MÜHÜR
BÖLÜM 4
SESSİZLİK
Gece, Ata'nın evine ağır bir sessizlik bırakmıştı.
Az önce duyduğu ses hâlâ zihninin içindeydi.
Ne söylediğini tam olarak hatırlayamıyordu.
Belki gerçekten bir ses duymuştu.
Belki de bütün bunlar son günlerde yaşadıklarının zihninde bıraktığı bir oyundu.
Ama bir şeyden emindi.
Bu şehirde bir şeyler değişiyordu.
Ve değişen yalnızca şehir değildi.
Ata pencerenin önünde durdu.
Dışarı baktığında sokak her zamanki gibiydi. Yağmurun bıraktığı ıslaklık kaldırım taşlarında parlıyordu. Sokak lambalarından biri titreyerek yanıyor, sonra tekrar sönüyordu.
Derken elektrikler geri geldi.
Odanın içi bir anda aydınlandı.
Ata gözlerini kıstı.
Televizyon kapanmıştı.
Evin içindeki bütün sesler kesilmişti.
Öyle bir sessizlik vardı ki, kendi nefesini bile duyabiliyordu.
Yavaşça pencereye yaklaştı.
Karşı apartmanın çatısına baktı.
Birisi oradaydı.
Siyah kapüşonlu bir adam.
Hareketsiz duruyordu.
Ata birkaç saniye boyunca ona baktı.
Adam da ona bakıyor gibiydi.
Ata gözünü kırptı.
Bir anlığına görüntü kayboldu.
Çatıda kimse yoktu.
Ata pencereye biraz daha yaklaştı.
Boştu.
Sanki az önce orada duran kişi hiç var olmamıştı.
Ertesi gün kahvehaneye girdiğinde Maraz'ın yüzündeki tedirginliği hemen fark etti.
Maraz sürekli kapıya bakıyordu.
Sonra tekrar Ata'ya dönüyor, birkaç saniye sonra yeniden kapıyı kontrol ediyordu.
Ata karşısındaki sandalyeye oturdu.
“Beni kim izliyor?”
Maraz'ın yüzündeki ifade değişti.
Bir süre cevap vermedi.
Sonra çayından küçük bir yudum aldı.
“Bu şehirde bazı soruların cevabı aranmaz.”
Ata gözlerini ondan ayırmadı.
“Ben arıyorum.”
Maraz masaya doğru eğildi.
Sesini alçalttı.
“Bazı insanlar görünmez yaşar.”
Ata kaşlarını çattı.
“Ne demek o?”
“İstedikleri zaman yaklaşırlar.”
Ata'nın içindeki huzursuzluk biraz daha arttı.
“Kim bunlar?”
Maraz cevap vermedi.
Sadece kapıya baktı.
Ata da dönüp kapıya baktı.
Kimse yoktu.
Ama Maraz'ın bakışından, kapının dışında birilerinin olduğuna inandığı belliydi.
Sara ise evinde aynanın karşısında duruyordu.
Yorgun görünüyordu.
Lavaboyu açtı ve ellerini yıkadı.
Sonra başını kaldırıp aynaya baktı.
Bir anlığına arkasında bir şey gördü.
Aynanın üzerinde aynı işaret belirmişti.
Sara irkildi.
Hemen arkasını döndü.
Hiçbir şey yoktu.
Odaya baktı.
Kapı açıktı.
Koridor boştu.
Tekrar aynaya döndüğünde işaret kaybolmuştu.
Sara bir süre kıpırdamadan aynaya baktı.
Sonra telefonu çaldı.
Ekranda bilinmeyen bir numara yazıyordu.
Telefonu eline aldı.
Parmağı cevaplama tuşunun üzerinde durdu.
Ama açmadı.
Telefon sustu.
Sara derin bir nefes aldı.
Tam telefonu bırakacakken yeniden çaldı.
Bu kez daha uzun sürdü.
Sara yine açmadı.
Şehrin başka bir yerinde, terk edilmiş bir fabrikanın içinde Karahan tek başına duruyordu.
Yanına telaşlı bir adam geldi.
“Şehirde yayılıyor.”
Karahan başını kaldırdı.
“Kim gördü?”
Adam bir an duraksadı.
