Tam uyuyacağı bir zamanda... Günün ve dünün tüm sorularını ve sorunlarını unutmuş, yükü hafiflemiş, sokağındaki havlamaları duymuyorken kulağına fısıldayan ince sesten ötürü küfürler savurarak otuz beş derecelik gecede gözlerini açmıştı. Lambayı açtı, bir süre sineği aramaya koyuldu. Davetsiz misafire elindeki terlikle devlet yetkililerine veya kendi aptallığına kızdığı gibi kızıyordu. Zaten zar zor uyur, sirkadiyen ritim bozukluğunu yıllarca çekerdi. İlk ne zamandi başlangıcı, ne olmuştu da geceleri uyuyamaz hale gelmişti bilmiyordu. Bir kahve yaptı az şekerli. Balkona çıktı, sigarasını yılların eskitemediği turuncu çakmağı ile yaktı. Komşunun asılmış mis kokan çamaşırlarını sigara kokusu bastırdı. Umutlarını da bazılari bastırmıştı tıpkı sigaranın mis kokulu çamaşırları bastırdığı gibi.
Saat beşe geliyordu. Uykuya dalmaya çalışmanın gereksiz olduğunu düşünüp anılara daldı. Geçmişe değil geleceğe bakmanın yararlı olduğunu hala kavrayamamıştı. Fakat her acı ve her anı kendince büyüktür, başka bir acıyla ve anıyla karşılaştırılamaz.
Saat sekize geliyordu. Hava gece gibi hala karanlıktı. Köşedeki simitçiden simit almaya giderken yağmur yağmaya başlamış, bu sıcak yaz havasında yağmur onu serinletiyordu ve tabiki miyavlayan minik canlıları da.. "Bir simit, bir poğaça alabilir miyim?" dedi. Derken yüzü kızardı, anksiyetesi tutmuştu hiçbir şey yokken durup dururken. En saçma anlarda tutardı markette, kahvehanede, eski bir arkadaşı ile sokakta denk geldiğinde, bayramda akrabalar ile görüştüğünde... Lise hayatı hep böyle arkadaşlari ve öğretmenleri ile savaşarak, fakat en çok kendi kendiyle savaşarak geçmişti. Yıllardır kendinden kaçıyor fakat kaçarken hep kendine çarpıyordu. Mükemmel bir ölüm için daha kaç kaçış lazımdı.
Simitini ve poğaçasını aldı. Yağmur, kızarmış suratını biraz serinletti. Islanmış halde evin merdivenlerini çıktı, kapıyı sessizce kapattı. Kahvesini yaptı, çıtır simitinin yanında içti. Yine o ansızın gelen "nasıl intihar edicem?" sorusu aklında yankılanıyordu. Her nasıl olursa olsun sonunun geldiğini biliyordu. "ölsem de kurtulsam bu dertlerden" kafasında değil, yaşamak için tek bir nedeni yoktu. Yediği yemekte de bi tat bulamıyordu artık. Simitinin yarısını yedi. Ardından balkona çıktı ve bir sigara yaktı. Telefonuna baktı. Bir kaç video bildirimi hariç başka bildirim yoktu. Dünden kalan ölü ruhların - sosyal medyadan tanıştığı kişilerin - sohbet geçmişlerine baktı. Bunları da gömmüştü. Her gün üç beş kişi gömüyordu. Gömülecek alanlar hızla tükeniyordu. Koca dünyada ıssız adamdı. Günübirlik sosyal uygulamalardaki sohbetler dışında bir dostu yoktu. Bu dünyadaki her şey o kadar sahte ve saçma geliyordu ki ona romanlar ve filmler daha gerçekçi gelmeye başlamıştı ona. Bir ara felsefeye, sosyolojiye, dini kitaplara dalmış son zamanlarda ise roman okuyordu daha çok. Okudukça yalnızlaşıyordu.
Saat on iki. Arkadaşından mesaj geldi. Arkadaşı ile birkaç ay önce tanışmış, ona kanı ısınmış, şakalarla eğlenceli vakit geçiriyorlardı.
"Nerdesin"
"Evdeyim"
"Dışarı çıkalım, mekana geçelim."
Gitmek istemiyordu ama evde kalmak da istemiyordu. Her zaman gittikleri kafeye - mekana - gideceklerdi.
"Tamam, gidelim."
"2 gibi geçerim."
"Tamam"
Duş aldı. Sonrasında saçlarını iki yana ayırdı, taradı. Gri pantolon ve siyah bir tişört giydi. Rüzgardan dağılmaması için birazcık saçlarına jöle sürdü. Saat 13.40 olmuştu. Motosikletine atladı, öncesinde kaskını ve ceketini giydi. Cadde üzerindeki en yakın benzin istasyonundan yakıtını aldı. Bu sıcak havada taktığı kask onu nerdeyse anında terletmişti. Ekipman eksikliğinden dolayı geçen ay yüklü miktarda ceza yemişti.
Mekan" sahil şeridinde uzun yıllardır işlek bi kafeydi. Mekanın kuzeydoğusunda beş katlı kocaman bir avm vardı. Eskisi kadar işlek olmayan avm bugün tıklım tıklımdı. Avmnin otoparkında neredeyse boş alan yoktu.
Arkadaşı mekana geldi. Beş dakika sonra Umut da geldi. Tokalaştılar.
"Hadi bir şeyler içelim." dedi Umut
"Sen ne içiyorsun?"
"Her zamankinden..."
Kahvelerini söylediler, birkaç dakika sonra kahveleri masaya geldi. Umut gözlerini arkadaşından kaçırıyor, sanki bir şeyler söylemek istiyor fakat söyleyemiyor gibiydi. Arkadaşının iki yıllık bir ilişkisi vardı, nişanlıydı, seneye evlilik planları yapıyordu. Umut da bir zamanlar evlilik planları yapmıştı. Her gün kurduğu hayaller bir gece beklenmedik bir mesaj ile son bulmuştu. O gece dünyanın en sinirli aynı zamanda en canı yanan fanisiydi. O mesajı alır almaz kendinden geçmiş, sanki kalbine bıçak saplanmış, yüzü kızarmış, nabzı yükselmiş, iki saatte bir paket sigarayı bitirmişti.