İçeriğe geç

Bölüm 11 - Kayıt Dışı

Bölüm 11 — Kayıt Dışı

John su ısıtıcısının kapanacağını ses gelmeden önce biliyordu.

Mutfak tezgâhına yaslanmış, kahve bardağını bekliyordu.

Bir anda zihninde küçük bir ses duydu.

Klik.

Sonra su ısıtıcısının ışığı söndü.

Gerçekte ses bir saniye sonra geldi.

Klik.

John hareketsiz kaldı.

Baş ağrısı yoktu.

Görüntü de.

Sadece ses.

Telefonunu çıkardı.

Ravenhill sonrası notlarını açtı.

Bir süre yazmadı.

Sonra:

Sesleri de önceden algılıyor olabilir miyim?

Altına hemen:

Tek olay. Kanıt değil.

yazdı.

Bardağa sıcak suyu doldurdu.

İlk yudumda yüzünü buruşturdu.

Kahvenin kötü olması en azından hâlâ normaldi.

Kevin sabah sekizde geldi.

John kapıyı açtığında ilk baktığı yer yüzü değil, kaburgasıydı.

"Bandaj?"

"Daha iyi."

"Göster."

"Hayır."

Kevin içeri girdi.

"Doktor ne dedi?"

"İyileşiyor."

"Normal hızda mı?"

John sustu.

Kevin:

"John."

"Hayır."

Kevin ceketini sandalyeye bıraktı.

"Bu seni niye rahatlatmıyor?"

"Rahatlatması mı gerekiyor?"

"İnsanlar genelde hızlı iyileşmekten şikâyet etmez."

John kahvesinden içti.

"İnsanlar genelde birkaç saniye sonrayı da görmüyor."

Kevin:

"Adil."

John cebinden pirinç anahtarı çıkardı.

2B

Masaya koydu.

Kevin ona baktı.

"Binayı kontrol ettim."

John hemen:

"Ve?"

"Eski Doğu Limanı gümrük idare binası."

"Biliyoruz."

"Resmî olarak on iki yıldır kullanılmıyor."

"Güzel."

"Bir kısmı belediyenin arşiv deposu olarak kayıtta."

John:

"2B?"

"Planlarda var."

John anahtarı aldı.

"Gidiyoruz."

Kevin:

"Gidiyoruz."

John birkaç saniye ona baktı.

"Bu kadar mı?"

"Ne bekliyordun?"

"Hayır diyeceğini."

"Bina açık arazi değil. Ama Marcus'ın anahtarı var ve içeride Tiger'a ait kayıt olabileceğine dair tanıklık var."

John:

"Bu yasal mı?"

Kevin:

"Hayır."

John gülümsedi.

Kevin:

"Bu kadar mutlu olman rahatsız edici."

Eski gümrük binası denizden iki sokak içerideydi.

Bir zamanlar bölgenin en yoğun idari yapılarından biriymiş.

Şimdi cephesindeki taşların arasından ot çıkıyordu.

Ana giriş zincirliydi.

Ama binanın doğu tarafında eski personel kapısı vardı.

Kevin kapının çevresine baktı.

"Kamera yok."

John yukarıyı kontrol etti.

"Bu kez gerçekten mi?"

"Görebildiğim kadarıyla."

John anahtarı çıkardı.

"2B bunun için değil."

"Biliyorum."

Personel kapısının kilidi yıllar önce değişmişti.

Kevin cebinden ince bir alet çıkarmadı.

John ona baktı.

"Neden?"

"Çünkü bu kez arka tarafta açık pencere var."

John yüzünü çevirdi.

Gerçekten vardı.

"Bunu baştan söyleyebilirdin."

"Senin hayal kırıklığını görmek istedim."

İçeri pencereden değil, altındaki kırık servis panelinden geçtiler.

John ilk kez Kevin'ın eski polis olmasının yalnızca dosyalara erişim değil, binalarda nerelere bakacağını bilmek anlamına geldiğini düşündü.

Bunu söylemedi.

Kevin yeterince memnundu.

Binanın içi beklediğinden daha doluydu.

Eski masalar.

Sandalyeler.

Metal dolaplar.

Sökülmüş tabela parçaları.

Duvarlarda yıllar önce bırakılmış liman programları.

John:

"Burayı temizlemeye hiç uğraşmamışlar."

Kevin:

"Belki işlerine gelmiştir."

"Kimlerin?"

