İçeriğe geç

Bölüm 12 - Rıhtım Altı

Bölüm 12 — Rıhtım Altı

Saat 03.38'de Doğu Limanı, John'un beklediğinden daha sessizdi.

Deniz görünmüyordu.

Konteynerler, eski depolar ve kullanılmayan yük vinçleri ufku kesiyordu.

Rıhtım boyunca yerleştirilmiş sarı lambalar, asfaltın yalnızca bazı bölümlerini aydınlatıyordu.

D-6 birkaç yüz metre ilerideydi.

Resmî kayıtlarda kullanılmayan yükleme alanı.

Gerçekte ne için kullanıldığını birazdan öğreneceklerdi.

John arabanın arka koltuğunda ayakkabısının bağcığını ikinci kez bağladı.

Kevin dikiz aynasından baktı.

"Çözülmemişti."

"Biliyorum."

"Öyleyse?"

John doğruldu.

"Bir şey yapıyorum."

"Onu görüyorum."

Sürücü koltuğundaki Kevin saate baktı.

"Başın?"

"İyi."

"Uyudun mu?"

"Biraz."

"Kaç saat?"

John cevap vermedi.

Kevin:

"Demek uyumadın."

John:

"Bir saat kırk dakika."

Kevin arkasına döndü.

"Buna biraz mı diyorsun?"

"Bir saatten fazla."

Kevin önüne döndü.

"Bazen seninle tartışmak fiziksel olarak yoruyor."

John pencereden dışarı baktı.

Elliot, D-6'nın diğer çıkışını gören sokakta ayrı araçtaydı.

Maya gelmek istemişti.

John hayır demişti.

Bu kez tartışma uzun sürmemişti.

Maya yalnızca:

"Ne olduğunu öğrenince bana tamamını anlat."

demişti.

John da:

"Anlatacağım."

diye cevap vermişti.

Eskiden bunu söylemek daha zor olurdu.

03.56.

Bir araç rıhtıma girdi.

Beyaz panelvan.

John öne eğildi.

"Plaka."

Kevin telefonu kaldırdı.

"Depo 9'dan çıkanla aynı."

John'un kalbi hızlandı.

Araç D-6'nın yanındaki kapalı depoya değil, rıhtımın altına inen servis rampasına yöneldi.

John:

"Altı."

Kevin:

"Evet."

Miriam'ın söylediği şey.

Juliet'in notu.

Black Hollow.

Ravenhill.

Depo 9.

Her seferinde binaların kendisinden çok altındaki yollar önem kazanıyordu.

Elliot'ın sesi kulaklıktan geldi.

"Van içeri girdi."

Kevin:

"Biz de görüyoruz."

"Başka araç yok."

John saate baktı.

04.02.

Transfer kaydı:

04.30

Kevin:

"Bekliyoruz."

John:

"Biliyorum."

04.11.

İkinci araç geldi.

Koyu renk SUV.

John hemen:

"Adrian olabilir."

Kevin:

"Aracı tanıyor musun?"

"Hayır."

"Öyleyse bekle."

John çenesini sıktı.

Kapı açıldı.

Adrian Cole indi.

John:

"Şimdi tanıyorum."

Kevin:

"Evet."

Adrian telefonla konuşarak servis rampasına indi.

John kapıyı açmaya uzanmadı.

Bu kez bunu fark etti.

Kevin de etmiş olabilir.

Bir şey söylemedi.

04.24'te hareket başladı.

İlk önce Tigris logolu ceket giyen iki adam çıktı.

Sonra Miriam.

Ardından R-14.

Genç adam yürüyordu ama dengesi kötüydü.

John, Ravenhill'de onu omzunda taşıdığı anı hatırladı.

Adını hâlâ bilmiyordu.

Bu bundan birkaç dakika sonra değişecekti.

Belki.

John'un başının arkasında baskı başladı.

Görüntü.

R-14 bir anda sola koşuyor.

Güvenlik görevlisi silahına uzanıyor.

Patlama.

Genç adam yere düşüyor.

John'un kalbi hızlandı.

Gerçekte R-14 hâlâ Miriam'ın yanında yürüyordu.

Güvenlik görevlisinin elleri aşağıdaydı.

John kapı koluna uzandı.

Durdu.

Kevin:

"Ne gördün?"

John gözünü rıhtımdan ayırmadı.

"Kaçıyor."

"Şimdi?"

"Hayır."

"Başka?"

"Biri silah çekiyor."

"Çekti mi?"

"Hayır."

John'un eli kapı kolundaydı.

Ama açmadı.

R-14 başını kaldırdı.

Çevresine baktı.

Tigris görevlilerinden biri koluna dokundu.

Genç adam irkildi.

John'un kasları gerildi.

Kevin sakin şekilde:

"Bekle."

Sonra oldu.

R-14 görevlinin elinden kurtuldu.

Koştu.

Bu kez görüntü değildi.

Gerçekti.

"Şimdi."

John kapıyı açtı.

R-14 rampaya doğru koşuyordu.

İlk görevli arkasından bağırdı.

İkincisi ceketinin içine uzandı.

John adamın elini gördü.

Bu kez geleceğe ihtiyacı yoktu.

Koştu.

Görevli silahı çıkardı.

John mesafeyi birkaç saniye içinde kapattı.

Adam silahı doğrultamadan bileğini yakaladı.

Tutuşunu bilinçli olarak gevşek tuttu.

Silah asfalta düştü.

Kevin diğer taraftan geldi.

"Geri çekil!"

İlk güvenlik görevlisi durdu.

Miriam:

"Daniel!"

