İçeriğe geç

Bölüm 14 - Zincirin İlk Halkası

Bölüm 14 — Zincirin İlk Halkası

"Sekiz yıl kadar önce başladı."

Tiger'ın sesi hangarda ilk kez tehdit gibi gelmiyordu.

John sandalyede kıpırdamadı.

Tiger masanın üzerinde duran sigara paketini açtı, bir tane çıkardı ama yakmadı.

"Ne başladı?"

"Benim bu işin içine girmem."

"Kim soktu?"

Tiger kısa bir süre düşündü.

"Bir avukat."

John hemen:

"Adı?"

"Martin Greaves."

John telefonu çıkarmadı.

Ezberledi.

"Yaşıyor mu?"

"Hayır."

"Ne oldu?"

"Kalp krizi."

John'un yüzündeki ifadeyi görünce Tiger devam etti:

"Gerçekten."

"Emin misin?"

"Doktor değildim."

"Şüpheli miydi?"

"Hayır."

John sustu.

Tiger:

"Veyron'daki her ölüm birilerinin planı değil."

John:

"Son zamanlarda oran biraz yüksek."

Tiger ilk kez çok hafif güldü.

"Doğru."

John:

"Greaves sana ne teklif etti?"

"İlk başta sıkıcı işler."

"Ne kadar sıkıcı?"

"Depo güvenliği. Araç. Gece vardiyası. Yük taşıma."

"Ne yükü?"

"İlk zamanlarda gerçekten yük."

Tiger sigarayı parmaklarının arasında çevirdi.

"Sonra insanlar."

John'un çenesi gerildi.

"Ravenhill?"

"Adını bilmiyordum."

"Ne biliyordun?"

"Bir yerden bir yere götürülmeleri gerektiğini."

"İsteyerek mi?"

Tiger birkaç saniye sessiz kaldı.

"Bazen."

John:

"Bazen değil?"

"Evet."

John öne doğru eğildi.

"Ve yine de yaptın."

Tiger ona baktı.

"Evet."

Mazeret gelmedi.

John neredeyse bunu tercih ettiğini fark etti.

"Niye?"

"Para."

John bir an durdu.

Tiger devam etti:

"Sonra korku."

"Hangisi daha çok?"

"Başta para."

Tiger gözlerini kaçırmadı.

"Sonra korku."

Greaves'in getirdiği işler büyüdükçe Tigris de büyümüştü.

Tiger bunu anlatırken kendisini olduğundan daha önemsiz göstermeye çalışmıyordu.

Yeni depolar.

Güvenlik sözleşmeleri.

Liman erişimleri.

Gece taşımaları.

Bazı belediye ihalelerinin taşeronlukları.

John:

"Northline."

Tiger:

"İsimlerden biriydi."

"Bir şirket değil."

"Kâğıtta şirket."

"Gerçekte?"

Tiger omuz silkti.

"Bir ara yüz."

John kaşlarını çattı.

"Ne demek?"

"Bir iş gelir. Belgede Northline görünür. Ödeme başka şirketten çıkar. Araç başka şirketindir. Yetki kodu başkadır."

"AX."

Tiger'ın yüzü yine çok az değişti.

"Bazen."

"AX ne?"

"Bilmiyorum."

John birkaç saniye ona baktı.

Tiger:

"Bu kez rol yapmıyorum."

"Yıllarca iş yaptın."

"Evet."

"Ve açılımını hiç öğrenmedin."

"Hayır."

"Merak etmedin mi?"

"Ettim."

"Sonra?"

Tiger sigarayı masaya bıraktı.

"Bir süre sonra bazı soruların cevabının fiyatı olduğunu öğreniyorsun."

John:

"Ne fiyatı?"

Tiger:

"Bazen iş."

Bir saniye.

"Bazen daha fazlası."

"Bir sevkiyatı reddettim."

John'un bakışı sertleşti.

Tiger bunu beklemeden devam etti.

"Yaklaşık altı yıl önce."

"Ne vardı?"

Tiger cevap vermeden önce uzun süre masaya baktı.

"Çocuklar."

John'un eli sandalyenin kenarında durdu.

"Kaç?"

"Sekiz."

"Nereye?"

"Bilmiyorum."

"Ne için?"

"Bilmiyorum."

John'un sesi sertleşti.

"Ve bunu bilmemen rahatlatıcı mı?"

"Hayır."

Tiger'ın cevabı hemen geldi.

John sustu.

"Reddettim."

"Sonra?"

"Ertesi gün iki depom kapatıldı."

John bekledi.

"Üç adamım gözaltına alındı."

"Suçları var mıydı?"

Tiger başını hafifçe yana eğdi.

"Evet."

John:

"Öyleyse bunun misilleme olduğunu nereden biliyorsun?"

Tiger'ın yüzünde çok kısa bir memnuniyet belirdi.

"İşte gazeteci."

John cevap vermedi.

Tiger devam etti:

"Çünkü altı ay boyunca kimsenin dokunmadığı dosyalar aynı sabah açıldı. Aynı gün şehir sözleşmem iptal edildi."

"Bu yine kanıt değil."

"Hayır."

