İçeriğe geç

Bölüm 1 — Yeni Gelen Kız

Nisan ayının ilk haftasıydı.

Hina Shimizu, Seiran Gakuen'in girişinde durup elindeki okul haritasına bir kez daha baktı.

Okulun internet sitesinde gördüğü yerleşke, gerçekte olduğundan çok daha küçük görünüyordu. Ana binanın yanında birkaç farklı yapı vardı. Birinin üzerinde spor salonunu gösteren bir tabela, diğerinin girişinde ise yüzme takımının duyuru panosu bulunuyordu.

Hina haritayı çevirdi.

Sonra tekrar çevirdi.

“Güzel,” diye mırıldandı. “İlk günümde kaybolmayı başardım.”

Okula gelmeden önce her şeyin planını yapmıştı. Hangi trenle geleceğini, hangi kapıdan gireceğini, sınıfını nasıl bulacağını… Hatta teneffüste ne yapacağını bile düşünmüştü.

Tek sorun, planın daha ilk dakikadan bozulmuş olmasıydı.

Telefonunu çıkarıp okulun internet sitesindeki yerleşim planına baktı. Haritadaki küçük işaretin ne anlama geldiğini anlamaya çalışırken arkasından bir ses duydu.

“Bir şey arıyorsan yanlış binaya bakıyorsun.”

Hina arkasını döndü.

İki öğrenci birkaç adım ötede duruyordu. Biri elindeki spor çantasını omzuna yerleştirirken diğeri okul haritasına göz gezdiriyordu.

Haritaya bakan çocuk başını kaldırdı.

“Yeni öğrenci misin?”

“Evet.”

“Belli oluyor.”

Hina kaşlarını çattı.

“Nasıl yani?”

Çocuk haritayı işaret etti.

“Burada kaybolanların çoğu yeni gelenler oluyor. Birkaç hafta sonra haritaya bakmadan bile yanlış yöne gitmeyi başarıyorlar.”

Yanındaki çocuk güldü.

“Haruto, yardım edeceksen düzgün et.”

“Ediyorum zaten.”

Hina haritayı göğsüne yaklaştırdı.

“Sınıf binasını arıyorum. Nerede olduğunu biliyor musun?”

“Şu yoldan devam et. Merdivenlerin sonunda sola dön. Ana binaya ulaşırsın.”

“Teşekkürler.”

Hina tam uzaklaşacakken çocuk arkasından seslendi.

“Bu arada, haritayı ters tutuyordun.”

Hina durdu.

Elindeki kâğıda baktı.

Gerçekten de ters tutuyordu.

Bir an boyunca hiçbir şey söylemedi. Ardından haritayı düzeltti ve olabildiğince sakin bir sesle konuştu.

“Bunu söylemek için neden bu kadar bekledin?”

Çocuk omuz silkti.

“Eğlenceliydi.”

Hina ona birkaç saniye baktı.

“Umarım günün geri kalanı da seni bu kadar eğlendirir.”

Arkasını dönüp yürümeye başladı.

Çocuğun kahkahasını duydu.

“Bence anlaşacağız!” diye seslendi çocuk.

“Ben aynı fikirde değilim,” diye karşılık verdi Hina.

Bu, Japonya'daki yeni okulunda yaptığı ilk konuşmaydı.

Ve şimdiden pişman olmuştu.

Sınıfa girdiğinde dersin başlamasına on dakika vardı.

Öğrencilerin çoğu kendi aralarında konuşuyordu. Bazıları telefonlarına bakıyor, bazıları hafta sonu yapılacak antrenmanları tartışıyordu.

Hina kapının yanında bekledi.

Öğretmen geldiğinde kendisini tanıttı ve sınıfa girdi.

“Arkadaşlar, başlamadan önce yeni sınıf arkadaşınızı tanıtalım.”

Konuşmalar yavaş yavaş kesildi.

“Bu yıl ikinci sınıfta bizimle olacak. Hina Shimizu. Ailesiyle birlikte yakın zamanda İngiltere'den Japonya'ya taşındı.”

Hina sınıfın önüne geçti.

“Ben Hina Shimizu. Umarım iyi anlaşırız.”

Hafifçe eğildi.

Sınıftan birkaç kişi onu selamladı. Arka sıralardan biri İngiltere hakkında soru sormak üzere ağzını açtı ama öğretmen elini kaldırdı.

“Merak ettiğiniz şeyleri teneffüste sorarsınız. Şimdilik Hina'nın yerine geçmesine izin verelim.”

Öğretmen boş bir sırayı gösterdi.

Hina yerine doğru yürüdü.

Ve orada oturan öğrenciyi görünce adımlarını yavaşlattı.

Bahçedeki çocuk.

Çocuk da onu tanımıştı.

Göz göze geldiler.