John bir an dönüp ona baktı.

Genç adam da durmuştu.

Daniel.

İlk kez kod değil.

İlk kez isim.

"Daniel," dedi Miriam tekrar. "Buraya gel."

Daniel ona doğru iki adım attı.

Sonra korkuyla geri baktı.

John silahı ayağıyla uzağa itti.

Tigris görevlisi kurtulmaya çalıştı.

John kolunu bükmedi.

Yalnızca bırakamayacağı kadar tuttu.

"Yeter."

Adam:

"Sen kimsin?"

John cevap vermedi.

Kevin:

"John."

John adamı bıraktı.

Kevin silahı aldı.

"Duvara."

Bu sırada rampanın üst tarafından başka ayak sesleri geldi.

Adrian.

Elinde tabanca vardı.

John onu gördüğü anda başının içi parçalandı.

Birinci ihtimal:

Adrian ateş ediyor.

John omzundan vuruluyor.

İkinci:

Kevin silahı kaldırıyor.

Adrian göğsünden vuruluyor.

Üçüncü:

Miriam öne çıkıyor.

Adrian duruyor.

Görüntüler birbirine karıştı.

John eliyle başını tuttu.

Adrian:

"Kimse hareket etmesin."

Kevin silahı kaldırmadı.

Ama hazırdı.

John da hareket etmedi.

Bu en zoruydu.

Adrian namluyu ona çevirdi.

"Sen."

John gözlerini ondan ayırmadı.

Adrian:

"Senin burada olmaman gerekiyordu."

John:

"Son zamanlarda bunu çok duyuyorum."

Kevin:

"John."

John sustu.

Miriam birkaç adım öne çıktı.

"Adrian."

Adrian'ın namlusu çok hafif ona kaydı.

"Geri dön."

Miriam:

"Bitti."

"Senin için belki."

"Daniel gidiyor."

Adrian genç adama baktı.

"R-14."

Miriam'ın yüzü sertleşti.

"Adı Daniel."

Adrian:

"Çekil."

Miriam hareket etmedi.

John'un başında üç ihtimal yeniden çarpıştı.

Kevin'in silahı.

Adrian'ın parmağı.

Miriam.

John'un gözü Adrian'ın tetiğe yakın elindeydi.

Yalnızca görüntülere değil.

Gerçeğe.

Adrian'ın eli titriyordu.

Çok az.

John daha önce onu bu kadar yakından korkmuş görmemişti.

"Bunu sen seçmedin," dedi Miriam.

Adrian'ın yüzü değişti.

John ona baktı.

Miriam devam etti:

"Biliyorum."

Adrian:

"Sus."

"Beni de taşımak istemedin."

"Sus."

"Daniel'ı da."

Adrian namluyu aşağı indirmedi.

Ama parmağı tetikten biraz uzaklaştı.

John bunu gördü.

Tam o sırada rıhtım girişinde farlar belirdi.

Adrian refleksle başını çevirdi.

John hareket etti.

Bilek.

Namlu dışarı.

Tutuş.

Bu kez acele etmedi.

Silah yere düştü.

Adrian yumruk salladı.

John geri çekildi.

Kevin araya girdi.

Adrian kaçmaya çalıştı.

John kolunu yakaladı.

Duvara yönlendirdi.

Adrian:

"Bırak!"

John:

"Emri kim veriyor?"

Adrian kurtulmaya çalıştı.

"Bilmiyorum."

John bileğini biraz daha sıktı.

"Kim?"

"John."

Kevin'in sesi.

John duymadı.

Adrian:

"Bilmiyorum!"

John görüntü gördü.

Kendi eli.

Daha fazla baskı.

Adrian'ın yüzündeki acı.

Miriam'ın sesi gerçekte geldi.

"John."

John ona baktı.

Miriam:

"Bırak."

"Biliyor."

"Belki."

"Biliyor."

"Bilmeyebilir."

John'un eli hâlâ Adrian'ın bileğindeydi.

Biraz daha güç kullansa—

Durdu.

Tutuşunu gevşetti.

Kevin Adrian'ı devraldı.

John birkaç adım geri çekildi.

Ellerine baktı.

Bu kez kimse ona ne yaptığını anlatmak zorunda değildi.

Kendisi anlamıştı.

Farlar Elliot'ın aracı değildi.

Başka bir liman güvenlik aracı rampaya yöneliyordu.

Miriam:

"Buradan çıkmalıyız."

Kevin:

"Arka yol?"

Miriam başını salladı.

"Rıhtımın altında servis geçidi var."

John:

"D-6."

Miriam ona baktı.

"Evet."

Daniel duvara yaslanmıştı.

John yanına yaklaştı.

"Yürüyebilir misin?"

Daniel yüzüne baktı.

Tanıma.

"Ravenhill."

John durdu.

"Evet."

Daniel birkaç saniye onu izledi.

"Sen beni çıkardın."

"Çıkarmaya çalıştım."

Daniel:

"Sonra geri aldılar."

John ne söyleyeceğini bulamadı.

"Biliyorum."

Hayır.

Bilmiyordu.

En azından nasıl olduğunu.

Cümleyi düzeltti.

"Şimdi biliyorum."

Daniel bir an gözlerini kapattı.

Sonra yürümeye başladı.

D-6'nın alt geçidi uzun yıllardır kullanılmamış görünüyordu.

Ama kapı yeniydi.

Miriam erişim kartını kullandı.

Kırmızı ışık.

Bir daha.

Yine kırmızı.

"Yetkimi kapatmışlar."

John metal kapıyı inceledi.