"Başka?"

Tiger birkaç saniye sustu.

"Ailemin fotoğrafları."

John'un yüzü değişti.

"Evlerinin önünde."

Tiger parmaklarını birbirine geçirdi.

"Birinin arabaya bindiği. Birinin marketten çıktığı. Birinin okul kapısında beklediği."

John:

"Çocuğun var mı?"

Tiger ona baktı.

"Bu soruyu cevaplamayacağım."

Cevabı yine de bir şey söylüyordu.

"Sonra devam ettin."

"Evet."

"Çocuk sevkiyatına?"

"Hayır."

"Başka sevkiyatlara."

"Evet."

John birkaç saniye Tiger'a baktı.

"Bunu anlatınca daha iyi görünmüyorsun."

"Biliyorum."

"İyi."

Tiger başını salladı.

"Bir kere hayır demek, yüz kere evet demiş olmayı silmiyor."

John cevap vermedi.

Çünkü bunu kendisinin söylemesi daha kolay olurdu.

Tiger'ın söylemesi işleri karıştırıyordu.

İnsanların ya tamamen iyi ya tamamen kötü olması daha kolaydı.

Ama şehir uzun zamandır John'a bu kolaylığı vermiyordu.

"Juliet."

Tiger'ın yüzü yeniden kapandı.

John devam etti:

"Öldüğü gece sana gelen emir."

Tiger sandalyesinde biraz geriye yaslandı.

"21.32."

John hemen:

"Dosyada 21.40."

"Ekibin varış saati."

John bunu not etti.

"Emir neydi?"

"Güney Geçidi. Servis Tüneli 4."

Tiger parmaklarıyla masaya üç kez hafifçe vurdu.

"Kameraları kapatın."

John sustu.

"Alanı temizleyin."

John'un elleri gerildi.

"Kişisel eşyaları toplayın."

"Ceset?"

Tiger birkaç saniye John'a baktı.

"Evet."

John'un başının arkasında baskı başladı.

Görüntü.

Tiger masanın arkasına düşüyor.

John üstünde.

Bir yumruk.

Bir tane daha.

Başka görüntü.

John Tiger'ın boğazını tutuyor.

Başka.

John sandalyeden kalkmıyor.

Görüntüler dağıldı.

John'un başı zonkladı.

Tiger bunu fark etti.

"Beni öldürdüğünü mü gördün?"

John:

"Bir ihtimal."

"Güzel mi görünüyordu?"

John ona baktı.

"Hayır."

Tiger çok hafif gülümsedi.

"En azından dürüstsün."

John'un sesi alçaldı.

"Adamların Juliet'in cesedine dokundu."

"Evet."

"Eşyalarını aldı."

"Evet."

"Telefonunu parçaladı."

"Benim ekibim zaten hasarlı olan telefonu topladı."

John hemen:

"Zaten?"

Tiger:

"Evet."

"Demek ilk ekip—"

"Biz gelmeden önce oradaydı."

"Kim?"

"Bilmiyorum."

John öne eğildi.

"Yalan söylüyorsun."

Tiger'ın sesi değişmedi.

"Hayır."

"Sekiz yıl boyunca onlar için iş yaptın."

"Bir katmanı için."

"Kim vardı?"

"İki araçlık ekip."

"Kaç kişi?"

"Tam sayıyı bilmiyorum."

"Üniforma?"

"Hayır."

"Polis?"

"Hayır."

"Nasıl eminsin?"

Tiger bir süre düşündü.

"Polis gibi çalışmıyorlardı."

John:

"Bu hiçbir şey söylemiyor."

"Doğru."

John cevap bekledi.

Tiger:

"Biz geldiğimizde alan zaten kapalıydı. Juliet ölmüştü. Birileri bizden önce içeride çalışmıştı."

"Ne yapmış?"

"Bilmiyorum."

"Tiger."

"Gerçekten bilmiyorum."

John ellerini masanın altında birleştirdi.

Kendi görüntüsünün etkisi hâlâ geçmemişti.

Tiger:

"Ben ölüm emrini almadım."

John sustu.

"Öldürme emri de."

"Temizleme emri aldın."

"Evet."

"Ve yaptın."

"Evet."

John:

"Bunu söylerken utanmıyor musun?"

Tiger birkaç saniye düşündü.

"Utanmak, yaptığım şeyi değiştirmiyor."

John:

"Pişmanlık?"

"Bazı geceler."

"Bu gece?"

Tiger yüzünü ona çevirdi.

"Bu gece hayatta kalmaya çalışıyorum."

"Juliet Miriam'la buluştuktan sonra ne oldu?"

Tiger'ın yüzü çok az değişti.

John bunu gördü.

"Biliyorsun."

"Bir kısmını."

"Anlat."

Tiger sandalyesinden kalktı.

John da refleksle doğrulacakken kendisini durdurdu.

Tiger birkaç metre ilerideki metal dolaba gitti.

İçinden eski bir klasör çıkardı.

John'un başı yine gerildi.

Ama görüntü gelmedi.

Tiger klasörü masaya koydu.

"Aç."

John hemen uzanmadı.

"Sen aç."

