Bölüm 1 — Şehrin Çocukları
Veyron City'de yağmur hiçbir zaman yalnızca yağmur değildi.
On yaşındaki John içinse o öğleden sonra yalnızca oyunu bozan bir şeydi.
Kırmızı top, eski tramvay durağının yanındaki kaldırımdan sekip yola çıktığında peşinden koşmak üzereydi.
Juliet kolundan tuttu.
"Bekle."
"Araba yok."
"Bakmadın."
John baktı. Sağ. Sol. Yeniden sağ.
"Şimdi yok."
Juliet onu bırakmadan önce kendisi de baktı. Sonra birlikte yola indiler.
Top, karşı kaldırımın kenarındaki mazgala çarpmış ve ince plastik kabuğundan küçük bir parça kopmuştu.
Juliet parçayı yerden aldı.
John topu çevirdi.
"Artık düzgün sekmez."
Juliet kırmızı parçayı ona uzattı.
"Bunu sakla."
"Niye?"
"En önemli olanları saklarsın."
John parçaya baktı.
"Bu önemli değil."
"Topundu."
"Artık top değil."
Juliet gözlerini devirdi.
"Sen de çok eğlencelisin."
John ciddi bir ifadeyle:
"Toplar ölmez."
Juliet ona birkaç saniye baktı.
"Bunu daha da kötü yaptın."
John neden güldüğünü tam anlamasa da güldü.
Kırmızı parçayı cebine koydu.
Eski tramvay durağı yıllardır kullanılmıyordu.
Paslanmış rayların bir kısmı asfaltın altında kaybolmuş, küçük bekleme yapısının camları çoktan sökülmüştü.
Juliet, duvardaki solmuş belediye levhasını okumaya çalıştı.
"On sekiz yıldır kapalı."
John yaklaştı.
"Yirmi."
"On sekiz."
"1996 yazıyor."
"Bakım tarihi olabilir."
John levhayı tekrar okudu.
"Olabilir."
Juliet şaşkınlıkla ona baktı.
"Sen az önce 'olabilir' mi dedin?"
John cevap vermedi.
O gün yanlarında Juliet'in annesinden habersiz aldığı eski bir şehir haritası vardı.
Haritayı doğru katlayamamış, iki köşesini ters kıvırmıştı. Üst kısmına büyük harflerle BAŞLANGIÇ yazmıştı.
John yazıya baktı.
"Başlangıç burası değil."
"Bizim için burası."
"Haritalar öyle çalışmaz."
"Bu çalışıyor."
John, Juliet'in çizdiği kalın oku izledi.
Ok, tramvay durağını gösteriyordu ama coğrafi olarak birkaç santimetre kaymıştı.
"Yanlış yerde."
"Güzel görünüyor."
"Bu bir harita."
"Evet."
"Güzel görünmesi gerekmiyor."
Juliet haritayı elinden aldı.
"Sen büyüyünce çok yorucu biri olacaksın."
John bunu hakaret sayıp saymaması gerektiğini düşündü.
Durağın arkasındaki eski belediye arazisine geçmek için alçak bir tel çit vardı.
Üzerindeki bir bölüm yıllar önce eğilmişti.
Juliet önce çantasını diğer tarafa attı, sonra üzerinden geçti.
John çite baktı.
"Girilmez yazıyor."
Juliet çoktan karşıdaydı.
"Buraya kimse gelmiyor."
"Bu, girilebilir demek değil."
"Geliyor musun?"
John çitin üzerinden geçti.
Juliet sırıtınca:
"Bu, haklı olduğun anlamına gelmiyor."
"Tabii."
İçeride eski servis yolu, çalılıkların arasında kayboluyordu.
Yerde boş şişeler, paslanmış bir metal tabela ve bir yiyecek ambalajı vardı.
Juliet ambalajı ayağıyla çevirdi.
"Yeni."
John eğildi.
"Son kullanma tarihi geçen ay."
"Yani biri geliyor."
"Belki daha önce atıldı."
"Bak, yine 'belki'."
"Bu farklı."
Biraz ileride toprağa yarı gömülü metal bir kutu buldular.
Belediyenin eski saha kutularına benziyordu. Kapağı paslıydı ama menteşelerden biri daha yeniydi.
Juliet çömeldi.
"Hazine."
"Belediye kutusu."
"Bu yüzden hayatın boyunca hazine bulamayacaksın."
Kutunun kilidi yoktu.
John kapağı kaldırdı.
İçinde nemden kıvrılmış birkaç belge vardı.
Eski bakım çizelgeleri.
Tramvay hattına ait servis notları.
Bir evrakın üstünde büyük bir kaşe:
KAYIT KAPATILDI
Altında:
ERİŞİM YETKİSİ KALDIRILDI
Juliet kâğıdı kaldırdı.
"Neye erişim?"
John diğer sayfalara baktı.
"Yazmıyor."
Son belgenin köşesinde küçük bir işaret vardı.
Bir daire.
Dört yönde kısa çizgiler.
John belgeyi ışığa doğru tuttu.
"Bunu biliyor musun?"
Juliet başını iki yana salladı.
"Pusula mı?"
"Pusulada harf olur."
"Hedef?"
"Neden belediye belgesinde hedef olsun?"
Juliet omuz silkti.
"Belki belediyenin gizli keskin nişancı birimi var."
John ona baktı.
"Şaka."
"Biliyorum."
"Bazen emin olamıyorum."
John belgeleri tekrar kutuya koymaya başladı.
Juliet:
"Almıyor muyuz?"
"Hayır."
"Niye?"
"Bizim değil."
"Kimsenin kullanmadığı paslı kutu."
"Yine de."
Juliet birkaç saniye baktı.
John kapağı kapattı.
"Bakmak başka, almak başka."
Juliet bu cümleyi düşündü.
"Bunu büyüyünce de söyle."
"Niye?"
"Lazım olur."
Geri dönerlerken Juliet aniden durdu.
"John."
"Ne?"
"Bir şeyin sebebini hiç bulamazsan ne olur?"
John soruyu anlamsız bulmuş gibi kaşlarını çattı.
"Nasıl yani?"
"Bir şey olur. Araştırırsın. Sorarsın. Bakarsın. Ama cevabı yoktur."
John biraz düşündü.
"O zaman yeterince bakmamışımdır."
Juliet onunla aynı fikirde görünmedi.
Ama tartışmadı.
Çitin yanına geldiklerinde John servis yolunun dışındaki caddede koyu renkli eski bir araba gördüğünü düşündü.
Araç birkaç saniye sonra hareket edip gitti.
Belki onları izliyordu.
Belki sürücü yalnızca park etmişti.
John o yaşta ikisini ayıracak kadar kanıt aramıyordu.
Eve döndüğünde kırmızı plastik parça hâlâ cebindeydi.
Masanın başına oturdu.
Bir kâğıda daire çizdi.
Dört kısa çizgi ekledi.
Altına yazdı:
Bu ne?
Kâğıdı çekmecesine koydu.
Bildikleriyle tahmin ettiklerini ayıracak yaşı henüz tam olarak yoktu.
Ama bir şeyi şimdiden yapıyordu.
Soruları kayda geçiriyordu.
Kaybolmasınlar diye.