Kevin:

"Kontrollü."

John ona baktı.

"Biliyorum."

İki elini kapının bağlantı noktasına koydu.

Ravenhill'de olsa çekerdi.

Bu kez önce mekanizmayı hissetmeye çalıştı.

Metal ne kadar direniyor?

Nerede zayıf?

Yavaşça baskı uyguladı.

Kilit gıcırdadı.

John durdu.

Biraz daha.

Metal bağlantı yuvasından çıktı.

Kapı açıldı.

Daniel ona baktı.

John ellerini indirdi.

Kevin:

"Daha iyi."

John:

"Bu kez iltifat mı?"

"Biraz."

Servis geçidinin diğer ucunda eski bakım yolu vardı.

Elliot oraya ulaştığında polis sirenleri rıhtım tarafında duyulmaya başlamıştı.

Araçtan inip John'a baktı.

Sonra Adrian'a.

Sonra Miriam ve Daniel'a.

"Beş dakika yalnız bırakıyorum."

Kevin:

"Ben de buradayım."

"Daha kötü."

John:

"Şimdi tartışmayalım."

Elliot:

"Bunu senin söylemen gerçekten rahatsız edici."

Kevin telefonunu çıkardı.

"Birini arayacağım."

John:

"Kimi?"

Kevin birkaç saniye düşündü.

"Güvendiğim birini."

Lena Ward yirmi dakika sonra geldi.

Polis aracıyla değil.

Eski koyu mavi bir sedanla.

Üzerinde sivil kıyafet vardı.

Araçtan indiğinde yüzünde uykusuzluktan çok sinir vardı.

Kevin'e baktı.

Sonra Adrian'a.

"Beni sabah dördünde 'bir sorun var' diye çağırdın."

Kevin:

"Var."

Lena:

"Bunu görüyorum."

Gözleri John'a kaydı.

Bir an durdu.

Sonra yeniden baktı.

"Sen..."

John hiçbir şey söylemedi.

Lena eliyle yüzünü işaret eder gibi yaptı.

"Videodaki."

John:

"Hangisi?"

Lena birkaç saniye baktı.

"Komikmiş."

Kevin:

"Bazen."

Lena:

"Oracle."

John yüzünü buruşturdu.

"Ben seçmedim."

"İnternet genelde sormuyor."

Bakışı Miriam'a döndü.

"Bu kim?"

Miriam kendisi cevap verdi.

"Dr. Miriam Voss."

Lena'nın yüzü değişti.

"Ravenhill."

Miriam:

"Evet."

Lena bunu nasıl bildiğini açıklamadı.

Daniel'a baktı.

"Sen?"

Genç adam cevap vermedi.

Miriam:

"Daniel."

Lena bekledi.

Daniel sessizce:

"Daniel."

dedi.

"Soyad?"

Uzun bir duraklama.

"Rook."

John bunu ilk kez duydu.

Daniel Rook.

Lena başını salladı.

"Tamam."

Sonra Adrian'a döndü.

"Sen benimle geliyorsun."

Adrian:

"Avukat istiyorum."

"İsteyebilirsin."

Kevin:

"Silahı vardı."

"Kayda alacağım."

Lena John'a baktı.

"Sen dokundun mu?"

John:

"Evet."

"Ne kadar?"

John sorunun nedenini anladı.

"Silahını aldım. Sonra tuttum."

Kevin:

"Gereğinden fazla güç kullanmadı."

John ona baktı.

Kevin ekledi:

"Sonunda."

Lena bunun devamını sormadı.

"İkiniz de daha sonra ifade vereceksiniz."

Kevin:

"Rozetim yok."

Lena:

"Fark ettim."

"Bu sorun mu?"

Lena Adrian'ı araca doğru götürürken:

"Şu an listedeki ilk sorun değil."

Sonra dönüp Kevin'e baktı.

"Bir daha böyle bir şey olmadan önce beni ara."

Kevin:

"Plan değişti."

Lena:

"Planınız olduğuna sevindim."

Elliot hafifçe öksürdü.

Lena ona baktı.

"Sen kimsin?"

"Planın yetişkin gözetimi."

John:

"Değil."

Lena:

"İnanırım."

Miriam ve Daniel'ı hastaneye götürmek mümkün değildi.

En azından Miriam böyle söyledi.

"Daniel'ı son kez hastaneye götürdüğünüzde ne oldu?"

John cevap vermedi.

Sabah 05.40.

Özel transfer.

Kaybolan üç kişi.

Elliot:

"Chronicle."

Kevin ona baktı.

"Gazete binasına mı?"

"Yeni bina değil."

Elliot anahtarlarını çıkardı.

"Eski baskı deposu."

John:

"Orası hâlâ bizde mi?"

"Bu şehirde işe yaramayan hiçbir şeyi atmadığımız için evet."

Miriam:

"Güvenli mi?"

Elliot:

"Hayır."

John ona baktı.

Elliot devam etti:

"Ama şu an bildiğimiz diğer yerlerden daha güvenli."

Miriam birkaç saniye düşündü.

"Yeter."

Chronicle'ın eski baskı deposu gazetenin yeni binasından üç sokak uzaktaydı.

Alt katta yıllardır kullanılmayan baskı ekipmanları.

Üstte arşiv kutuları.

Eski sandalyeler.

Kırık masa lambaları.

Bir de hâlâ çalışan kahve makinesi.

Elliot bunu gururla gösterdi.

John kahveden bir yudum aldı.

"Bu daha kötü."

Elliot:

"On beş yıllık makine."

Miriam:

"Belki temizlenmesi gerekiyordur."