Haruto'nun yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi.

“Demek aynı sınıftayız.”

Hina çantasını sırasına koydu.

“Ne yazık ki.”

“Bu kadar çabuk hayal kırıklığına uğraman üzücü.”

“Bana kalırsa seninle ilgili beklentilerimi fazla yüksek tutmuşum.”

Haruto güldü.

“Daha yeni tanıştık. Biraz zaman ver.”

“Buna hiç gerek olduğunu sanmıyorum.”

Ön sıradan biri arkasını döndü.

“Haruto, daha sabahın ilk dakikaları. Yeni öğrenciyi şimdiden kızdırmayı nasıl başardın?”

“Ben bir şey yapmadım.”

“Tabii.”

Haruto'nun yanındaki çocuk da araya girdi.

“Ben Daichi. Bu da Haruto. Onu çok ciddiye alma. Genellikle ne söyleyeceğini düşünmeden konuşur.”

Haruto ona döndü.

“Sen de çok yardımsever bir arkadaşsın.”

“Biliyorum.”

Hina istemsizce gülümseyecek gibi oldu ama kendini tuttu.

Daichi bunu fark etmiş olsa da bir şey söylemedi.

Öğretmen ders anlatmaya başlayınca konuşma sona erdi.

Hina defterini açtı ve dikkatini tahtaya verdi. En azından bunu yapabilirdi. Yeni okuluna alışması gerekiyordu. Tek bir sinir bozucu öğrenci yüzünden gününü mahvetmeye niyeti yoktu.

Yine de ders boyunca yanından gelen birkaç kısık gülüşü duydukça aynı şeyi düşündü.

Bu çocuk gerçekten yorucu olacak.

İlk teneffüste Hina, sınıftan çıkıp koridordaki panolara bakmaya başladı.

Okulun spor takımlarını gösteren büyük bir duyuru hazırlanmıştı. Basketbol, yüzme, atletizm, tenis ve voleybol takımlarının antrenman saatleri ayrı ayrı listelenmişti.

Hina, voleybol takımının duyurusunun önünde durdu.

İngiltere'deyken voleybol oynamak, okul hayatının en düzenli parçalarından biriydi. Antrenmanların saatini bilirdi. Takım arkadaşlarını tanırdı. Hangi maçtan önce nasıl hissettiğini bile tahmin edebilirdi.

Şimdi ise her şeye yeniden başlaması gerekiyordu.

“Voleybolla mı ilgileniyorsun?”

Hina döndüğünde sınıftaki kızlardan birini gördü.

Kız gülümseyerek yanına geldi.

“Ben Yui Tanaka. Az önce kendini tanıtırken seni görememiştim, o yüzden fırsat bulamamıştım.”

“Hina. Memnun oldum.”

“Biliyorum, öğretmen tanıttı.” Yui hafifçe güldü. “Yani… tekrar tanışmış olduk.”

Hina da gülümsedi.

Yui, panodaki duyuruya baktı.

“Voleybol oynuyor musun?”

“Evet. İngiltere'de de oynuyordum.”

“Gerçekten mi? Harika! Ben de takımdayım.”

Yui'nin konuşma tarzında Hina'yı rahatlatan bir şey vardı. Sorular soruyordu ama cevapları zorla almaya çalışmıyordu. Hina'nın nereden geldiğini öğrenince şaşırmıştı, fakat onu yalnızca yabancı bir öğrenci olarak görmüyordu.

“Bugün antrenman var,” dedi Yui. “İstersen seni salona götürebilirim. Takıma katılmayı düşünüyorsan koçla da konuşuruz.”

Hina duyuruya bir kez daha baktı.

“Bunu yapabilir misin?”

“Elbette. Zaten aynı sınıftayız. Sana okulu gezdirmek için bundan daha iyi bir bahane bulamazdım.”

“Bana yardım etmek için bir bahaneye ihtiyacın yok.”

Yui bir an durdu.

Sonra gülümsedi.

“Bunu sevdim. Sanırım iyi anlaşacağız.”

Hina'nın sabahtan beri ilk kez omuzları gevşedi.

“Ben de öyle umuyorum.”

Öğle arasında Yui, Hina'yı kantine götürdü.

Hina yemek tepsisini alıp oturacak bir yer ararken Yui çoktan birkaç öğrenciyle selamlaşmıştı. Okulda pek çok kişiyle tanışıyor gibiydi.

“Buraya oturabiliriz.”

Yui boş bir masayı gösterdi. İkisi otururken Hina etrafı inceledi.

“Burada herkes birbirini tanıyor gibi.”

“Çoğu kişi geçen yıldan beri birlikte. Ama merak etme, yeni gelenlere alışkınız. Hem sen de çok geç kalmadın.”

Hina yemeğinden bir lokma aldı.