Tiger gülümsedi.

"İlerleme."

Klasörü açtı.

İçinde birkaç kopya takip formu vardı.

John fotoğraflarda Juliet'i gördü.

Hartley Café.

Sokak.

Arşiv.

"Bunlar 2B'deki kayıtlarda da vardı."

"Bir kısmı."

John:

"Takibi sen yapmadın."

"Hayır."

"Kim?"

"Bilmiyorum."

"Bu cevap ne kadar rahat."

Tiger sabrını kaybetmedi.

"Takip raporu bana ölümden sonra geldi."

"Niye?"

"Temizlik işinin neye ait olduğunu bilmek istedim."

"Meraktan?"

"Sigorta."

John Leon'ı düşündü.

"Yani kopya çıkardın."

"Leon çıkardı."

"Emrin dışında."

"Evet."

John sayfaları çevirdi.

18.42.

Arşiv.

18.49.

Miriam.

Sonraki bazı satırlar eksikti.

Tiger:

"Juliet kafeden çıktıktan sonra gözlem ekibi değişiyor."

John başını kaldırdı.

"Ne?"

"İlk takip aracı çekiliyor."

"Sonra?"

"Başka araç devreye giriyor."

"Kim?"

"Kimlik yok."

"Plaka?"

"Yok."

"Sonra ne oluyor?"

Tiger'ın sesi alçaldı.

"Onu alıyorlar."

John'un bütün vücudu gerildi.

"Kim?"

"Onlar."

"Kim onlar?"

Tiger bu kez kızdı.

"Bilmiyorum."

John masaya vurmadı.

Ama sesi yükseldi.

"Bana 'onlar' deyip durma."

"Çünkü sana verebileceğim daha iyi bir isim yok."

"Northline."

"Değil."

"AX."

"Bir kod."

"Devlet?"

"Bilmiyorum."

"Polis?"

"Hayır."

"Bundan eminsin."

"Evet."

"Neden?"

Tiger John'a baktı.

"Çünkü böyle bir şey olduğunda polisin ne kadarını satın alman gerektiğini biliyorum."

John sustu.

Tiger devam etti:

"Bunların satın almaya ihtiyacı olmuyordu."

Bu cümle John'un içine oturdu.

"Ne demek?"

"Erişimleri vardı."

"Nereye?"

"Gereken yere."

"Belediye sistemleri?"

"Bazen."

"Polis?"

"Bazen."

"Arşiv?"

Tiger:

"Muhtemelen."

John Holloway'ı düşündü.

Silinen hesapları.

Adrian'ın merkez nezaretinden çıkarılışını.

Ama bir kez daha bütün teşkilatı, bütün şehri tek bir yapıya çevirmedi.

Erişimleri vardı.

Bu kadarını biliyordu.

"Black Hollow."

Tiger:

"Ne olmuş?"

"İnsanları neden çıkardınız?"

"Biz çıkarmadık."

"Northline."

"Northline evrakta vardı."

"Peki sebep?"

Tiger önündeki eski şehir planını açtı.

John haritayı tanımıyordu.

"Binalar değil."

John hemen:

"Altları."

Tiger yüzünü kaldırdı.

"Demek sonunda buldun."

"Juliet buldu."

Bu cümleyi özellikle düzeltti.

Tiger başını salladı.

"Eski servis hatları."

"Ne için?"

"Taşıma."

"İnsan?"

"Bazen."

"Madde?"

"Bazen."

"Ravenhill?"

"Hatların bir kısmı oraya çıkıyordu."

John:

"Eski tramvay durağı?"

Tiger birkaç saniye baktı.

"Old Veyron hattı mı?"

John başını salladı.

"Olabilir."

John bundan hoşlanmadı.

"Bilmiyorsun."

"Hayır."

Tiger haritadaki bazı çizgileri gösterdi.

"Ben bütün şehri bilmiyorum. Bana kullanılan bölümler verildi."

John:

"Juliet bunun ne kadarını buldu?"

Tiger:

"Leon'ın bıraktığı izin çoğunu."

"Leon nerede?"

Tiger'ın yüzünde yine aynı kapanma.

"Bilmiyorum."

"Sen öldürmedin."

"Hayır."

"Kim aldı?"

"Bilmiyorum."

John nefes verdi.

Tiger:

"Bunu söyledikçe daha az etkileyici oluyorum, farkındayım."

John:

"İlk kez hoşuma gidiyor."

Tiger masadan başka bir kâğıt aldı.

"Leon bir hata yaptı."

John:

"Ne?"

"Şirket isimlerini takip etmeye devam etti."

"Sonra?"

"İsimlerin değiştiğini gördü."

"Northline'dan önce?"

"Evet."

"Sonra?"

"Northline'dan sonra da."

John'un dikkati keskinleşti.

Tiger:

"Bir binayı başka şirket alıyor. Altı ay sonra şirket kapanıyor. Yetki başka isme geçiyor. Ama aynı tünel kullanılmaya devam ediyor."

John:

"Yani şirket önemli değil."

Tiger:

"Sonunda."

"Peki ne önemli?"

Tiger masadaki sembole benzeyen küçük eski bir baskıyı gösterdi.