Elliot:

"Her gelen önce kahveye saldırıyor."

Daniel köşedeki kanepeye uzanmıştı.

Birkaç dakika içinde uyudu.

John ona baktı.

R-14.

Hayır.

Daniel.

Kendi defterini çıkardı.

Ravenhill sonrası notlarının boş bir köşesine yazdı:

R-14 = Daniel Rook

Sonra durdu.

Altına:

R-12 = ?

R-17 = ?

Defteri kapatmadı.

"Bana anlat."

Miriam ona baktı.

"Neyi?"

"Ravenhill'i."

Kevin:

"John."

"Hayır."

John sesini yükseltmemişti.

"Bize bazı cevaplar borçlu."

Miriam başını eğdi.

"Evet."

Buna itiraz etmemesi John'un öfkesini biraz azalttı.

Miriam eski metal sandalyeye oturdu.

Elliot kapıyı kilitledi.

Kevin karşı duvara yaslandı.

John ayakta kaldı.

"Ravenhill'de ne araştırıyordunuz?"

Miriam ellerine baktı.

"İnsan vücudunun belirli bir maddeye uyumunu."

John:

"Sarı olan."

"Evet."

"Ne?"

"Bilmiyorum."

John'un yüzü değişti.

Miriam hemen devam etti:

"Kimyasal bileşiminin tamamını bize vermediler."

"Sen doktordun."

"Araştırmacıydım."

"Ve ne kullandığını bilmiyordun."

"Bazı verileri biliyorduk. Kaynağını bilmiyorduk."

Kevin:

"Doğal mı?"

"Bilmiyorum."

John:

"Sentetik?"

"Bilmiyorum."

John sinirlendi.

Miriam onun yüzünü izledi.

"Benim çalıştığım birime madde çözelti halinde gelirdi."

"Kimden?"

"Merkez tedarik."

"Northline?"

"Hayır."

"AX?"

Miriam birkaç saniye sustu.

"AX, gönderilerde ve üstten gelen bazı emirlerde görünürdü."

"Ne demek?"

"Bir şirket adı olarak değil."

John 11. bölümdeki notları hatırladı.

"Yetki."

"Belki."

John gözlerini kapatmadı.

Miriam:

"Tam açılımını hiç görmedim."

"Yıllarca mı?"

"Evet."

Elliot:

"Bu kadar bölünmüş bir sistem mümkün mü?"

Miriam:

"İnsanların yalnızca görevlerini bilmesini istiyorsanız evet."

Kevin:

"Senin görevin?"

"Biyolojik uyum."

John:

"İnsanları değiştirmek."

Miriam yüzünü ona çevirdi.

"Sonuç olarak evet."

"İzinleri var mıydı?"

Uzun sessizlik.

"Bazılarının."

Daniel uyurken hafifçe hareket etti.

John ona baktı.

"Onun?"

Miriam başını iki yana salladı.

"Hayır."

John'un çenesi gerildi.

"Kaç kişi?"

"Bilmiyorum."

"Yine."

Miriam bu kez sertleşmedi.

"Çünkü gerçekten bilmiyorum."

John:

"Sen oradaydın."

"Ben bütün tesiste değildim."

Miriam'ın sesi ilk kez yükseldi.

"Bir dosyanın üzerinde kod görürdüm. Bir hasta getirirlerdi. Bazen evrak olurdu. Bazen olmazdı. Soru sorduğumda başka bir birimin onayladığını söylerlerdi."

John:

"Ve devam ettin."

Miriam'ın sesi yeniden düştü.

"Evet."

Bu cevap odada kaldı.

Mazeret yoktu.

John bunu tercih etti.

"Niye çıkmadın?"

Miriam bir süre cevap vermedi.

Sonra:

"Çıkmaya çalıştım."

John bekledi.

"Yaklaşık yedi yıl önce, iç denetim birimine dosya göndermeye çalıştım."

"Polise?"

"Önce kurum içi."

"Niye doğrudan polis değil?"

"Çünkü o zaman hâlâ bunun sistem içindeki birkaç kişinin yaptığı bir şey olduğuna inanmak istiyordum."

John:

"Sonra?"

Miriam ellerini birbirine kenetledi.

"Ertesi sabah masamda bir zarf vardı."

Elliot:

"Ne vardı?"

"Evimin fotoğrafı."

Sessizlik.

"Kardeşimin adresi."

Miriam yutkundu.

"Yeğenimin okuldan çıktığı saat."

John hiçbir şey söylemedi.

"Altında bir cümle."

Kevin:

"Ne?"

"İşe dön."

Miriam masaya baktı.

"Döndüm."

John:

"Yedi yıl daha."

"Evet."

"Bunu korktuğun için yaptın."

"Evet."

"İnsanlara zarar verdin."

Miriam gözlerini kaldırdı.

"Evet."

John cevap vermedi.

Onu affetmesini istemiyordu.

Bu daha iyiydi.

Miriam:

"Korkmuş olmam yaptıklarımı ortadan kaldırmıyor."

Kevin sessiz kaldı.

Elliot da.

John'un öfkesi geçmedi.

Ama şekli değişti.

"Juliet."

Miriam gözlerini kapattı.

Kısa.

Sonra açtı.

"Beni buldu."

"Sen onu çağırdın."

"Evet."

"Niye?"

"Çünkü Ravenhill dosyalarına erişmeye çalıştığını öğrendim."

John:

"Nasıl?"

"Eski uyarı sistemi."

"Holloway?"

Miriam:

"Onun ne kadarını bildiğini bilmiyorum."

John bunu kabul etti.

