Bölüm 13 — Yüzünü Saklamayan
John kostüm çizimine üç gün boyunca kostüm demedi.
İlk gün:
Saha kıyafeti.
İkinci gün:
Dayanıklı saha kıyafeti.
Üçüncü gün Elliot kâğıdı masasından aldı.
"Kostüm."
John bilgisayarından başını kaldırmadı.
"Değil."
Elliot çizimi havada çevirdi.
Koyu kumaş.
Diz ve dirseklerde güçlendirilmiş katmanlar.
Yarım eldiven.
Göğüste üzeri tam silinmemiş daire ve dört çizgi.
Altında:
ORACLE?
"Normal saha kıyafetlerinin göğsünde sembol olmaz."
John:
"Henüz sembolü koymadım."
"Çizmişsin."
"Sonra üstünü çizdim."
"Çizgi çok zayıf. Kararsızlık gibi."
John bu kez ona baktı.
"Sabah sabah beni analiz etme."
"Ben editörüm. İşim bu."
Elliot kâğıdı tekrar masaya bıraktı.
"Maske?"
John boş yüz kısmına baktı.
"Düşünüyorum."
Elliot sandalyesini çekti.
"Bence düşünmen gereken taraf o."
John:
"Niye?"
"Çünkü Tiger seni tanıyor."
"Evet."
"Lena büyük ihtimalle tanıyor."
"Evet."
"İnternette yüzünün seçildiği en az iki video var."
John:
"Biliyorum."
"Juliet'in annesi var."
John'un yüzü değişti.
Elliot bunu fark etti ama cümleyi geri almadı.
"Chronicle var."
John:
"Onu da biliyorum."
"Öyleyse maske mantıklı."
John kâğıda baktı.
"Güvenlik açısından evet."
"Başka hangi açı var?"
John cevap vermedi.
Bir süre sonra:
"Adrian'ı düşündüm."
Elliot bekledi.
"Eski Adliye'de."
John elindeki kalemi çevirdi.
"Onu daha hiçbir şey yapmadan yere indirdim."
"Evet."
"Sonra videoda ben vardım. Yüzüm de."
"Evet."
"Bir maske takmış olsaydım..."
John cümleyi tam kuramadı.
Elliot:
"Ne değişirdi?"
"Belki bana daha kolay gelirdi."
Elliot'ın ifadesi ciddileşti.
John devam etti:
"Bir şeyi John olarak yapmakla kim olduğu belli olmayan biri olarak yapmak aynı hissettirmiyor."
"Bu, maske takan herkes sorumsuz demek değil."
"Demiyorum."
"İyi."
John çizimdeki boş yüz kısmını işaret etti.
"Benim için."
Elliot başını salladı.
John:
"Birini durduracaksam, bir yere gireceksem, yanlış bir karar verirsem... bunun benim yaptığım bilinmeli."
"Bunun bedeli sana değil, çevrendekilere de çıkar."
"Biliyorum."
"Gerçekten?"
John cevap vermeden önce düşündü.
"Tam olarak değil."
Elliot sandalyesine yaslandı.
"Daha iyi cevap."
John:
"Yine de yüzümü kapatmak istemiyorum."
"Niye?"
John birkaç saniye sustu.
"Çünkü bunu başka biriymişim gibi yapmak istemiyorum."
Elliot ona baktı.
Sonra kâğıdın yüz kısmına küçük bir çarpı koydu.
John:
"Ne yapıyorsun?"
"Maske iptal."
"Ben yapardım."
"Üç gündür yapmadın."
Kıyafet düşündüğünden daha sıradan çıktı.
Elliot, Chronicle'ın saha muhabirlerinin kullandığı iş kıyafeti tedarikçisine ulaşmıştı.
Siparişte hiçbir yerde "süper kahraman" yazmıyordu.
Bu John'un hoşuna gitti.
Esnek koyu gri üst.
Hareketi kısıtlamayan pantolon.
Dirsek ve dizlerde biraz daha kalın kumaş.
