmadı.
John önce rahatsız olmadı.
Juliet bazen yürürken telefonunu çantasına atardı.
19.12.
Yeniden aradı.
Cevap yok.
19.18.
Artık rahatsızdı.
Arşivi aradı.
Güvenlik görevlisi birkaç dakika kontrol etti.
"Juliet Marlowe mu?"
"Evet."
"18.42'de çıkmış."
"Yalnız mı?"
"Görüntüde öyle."
John sandalyesinden kalktı.
"Ne tarafa?"
"Onu buradan göremiyorum."
Telefonu kapattı.
Juliet'in annesini aradı.
"John?"
"Juliet eve geldi mi?"
Sessizlik.
"Hayır. Seninle değil mi?"
John'un midesi sıkıştı.
"Hayır."
İlk polis memuru 20.03'te geldi.
John bundan çok daha uzun sürdüğünü düşündü.
Memur soruları rutin biçimde sordu.
Yaşı?
Yirmi dört.
Sağlık sorunu?
Bilinen yok.
Daha önce haber vermeden ortadan kayboldu mu?
Hayır.
Tartıştınız mı?
Hayır.
Telefonu açık mı?
Çalıyor ama cevap vermiyor.
Memur not aldı.
"Yetişkin. Birkaç saatlik gecikme tek başına—"
John:
"Birkaç saat değil."
Memur başını kaldırdı.
"Henüz iki saat."
"Buluşmaya gelecekti."
"Plan değiştirmiş olabilir."
"Değiştirse söyler."
Memur cevap vermeden başka bir adam yaklaştı.
Sivil kıyafet.
Kırklı yaşlarının sonu.
Kimliğini gösterdi.
"Dedektif Kevin Hale."
John ilk kez adını duydu.
Kevin memura:
"Mesajlar?"
John telefonunu uzattı.
Kevin okudu.
Seninle önemli bir şey konuşmam lazım. Yüz yüze.
"Ne hakkında?"
John:
"Northline."
Kevin:
"Şirket?"
"Evet."
"Başka?"
John bir saniye durdu.
Bu kez saklamadı.
"Dün biri beni aradı."
Kevin başını kaldırdı.
"Kim?"
"Bilmiyorum."
"Ne dedi?"
"Northline'ı araştırmayı bırak."
Kevin telefonu John'a geri verdi.
"Bunu neden başta söylemedin?"
John sustu.
Memur da ona baktı.
John:
"Bağlantılı olduğundan emin değildim."
Kevin:
"Şimdi?"
John birkaç saniye düşündü.
"Daha az emin değilim."
Kevin'in yüzünde çok hafif bir değişim oldu.
"Tamam."
John:
"Bu ne demek?"
"Demek ki kontrol edeceğiz."
İlk görüntüler arşiv binasından geldi.
Juliet 18.42'de ana kapıdan çıkıyordu.
Yalnızdı.
Telefonuna bakıyordu.
John ekrana o kadar dikkatli bakıyordu ki Kevin sonunda:
"Görüntüden ne çıkarmaya çalışıyorsun?"
"Bir şey."
"Ne?"
"Bilmiyorum."
Kevin başını salladı.
"Güzel."
John ona baktı.
Kevin:
"Bildiğimiz şeyi bildiğimiz yerde tutalım."
John ilk kez bu adamın nasıl çalıştığını anladı.
"Ne biliyoruz?"
"18.42'de tek başına çıktı."
"Sonra?"
"Bilmiyoruz."
Yakındaki iki belediye kamerasından biri o saatlerde bakım hatası vermişti.
Diğerinin kaydında kısa kesintiler vardı.
John hemen:
"İkisi de aynı anda mı bozulmuş?"
Kevin:
"Tam aynı anda değil."
"Yakın."
"Evet."
"Normal mi?"
"Olabilir."
John yüzünü çevirdi.
Kevin devam etti:
"Şu anda beni sevmemen normal."
"Kim söyledi sevmediğimi?"
Kevin ekranı işaret etti.
"Yüzün."
John birkaç saniye sustu.
Juliet bu cevabı severdi.
Bunu düşündüğü için kendisine kızdı.