"Juliet'e durmasını söyledin."

"Evet."

"Sonra fikrini değiştirdin."

Miriam'ın yüzü ağırlaştı.

"Onun zaten izlendiğini fark ettim."

"Ne zaman?"

"Kafede."

John biraz yaklaştı.

"Nereden?"

"İki kişiyi tanıdım."

"Kim?"

"İsimlerini bilmiyorum."

"Ravenhill?"

"Daha önce tesiste güvenlik geçişlerinde görmüştüm."

John:

"Onlara söyledin mi?"

"Hayır."

"Juliet'e?"

"Doğrudan değil."

John'un yüzü sertleşti.

Miriam:

"Biliyorum."

"Onu arşive dönmemesi için uyardın."

"Evet."

"Döndü."

Miriam başını indirdi.

"Evet."

John'un elleri sıkıldı.

Sonra bıraktı.

Juliet'in kararıydı.

Miriam'ın uyarısı vardı.

Bunu tek bir kişinin hatasına çevirmek kolay olurdu.

Ama doğru olmazdı.

Miriam'ın bakışı John'un elindeki deftere indi.

"Senin ne olduğuna bakabilir miyim?"

John:

"Ben ne olduğumu bilmiyorum."

"Notlarını."

John birkaç saniye düşündü.

Sonra defteri uzattı.

Miriam maddeleri tek tek okudu.

Yakın geleceğe ait ihtimaller.

Refleks.

Güç.

İyileşme.

Baş ağrısı.

Hafıza.

Ses.

Miriam son sayfada durdu.

Juliet'in sesini kayıttan duyuyorum ama kapattıktan sonra zihnimde yeniden oluşturamıyorum.

Miriam:

"Bunu ne zaman fark ettin?"

"Dün."

"Görüntüler ne sıklıkta?"

"Değişiyor."

"İsteyerek kullanıyor musun?"

"Bazen gelmiyor."

"Ben onu sormadım."

John sustu.

Miriam:

"Geldiğinde zorlamaya çalışıyor musun?"

"Bazen."

"Sonrasında?"

"Baş ağrısı."

"Her seferinde?"

"Hayır."

Miriam birkaç sayfa geri döndü.

Atkı.

Reçel.

Ses.

"Bunların Ravenhill'den önce olmadığından emin misin?"

John:

"Hayır."

Miriam başını salladı.

"İyi."

John:

"Niye herkes benim 'emin değilim' dememe seviniyor?"

Elliot:

"Geç başladın."

John onu görmezden geldi.

"Miriam."

Kadın defteri kapatmadı.

"Bir teori söyleyebilirim."

"Teori."

"Evet."

"Cevap değil."

"Hayır."

John:

"Tamam."

Miriam kısa süre ona baktı.

Sonra konuştu.

"Eğer gerçekten henüz gerçekleşmemiş olası olayları algılıyorsan, beynin onları bir şekilde işlemeli."

John:

"Görüntü."

"Görüntü değil."

John kaşlarını çattı.

"Bende görüntü."

"Sen öyle deneyimliyorsun."

Miriam masadaki defteri işaret etti.

"Beynin bunları sıradan görsel veri gibi değil, anı benzeri bir yapı içinde kodluyor olabilir."

John'un yüzü değişti.

Kevin:

"Olmamış şeyleri hatıra gibi saklıyor."

"Belki."

Miriam devam etti:

"Ve eğer aynı sistem geçmiş anılara erişmek için de kullanılıyorsa..."

John cümlenin sonunu istemedi.

Yine de:

"Birbirine karışıyor."

"Bilmiyorum."

Miriam sesini özellikle sakin tuttu.

"Karışıyor olabilir. Ya da yeni veriler eski anılara erişimi bozuyor olabilir."

John:

"Siliniyorlar mı?"

"Bunu söyleyemem."

"Sesini hatırlayamıyorum."

"Bu silindiği anlamına gelmeyebilir."

"Farkı ne?"

"Büyük."

John ona baktı.

Miriam:

"Bir bilgi hâlâ beyninde olabilir ama ona doğru şekilde erişemeyebilirsin."

"Geri gelir mi?"

"Bilmiyorum."

John bir an gözlerini masaya indirdi.

Miriam devam etti:

"Ve bunu söylemek istemiyorum ama..."

John yüzünü kaldırdı.

"Görüntüleri ne kadar sık kullanırsan risk artabilir."

"Artabilir."

"Evet."

"Emin değilsin."

"Hayır."

John sandalyeye oturdu.

İlk kez.

"Yani birini kurtarabilecek bir şey görüyorum."

Miriam:

"Evet."

"Ve kullanırsam Juliet'i unutabilirim."

Miriam hemen:

"Bunu böyle kesin söylemedim."

John sinirlendi.

"Sonuç aynı."

"Hayır."

Miriam da sesini sertleştirdi.

"Çünkü bunu kendine ahlaki bir denklem hâline getirirsen her kararında 'bir insan mı, Juliet'ten bir anı mı?' diye düşünmeye başlarsın."

John sustu.

"Biz o kadarını bilmiyoruz."

Kevin:

"Ne biliyoruz?"

Miriam defteri gösterdi.

"John'un olağan dışı nörolojik deneyimleri var."

John:

"Bu çok rahatlatıcı."

"Ve bazı hafıza sorunları var."

"Evet."

"Aralarında bağlantı olabilir."

"Evet."

"Daha fazla kullanım durumu kötüleştirebilir."

"Evet."

"Geri dönüşlü olup olmadığını bilmiyoruz."

John yüzünü çevirdi.