Daire.

Dört çizgi.

John'un bakışı göğsüne indi.

"Bu."

Tiger başını salladı.

"Hayır."

John kaşlarını çattı.

"Az önce—"

"Bu onların değil."

John sustu.

Tiger devam etti:

"Bunu ilk kez onların dosyasında görmedim."

"Nerede?"

"Eski belediye geçitlerinde."

John'un kalbi hızlandı.

"Ne kadar eski?"

"Benim bu işten önce gördüğüm kadar."

"Ne anlama geliyor?"

"Bilmiyorum."

John sinirlendi.

Tiger:

"Ben tarihçi değilim."

"Bunu söylemeyi seviyorsun."

"Çünkü bana sürekli yüz yıllık altyapı soruyorsun."

John sembolü düşündü.

On yaşındayken belediye belgesindeydi.

Ravenhill'deydi.

Tiger'ın kayıtlarında.

Ve şimdi kendi göğsündeydi.

"Birileri sonradan sahiplendi."

Tiger:

"Evet."

"Kim?"

Tiger bir süre cevap vermedi.

"Bu sorunun cevabını hiç öğrenmedim."

John:

"Greaves?"

"Bilmiyordu."

"Leon?"

"Belki son yıllarında bir kısmını."

"Juliet?"

Tiger:

"Belki ondan da fazla."

John'un yüzü değişti.

"Ne demek?"

"Juliet, Leon'ın bittiği yerde devam etmiş."

"B-17?"

Tiger bir an tamamen durdu.

John bunu yakaladı.

"Ne?"

Tiger gözlerini ondan ayırmadı.

"Bu kodu nereden duydun?"

John:

"Duymadım."

Sessizlik.

Tiger'ın kendi yüzü, yaptığı hatayı ele vermişti.

John:

"B-17 ne?"

Tiger cevap vermedi.

"Tiger."

"Sonra."

"Hayır."

John masaya doğru eğildi.

"Şimdi."

Tiger'ın sesi sertleşti.

"Bir anda her şeyi almak istiyorsun."

"Çünkü insanlar cevap vermeden ölüyor."

Tiger ona baktı.

Bu cümle odada beklenenden uzun kaldı.

Sonunda:

"Eski Adliye."

John'un yüzü değişti.

"Ne var orada?"

"Leon orada bir şey buldu."

"Ne?"

"Tam bilmiyorum."

"Yine."

"John."

Tiger ilk kez yorgun görünüyordu.

"Bana her şeyi anlatmadı."

John bunu kabul etmek istemedi.

Ama Leon, Tiger'a karşı da kayıt tutuyorsa mantıklıydı.

"Juliet de buldu mu?"

"İzi."

"Ne izi?"

"Eski altyapı kayıtlarının ortak arşivini."

John:

"B-17."

Tiger başını hafifçe salladı.

"Bir isim var."

John'un nefesi durdu.

Tiger gözlerini ona dikti.

"Ne?"

"Aracı."

John hemen öne eğildi.

"Kim?"

"Greaves öldükten sonra aynı kişi birkaç kez devreye girdi."

"Adı?"

Tiger cevap vermedi.

John bu kez sesini yükseltmedi.

"Bunu bana söylemek için mi çağırdın?"

"Hayır."

"Ben geldim."

"Evet."

"Öyleyse söyle."

Tiger masanın kenarına baktı.

İlk kez gerçekten tereddüt ediyordu.

"Bu kişiyi en son iki yıl önce gördüm."

"Erkek?"

"Evet."

"Adı?"

Tiger nefes aldı.

"Adı—"

Işıklar söndü.

Karanlık bir anda geldi.

Tavandaki uğultu kesildi.

Hangarın dışından bağırışmalar duyuldu.

John ayağa kalktı.

Başının arkasında görüntü patladı.

Bir gölge.

Metal parıltı.

Tiger yana dönüyor.

Başka görüntü.

John kapıya koşuyor.

Dışarıdan silah sesi.

Başka.

Tavan hattında kısa bir ışık.

Görüntüler dağıldı.

Gerçek karanlıkta bir ses duyuldu.

Kısa.

Sert.

Sonra bir bedenin masaya çarpması.

"Tiger!"

John telefonunu çıkardı.

Feneri açtı.

Tiger yerdeydi.

John hemen yanına çömeldi.

Ne olduğunu ayrıntısıyla anlamaya çalışmadı.

Tiger'ın gömleğinde koyu bir leke büyüyordu.

Nefesi düzensizdi.

John kapıya baktı.

Gölge yoktu.

Yalnızca karanlık.

Peşinden koşmak istedi.

Tiger bileğini tuttu.

"Gitme."

John ona döndü.

"Kim yaptı?"

Tiger cevap vermedi.

"Aracının adı ne?"

Tiger nefes almaya çalıştı.

"Eski..."

John yaklaştı.

"Ne?"

"Adliye."

"B-17?"

Tiger gözlerini çok hafif kapattı.

"Leon..."

"Ne bıraktı?"

"Dosya."

John:

"Nerede?"

Tiger'ın parmakları zayıflıyordu.

"Alt..."