“Buraya daha önce gelmiş miydin?”

“Seiran'a mı? Hayır. Ben burada doğdum. Sen İngiltere'de mi büyüdün?”

“Evet. Annem Japon ama babam İngiliz. Küçüklüğümden beri oradaydım.”

“Peki şimdi annenle mi yaşıyorsun?”

Hina'nın eli bir an durdu.

Yui bunu fark etti ve hemen ekledi:

“Tabii cevaplamak zorunda değilsin.”

“Hayır, sorun değil.” Hina çatalını bıraktı. “Annemle babam boşandı. Annem benimle birlikte Japonya'ya dönmek istedi. Şimdi teyzelerimin yanında kalıyoruz.”

Yui'nin yüzündeki ifade değişti. Merakını gizlemeye çalışarak başını salladı.

“Anladım.”

Hina onun kendisine acıyan bir bakış atmasını bekledi. Ya da teselli etmek için söyleyecek bir şey aramasını.

Ama Yui bunun yerine içeceğinden bir yudum aldı ve sordu:

“Peki, İngiltere'de en çok neyi özleyeceksin?”

Hina bu soruyu beklemiyordu.

“Sanırım arkadaşlarımı.”

“Onlarla hâlâ konuşabiliyorsun, değil mi?”

“Evet. Ama aynı şey değil.”

“Biliyorum.”

Yui bunu fazla uzatmadı.

Hina ilk kez o gün, biriyle konuşurken söylediklerini dikkatlice seçmek zorunda olmadığını hissetti.

Bir süre yemeklerinden bahsettiler. Sonra konu okul takımlarına geldi. Yui voleybol takımının geçen sezonki performansını anlattı. Hina da İngiltere'deki maçlarından birkaçını kısaca paylaştı.

Yui onu dinledikten sonra masaya biraz yaklaştı.

“Şimdi daha da merak ettim. Bugün antrenmanda seni görmek istiyorum.”

“Beni sınava mı sokacaksın?”

“Hayır! Ama iyi oynuyorsan bunu bilmek isterim.”

“Peki ya kötü oynarsam?”

Yui gülümsedi.

“O zaman daha fazla çalışırız.”

Hina bir an ne diyeceğini bilemedi.

Sonra küçük bir kahkaha attı.

“Sen gerçekten garip birisin.”

“Bunu iltifat kabul ediyorum.”

Dersler bittiğinde Hina, Yui'yle birlikte spor salonuna doğru yürüdü.

Okulun bu bölümü sabah gördüğü binalardan çok daha hareketliydi. Bir salondan basketbol topunun sesi geliyor, başka bir tarafta öğrenciler koşu antrenmanı yapıyordu. Koridorlarda takım çantaları taşıyan öğrenciler vardı.

“Seiran'da spor ciddi bir mesele,” dedi Yui. “Bazı takımlar bölgesel turnuvalarda oldukça iyi. Bu yüzden antrenmanlar da kolay geçmez.”

“İyi bir şey bu. Ciddi bir takımda oynamak istiyorum.”

“Bunu duyduğuma sevindim. Ama koçumuz kolay kolay kimseye ayrıcalık tanımaz.”

“Ben ayrıcalık istemiyorum.”

Yui ona baktı.

“Güzel. Bunu koça da söylersen ilk izlenimin iyi olur.”

Voleybol salonuna girdiklerinde takımın birkaç üyesi ısınmaya başlamıştı. Koç, Yui'nin yanında duran Hina'yı görünce yaklaştı.

“Yeni öğrenci bu mu?”

“Evet, koç. Hina Shimizu. İkinci sınıfa transfer oldu. Daha önce de voleybol oynuyormuş.”

Koç Hina'ya döndü.

“Ne zamandır oynuyorsun?”

“Ortaokuldan beri.”

“Peki neden takımımıza katılmak istiyorsun?”

Hina kısa bir süre düşündü.

“Çünkü voleybol oynamaya devam etmek istiyorum. Yeni bir okula gelmiş olmam, sevdiğim şeyleri bırakmam gerektiği anlamına gelmiyor.”

Koç onu birkaç saniye inceledi.

Ardından başıyla sahayı gösterdi.

“Pekâlâ. Bugün antrenmana katıl. Seni izleyelim, sonra konuşuruz.”

Hina hafifçe eğildi.

“Teşekkür ederim.”

Yui, onun yanına geldiğinde alçak sesle konuştu.

“Fena değil. En azından seni hemen geri çevirmedi.”

“Bunu söyleyerek beni rahatlatmaya mı çalışıyorsun?”

“Evet.”

“İşe yaramıyor.”

“Biraz acımasızsın, Hina.”

Hina gülümsedi.

“Bunu da iltifat kabul et.”

Yui kahkaha attı.