Miriam'ın sesi yumuşadı.

"Ben olsam gereksiz kullanımın hepsini azaltırdım."

John:

"Gerekli olanı kim belirliyor?"

Miriam cevap vermedi.

Kevin:

"Sen."

John ona baktı.

Kevin devam etmedi.

Gerek yoktu.

Daniel uyandığında güneş doğmuştu.

Bir süre nerede olduğunu anlamaya çalıştı.

Miriam yanına gitti.

"Güvendesin."

Daniel gülümsedi.

İyi bir gülümseme değildi.

"Bunu hep söylüyorsunuz."

Miriam'ın yüzü düştü.

"Biliyorum."

John birkaç metre ötede duruyordu.

Daniel ona baktı.

"John."

John olduğu yerde kaldı.

"Adımı biliyorsun."

Daniel başını salladı.

"Nereden?"

"Dosya."

Odadaki herkes sessizleşti.

John:

"Ne dosyası?"

Daniel alnına dokundu.

"Hangi depoydu..."

"Depo 9?"

"Evet."

John ona yaklaştı.

Kevin:

"Yavaş."

John durdu.

Daniel devam etti:

"Bir ara beni başka odaya götürdüler."

"Neden?"

"Bilmiyorum."

John sormaya devam etmeden bekledi.

Daniel hatırlamaya çalışıyordu.

"Dosyalar vardı."

"Seninkiler?"

"Bir kısmı."

"J diye bir dosya."

John'un nefesi değişti.

"J?"

Daniel başını salladı.

"Fotoğraf vardı."

"Ne fotoğrafı?"

"Sen."

John:

"Beni nereden tanıdın?"

"Ravenhill'den."

"Hayır. Fotoğrafta."

Daniel gözlerini kıstı.

"Çocuktun."

John'un içi soğudu.

"Ne kadar?"

"Bilmiyorum."

"Yanında biri var mıydı?"

Daniel birkaç saniye düşündü.

"Kız."

John hareket etmedi.

Kevin araya girdi.

"Emin misin?"

Daniel ona baktı.

"Evet."

"Fotoğrafın eski olduğunu nereden anladın?"

"John çocuktu."

Kevin başını salladı.

John hemen:

"Başka ne yazıyordu?"

Daniel:

"Hatırlamıyorum."

"J ne demek?"

"Bilmiyorum."

"AX?"

Daniel yüzünü buruşturdu.

"Bilmiyorum."

John devam etmek istedi.

Kevin eliyle durdurdu.

"Yeter."

John ona baktı.

"Dosyam var."

"Öyle söylüyor."

"Çocukluk fotoğrafım."

"Evet."

"Juliet de."

Kevin:

"Muhtemelen."

John sinirlendi.

Daniel araya girdi.

"Oydu."

John ona baktı.

Daniel:

"Ravenhill'de fotoğrafını gördüm. Seni tanıdım. Kızın kim olduğunu bilmiyorum."

John yavaşça başını salladı.

"Tamam."

Kevin:

"Şimdi daha doğru."

John bunu kabul etti.

Daniel su içtikten sonra John yeniden sordu.

Bu kez daha yavaş.

"R-12?"

Daniel gözlerini bardağa indirdi.

"Sarah."

John defterini açtı.

R-12 = Sarah

"Soyadı?"

Daniel başını iki yana salladı.

"Bilmiyorum."

"R-17?"

"Miles."

R-17 = Miles

"En son ne zaman gördün?"

"Miles'ı Depo 9'da."

"Sarah?"

Daniel'in yüzü değişti.

"Daha önce ayırdılar."

"Nereye?"

"Bilmiyorum."

John kalemini bıraktı.

Daniel ona baktı.

"Onları bulacak mısın?"

John'un ağzına ilk gelen cevap:

Evet.

Bunu söylemedi.

"Arayacağız."

Daniel birkaç saniye ona baktı.

Sonra başını salladı.

John bunun daha az etkileyici ama daha dürüst olduğunu biliyordu.

Saat 07.36'da Lena aradı.

Kevin telefonu açtı.

Yüzü konuşma ilerledikçe değişti.

John bunu gördü.

"Ne oldu?"

Kevin eliyle bekle işareti yaptı.

"Ne demek aldılar?"

Sessizlik.

"Kim imzaladı?"

Bir süre dinledi.

"Hayır, bana ekran görüntüsünü gönder."

Telefon kapandı.

John:

"Adrian."

Kevin başını salladı.

"Gitti."

"Kaçtı mı?"

"Hayır."

"Ne demek?"

Kevin telefonu masaya bıraktı.

"07.12'de merkez nezaretinden çıkarılmış."

Elliot:

"Kim tarafından?"

"Federal yetki talebi."

John:

"Hangi kurum?"

Kevin:

"Belgede yazan kurum şu anda böyle bir talep göndermediğini söylüyor."

Oda sessizleşti.

Miriam:

"Kim aldı?"

"İki kişi."

John:

"Kamera?"

"Var."

"Kimlik?"

Kevin:

"Sistemde ilk kontrolde geçerli görünmüş."

"Sonra?"

"Şimdi kayıt yok."

John:

"Silindi."

Kevin:

"Öyle görünüyor."

John ayağa kalktı.

"Yani polis de onların içinde."

Kevin hemen:

"Hayır."

John ona baktı.

"Adrian merkezden çıkarıldı."

"Evet."

"Kimlik sistemi onayladı."

"Evet."

"Sonra kayıt kayboldu."

"Evet."

John:

"Öyleyse?"

Kevin masaya yaklaştı.