"Ne alt?"

"Zemin."

John anlamaya çalıştı.

"Kasada mı?"

Tiger çok hafif başını salladı.

John:

"Aracının adı."

Tiger dudaklarını hareket ettirdi.

Bir hece çıktı.

John duyamadı.

"Tekrar."

Tiger zorlandı.

Bir ses daha.

Bu kez ilk harf gibi.

Belki isim.

Belki değil.

Tam o sırada dışarıdan başka bir ses geldi.

John istemsizce başını çevirdi.

Tekrar Tiger'a döndüğünde adamın gözleri kapanmıştı.

"Hayır."

John omzuna dokundu.

"Tiger."

Adam tekrar çok hafif nefes aldı.

"Sembol..."

John eğildi.

"Ne?"

"Onların..."

John:

"Değil. Biliyorum."

Tiger'ın gözleri John'un göğsüne indi.

"Daha... eski."

"Kim sahiplendi?"

Tiger cevap vermedi.

John:

"Beni neden izliyorlar?"

Tiger'ın bakışı tekrar John'un yüzüne döndü.

Bir an için gerçekten korkmuş görünüyordu.

"Onlar..."

John yaklaştı.

"...seni..."

"Ne?"

"...bekliyordu."

John'un nefesi durdu.

"Ravenhill'de mi?"

Tiger'ın eli gevşedi.

John:

"Kim bekliyordu?"

Cevap gelmedi.

"Tiger."

Hiçbir şey.

John iki parmağını boynuna götürdü.

Nabız bulmakta zorlandı.

"Kevin!"

Kevin birkaç saniye sonra hangara girdi.

Elinde tabanca yoktu.

Artık taşımıyordu.

Ama girişte Tiger'ın adamlarından aldığı bir silahı yere bıraktırmıştı.

"John!"

"Burada."

Kevin yanına çömeldi.

Tiger'a baktı.

Sonra John'a.

"Ne oldu?"

"Işık gitti."

"Kim yaptı?"

"Görmedim."

Kevin Tiger'ı kontrol etti.

Bir süre sonra yüzündeki ifade değişti.

John bunu anladı.

"Öldü mü?"

Kevin cevap vermeden önce kısa süre bekledi.

"Evet."

John birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

Öfke gelmedi.

En azından ilk anda.

Garip bir boşluk geldi.

Bir dakika önce bu adamı kendi elleriyle öldürdüğü ihtimalleri görmüştü.

Yapmamıştı.

Şimdi Tiger yine de yerdeydi.

Bu ona zafer gibi gelmedi.

Hiçbir şey tamamlanmış değildi.

Tam tersine.

John ayağa kalktı.

"Peşlerinden gideceğim."

Kevin:

"Hayır."

"Buradalar."

"Bilmiyorsun."

"Az önce—"

"John."

Kevin ayağa kalktı.

"Ne gördün?"

John durdu.

"Gölge."

"Gerçekte?"

"Görmedim."

"Yön?"

"Bilmiyorum."

"Kaç kişi?"

"Bilmiyorum."

John yumruğunu sıktı.

"Bir isim söyleyecekti."

Kevin:

"Biliyorum."

"Her seferinde—"

"Hayır."

John ona baktı.

Kevin'in sesi sertti.

"Bunu kalıba sokma."

"Ne?"

"Her cevap yaklaşınca biri ölüyor diye hikâye yazma."

John bir şey söyleyecekken durdu.

Kevin devam etti:

"Bu saldırı planlı görünüyor."

"Evet."

"Bunu kanıtlarız."

"Ve sonra?"

"Sonra bildiğimiz şeyi söyleriz."

John yüzünü başka tarafa çevirdi.

Öfkesi hâlâ oradaydı.

Kevin bunu gördü.

"Öfke kötü değil."

John ona baktı.

Kevin:

"Karar vermeyi ona bırakırsan kötü."

John birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Sonra:

"Bunu senden çalacağım."

Kevin:

"Önce buradan sağ çık."

Hangarın yedek jeneratörü devreye girmedi.

Kevin bunu fark etti.

Dışarıdaki Tigris çalışanlarından biri:

"Normalde otomatik çalışır."

John:

"Bugün çalışmadı."

Adamın yüzü solgundu.

"Ben... bilmiyorum."

Kevin jeneratör bölümünü buldu.

John telefon fenerini tuttu.

Ana panelin yanında yeni görünen küçük siyah bir modül vardı.

Kevin eğildi.

"Bunu tanımıyorum."

John fotoğraf çekti.

"Kablolar yeni."

"Evet."

Modülün üzerinde üretici etiketi yoktu.

Sadece seri numarası.

Kevin:

"Uzaktan kesme sistemi olabilir."

John:

"Olabilir."

"Bu kez güçlü bir olabilir."

John ona baktı.

"İltifat mı?"

"Hayır."

John tekrar fotoğraf çekti.

Işıkların gitmesi tesadüf değildi.

En azından bunu söyleyebilecek fiziksel neden vardı.

Tigris'in adamları kaçmamıştı.

Bu John'u şaşırttı.

Üçü de dışarıdaydı.

