İçeriğe geç

Lunapark Macerası

Selen Hanım ve Mert Bey, Arca’nın kardeşinin farkında olmadan yaptığı bir davranışı önlemesi ve ona karşı gösterdiği güzel davranışı ödüllendirmek istemişlerdi. Bu nedenle hafta sonu iki kardeşi alıp lunaparka gitmeye karar verdiler.

Mert Bey, ablasını arayarak:

— Çınar’ı da alıp hafta sonu çocuklarla lunaparka gitsek sence de güzel olmaz mı? Hem biraz hava değiştiririz hem de çocuklar eğlenir, dedi.

Ablası bu fikri çok beğendi.

— Harika fikir! Çınar’ın babası zaten iş nedeniyle şehir dışında, bildiğin gibi. Özgür’ün de okulu açıldığı için İzmir’de. Biz de Çınar’la evde ne yapsak diye düşünüyorduk. O hâlde akşama doğru büyük lunaparka, Sarımsaklı’ya geçelim, dedi.

Mert Bey’in konuşmalarını duyan Arca bir anda heyecanla zıplamaya başladı. Hemen kardeşinin yanına koşup ona sarıldı.

— Oleyyy! Kardeşim, babam bizi bu akşam lunaparka götürecek!

O gün çocuklar üşümesin diye denize gitmek yerine evde oyunlar oynadılar. Öğleden sonra biraz uyuyup dinlendiler. Uyandıklarında bir şeyler atıştırdıktan sonra Çınarları almak için evlerinden yaklaşık beş yüz metre uzaklıktaki evlerine doğru yola çıktılar.

Çınar ve halası arabaya bindikten sonra hep birlikte Sarımsaklı’ya doğru yola koyuldular.

Yol boyunca çocuklar birbirleriyle oyunlar oynuyor, kahkahalar atıyor ve lunaparka vardıklarında hangi oyuncaklara bineceklerini konuşuyorlardı.

Nihayet lunaparka geldiklerinde Arca etrafına merakla bakındı. Gözleri kocaman oyuncakların üzerinde dolaşırken:

— Baba, burası Bostancı’daki lunaparktan da büyük! Kocaman burası! dedi.

Tam o sırada yanlarında bulunan lunapark görevlisi gülümseyerek:

— Evet, doğru tahmin ettin dostum! Burası gerçekten oldukça büyük. Bostancı’daki lunaparkta da güzel oyuncaklar var ama burada daha fazla oyuncak bulabilirsin, dedi.

Arca’nın gözleri daha da büyüdü.

İlk olarak çarpışan arabalara binmek için sıraya girdiler. Ancak görevli Arca’nın boyunu ölçtüğünde küçük bir sorun ortaya çıktı.

Arca’nın boyu, çarpışan arabalara binmek için gereken ölçünün biraz altındaydı.

— Üzgünüm Arca, bu oyuncağa binmen için biraz daha büyümen gerekiyor, dedi görevli.

Arca’nın yüzü bir anda asıldı.

— Ama ben Bostancı’da tek başıma biniyorum! dedi.

Görevli sakin bir şekilde:

— Seni anlıyorum dostum ama burada uymamız gereken kurallar var. Boyun biraz daha uzadığında sen de rahatlıkla binebilirsin, dedi.

Çınar annesiyle birlikte çarpışan arabalara binerken Arca kenarda beklemek zorunda kaldı. Bu durum Arca’nın hiç hoşuna gitmemişti.

Mert Bey oğlunun yanına yaklaşarak:

— Arca’cığım, bak! Şurada kocaman bir dönme dolap var. Çınar çarpışan arabalardan indikten sonra, eğer o da isterse hep birlikte dönme dolaba binebiliriz. Ne dersin?

Arca hemen dönme dolaba baktı.

— Ooo! Gerçekten kocamanmış baba! Tabii ki isterim!

Çınar çarpışan arabalardan indikten sonra hep birlikte dönme dolabın yolunu tuttular.

Dönme dolap yavaşça hareket etmeye başladı.

Kabinin içindeki çocukların heyecanı her turda biraz daha artıyordu. Dönme dolap yükseldikçe Sarımsaklı’nın güzellikleri ayaklarının altında kalıyor; deniz, ormanlar ve uzayıp giden yollar yukarıdan çok daha farklı görünüyordu.