"Bu bize birilerinin sisteme erişebildiğini gösterir."

"İçeriden yardım olmadan?"

"Bilmiyorum."

John yüzünü çevirdi.

Kevin devam etti:

"Bir memurun satın alınmasıyla bütün teşkilatın aynı yapının parçası olması aynı şey değil."

John Lena'yı düşündü.

Sabah dördünde gelmişti.

Adrian'ı kendisi götürmüştü.

"Lena?"

"Öfkeli."

"Şüpheli mi?"

Kevin yüzünü kaldırdı.

"Hayır."

John birkaç saniye bekledi.

Kevin:

"Bunu bildiğim için değil."

John anladı.

"Güvendiğin için."

"Ve şu ana kadarki davranışları nedeniyle."

John başını salladı.

Bu daha iyi bir cevaptı.

Miriam ve Daniel eski baskı deposunda kaldı.

En azından şimdilik.

Elliot onlara yiyecek getirdi.

Daniel tost isterken ketçap olup olmadığını sordu.

John bu kadar sıradan bir isteğe hazırlıklı değildi.

Elliot eski buzdolabını açtı.

"Son kullanma tarihine bak."

Daniel şişeyi okudu.

"Geçmemiş."

Elliot:

"Bu binada mucizeler oluyor."

Miriam ilk kez çok hafif güldü.

John bunu uzaktan izledi.

R-14 için dosyalar, transfer emirleri ve tıbbi kodlar vardı.

Daniel ise tostuna ketçap isteyen on sekiz yaşında bir gençti.

John defterindeki kodlara baktı.

R-14 = Daniel Rook

R-14'ün üzerini çizdi.

Sadece:

Daniel Rook

bıraktı.

Sonra Sarah.

Miles.

Onların kodlarını da isimlerinin yanına küçük yazdı.

Kodlar onları bulmaya yarıyordu.

Ama kim olduklarını anlatmıyordu.

Kevin öğleden sonra John'u Chronicle'ın bodrumuna indirdi.

Elliot'ın eski spor minderlerini nereden bulduğunu John sormadı.

"Bu ne?"

Kevin ceketini çıkardı.

"Birini tutmayı öğreniyorsun."

John:

"Ben zaten—"

Kevin bileğini yakaladı.

John refleksle güç uygulayacakken durdu.

Kevin ağırlık merkezini değiştirdi.

John bir anda dengeden çıktı.

Mindere düştü.

Tavana baktı.

"Tamam."

Kevin:

"Ne öğrendin?"

"Sen yaşlı değilsin."

"Başka?"

John ayağa kalktı.

"Güç, teknik değil."

"İşte."

John:

"Sen dövüş eğitmeni misin?"

"Hayır."

"Öyleyse?"

"Poliste insanların kendilerine veya başkalarına zarar vermeden tutulmasıyla ilgili temel eğitim alırsın."

John:

"Bana dövüş öğretecek misin?"

"Hayır."

"Niye?"

"Çünkü ben dövüş ustası değilim."

John bunu beklemiyordu.

Kevin devam etti:

"Ve sen birkaç haftada olmayacaksın."

John:

"Ben daha hızlı öğrenebilirim."

Kevin yüzüne baktı.

"Gücün egonu da mı artırdı?"

John:

"Hayır."

"İyi. Bir daha."

Bu kez Kevin John'un bileğini uzattı.

"Amacın kırmak değil."

John:

"Biliyorum."

"Adrian'da da biliyordun."

John cevap vermedi.

"Temas kesmek. Dengeyi bozmak. Mesafe oluşturmak."

Kevin hareketi gösterdi.

"Ve mümkün olan en az kuvvet."

John denedi.

İlkinde fazla sert.

İkincide çok yavaş.

Üçüncüde Kevin elini kurtardı.

"Berbat."

John:

"Teşekkürler."

"Dördüncü."

John yeniden başladı.

O akşam Elliot masasına büyük bir kâğıt bıraktı.

John:

"Bu ne?"

"Dünkü gömleğinin kolu yırtılmış."

"Evet."

"Önceki pantolonunun dizi de."

John baktı.

"Beni mi takip ediyorsun?"

"İş kıyafetlerini faturaya yazmaya çalışma diye."

Kâğıtta basit bir insan silueti vardı.

Maya'nın yan masadan sesi geldi.

"Pelerin çizdim, sildi."

John ona baktı.

"Sen de mi bunun içindesin?"

Maya:

"Ben sadece sanat yönetmeniyim."

John çizime baktı.

"Kostüm yapmıyorum."

Elliot:

"Tabii."

"Normal kıyafetler yetmiyor."

"Evet."

"Bu pratik."

"Evet."

John kalemi aldı.

Koyu kumaş.

Hareketi engellemeyecek.

Ne metal.

Ne zırh.

Silah yok.

Eller için yarım eldiven.

Diz ve dirseklerde biraz daha dayanıklı katman.

Yüz kısmına hiçbir şey çizmedi.

Maya:

"Maske?"

John:

"Bilmiyorum."

Elliot:

"İlk kez mantıklı bir cevap."

John yüz kısmına baktı.

İnternette zaten bulanık görüntüleri vardı.

Lena onu tanımıştı.

Tiger yüzünü biliyordu.

Maske güvenlik sağlayabilirdi.

Ama başka bir şeyi de değiştirirdi.

Henüz karar vermedi.

Göğüs kısmına kalemi götürdü.

Daire çizdi.

Dört kısa çizgi.

Ravenhill.

Eski tramvay durağı.

Tiger'ın dosyaları.

John birkaç saniye sembole baktı.