Avuç kısmı destekli yarım eldiven.
Hiçbir metal plaka yoktu.
Kurşun geçirmez değildi.
Bıçak geçirmez değildi.
John bunu özellikle istemişti.
Elliot:
"Bunu neden özellikle söylüyorsun?"
John yeni üstü elinde tutuyordu.
"Yanlış güven hissi istemiyorum."
"İnsanlar genelde biraz güven hissi ister."
"Ben zaten fazla hızlı iyileşiyorum."
Elliot yüzünü buruşturdu.
"Bu cümle normalleşmesin."
John kıyafeti masaya bıraktı.
"Silah yok."
Elliot:
"Onu ben de anlayabiliyorum."
"Cep de istemiyorum."
"Telefon?"
John durdu.
"Tamam, iki cep."
"İşte medeniyet."
Göğüs kısmı hâlâ boştu.
Elliot sembol çizimini masaya koydu.
"Bunu ne yapıyoruz?"
John uzun süre baktı.
Daire.
Dört kısa çizgi.
Çocukluk.
Ravenhill.
AX kodları.
Tiger'ın kayıtları.
Kim kullanıyordu?
Neden?
Hâlâ bilmiyordu.
"Bunu taşımak aptalca olabilir."
Elliot:
"Evet."
John ona baktı.
"Bu kadar hızlı kabul etmeni beklemiyordum."
"Bazen editörün görevi yazarı mutlu etmemektir."
John sembole tekrar baktı.
"Birileri bunu yıllardır kapalı dosyalarda kullanıyor."
"Evet."
"Ravenhill'de."
"Evet."
"Eski belediye kayıtlarında da."
Elliot:
"On yaşındaki kutu."
John başını salladı.
"Ne olduğunu bilmiyoruz."
"Hayır."
"Belki onların işareti bile değildir."
Elliot:
"Olabilir."
John gülümsedi.
"Kevin sana bulaşmış."
"Maalesef."
John parmağını sembolün ortasına koydu.
"Bunu gizli tutuyorlar."
"Belki."
"En azından kullanıldığı yerler gizli."
"Daha güvenli cümle."
John kâğıdı aldı.
"Öyleyse görünür olsun."
Elliot kaşını kaldırdı.
"Bu kadar mı?"
"Bu kadar."
"Ne anlama geldiğini bilmiyorsun."
"Ben de öyle söyleyeceğim."
Elliot birkaç saniye ona baktı.
"Bir sembolü sahiplenmekle onu teşhir etmek aynı şey değil."
John:
"Benim olduğunu söylemiyorum."
"İnternet öyle diyecek."
"İnternet bana Oracle da dedi."
"Ve üç gün içinde yazdığın kâğıtta kullanmaya başladın."
John:
"Soru işareti var."
Elliot güldü.
"Çok güçlü savunma."
Maya sembolü öğleden sonra gördü.
John kıyafeti masasında bırakmıştı.
Maya yanından geçerken durdu.
"Ciddi misin?"
John bilgisayarından:
"Hangisi?"
"Bu."
"Daha spesifik."
"Kostüm."
"Elliot da aynısını söyledi."
"Çünkü kostüm."
John pes etti.
"Tamam."
Maya göğüsteki geçici yamayı gösterdi.
"Bu Ravenhill işareti değil mi?"
John:
"Evet."
"Ve sen bunu göğsüne koyuyorsun."
"Evet."
Maya sandalyesini çevirdi.
"Niye?"
"Gizlenmesin diye."
Maya birkaç saniye baktı.
"Bu biraz gösterişli."
"Biliyorum."
"İnsanların senden konuşmasını istemiyor muydun?"
"İstemiyorum."
"Bu yardımcı olmayacak."
"Biliyorum."
Maya sembolü parmağıyla işaret etti.
"Ya kötü bir şeyin işaretiyse?"
John cevap vermeden önce düşündü.
"Olabilir."
Maya:
"Ve?"
"Onu kullanmama nedenim bu değil."
"Ne olmalı?"