Arca hayranlıkla etrafına bakıyordu.

— Baba, buradan her yer görünüyor!

Mert Bey gülümseyerek:

— Evet oğlum. Bazen bir yere biraz yukarıdan bakınca daha önce fark etmediğimiz güzellikleri görebiliriz, dedi.

Üç turun ardından dönme dolaptan indiler.

Sırada tırmanma parkuru vardı.

Çocuklar parkurda bir aşağı bir yukarı tırmanıyor, birbirlerine yetişmeye çalışıyor ve her başarılı olduklarında sevinçle birbirlerine bakıyorlardı.

Ardından langırta geçtiler. Bu kez küçük bir turnuva bile yaptılar. Kahkahalar arasında oynanan birkaç maçın ardından çocuklar suda ilerleyen mini arabalara binmek için yeniden sıraya girdiler.

Mini arabaların da keyfini çıkardıktan sonra Mert Bey:

— Evet çocuklar, artık gitme vakti geldi, dedi.

Arca bir anda babasına döndü.

— Baba, benim karnım çok acıktı. Beni hamburger yemeye götürebilir misin?

Çınar’ın halası:

— Yakınlarda, Ayvalık Marina’da hamburger yiyebileceğimiz güzel yerler var, dedi.

Mert Bey:

— Sizin için de uygunsa elbette gidebiliriz, dedi.

Hep birlikte arabaya binip Ayvalık Marina’nın yolunu tuttular.

Marinaya vardıklarında hemen hamburger yemek için bir yere geçtiler. Siparişlerini verdikten sonra çocuklar büyük bir iştahla yemeklerine başladılar.

Dışarıda hava artık iyice kararmıştı. Rüzgâr da kendini göstermeye başlamıştı.

— Artık dönüş yoluna geçsek iyi olacak, dedi Mert Bey.

Herkes hazırlanıp arabaya doğru yürüdü. Selen Hanım ve Arca’nın halası arkada sohbet ederken çocuklar da kendi aralarında günün en eğlenceli anlarını konuşuyorlardı.

Arabaya bindiklerinde Dikili’ye doğru yola çıktılar.

Arabanın içinde çocukların neşeli kahkahaları yankılanıyordu.

Önce Çınar ve halasını evlerine bıraktılar. Ardından kendi evlerine geçtiler.

Eve geldiklerinde herkes yorgundu. Duşlarını alıp pijamalarını giydiler ve yataklarına geçtiler.

Arca yatağına uzandıktan bir süre sonra babasına seslendi:

— Baba…

— Efendim oğlum?

— Sen de yanıma uzanır mısın?

Mert Bey gülümseyerek:

— Elbette uzanırım oğlum. Geliyorum, dedi.

Mert Bey oğlunun yanına uzandığında Arca ona sımsıkı sarıldı.

— Baba, teşekkür ederim. Bugün çok güzel bir gündü.

Mert Bey oğlunun saçlarını okşadı.

— Rica ederim oğlum. Sen bugün yaptığın gibi güzel davranışlarda bulunmaya devam edersen elbette bunun karşılığında güzelliklerle karşılaşırsın. Ama bunu sadece biz seni ödüllendirelim diye yapma.

Arca sessizce babasını dinliyordu.

— Dünyada iyiliğin ve güzel davranışların bir karşılığı vardır oğlum. Bazen yaptığın iyiliğin karşılığını hemen görürsün, bazen de çok daha sonra. Önemli olan iyi düşünmek, güzel davranmak ve iyilik yapmaktan vazgeçmemektir. Sen kalbinde güzellikleri taşıdıkça, önüne de güzel şeyler çıkacaktır.

Arca babasına biraz daha sıkı sarıldı.

Mert Bey oğlunun yanağından öptü.

Bir süre sonra Arca’nın nefes alışverişinin yavaşladığını fark etti.

Uykuya dalmıştı.

Mert Bey oğluna bakarken içinden şöyle geçirdi:

“Belki de herkes iyi şeyler düşünse, güzel düşüncelerini güzel davranışlara dönüştürse, dünya çok daha güzel bir yer olurdu.”

Sonra oğlunun üzerini örttü ve sessizce odadan çıktı.