Biri yere oturmuştu.

Diğerinin elleri titriyordu.

Üçüncü, telefonuyla birilerini aramaya çalışıyordu.

John yanlarına çıktı.

"Kim geldi?"

Hiçbiri cevap vermedi.

Kevin:

"Kaç araç?"

Adamların biri:

"İki."

John:

"Gördün mü?"

"Farları."

"İnsan?"

"İki... belki üç."

"Belki?"

Adam öfkeyle ona baktı.

"Her şey karanlıktı."

John sustu.

Haklıydı.

"Plaka?"

"Yok."

Kevin:

"Nasıl yok?"

"Kapalıydı."

John:

"Kapalı plaka mı?"

Adam başını salladı.

Kevin:

"Nereye gittiler?"

"Güney çıkışı."

John hemen o tarafa baktı.

Otuz saniye.

Belki bir dakika.

Kendisinin hızıyla yakalayabilirdi.

Belki.

Görüntü gelmedi.

Yön dışında hiçbir bilgi yoktu.

John bir adım attı.

Sonra durdu.

Adrian'ı düşündü.

Gri palto.

Van.

Paspas.

Bu kez karanlığa koşmadı.

Tiger'ın adamı ona baktı.

John:

"Neden burada kaldınız?"

Adam yüzünü çevirdi.

"Gidecek yer yok."

John:

"Ne demek?"

Adam uzun süre cevap vermedi.

Sonra:

"Patron onlardan korkuyordu."

John sustu.

Adamın sesinde hayranlık yoktu.

Sadece kabullenme.

"Tiger herkesi korkutuyordu," dedi John.

Adam:

"Evet."

Bir an.

"Onlar Tiger'ı korkutuyordu."

Lena geldiğinde gece yarısını geçmişti.

Bu kez polis aracıyla.

Arkasından olay yeri ekibi geliyordu.

John hâlâ koyu gri kıyafetin içindeydi.

Yüzü açıktı.

Lena araçtan iner inmez onu gördü.

Bir saniye durdu.

Sonra göğsündeki sembole baktı.

"Demek gerçekten sensin."

John:

"Sanırım artık bunu inkâr etmek zor."

Lena:

"Biraz."

Kevin yanlarına geldi.

"Tiger öldü."

Lena'nın yüzündeki mizah tamamen kayboldu.

"John?"

Kevin hemen:

"Hayır."

John:

"Konuşuyorduk."

Lena ona baktı.

"Konuşurken mi oldu?"

"Işıklar gitti."

"Silah?"

"Bende yok."

Lena Kevin'e baktı.

Kevin başını salladı.

"Doğru."

"Tiger ne söyledi?"

John:

"Çok şey."

Lena:

"Bu bir ifade olacak."

"Biliyorum."

"Ve bu kıyafetle çıkıp basına konuşmayacaksın."

John:

"Planlamıyordum."

Lena birkaç saniye onu izledi.

"Gelişme."

John yüzünü Kevin'e çevirdi.

"Bu hastalık bulaşıcı."

Olay yeri ekibi masanın çevresini kontrol ederken bir görevli:

"Burada zemin farklı."

dedi.

John dönüp baktı.

Tiger'ın çalışma masasının altında metal zeminin bir bölümü diğerinden birkaç ton daha koyuydu.

Kevin hemen:

"Kimse dokunmasın."

Lena ekibi çağırdı.

Panel kaldırıldığında altında küçük bir gömme kasa ortaya çıktı.

John Tiger'ın son sözünü hatırladı.

Alt.

Zemin.

Kasa polis prosedürüyle açıldı.

İçinde para yoktu.

Silah yoktu.

İki klasör.

Ve katlanmış eski şehir planı.

İlk dosya ödeme kayıtlarıydı.

Lena kenara koydu.

İkinci klasörün kapağında yalnızca:

B-17

John'un kalbi hızlandı.

Kevin bunu gördü.

"Bekle."

John:

"Bir şey yapmıyorum."

"Yüzün yapıyor."

Lena klasörü eldivenle açtı.

İlk sayfa:

VEYRON CITY ESKİ ADLİYE

Bodrum planı.

Kırmızı kalemle işaretlenmiş bir oda.

ARŞİV B-17

Altında el yazısı:

Leon burada başladı. J.M. de aynı izi bulmuş olabilir.

John:

"Juliet."

Kevin:

"Evet."

Lena ikinci sayfayı çevirdi.

Ortada yalnızca dört sayı:

01 / 04 / 24 / 09

John:

"Bunlar ne?"

Kimse bilmiyordu.

Sonraki not:

B-17 temizlenmedi. Emir geldi, ama Tiger uygulamadı.

John Tiger'ın cesedinin bulunduğu hangara baktı.

Adamın bir şeyi neden sakladığı artık daha anlamlıydı.

Sigorta.

Her zaman sigorta.

Lena bir başka küçük kâğıt çıkardı.

Eski hatlar / Adliye altı

Leon — fiziksel kopya

Sembol şirketten önce

John göğsündeki işarete baktı.

Tiger'ın söylediğiyle aynı.

Bu kez yazılıydı.

Lena:

"Bu sembol ne?"