"Ne olduğunu bilmediğim için dikkatli olmam."
Maya başını salladı.
"Bu cevap daha mantıklı."
John:
"Teşekkürler."
Maya kıyafetin yüz kısmına baktı.
"Maske yok."
"Yok."
"Cesaret mi?"
"Hayır."
"Peki?"
John bilgisayarına döndü.
"Sorumluluk."
Maya yüzünü buruşturdu.
"Bunu basın açıklamasında söyleme."
John:
"Niye?"
"Çok kahramanca geliyor."
John:
"Ben de sevmedim."
Maya hafifçe gülümsedi.
Sonra elindeki dosyayı masasının üzerine bıraktı.
"Zaten daha önemli bir şey buldum."
John'un yüzü anında değişti.
Maya:
"İşte bu yüzü biliyorum."
Dosya Hart Industrial Cleaning'e aitti.
Yeni bir iş emri.
Adres:
Eski Doğu Limanı Gümrük İdare Binası
John hemen Kevin'i aradı.
Maya:
"Önce oku."
John telefonu elinde tuttu.
Belgede:
Pazartesi — 06.00
Arşiv alanı tam tahliye
Kâğıt kayıtların güvenli imhası
Eski depolama ünitelerinin boşaltılması
John saate baktı.
Cumartesi.
"2B."
Maya:
"Evet."
"Tiger'ın arşivi."
"Evet."
John:
"Bunu nereden buldun?"
"Belediye bakım kayıtlarıyla Hart iş emirlerini çaprazladım."
John:
"Erişim—"
Maya:
"Yasal."
John:
"Tamamen mi?"
Maya birkaç saniye sustu.
"Yeterince."
John ona baktı.
Maya:
"Sen eski gümrük binasına gizlice girdin."
"Tamam."
John Kevin'i aradı.
Kevin iş emrini Chronicle'ın toplantı odasında okudu.
"Pazartesi sabahı."
John:
"Öncesinde taşıyabilirler."
Elliot:
"Zaten birileri gümrüğü temizlemeye geleceğini söylemişti."
John 11. bölümde duydukları cümleyi hatırladı.
Pazardan önce gümrük temizlenmiş olacak.
Tiger'ın emri değil.
Kevin belgeyi masaya koydu.
"Demek bu iki ayrı hareket olabilir."
John:
"Ne?"
"Birileri bugün veya yarın önemli kayıtları çıkarır. Hart pazartesi geriye kalanı temizler."
Maya:
"Yani beklersek arşiv gider."
John:
"Gidip alalım."
Kevin:
"Hayır."
John gözlerini kapattı.
"Bütün dosyaları değil."
"Yine hayır."
"Juliet'le ilgili başka kayıt olabilir."
Kevin:
"Olabilir."
"Ve yok edilecek."
"Bu yüzden binayı izleyeceğiz."
John:
"İçeri girmeyecek miyiz?"
Kevin:
"Gerekirse."
John bu cevabı beklemiyordu.
Kevin devam etti:
"Fark şu: bu kez ne aradığımızı ve neden girdiğimizi biliyoruz."
Maya:
"Peki yayımlamak?"
Herkes ona baktı.
Maya masadaki mevcut kanıtları gösterdi.
"Şu an elimizde Tigris'in Juliet'in ölümünden sonra olay yerinde olduğuna dair kayıt var. Gözlem kaydı var. Ravenhill var. Depo 9 var."
Elliot:
"Bazı parçaları yayımlayabiliriz."
John:
"Henüz değil."
Maya yüzünü ona çevirdi.
"Niye?"
"Çünkü Miriam ve Daniel saklanıyor."
"İsimlerini vermeyiz."
"Yine de hareketlenirler."
Maya:
"Kim?"
John cevap vermedi.
Maya devam etti:
"İşte sorun bu."
"Ne?"
"Gerçeği yayımlamak mı istiyorsun, yoksa gerçeğin ne zaman çıkacağını kontrol etmek mi?"
John'un yüzü sertleşti.
"İnsanlar tehlikede."