“Ata…”
Karahan'ın yüzü değişmedi.
“Bir kız…”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Birkaç kişi daha.”
Karahan düşünmeye başladı.
Adam sabırsızca sordu:
“Ne yapacağız?”
Karahan elindeki sigarayı yere attı.
Ayakkabısının ucuyla söndürdü.
Sonra tek bir cümle söyledi.
“İzlemeye devam.”
Adam başını salladı.
Karahan ise arkasını dönüp fabrikanın karanlığına baktı.
Sanki cevabını verdiği kişi orada değildi.
Ama onu dinleyen başka biri vardı.
Gece olduğunda Ata yine yalnız yürüyordu.
Yağmur başlamıştı.
Sokaklar boştu.
Ayakkabılarının sesi ıslak kaldırımda yankılanıyordu.
Sonra başka bir ses duydu.
Ayak sesleri.
Arkadan geliyordu.
Ata yürümeye devam etti.
Ses kesilmedi.
Adımlarını hızlandırdı.
Arkadan gelen ayak sesleri de hızlandı.
Ata bir anda durdu.
Her şey sustu.
Yavaşça arkasını döndü.
Kimse yoktu.
Sokak bomboştu.
Bir süre öylece baktı.
Sonra önüne döndü.
Tam yürümeye devam edecekti ki duvardaki yazıyı gördü.
Beyaz harflerle tek bir cümle yazılmıştı:
UYANMA.
Ata olduğu yerde kaldı.
Nefesini tuttu.
Yazıya birkaç saniye boyunca baktı.
Sonra etrafına baktı.
Kimse yoktu.
Ama ilk kez, yalnız olmadığını hissetti.
Şehrin altında, karanlık bir metro tünelinde Zaza tek başına oturuyordu.
Önünde eski gazete kupürleri vardı.
Bazılarında kaybolan insanlardan bahsediliyordu.
Bazıları yıllar önce ortadan kaybolmuştu.
Bazılarıysa bir daha hiç bulunamamıştı.
Zaza kupürleri tek tek inceliyordu.
Hepsinin üzerinde aynı küçük işaret vardı.
Parmağını işaretlerden birinin üzerinde gezdirdi.
Başını kaldırdı.
“Yine başladı…”
Tünelin derinliklerinden bir tren sesi geldi.
Zaza kıpırdamadı.
Ses gittikçe yaklaştı.
Ama raylarda tren yoktu.
Sadece karanlık vardı.
Zaza'nın yüzündeki ifade değişti.
Çünkü o sesi daha önce de duymuştu.
O gece Ata evine döndüğünde ışıkları açmadı.
Bir süre karanlıkta oturdu.
Bugün yaşadıklarını düşünüyordu.
Maraz'ın söyledikleri…
Sokaktaki ayak sesleri…
Duvardaki yazı…
Ve çatıda gördüğü adam.
Sonra kapının altından bir şeyin içeri itildiğini fark etti.
Ata ayağa kalktı.
Kapıya yaklaştı.
Koridor sessizdi.
Kapıyı açtı.
Kimse yoktu.
Yerde yalnızca bir zarf vardı.
Ata zarfı aldı.
İçeri girdi ve açtı.
İçinden eski bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafa baktığında yüzü değişti.
Fotoğrafta genç bir Karahan vardı.
Ama Ata'nın dikkatini çeken Karahan değildi.
Fotoğrafın arkasındaki işaretti.
Aynı işaret.
Ata fotoğrafı elinde sıkıca tuttu.
İlk kez gerçekten korktu.
Çünkü artık bunun kendisiyle bir ilgisi olduğunu biliyordu.
Ve aklındaki tek soru şuydu:
Karahan bu işareti nereden biliyordu?
Odanın içindeki sessizlik yeniden çöktü.
Bu kez Ata, sessizliğin içinde bir şey duyduğunu sandı.
Çok uzaktan gelen bir fısıltı gibi…
Ama kelimeleri seçemedi.
Fotoğrafa tekrar baktı.
Ve o anda, bütün cevapların sandığından çok daha eski olduğunu fark etti.
Sessizlik bazen cevap vermemek değildi.
Bazen bir şeyin seni dinlemesiydi.