John:

"Henüz tam bilmiyoruz."

Lena:

"Sen göğsüne koymuşsun."

John:

"Evet."

"Ne olduğunu bilmeden."

"Evet."

Lena birkaç saniye baktı.

"Bunu sonra tartışacağız."

John:

"Çok kişi sırada."

Chronicle'ın eski baskı deposuna döndüklerinde saat üçü geçmişti.

Daniel uyuyordu.

Miriam masada tek başına oturuyordu.

Tiger'ın öldüğünü duyunca şaşırmadı.

Bu John'un dikkatini çekti.

"Korkmuyorsun."

Miriam:

"Korkuyorum."

"Şaşırmadın."

"Hayır."

John karşısına oturdu.

"Neden?"

Miriam birkaç saniye düşündü.

"Çünkü yıllarca üstümdeki insanların hataları affetmediğini gördüm."

"Tiger hata mı yaptı?"

"Seninle konuştu."

John sessiz kaldı.

Kevin masaya B-17 fotoğrafını koydu.

Miriam inceledi.

"Tanıyor musun?"

"Hayır."

"AX?"

"Yok."

John:

"01 / 04 / 24 / 09?"

Miriam uzun süre baktı.

"Denek kodlarına benzemiyor."

"Ravenhill?"

"Hayır."

"Ne olabilir?"

"Arşiv serileri. Hatlar. Bina numaraları."

John:

"Bilmiyorsun."

Miriam başını salladı.

"Hayır."

John bu cevaptan artık eskisi kadar rahatsız olmadığını fark etti.

Miriam eski adliye planına baktı.

"Ravenhill'de bazı altyapı dosyaları yer adıyla değil, eski şehir referanslarıyla tutulurdu."

Kevin:

"Yani bunlar birbirine bağlanan kayıtlar olabilir."

"Olabilir."

John:

"Sembol."

Miriam ona baktı.

"Tiger bunun eski belediye altyapısından geldiğini söyledi."

Miriam'ın yüzü değişti.

"Bu mantıklı olabilir."

"Neden?"

"Ravenhill'in bazı servis girişlerinde sembol vardı. Biz onu yetki işareti sanıyorduk."

"Yanlış mıydınız?"

"Bilmiyorum."

John kısa bir nefes verdi.

Miriam:

"Bir işaret zaman içinde yeni anlam kazanabilir."

Kevin:

"Önce belediye, sonra başka kullanım."

"Evet."

John göğsündeki sembole baktı.

"Bunu yarın öğreniriz."

Kevin hemen:

"Hayır."

John yüzünü kaldırdı.

"Ne?"

"Yarın araştırırız."

"Fark?"

"Büyük."

John çok hafif gülümsedi.

Marcus'ı sabah aradılar.

Kevin hoparlörü açtı.

"B-17."

Hattın diğer tarafında uzun bir sessizlik oldu.

Sonra Marcus:

"Leon."

John:

"Ne biliyorsun?"

"Bir kez bahsetti."

"Ne dedi?"

"Eski Adliye'nin altında bir arşiv olduğunu."

John:

"B-17?"

"Numara söyledi mi hatırlamıyorum."

"Ne arşivi?"

"Şehrin eski servis kayıtları."

Kevin:

"Ne kadar eski?"

"Seksenlerden önce."

John hemen:

"Juliet de istedi."

Marcus:

"Evet."

John doğruldu.

"Ne zaman?"

"Ölmeden önceki haftalarda."

"Ne arıyordu?"

"Eski altyapı hatlarını."

"Niye?"

Marcus kısa bir süre sustu.

"Northline binaları."

John:

"Binaların kendisi değil."

"Evet."

"Altı."

Marcus:

"Evet."

John'un önündeki sayıların anlamı hâlâ yoktu.

Ama yön artık daha netti.

"Leon B-17'de ne buldu?"

"Bilmiyorum."

John:

"Juliet?"

"Bana adliyede bir şey bulduğunu söyledi."

"Ne?"

"Emin olmadan anlatmayacağını."

John gözlerini kapatmadı.

Juliet'in kendi notunu hatırladı.

John'a anlat. Önce doğrula.

Marcus:

"John."

"Ne?"

"Tiger öldüyse o arşiv güvende olmayabilir."

John:

"Biliyorum."

"Koşma."

John birkaç saniye sustu.

"Koşmayacağım."

Marcus:

"Buna güvenmek istiyorum."

John:

"Ben de."

Chronicle'a döndüklerinde Maya hâlâ gelmemişti.

Elliot ise gelmişti.

John saati gösterdi.

"Sen uyuyor musun?"

Elliot:

"Bunu bana sen soramazsın."

B-17 dosyasının kopyalarını önüne koydular.

Elliot ilk sayfayı okudu.

Sonra John'a baktı.

"Gidiyoruz."

John:

"Hayır."

Oda sessizleşti.

Elliot kaşını kaldırdı.

Kevin bir şey söylemedi.

John devam etti:

"Önce ne olduğunu bulacağız."

"Eski Adliye'de."

"Evet."

"Juliet'in ziyaret kayıtları."

"Evet."