Arşive döndüklerinde Holloway hâlâ binadaydı.
Kevin onu ayrı odada sorguladı.
John dışarıda bekledi.
On beş dakika sonra Kevin çıktı.
"Ravenhill'i araştırmış."
John hemen doğruldu.
"Juliet?"
"Evet."
"Ne bulmuş?"
"Dosyaya erişememiş."
"Başka?"
"Eski çalışan Miriam Voss'la iletişim."
John'un kalbi hızlandı.
"Kim?"
Kevin ismi tekrar söyledi.
John:
"Juliet bana söylemedi."
Kevin ona baktı.
John bunu söylerken kendi uyarı telefonunu hatırladı.
O da söylememişti.
"Ne zaman görüştüler?"
"Henüz bilmiyoruz."
Holloway odadan çıktı.
John önüne geçti.
"John."
Holloway onu gerçekten tanıyordu.
Bu kez inkâr edemezdi.
"Juliet nerede?"
Adamın yüzünde korku vardı.
"Bilmiyorum."
"Ravenhill ne?"
"Bilmiyorum."
John bir adım yaklaştı.
Kevin hemen araya girmedi.
"Northline?"
Holloway:
"John, gerçekten—"
"Juliet'i kim izliyordu?"
Adam sustu.
John:
"Sen mi?"
"Hayır."
Cevap hızlıydı.
"Kim?"
"Bilmiyorum."
John artık bu kelimeden nefret ediyordu.
Kevin sonunda:
"John."
John geri çekildi.
Kevin Holloway'a döndü.
"Dosya erişim uyarıları kime gidiyor?"
"Yönetici hesaba."
"Kim kullanıyor?"
Holloway birkaç saniye durdu.
"Resmî sistem yöneticisi Edward Mills."
Kevin not aldı.
"Burada mı?"
"Hayır."
"Nerede?"
Holloway gözlerini indirdi.
"Üç yıl önce emekli oldu."
Kevin kalemini durdurdu.
"Yani uyarıların gittiği hesap emekli bir çalışana ait."
"Evet."
"Kim kullanıyor?"
Holloway:
"Bilmiyorum."
Bu sefer John değil, Kevin rahatsız görünüyordu.
Juliet'in çalıştığı bilgisayarda son etkinlikler kontrol edildi.
Ravenhill.
Miriam Voss.
Kuzey Hat.
Bazı geçici kayıtların 18.44'te silindiği görünüyordu.
Juliet binadan iki dakika önce çıkmıştı.
John:
"O yapmadı."
Kevin:
"Öyle görünüyor."
"Biri hesabına girdi."
"Ya da otomatik sistem."
John ona baktı.
Kevin:
"İkisini ayırmamız gerekiyor."
John cevap vermedi.
Telefon şirketinden gelen ilk konum bilgisi gecikmeli ulaştı.
Juliet'in telefonu 19.00'dan sonra Güney Geçidi bölgesindeki bir baz istasyonuna bağlanmıştı.
Kevin haritaya baktı.
"Restoranın ters yönü."
John:
"Niye oraya gitsin?"
"Bilmiyoruz."
John gözlerini kapattı.
Kevin hemen:
"Bu cevap şu anda can sıkıcı ama gerekli."
John ona baktı.
"Bunu sürekli mi yapıyorsun?"
"Ne?"
"Belki. Bilmiyoruz. Olabilir."
Kevin çok hafif gülümsedi.
"Mesleki kusur."
Güney Geçidi'ne vardıklarında saat 22.00'ye yaklaşıyordu.
Bölge eski servis yolları ve kullanılmayan yaya tünelleriyle doluydu.
John polislerin arama yaptığı alanın kenarında duruyordu.
Bir memur siyah bir çanta buldu.
John uzaktan tanıdı.
Juliet'in.
Koşmak istedi.
Kevin kolundan tuttu.
"Bekle."
"Onun."
"Biliyorum."
Çantanın birkaç metre ilerisinde kırılmış telefon bulundu.
John artık hiçbir şey söylemedi.
Arama alanı genişletildi.
Dakikalar geçti.
Sonra Kevin'in telefonu çaldı.