"Biliyorum."
"Öyleyse?"
Maya masaya doğru eğildi.
"Ben yayımlayalım demiyorum."
John sustu.
"Sadece karar verirken bunun da bir güç olduğunu unutma."
Oda sessizleşti.
John birkaç saniye Maya'ya baktı.
Bu cümle hoşuna gitmedi.
Bu yüzden üzerinde düşündü.
Elliot:
"Önce kayıtları güvenceye alırız."
Kevin:
"Sonra tekrar konuşuruz."
John başını salladı.
Maya da.
Karar şimdilik buydu.
John akşam Kevin'le Chronicle'ın bodrumuna indi.
Minderler hâlâ yerdeydi.
Kıyafeti ilk kez giymişti.
Kevin baştan aşağı baktı.
"Beklediğimden daha az saçma."
John:
"Teşekkürler."
"İltifat değildi."
"Artık seni tanıyorum."
Kevin maskesiz yüzüne baktı.
"Emin misin?"
John:
"Evet."
"Çevrendekileri düşündün mü?"
"Evet."
"Ve?"
"Risk."
"Yüksek."
"Evet."
Kevin birkaç saniye sustu.
"Bunun ahlaki üstünlük olduğunu düşünme."
"Düşünmüyorum."
"Maskeli biri senden daha az sorumlu değil."
"Biliyorum."
Kevin:
"Güzel."
John eldivenlerini düzeltti.
"Neden herkes aynı uyarıyı yapıyor?"
"Çünkü insan kendi kararına âşık olunca onu erdeme çevirmeyi seviyor."
John:
"Ben sevmiyorum."
Kevin ona baktı.
John:
"Tamam. Bazen."
Kevin minderin üzerine geçti.
"Kolunu ver."
John uzattı.
Kevin tuttu.
"Güç yok."
John:
"Hiç mi?"
"Gerektiği kadar."
Kevin ani hareketle temas noktasını değiştirdi.
John dengesini kaybetti ama bu kez düşmedi.
"Ayak."
John ağırlığını düzeltti.
Kevin:
"Güzel."
Tekrar.
Bu kez John Kevin'in bileğini tuttu.
İlk refleks sıkmaktı.
Yapmadı.
Dirseği yönlendirdi.
Kevin teması kırdı.
"Geç."
John:
"Ne?"
"Çok yavaşsın."
"Bunu bana ilk kez biri söylüyor."
"Koşmakla kontrol aynı şey değil."
Tekrar.
John başarısız oldu.
Tekrar.
Bu kez daha iyi.
Kevin:
"Amacın dövüş kazanmak değil."
"Biliyorum."
"Ne?"
"Tehdidi durdurmak."
"Ve?"
John:
"Gereken kadar."
Kevin başını salladı.
"İşte."
John:
"Birkaç haftada iyi olur muyum?"
"Hayır."
"Birkaç ay?"
"Bilmiyorum."
John yüzünü buruşturdu.
Kevin:
"Geleceği görmek sana denge öğretmiyor."
John:
"Onu öğreniyorum."
"Evet."
Kevin küçük bir gülümsemeyle ekledi:
"Yavaş."
Gece 22.31'de eski gümrük binasının karşısındaydılar.
Elliot bir sokak ötede.
Kevin John'la aynı araçta.
John yeni kıyafetle oturmanın normal kıyafetle oturmaktan hiçbir farkı olmadığını fark etti.
Bu da hoşuna gitti.
Kendini farklı biri gibi hissetmek istemiyordu.
Kevin ön camdan baktı.
"Hareket."
John da gördü.
Gümrük binasının yan kapısı açıldı.
İki adam büyük arşiv kutuları çıkardı.
Sonra bir kamyonet geldi.
Hart değil.
Tigris.
John:
"Erken."
Kevin:
"Evet."
Bir başka araç yanaştı.
Bu kez koyu SUV.
Kapısı açıldı.
Tiger indi.
John'un bakışları sertleşti.
Kevin:
"Görüntü?"