Antrenman başladığında Hina'nın aklında başka bir şey kalmadı.

Topun hareketini izledi. Takım arkadaşlarının pozisyonlarını takip etti. İlk birkaç dakikada yeni sahaya alışmaya çalıştı ama kısa süre sonra düşünmeyi bıraktı.

Bir pası kaçırdı.

Sonraki topu karşıladı.

Bir kez daha hata yaptı.

Ve her seferinde yeniden hazırlandı.

Antrenmanın sonunda nefes nefese kalmıştı. Koç, performansı hakkında birkaç kısa yorum yaptı ve ertesi gün tekrar gelmesini söyledi.

Kesin bir cevap almamıştı ama bu bile yeterliydi.

Hina salonun kenarına oturup ayakkabısının bağını çözdü.

Yui yanına geldi.

“Nasıl hissediyorsun?”

“Yoruldum.”

“Bunu ben de görebiliyorum.”

Hina ona baktı.

Yui gülümsedi.

“Yarın tekrar geliyorsun, değil mi?”

Hina başını salladı.

“Tabii ki.”

Bu kez cevabından kendisi de emindi.

Spor salonundan çıktıklarında koridorun diğer ucundaki basketbol sahasından sesler geliyordu.

Hina istemeden o tarafa baktı.

Haruto sahadaydı.

Sabahki rahat tavırlarından eser yoktu. Koçun söylediklerini dikkatle dinliyor, bir sonraki hareketini düşünerek topu kontrol ediyordu. Daichi de takımdaydı. İkisi kısa bir konuşma yaptıktan sonra yeniden çalışmaya başladılar.

Haruto'nın attığı şut potadan döndü.

“Tekrar,” dedi kendi kendine.

Topu alıp çizgiye döndü.

Hina bir süre onu izledi.

Sabah onun yalnızca insanları kızdırmaktan hoşlanan, fazla rahat bir çocuk olduğunu düşünmüştü. Ama sahada gördüğü kişi farklıydı.

Yui, Hina'nın baktığı yönü fark etti.

“Haruto'yla tanıştınız, değil mi?”

Hina hemen başını çevirdi.

“Maalesef.”

Yui güldü.

“Öyle söylüyorsun ama kötü biri değildir.”

“Bunu kanıtlayan bir şey görmedim.”

“Biraz düşünmeden konuşur. Bazen ne kadar sinir bozucu olduğunun farkında bile değil.”

“Bence farkında.”

“Belki de.”

Hina yeniden basketbol sahasına baktı.

Tam o sırada Haruto, topu aldıktan sonra başını çevirdi. Bakışları kısa bir an için Hina'nınkiyle kesişti.

Haruto elini kaldırıp onu selamladı.

Hina karşılık vermedi.

Haruto bunu sorun etmemiş gibi dönüp oyununa devam etti.

“Gerçekten çok sinir bozucu,” diye mırıldandı Hina.

“Bunu üçüncü kez söylüyorsun,” dedi Yui.

“Çünkü fikrim değişmedi.”

“Peki, peki.”

Okulun çıkışına doğru yürürlerken Yui, ertesi günkü derslerden ve takımın yaklaşan antrenmanından bahsetti. Hina onu dinledi. Günün sabahına kıyasla artık okul o kadar yabancı gelmiyordu.

Yine de her şeyin kolay olacağını düşünmüyordu.

Yeni bir ülke. Yeni bir ev. Yeni bir okul.

Ve babasından uzakta geçireceği ilk dönem.

Telefonu titrediğinde Hina kapıya yaklaşmıştı.

Ekranda babasının mesajı belirdi.

İlk günün nasıl geçti? Umarım iyi insanlarla tanışırsın. Akşam konuşabiliriz.

Hina ekrana baktı.

Cevap yazmak için klavyeyi açtı.

Her şey yolunda.

Bir süre bu cümleye baktı. Sonra tamamını sildi.

Yeniden yazdı.

İlk günüm iyiydi. Yarın sana anlatırım.

Mesajı gönderdi ve telefonu çantasına koydu.

Yui, okul kapısının önünde durdu.

“Yarın görüşürüz, Hina!”

Hina ona döndü.

“Yarın görüşürüz.”

Yui uzaklaştıktan sonra Hina bir an okulun kapısının önünde kaldı.

Sabah buraya geldiğinde tek istediği şey kimseyle sorun yaşamadan günü bitirmekti. Şimdiyse ertesi gün yeniden gelmek için bir nedeni vardı.

Voleybol takımı.

Yeni arkadaşı.

Ve ne kadar sinir bozucu olursa olsun, ertesi gün yine aynı sınıfta göreceği bir çocuk.

Hina derin bir nefes alıp yürümeye başladı.

Yeni hayatının ilk günü bitmişti.

Şimdilik, bu kadarı yeterliydi.