"Henüz bilmiyoruz."

John:

"Bunu senin söyleyeceğini biliyordum."

Kevin:

"Bu da güç mü?"

John durdu.

Kevin hemen:

"Şaka."

John devam etti.

İkinci kata çıkan merdiven dar ve tozluydu.

Kapı numaraları:

2A

Sonra:

2B

Pirinç anahtar kilide girdi.

John çevirdi.

İlk denemede açılmadı.

İkinci kez biraz bastırdı.

Kevin:

"Gücünü kullanma."

"Ben de onu yapmıyorum."

"Metal biraz önce ses çıkardı."

John baskıyı azalttı.

Anahtarı tekrar çevirdi.

Klik.

Kapı açıldı.

John:

"Gördün mü?"

Kevin:

"İnanılmaz."

2B küçük bir arşiv odasıydı.

İlk bakışta.

Üç metal dolap.

Eski çalışma masası.

Çürümüş karton kutular.

Duvar boyunca liman sevkiyat kayıtları.

John bir an Marcus'ın yanlış bilgi vermiş olabileceğini düşündü.

Sonra masanın arkasındaki duvarda bir şey fark etti.

Rafın sağ tarafı diğerinden birkaç santimetre öndeydi.

"Kevin."

Kevin yaklaştı.

İkisi rafı kontrol etti.

Altında yeni olmayan ama orijinal de görünmeyen metal ray vardı.

John tuttu.

Kevin:

"Yavaş."

Rafı yana çektiler.

Arkasında ikinci bir kapı çıktı.

Anahtar deliği yoktu.

Küçük bir döner mandal.

Kevin:

"Bu daha ilginç."

John:

"Sonunda."

Kapıyı açtılar.

İçeride Tiger'ın gerçek arşivi vardı.

Dijital ekran yoktu.

Bilgisayar yoktu.

Sadece kâğıt.

Dosya kutuları.

Kasetler.

Mini teypler.

Fotoğraflar.

John olduğu yerde kaldı.

Kevin:

"Dokunmadan önce görüntü."

John telefonunu çıkardı.

Odayı baştan sona kaydetti.

Rafların üzerinde şirket isimleri vardı.

NORTHLINE

TIGRIS

HART

GREYLINE

Bazı klasörlerde sadece tarihler.

Bazılarında yalnızca kodlar.

John:

"Marcus haklıymış."

Kevin:

"Bir konuda."

John ona baktı.

Kevin:

"Tiger fiziksel kayıt tutuyormuş."

John başını salladı.

"Sigorta."

"Büyük ihtimalle."

John ilk raftaki dosyaları taramaya başladı.

"Juliet."

Kevin başka rafta aradı.

Tarihlere göre ayrılmış klasörlerden biri ölüm gecesine aitti.

John kapağı açmadan önce durdu.

Kevin fark etti.

"Ben mi?"

John:

"Hayır."

Eldivenlerini taktı.

Dosyayı açtı.

İlk belge:

GÜNEY GEÇİDİ — SERVİS TÜNELİ 4

Saat:

21.40

John bunu tanıyordu.

Depo 9'daki yırtılmış kayıtla aynı.

Ama burada tam sürümü vardı.

Kamera kesintisi: 21.39–22.12

Alan devri

Kişisel eşya toplama

Dijital temizlik

Alt satır:

J.M.

John'un parmakları durdu.

Kevin omzunun üzerinden okudu.

Bir sonraki sayfada:

TIGRIS EKİBİ BÖLGEYE ULAŞTIĞINDA OLAY TAMAMLANMIŞTI.

John tekrar okudu.

Altında:

KAMERA SİSTEMLERİ İKİNCİ AŞAMADA DEVRE DIŞI BIRAKILDI.

Kevin:

"İkinci ekip."

John başını salladı.

Tiger ilk görüşmelerinde yalan söylememiş olabilirdi.

Adamları Juliet'i öldürmemişti.

Ama ölümünden sonra oradaydılar.

Alanı temizlemişlerdi.

John'un eli belge üzerinde sabit kaldı.

"'Olay tamamlanmıştı.'"

Kevin:

"Evet."

"Onlar gelmeden önce."

"Öyle yazıyor."

John:

"Kim vardı?"

"Dosyada yok."

John sayfayı çevirdi.

Kişisel eşya listesi.

Çanta.

Telefon parçaları.

Bir kumaş parçası.

Anahtarlar.