"Hayır."
"Öfke?"
John birkaç saniye düşündü.
"Evet."
Kevin:
"İyi."
John ona baktı.
Kevin devam etti:
"Öfke olduğunu biliyorsan onun yerine karar vermek zorunda değilsin."
John yüzünü çevirdi.
"Bunu bir yere yazacağım."
"Yapma. Bana ait değil."
Arşiv kutuları kamyonete yüklendi.
Elliot kulaklıktan:
"Kamyon çıkarsa takip ediyorum."
Kevin:
"Tamam."
John:
"Tiger?"
Kevin:
"Biz."
John'un kalbi hızlandı.
Bu kez plan vardı.
Ve John planın içinde kalıyordu.
23.07'de Tigris kamyoneti hareket etti.
Elliot arkasından çıktı.
Tiger'ın SUV'si birkaç dakika sonra ters yöne gitti.
Kevin mesafeyi korudu.
John:
"Nereye?"
"Doğu."
"Limanın dışına çıkmıyor."
"Henüz."
Tiger eski tersaneler bölgesine girdi.
John bölgeyi biliyordu ama buraya hiç gelmemişti.
Bir zamanlar yük gemilerinin bakım gördüğü kuru havuzların çoğu artık kullanılmıyordu.
Eski hangarlar karanlıktı.
Tiger'ın aracı bunlardan birinin önünde durdu.
Kevin iki yüz metre geride kaldı.
John kapıyı açtı.
Kevin:
"Plan."
John:
"Konuşacağım."
"Bu plan değil."
"İçeri saldırmayacağım."
"Daha iyi."
"Silahım yok."
"Biliyorum."
"Yüzüm açık."
Kevin:
"Onu özellikle fark ediyorum."
John göğsündeki sembole baktı.
İlk kez gerçekten dışarıda taşıyordu.
Kevin:
"Görüntü gelirse?"
John durdu.
"Önce gerçeğe bakacağım."
Kevin başını salladı.
"Her durumda bekleme."
"Biliyorum."
"Biri silahı doğrultur ve ateş etmeye başlarsa ahlaki seminer yapma."
John:
"Bunu planlamıyordum."
"Güzel."
John araçtan indi.
Hangarın girişinde iki adam vardı.
John yaklaşınca elleri ceketlerine gitti.
John durdu.
Ellerini görünür tuttu.
"Tiger."
Adamların biri John'un yüzüne baktı.
Sonra kıyafetine.
Sonra sembole.
Bu son bakış biraz daha uzun sürdü.
"Bekliyor."
John:
"Beni mi?"
Adam cevap vermedi.
Kapıyı açtı.
John içeri girdi.
Kevin dışarıda kaldı.
İçerisi Tigris Club'ın tam tersiydi.
Lüks yok.
Müzik yok.
Eski metal çalışma masaları.
Asılı zincirler.
Yağ ve deniz kokusu.
Hangarın ortasında Tiger duruyordu.
John'u görünce önce yüzüne baktı.
Sonra kıyafetine.
Sonra sembole.
Bu kez gerçekten durdu.
"Demek sonunda oldu."
John:
"Ne?"
Tiger'ın gözleri hâlâ göğsündeydi.
"Oracle."
John ilk kez ismi duyduğunda hemen itiraz etmedi.
Tiger bunu fark etti.
"Alıştın mı?"
"Hayır."
"Öyle görünmüyor."
John birkaç adım ilerledi.
"İsmi ben seçmedim."
"Çoğu insan seçmez."
Tiger yüzüne baktı.
"Maske yok."
"Yok."
"Cesur."
John:
"Hayır."
Tiger'ın kaşı hafifçe kalktı.
"Daha tehlikeli."
"Ve yaptın."
"Evet."
"Niye?"
John bu sorunun cevabını günlerdir farklı insanlara farklı şekillerde vermişti.
Bu kez en kısa hâlini kullandı.
"Yaptığım şeyi başka biriymişim gibi yapmak istemiyorum."
Tiger birkaç saniye baktı.