"01, 04, 24, 09."

"Evet."

"Yasal giriş?"

John:

"Önce onu."

Elliot sandalyesine yaslandı.

"Sen kimsin?"

John:

"Çok komik."

Kevin:

"Ben memnunum."

John ona baktı.

"Bunu da bırak."

Elliot:

"Tiger ölmeden önce ne dedi?"

John'un yüzündeki mizah kayboldu.

"Onlar seni bekliyordu."

Sessizlik.

Elliot:

"Kim?"

"Bilmiyorum."

"Ravenhill?"

"Belki."

John hemen ekledi:

"Bilmiyoruz."

Kevin ona baktı.

John:

"Ne?"

"Hiç."

Gün ağarmaya başladığında John Chronicle'ın çatısına çıktı.

Kıyafeti hâlâ üzerindeydi.

Göğsündeki sembol ilk kez sabah ışığında görünüyordu.

Daire.

Dört çizgi.

Artık birilerine meydan okumak için taktığı bir işaret gibi gelmiyordu.

Daha çok bir soru gibi.

Kevin kapıyı açıp yanına geldi.

Bir süre konuşmadılar.

Aşağıda Veyron City normal sabahına hazırlanıyordu.

Otobüsler.

Teslimat araçları.

İlk kahve dükkânları.

Tiger birkaç saat önce ölmüştü.

Şehir için bu büyük haber olacaktı.

John içinse daha tuhaf bir şeydi.

Onu öldürmek istemişti.

En azından bir an.

Görüntülerde yapmıştı da.

Ama gerçekte yapmamıştı.

"Onu öldürebilirdim," dedi.

Kevin korkuluğa yaslandı.

"Evet."

"Çok kolay."

"Muhtemelen."

John ellerine baktı.

"Sonra başka biri yaptı."

Kevin cevap vermedi.

John:

"Bir yanım buna üzülmemem gerektiğini söylüyor."

"Üzülmek zorunda değilsin."

"Rahatlamadım da."

"İyi."

John ona baktı.

Kevin:

"Ölmesi sana bir şey kazandırmadı."

"Cevapları kaybettik."

"Bazılarını."

John aşağıdaki şehre baktı.

"Ben onu öldürmedim çünkü iyi biri olduğunu düşündüğüm için değil."

"Biliyorum."

"Yaşamasını hak ettiğine karar verdiğim için de değil."

Kevin başını salladı.

John:

"Benim kararım olmaması gerektiği için."

Kevin birkaç saniye sessiz kaldı.

"İşte fark o."

John'un başı hafifçe ağrıyordu.

Ama görüntü yoktu.

"Onlar beni bekliyordu."

Kevin:

"Tiger öyle söyledi."

"Çocukluk dosyası."

"Henüz görmedik."

"Daniel söyledi."

"Evet."

"Ravenhill kapısı."

"Birisi açtı."

John yüzünü Kevin'e çevirdi.

"Belki beni seçtiler."

Kevin cevap vermeden önce düşündü.

"Belki seni izlediler."

John:

"Fark?"

"Çok büyük."

Kevin korkuluklardan ayrıldı.

"Birisi senin ne yapacağını tahmin edebilir. Seni belli bir yere itebilir. Sana kapı açabilir."

John dinledi.

"Bu, bütün seçimlerinin ona ait olduğu anlamına gelmez."

John:

"Ravenhill'e girmem onların istediğiyse?"

"Kapıyı onlar açmış olabilir."

Kevin omuz silkti.

"İçeri sen girdin."

Bu cevap John'u rahatsız etti.

Ama eskisi gibi öfkelendirmedi.

Çünkü doğru olabilirdi.

John:

"Gücün planlı olduğunu düşünüyorsun?"

Kevin:

"Bilmiyorum."

John:

"Ben de."

Bir süre sessizlik.

Sonra John:

"B-17'ye bugün gitmek istiyorum."

Kevin:

"Biliyorum."

"Gitmeyeceğim."

Kevin kaşını kaldırdı.

"Bugün."

John devam etti:

"Önce ziyaret kaydı. Eski şehir planları. Arşiv serileri."

Kevin:

"İyi."

John:

"Bir daha 'gelişme' dersen seni çatıdan atarım."

Kevin:

"Bunu görmedin, değil mi?"

John istemeden güldü.

"Hayır."

Kevin kapıya doğru yürüdü.

John bir kez daha şehre baktı.

Tiger zincirin son halkası değildi.

İlk halkası da değildi.

Ama yıllardır birbirinden ayrı görünen şeylerin aynı yere bağlandığını göstermişti.

Black Hollow.

Ravenhill.

Northline.

Eski servis hatları.

Leon Vale.

Juliet.

Ve şimdi:

B-17.

John merdivenlere yöneldi.

Aşağıda Maya'nın Elliot'a seslendiğini duydu.

"Juliet'in Eski Adliye ziyaret kaydını buldum!"

John durdu.

Eskiden koşardı.

Bu kez bir saniye nefes aldı.

Sonra merdivenlerden aşağı yürüdü.

Cevap kaçmıyordu.

Önce ne olduğunu gerçekten anlayacaklardı.