John listeyi sonuna kadar okumadı.

Kevin bunu fark etti.

"İstersen—"

"Hayır."

John dosyayı kapatmadı.

Ama birkaç saniye nefes aldı.

Sonra devam etti.

Dosyanın arkasında küçük bir mini kaset vardı.

Üzerinde tarih.

John ve Kevin birbirine baktı.

Kevin eski kayıt cihazlarından birini buldu.

Pil yoktu.

Odada başka bir kutuda yedek piller vardı.

John:

"Bunu bayağı düzenli tutmuş."

Kevin:

"Sigorta dosyasıysa şaşırtıcı değil."

Kaseti taktılar.

Cızırtı.

Sonra Tiger'ın sesi.

John hemen tanıdı.

"Alan temiz?"

Başka bir erkek sesi.

John tanımıyordu.

"İkinci ekip çıktı."

Tiger:

"İlk ekip?"

"Bu seni ilgilendirmiyor."

Tiger'ın sesi sertleşti.

"Benim adamlarım ceset temizliyorsa ilgilendiriyor."

John'un eli masanın kenarında kaldı.

Bilinmeyen ses:

"Senin şehrin değil."

Sessizlik.

Tiger:

"Kadın ne biliyordu?"

"Yeterince."

"Kim aldı?"

Cızırtı.

Sonra ses geri geldi.

"Onu bilmen gerekmiyor."

Tiger:

"John?"

John'un bütün dikkati kasete döndü.

Kevin de ona baktı.

Bilinmeyen ses:

"Gözlem devam ediyor."

John kaseti durdurdu.

Oda sessizleşti.

Kevin:

"Niye durdurdun?"

John:

"Ben."

"Evet."

"Juliet öldüğü gece beni konuşuyorlar."

Kevin:

"Öyle görünüyor."

John kaseti tekrar çalıştırdı.

Tiger:

"Gazeteci mi?"

Bilinmeyen ses:

"Henüz müdahale yok."

Sonra kayıt bitti.

John cihazın düğmesinde parmağını tuttu.

"'Gözlem devam ediyor.'"

Kevin:

"Evet."

John Ravenhill servis kapısını düşündü.

Çocukluk.

Eski tramvay kutusu.

Koyu araç.

Hepsini bir anda birbirine bağlama isteği geldi.

Kevin yüzünü görmüş olmalıydı.

"Yapma."

John ona baktı.

"Neyi?"

"Hikâyeyi tamamlama."

John çenesini sıktı.

"Juliet öldüğü gece beni gözlüyorlardı."

"Evet."

"Ravenhill'de kapı açıldı."

"Evet."

"Bu bağlantı."

Kevin:

"Olabilir."

John bir an sinirlendi.

Sonra durdu.

"Tamam."

Kevin başını salladı.

Şimdilik bu kadarı yeterdi.

Bir alt rafta Juliet'in fotoğrafları vardı.

John birini eline aldı.

Hartley Café'nin dışı.

Juliet kadrajın ortasında.

Saat damgası:

18.07

Miriam birkaç adım arkasında görünüyordu.

Altında:

J.M. — M.V. teması doğrulandı.

Bir sonraki fotoğraf:

Juliet caddede tek başına.

Not:

Gazeteciyle temas ihtimali yüksek.

Sonraki:

Doğrudan müdahale onayı bekleniyor.

John'un nefesi yavaşladı.

Bir başka belge:

J.M. kontrol dışına çıktı.

Altında:

Nakil emri verildi.

Kevin:

"'Nakil.'"

John:

"İnsan gibi değil."

"Hayır."

John fotoğrafları tek tek görüntüledi.

Juliet'in bunlardan haberi var mıydı?

Miriam, izlendiklerini biliyor muydu?

Holloway?

Hiçbirini henüz bilmiyordu.

Ama bir şey kesindi.

Juliet tesadüfen bir yola sapıp ölmemişti.

Takip edilmişti.

Ve birileri karar vermişti.

John'un bilmediği şey hâlâ en önemlisiydi.

Kim?

Telefonu titredi.

Maya.

John açmadı.

Tekrar.

Sonra üçüncü kez.

Kevin:

"Aç."

John:

"Şimdi mi?"

"Üç kez aradı."

John koridora çıktı.

"Ne oldu?"

Maya'nın sesi hızlıydı.

"Eski Adliye videosundaki vanı tekrar buldum."

John'un yüzü değişti.