"Bu şehir yüzünü göstermekten pişman olan insanlarla dolu."
"Olabilir."
Tiger'ın gözleri yeniden sembole indi.
Sonra yüzündeki bütün mizah kayboldu.
"Bunu nereden aldın?"
John kendi göğsüne baktı.
"Sembolü?"
"Evet."
"Çocukken gördüm."
Tiger cevap vermedi.
"Eski belediye kayıtlarında."
Sessizlik.
"Ravenhill'de."
Tiger'ın çenesi çok hafif gerildi.
"Juliet de buldu."
Bu kez Tiger gözlerini John'a kaldırdı.
"Ve şimdi onu göğsünde taşıyorsun."
"Evet."
"Ne olduğunu bilmiyorsun."
"Sen biliyor musun?"
Tiger birkaç saniye sessiz kaldı.
"Yeterince."
John:
"Bu cevaplardan nefret ediyorum."
"Biliyorum."
"Senin mi?"
Tiger hemen:
"Hayır."
John'un dikkati keskinleşti.
"Northline?"
"Hayır."
"AX?"
Bu kez Tiger'ın yüzündeki değişim açıktı.
"Bu kodu nereden öğrendin?"
John:
"Demek tanıyorsun."
Tiger:
"Ben soru sordum."
John:
"Ben de."
Tiger birkaç saniye onu izledi.
Sonra masaya doğru yürüdü.
John'un başının arkasında baskı başladı.
Birinci görüntü:
Tiger sağ elini masanın altına götürüyor.
Silah çıkarıyor.
John ileri atılıyor.
Bileğini yakalıyor.
Tiger yere düşüyor.
İkinci görüntü:
John ilk yumruğu vuruyor.
Tiger'ın başı yana savruluyor.
John durmuyor.
Üçüncü:
Tiger masanın altından sigara paketi çıkarıyor.
Hiçbir şey olmuyor.
Görüntüler birbirinin üzerine bindi.
John'un başı zonkladı.
Ellerini istemsizce sıktı.
Tiger bunu gördü.
"Bir şey oldu."
John cevap vermedi.
Tiger'ın sağ eli masanın altına gitti.
Görüntüdeki hareket.
John'un bacakları gerildi.
Ama yerinden çıkmadı.
Bir saniye.
Tiger elini geri çıkardı.
Sigara paketi.
John nefes verdi.
Tiger bunu kaçırmadı.
"Silah sandın."
John:
"Olabilir."
Tiger paketi masaya bıraktı.
"İnsanlar seni geleceği görüyor diye konuşuyor."
John:
"İnsanlar çok konuşuyor."
"Gerçek mi?"
John birkaç saniye düşündü.
"Bazen bir şeyler görüyorum."
"Ne olacak?"
"Ne olabilecek."
Tiger'ın yüzünde hafif bir değişim oldu.
"Fark var mı?"
John:
"Çok."
Tiger sigarayı çıkardı.
"Az önce ne gördün?"
John cevap vermedi.
"Bana saldırdığını mı?"
John gözlerini ondan ayırmadı.
"Bir ihtimalde."
"Ve?"
John ellerini gevşetti.
"Yapmayacağım."
Tiger birkaç saniye sessiz kaldı.
"Niye?"
John:
"Çünkü henüz bir şey yapmadın."
Bu cümleden sonra ikisinin arasındaki hava değişti.
Tiger sigarayı yakmadı.
Sadece parmaklarının arasında çevirdi.
"İlk geldiğinde böyle değildin."
John:
"İlk geldiğimde bunlar yoktu."
Tiger:
"Öfken vardı."
"O hâlâ var."
"Görüyorum."
John biraz yaklaştı.
"Juliet için ne yaptığını da biliyorum."
Tiger'ın yüzü tekrar kapandı.
"Neyi biliyorsun?"
"Adamların ölümünden sonra bölgeye gitti."
Sessizlik.
"Kameraları kapattınız."
Tiger cevap vermedi.
"Eşyaları topladınız."