John onun yüzüne baktı.
Kevin cevap verdi.
Dinledi.
Hiçbir şey söylemeden telefonu kapattı.
John:
"Ne?"
Kevin yaklaşmadı.
John'un sesi yükseldi.
"Ne?"
Kevin birkaç saniye bekledi.
"Onu bulduk."
John'un boğazı kurudu.
"Yaşıyor mu?"
Kevin cevap vermedi.
Bu sessizlik yeterliydi.
Sonra:
"Üzgünüm."
John etrafındaki bütün seslerin uzaklaştığını hissetti.
Ambulans.
Polis.
Araçlar.
Kimse onu tutmadı.
Kimse "sakin ol" demedi.
John olduğu yerde kaldı.
Ne kadar süre geçtiğini bilmiyordu.
Ertesi gün ilk değerlendirme kısa oldu.
Yüksekten düşme sonucu ölüm.
Kaza ihtimali dışlanamıyor.
John kâğıdı Kevin'in elinde gördü.
"İnanıyor musun?"
Kevin cevap vermeden önce düşündü.
"Buna karar verecek kadar kanıtımız yok."
John:
"Bu cevap değil."
"Benim cevabım bu."
"İki kamera."
"Kesintiler."
"Bilgisayar kayıtları."
"Evet."
"Telefonu restoranın ters yönünde."
"Evet."
"Holloway."
"Evet."
John'un sesi yükseldi.
"Bunların hepsi tesadüf mü?"
Kevin:
"Olabilir."
John bir anda ayağa kalktı.
Kevin de kalktı ama geri çekilmedi.
"Bunu nasıl söylersin?"
"Çünkü benim işim inanmak istediğim şeyle bildiğim şeyi ayırmak."
John ona baktı.
Kevin devam etti:
"Şu anda ben de bunun basit bir kaza olduğuna inanmıyorum."
John'un öfkesi biraz durdu.
"Ama?"
"Ama bunu kanıtlamak başka."
John yüzünü çevirdi.
Kevin'in sesi yumuşadı.
"Eğer birisi ona bir şey yaptıysa bulmak istiyorum."
John:
"Ben de."
Kevin:
"O zaman acele edip elimizde olmayan bir cevabı gerçek yapma."
John cevap vermedi.
Akşam eski tramvay durağına gitti.
Tek başına.
Metal kutuyu çıkardı.
Bu sefer kapağı açarken eli titriyordu.
Belgeleri kontrol etti.
Sembol olan sayfa yoktu.
John bütün kâğıtları yeniden baktı.
Bir kez.
İki.
Yok.
Kutunun iç yüzeyinde ise yeni kazınmış işaret duruyordu.
Daire.
Dört çizgi.
Parmağını çizginin üzerine koymadı.
Sadece baktı.
Yedi yıl önce olsaydı belgeleri yerine bırakırdı.
Bakmak başka. Almak başka.
John bütün kalan kâğıtları topladı.
Çantasına koydu.
Bu kez aldı.
Kutuyu boş şekilde tekrar yerine itti.
Sonra bankta oturdu.
Cebinden kırmızı plastik parçayı çıkardı.
Avucuna koydu.
Juliet'in on yaşındaki sesi aklına geldi.
En önemli olanları saklarsın.
John parçayı sıkmadı.
Sadece tuttu.
Telefonundaki notlar uygulamasını açtı.
Yazdı:
Black Hollow
Northline
Ravenhill
Miriam Voss
AX-01
Sembol
Bir süre durdu.
Sonra en üste tek kelime ekledi.
Juliet
John o gece neyi kanıtlayacağını bilmiyordu.
Kimin peşinden gideceğini de.
Juliet'in neden öldüğünü bilmiyordu.
Ama artık bunu yalnızca yayımlanacak bir haber olarak göremeyeceğini biliyordu.
Bu, işleri kolaylaştırmıyordu.
Tam tersine.
Yine de elindeki tek başlangıç buydu.
John kırmızı parçayı cebine koydu.
Defteri kapattı.
Ve ilk kez bir soruyu kaybolmasın diye değil, bir insan kaybolduğu için yazdığını fark etti.