"Ne vanı?"

"Marcus'ın kaybolduğu gün."

John kapıya doğru döndü.

"Ne buldun?"

"Yan taraftaki logo."

"Logo yoktu."

"Vardı. Çok küçük."

John:

"Ne?"

"Hart Industrial Cleaning."

John birkaç saniye sustu.

"Emin misin?"

"Depo 9'daki kamyonet fotoğrafıyla karşılaştırdım. Aynı geometrik işaret. Araç farklı ama şirket aynı."

John Kevin'e baktı.

"Bana gönder."

"Gönderdim."

Telefonuna görüntü geldi.

Piksel piksel.

Ama Maya haklıydı.

Küçük Hart logosu.

John:

"Bunu nasıl gördün?"

"Senin bütün gün baktığın videoya gerçekten baktım."

John:

"Teşekkürler."

Maya sustu.

"Ne?"

John:

"Bir şey yok."

"Hayır, ilk kez normal insan gibi teşekkür ettin."

John gözlerini kapattı.

"Maya."

"Tamam."

Sonra sesi ciddileşti.

"John."

"Ne?"

"Oradasın, değil mi?"

John sessiz kaldı.

"Eski gümrük."

"Maya—"

"Yalan söyleme."

John birkaç saniye düşündü.

"Evet."

Maya da sustu.

John devam etti:

"Tiger'ın kayıtlarını bulduk."

Kevin ona baktı.

John eliyle küçük bir işaret yaptı.

Maya:

"Ne kadar?"

"Hepsini bilmiyorum."

"Juliet?"

John nefes aldı.

"Ölümünden sonra Tigris bölgeye girmiş."

"Sonra mı?"

"Evet."

"Yani Tiger öldürmemiş olabilir."

"Olabilir."

John bu kelimeyi ilk kez hiç zorlanmadan söyledi.

Maya:

"Başka?"

John kasete baktı.

"Birileri Juliet öldüğü gece beni konuşmuş."

Maya uzun süre sessiz kaldı.

"Kim?"

"Bilmiyorum."

"Tamam."

John şaşırdı.

"Bu kadar mı?"

"Sen gerçekten bilmiyorsan evet."

John birkaç saniye cevap vermedi.

Maya:

"Dönünce anlat."

"Anlatacağım."

Bu da yeni bir şeydi.

Arşivin en arkasında küçük bir kaset kutusu buldular.

Üzerlerinde kodlar vardı.

Bir tanesi:

JM / MV / 18.02

John'un parmakları durdu.

Kevin:

"Juliet ve Miriam."

John başını salladı.

Kaseti çalıştırdılar.

Kafe uğultusu.

Fincan sesleri.

Sonra Juliet.

John'un bütün bedeni bir anda gerildi.

Ses gerçekti.

Yakın.

Canlı.

"Bana bırak diyorsun ama neden bırakmam gerektiğini söylemiyorsun."

Miriam:

"Çünkü nedenini bilirsen devam edersin."

Juliet'in kısa bir gülüşü.

"Bu çok kötü bir ikna yöntemi."

John gözlerini kapattı.

Sesi tanıyordu.

Tabii ki tanıyordu.

Miriam:

"Buna senin karar vermen gerekmiyor."

Juliet:

"Neden?"

Kısa sessizlik.

"Buna benim karar vermem gerekmiyor mu?"

Miriam:

"John biliyor mu?"

Juliet:

"Henüz değil."

"Neden?"

Juliet nefes verdi.

"Çünkü bir şeyi yakalarsa durmuyor."

John'un yüzü değişmedi.

Miriam:

"Ondan mı korkuyorsun?"

Juliet hemen:

"Hayır."

Bir saniye.

"Onun için korkuyorum."

John kaseti durdurmadı.

Juliet devam etti:

"Ve evet, bunun çok ikiyüzlüce olduğunun farkındayım. Ben de buradayım."

Miriam'ın çok hafif bir nefesi.

"Bu gece ona anlat."

"Anlatacağım."

"Her şeyi."

"Evet."

Juliet sonra, sanki konu değişmiş gibi:

"Bu çay gerçekten kötü."

Miriam:

"Çay sipariş eden sendin."

"Panikte kötü karar veriyorum."

John istemeden gülümsedi.

Çok küçük.

Sonra kayıt bitti.

John cihazın başında kaldı.

Kevin:

"İyi misin?"

John:

"Evet."

Bir saniye sonra:

"Hayır."