Sonra üzerine küçük bir çizgi çekti.

Tam silmedi.

Maya:

"Niye?"

"Ne olduğunu bilmiyorum."

"Öyleyse niye çizdin?"

John:

"Bilmiyorum."

Maya:

"Bugün çok güçlü gidiyorsun."

John kâğıdın altına yazdı:

ORACLE?

Soru işareti özellikle kaldı.

Elliot:

"İsmi kabulleniyor musun?"

John:

"Hayır."

Maya:

"Kağıt farklı söylüyor."

John kelimeye baktı.

Oracle.

Geleceği bilen.

Yanlış bir isimdi.

Belki bu yüzden işe yarıyordu.

"Belki bir hatırlatıcı."

Maya:

"Neyin?"

John birkaç saniye düşündü.

"Bilmediğimin."

Maya onunla dalga geçmedi.

Bu kez.

Gece eve döndüğünde Juliet defterini açtı.

Kendisine hafıza testi yapmayı alışkanlık hâline getirmeye başlıyordu.

Bundan nefret ediyordu.

Kahve?

Şekersiz.

Soğuyunca?

Yarısını bırakır.

Metalik tat.

Atkı?

Gri annesi.

Lacivert John.

Reçel?

Çilek sevmez.

İlaç kokusu.

İlk öpüşme?

Eski tramvay durağı.

"Bunu beklemiyordum."

John sayfayı çevirdi.

Sağ başparmak.

Avucuna bastırır.

Ne zaman?

Heyecanlandığında.

Endişelendiğinde.

John gözlerini kapattı.

Bu kez görüntü geldi.

Juliet masada.

Eli.

Başparmağı avucunun içinde.

John'un kalbi kısa süre rahatladı.

Sonra sahnenin nerede olduğunu anlamaya çalıştı.

Restoran mı?

Black Hollow mu?

Ev?

Görüntü dağıldı.

John gözlerini açtı.

Hareketi hatırlıyordu.

Ama anının kaynağı yine belirsizdi.

Deftere:

Görüntü var. Yer/zaman belirsiz.

yazdı.

Sonra durdu.

Miriam'ın teorisini düşündü.

Olmamış ihtimaller.

Gerçek anı gibi saklanan görüntüler.

Kendi geçmişine erişimi bozan geleceğin parçaları.

Bunu düşünmek başını ağrıttı.

Belki yalnızca uykusuzdu.

Belki değil.

John güç notlarını açtı.

Yeni maddeler ekledi:

12. Aynı anda birden fazla olası gelecek görebiliyorum.

13. Çoklu görüntüler baş ağrısını artırıyor.

14. Gereksiz kullanımı azalt.

Bir süre düşündü.

Kevin'in bodrumdaki hareketlerini hatırladı.

15. Fiziksel güç kontrol gerektiriyor. Güç = beceri değil.

Sonra ayrı bir sayfa açtı.

Üç satır:

Daniel Rook

Sarah

Miles

Kodları küçük harflerle yanlarına yazdı.

R-14.

R-12.

R-17.

Bir süre baktı.

Sonra başlık attı:

İnsanlar kod değildir.

Kalemi bıraktı.

Telefonu titredi.

Lena.

John numarayı tanımıyordu ama Kevin önceden mesaj atmıştı.

Açtı.

"John?"

"Evet."

"Lena."

"Adrian?"

"Kevin anlattı mı?"

"Evet."

Sessizlik.

Lena'nın sesi yorgundu.

"Şunu bil. Onu ben teslim ettim."

"Biliyorum."

"Merkezde iki memur gördü. Giriş kaydı var. İlk kayıt gerçek."

John:

"Çıkış değil."

"Hayır."

"Bulabilir misin?"

"Bakacağım."

John cevap vermedi.

Lena:

"Bana güvenmek zorunda değilsin."

John:

"Kevin güveniyor."

"Kevin bazen kötü karar verir."

John:

"Onu da biliyorum."

Lena hafifçe güldü.

Sonra:

"Bir dahaki sefere böyle bir şey olduğunda..."

John:

"Seni arayacağız."

"Bunu Kevin'e söyledim."

John:

"Bana da söylemek istedin."

"Evet."

John bir süre düşündü.

"Tamam."

Lena:

"Bu kadar mı?"

"Gerçek tamam."

Sessizlik.

"Ne?"

John:

"Hiç."

Telefon kapandı.

John yatağın kenarına oturdu.

Bir polis memuru yardım etmişti.

Bir başkası belki etmemişti.

Bir sistem kaydı silinmişti.

Miriam yıllarca suçun parçası olmuş ve aynı zamanda tehdit edilmişti.

Adrian silah çekmişti ama belki emir zincirinin tepesini gerçekten bilmiyordu.

Tiger suçluydu ama Juliet'in katili olduğuna dair ellerinde hâlâ kanıt yoktu.

Şehir giderek daha karmaşık görünüyordu.

John eskiden bunun sinir bozucu olduğunu düşünürdü.

Şimdi karmaşıklığın bazen gerçeğin kendisi olabileceğini anlamaya başlıyordu.

Masanın üzerindeki kıyafet taslağına baktı.

Göğsünde daire ve dört çizgi.

Üzerinden tam silinmemiş bir çizik.

Altında:

ORACLE?

John kalemi alıp soru işaretini silmek için uzandı.

Durdu.

Bıraktı.

Henüz kalsın.

Çünkü şu anda kendisi hakkında bildiği en önemli şey, geleceği görebilmesi değildi.

Gördüğü şeyin ne anlama geldiğini her zaman bilmediğiydi.