John'un sesi sertleşti.
"Dijital kayıtları temizlediniz."
Tiger sonunda:
"Dosyaları bulmuşsun."
"Bir kısmını."
"Leon?"
John:
"Onu sen söyle."
Tiger'ın ağzının kenarında çok hafif bir gülümseme oluştu.
"Daha iyi."
"Ne?"
"Artık cevabı sorunun içine koymuyorsun."
John bundan hiç hoşlanmadı.
Çünkü doğruydu.
"Leon Vale kim?"
Tiger:
"Benim için çalıştı."
"Ne iş?"
"Rakamlar."
"Muhasebe."
"Evet."
"Sonra kayboldu."
"Evet."
"Sen mi yaptın?"
Tiger:
"Hayır."
John birkaç saniye baktı.
"Bunu da kanıtlayamam."
"Ben de."
Tiger masanın kenarına yaslandı.
John:
"Juliet'i öldürmedin."
Tiger'ın yüzü değişmedi.
"Bunu ilk gün söyledim."
"Şimdi elimde seni destekleyen kayıt var."
"Güzel."
John:
"Ama temizledin."
Tiger:
"Evet."
John bu kadar doğrudan cevap beklemiyordu.
"Niye?"
"Emir."
"Kimden?"
Tiger sigarayı masaya bıraktı.
"İşte buraya bunun için geldin."
John:
"Evet."
Tiger göğsündeki sembole yeniden baktı.
"Ve onu giyerek geldin."
"Bunun cevabı değiştirmemesi lazım."
Tiger:
"Belki değiştiriyor."
John:
"Ne demek?"
Tiger birkaç saniye sustu.
Sonra:
"Bu işaret sandığın kişilere ait değil."
John'un yüzü değişti.
"Kimlere?"
"Sen söyle."
"Ravenhill."
"Hayır."
"AX."
Tiger yine cevap vermedi.
John:
"Northline."
"Hayır."
"Öyleyse kime?"
Tiger başını iki yana salladı.
"Yanlış soru."
John kısa bir nefes verdi.
"Bu cümleyi çok seviyorsunuz."
"Çünkü sen hâlâ isim arıyorsun."
John:
"Gazeteciyim."
"Bu sefer isim seni yanıltır."
"Ne aramalıyım?"
Tiger onu uzun süre izledi.
Sonra önündeki sandalyeyi ayağıyla biraz geri çekti.
"Otur."
John hareket etmedi.
"Neden?"
"Çünkü bu konuşma beş dakika sürmeyecek."
John sandalyeye baktı.
Sonra kapıya.
Kevin dışarıdaydı.
Görüntü gelmedi.
Tiger:
"İstersen arkadaşını çağır."
John'un yüzü değişti.
"Kevin'i biliyorsun."
"Onu görmek zor değil."
John birkaç saniye düşündü.
Sonra sandalyeyi çekti.
Oturdu.
Tiger da karşısına geçti.
John:
"Başla."
Tiger ellerini masanın üzerine koydu.
"Önce bir şeyi düzeltelim."
John bekledi.
Tiger:
"Beni zincirin ilk halkası sanıyorsun."
"Hayır."
Tiger'ın yüzünde kısa bir şaşkınlık oldu.
John devam etti:
"Eskiden öyle sanıyordum."
"Şimdi?"
"Bir yerde ortadasın."
Tiger çok hafif güldü.
"İlerleme."
John:
"Üstünde kim var?"
Tiger'ın gülümsemesi kayboldu.
"İşte şimdi zor kısma geldik."
John ilk kez Tiger'ın cevap vermek istemediğini değil, vereceği cevabın kendisine de bir bedeli olacağını düşündü.
Tiger birkaç saniye kapalı hangarın karanlık kısmına baktı.
Sonra tekrar John'a döndü.
"Sekiz yıl kadar önce başladı."
John sessiz kaldı.
Bu kez soru sormadı.
Tiger da ilk kez bunu fark etmiş gibi görünüyordu.
"Dinle," dedi.
John dinledi.