Kaseti geri sardı.

Tekrar oynattı.

Juliet'in sesi.

Buna benim karar vermem gerekmiyor mu?

John dinledi.

Kaseti durdurdu.

Gözlerini kapattı.

Sesi kafasının içinde tekrar etmeye çalıştı.

Cümleyi biliyordu.

Vurguyu hatırlaması gerekiyordu.

Ama olmuyordu.

Sözler vardı.

Ses yoktu.

Gözlerini açtı.

Kaseti yeniden oynattı.

Juliet konuştu.

Gerçek ses.

John hemen durdurdu.

Gözlerini tekrar kapattı.

Bir saniye önce duymuştu.

Ama zihninde yeniden kurmaya çalıştığında ses sanki başka bir odaya çekiliyordu.

John kaseti üçüncü kez oynattı.

Kevin eliyle cihazı kapattı.

"Dur."

John:

"Çek elini."

"John."

"Bir daha."

"Niye?"

John cevap vermedi.

Kevin onun yüzünü gördü.

"Hatırlayamıyor musun?"

John'un boğazı kurudu.

"Cümleleri hatırlıyorum."

"Sesini?"

John:

"Dinlerken evet."

"Sonra?"

John başını iki yana salladı.

Bu hareketi yaptığında ilk kez gerçekten korktu.

"Bir saniye sonra..."

Cümlesini bitiremedi.

Kevin elini cihazdan çekti.

"Doktora söyleyeceğiz."

John:

"Bir daha dinlemem gerekiyor."

"Ne değişecek?"

"Belki kalır."

Kevin cevap vermedi.

John kaseti yeniden başlattı.

Juliet'in gülüşü geldi.

John bunu tutmaya çalıştı.

Kayıt durduğunda yine kaydı.

Kelime değildi.

Tarif değildi.

Bir insanın sesiydi.

Ve John onu kendi zihninin içinde sabit tutamıyordu.

Bir süre sonra masaya oturdu.

Defterini çıkardı.

Juliet sayfasını açtı.

Kalemi uzun süre kâğıdın üzerinde tuttu.

Sonra yazdı:

Ses kaydı var.

Sildi.

Başka satır:

Juliet'in sesini kayıttan duyuyorum ama kapattıktan sonra zihnimde yeniden oluşturamıyorum.

Bu doğruydu.

Ama yeterli değildi.

John birkaç saniye baktı.

Sonra ayrı bir satıra:

Bir sesi kelimelerle saklayamazsın.

yazdı.

Kalemi masaya bıraktı.

Bu bir araştırma notu değildi.

Kevin bunu okumadı.

En azından okuduğunu belli etmedi.

Arşivde daha fazla kayıt vardı.

John devam etmek istemiyordu.

Ama ettiler.

Bir transfer belgesi:

M.V. / R-14

Altında:

TRANSFER D-6

Tarih.

PAZAR — 04.30

Onay:

ADRIAN COLE

John hemen telefonundaki takvime baktı.

Cumartesi gecesiydi.

Pazar sabahına saatler vardı.

Kevin:

"D-6."

"Depo 9 kaydı."

"Evet."

John:

"Miriam ve R-14."

Kevin:

"Öyle görünüyor."

"Adrian."

"Onaylamış."

Bu artık bağlantıdan fazlasıydı.

Adrian yalnızca Marcus'ın etrafında görünen biri değildi.

Transfer zincirinin içindeydi.

John:

"D-6 neresi?"

Kevin:

"Liman kodu olabilir."

John eski gümrük planlarını açtı.

Dock.

Depo.

Rıhtım.

Bir süre aradılar.

Sonunda eski liman operasyon haritasında buldular.

DOCK 6

Doğu Limanı'nın kullanılmayan rıhtımlarından biri.

John:

"Pazar 04.30."

Kevin:

"Evet."

John ayağa kalktı.

"Gidiyoruz."

Kevin:

"Şimdi değil."

John ona baktı.

Kevin devam etti:

"Önce çıkışları, yolları, kameraları, erişimi kontrol edeceğiz."

John kasete baktı.

Juliet'in sesi cihazın içinde duruyordu.

Sonra transfer kaydına.

"Tamam."

Kevin başını salladı.

John:

"Gerçek tamam."

Kevin:

"Bir şey demedim."

Tam çıkacakları sırada alt kattan ses geldi.

Kapı.

Ayak sesleri.

John ve Kevin birbirine baktı.

Kevin ışığı kapattı.

John'un başında baskı yoktu.

Bu kez geleceğin yardım etmeyeceği anlaşılıyordu.

Koridora çıktılar.

Aşağıdan iki erkek sesi geliyordu.

"2B."

"Önce üst kat."

John Kevin'e fısıldadı:

"Bizi mi?"

Kevin:

"Bilmiyorum."

Seslerden biri:

"Pazardan önce gümrük temizlenmiş olacak."

Diğeri:

"Tiger'ın emri değil."

John durdu.

Kevin de duydu.

John telefonunu kayda aldı.

Sesler yaklaşmadı.

Başka bir koridora saptılar.

Metal dolapların hareket sesi geldi.

John:

"Arşiv."

Kevin başını salladı.

John ileri gitmek istedi.

Sonra D-6 kaydını düşündü.

Miriam.

R-14.

Pazar 04.30.

Buradaki adamları takip etmek, başka bir cevap verebilirdi.

Ama gümrük kayıtları zaten ellerindeydi.

Fotoğrafları çekilmişti.

Kasetler kaydedilmişti.

Ve canlı iki kişi tekrar taşınmak üzereydi.

John:

"Çıkıyoruz."

Kevin ona baktı.

"Emin misin?"

"Evet."

Kevin çok hafif başını salladı.

Arka servis yolundan binayı terk ettiler.

John bu kez arkasına bakmadı.

Chronicle'a döndüklerinde Maya hâlâ ofisteydi.

Elliot da.

John dosyaları masaya bıraktı.

"Önce kopya."

Elliot:

"Zaten."

John ona baktı.

"Ne?"

"Sen gelmeden önce Maya bana her şeyi anlattı."

Maya:

"Her şeyi değil."

John:

"Güzel."

Elliot kaset kayıtlarını harici diske aktardı.

Sonra ikinci kopya.

Sonra üçüncü.

John:

"Paranoyak."

Elliot:

"Gazeteci."

John Juliet kasetinin dijital kopyasına baktı.

Dosya adı:

JM_MV_1802

Bu kadar küçüktü.

Bir ses.

Bir insan.

Bir dosya adına dönüşüyordu.

John bundan nefret etti.

Ama kopyayı yine de aldı.

Eve vardığında saat ikiye yaklaşıyordu.

Uyumadı.

Bilgisayarı açtı.

Juliet kaydını oynatmadı.

Sadece dosyaya baktı.

Parmağı faredeydi.

Bir kez daha duymak istiyordu.

Çok.

Belki tekrar tekrar dinlerse ses zihninde kalırdı.

Belki de her dinleyiş, başka bir görüntünün arasına karışırdı.

Bunu bilmiyordu.

Dr. Reed'in notlarını düşündü.

Kevin'i.

Kendi defterini.

Dosyayı kapattı.

Juliet hatıra defterini açtı.

Daha önce yazdığı satırlara baktı.

Kahve.

Haritalar.

Atkı.

Reçel.

İlk öpüşme.

Sağ başparmağı.

Hepsi doğru bilgilerdi.

Ama artık John doğru bilginin hafıza olmadığını biliyordu.

Yeni bir sayfa açtı.

Sesini bugün duydum.

Bir süre bekledi.

Altına hiçbir şey yazmadı.

Çünkü nasıl olduğunu tarif edemiyordu.

Defteri kapattı.

Sonra Ravenhill sonrası notlara geçti.

Yeni maddeler ekledi:

9. Görüntüler zihinde gerçek anı gibi yer tutuyor olabilir.

10. Eski anılara erişimde bozulma olabilir.

Bir süre kalemi oynatmadı.

Sonra:

11. Özellikle güç kullanımından sonra takip et.

Telefonuna alarm kurdu.

Pazar.

03.15.

Başlık:

D-6

Yatağa geçti.

Işıkları kapattı.

Juliet'in kafede söylediği cümleyi hatırladı.

Kelimesi kelimesine.

Buna benim karar vermem gerekmiyor mu?

John gözlerini kapattı.

Sözcükler yerindeydi.

Ama onları söyleyen ses yoktu.

O gece ilk kez kaybettiği şeyin yalnızca geçmiş olmadığını düşündü.

Kendi geçmişine ulaşma biçimini de kaybediyor olabilirdi.

Ve birkaç saat sonra tekrar gücünü kullanması gerekebilirdi.