O sabah Arca uyanır uyanmaz odasından sevinçle koşarak Mert Bey ile Selen Hanım’ın yanına, oturma odasına gitti.
— Anne, baba! Dün gece rüyamda deniz kenarına gitmiştik. Babam bana kumdan bir kale yapıyordu. Kaleyi o kadar güzel yaptı ki çevredeki diğer çocuklar bile bizim kalenin etrafına toplanmıştı, dedi.
Mert Bey, Selen Hanım’a dönerek:
— Öğleden sonra Arca ve Asel’le birlikte denize gitmeye ne dersin? diye sordu.
Selen Hanım gülümseyerek:
— Elbette gidebiliriz. Hem çocuklara da değişiklik olur, dedi.
Mert Bey ve Selen Hanım işlerini erkenden toparladılar. Öğleden sonra çocukları denize gitmek üzere hazırladılar.
Arca denize gideceği için çok mutluydu. Plaja indiklerinde henüz oturacak bir yer bile bulamamışlardı ki Arca heyecanla:
— Baba, bak! İşte burada yapalım kaleyi. Hem dalgalar vurup dağıtmaz, dedi.
Mert Bey:
— Dur oğlum, önce oturacağımız yeri bulalım. Sonra elbette kaleni yaparız, dedi.
Arca bulunduğu yerden ayrılmıyordu.
— Siz oturacağınız yeri bulduktan sonra buraya gelirsiniz, dedi.
Sonunda oturacakları yeri bulup eşyalarını yerleştirdiler. Mert Bey de hemen Arca’nın yanına giderek rüyasındaki kaleyi yapmaya koyuldu.
Mert Bey elinden geldiğince Arca’nın rüyasında gördüğü kaleyi yapmaya çalışıyordu. Fakat Arca’nın beklentisini bir türlü karşılayamıyordu.
Arca bir süre kaleyi inceledikten sonra:
— Baba, kalem rüyamda daha yüksek görünüyordu. Bir de kalenin gizli bir geçidi vardı, dedi.
Mert Bey kalenin duvarlarını biraz daha yükseltti. Fakat kalenin altından gizli bir geçit yapmak bir türlü mümkün olmuyordu.
— Arca, oğlum, kaleye gizli geçit yapmasak da geçidi arka taraftan yapsak olur mu? diye sordu.
Arca hemen itiraz etti.
— Olmaz baba. Rüyamda gördüğüm kalenin geçidi böyle değildi, dedi.
Mert Bey bir süre daha uğraştı. Ancak deniz kumu oldukça yumuşaktı. Kumu kazıp yer altindan gecti yaptiginda yukaridaki kum çökme yapıyordu.
Sonunda Mert Bey:
— Oğlum, bak, elimden geleni yaptım ama daha fazlası olmuyor. Deniz kumu çok yumuşak. Ne kadar sıkıştırmaya çalışsam da çöküyor. İstersen sen de bir dene, dedi.
Arca başını salladı.
— Hayır baba, sen yap. Sen yapmayı biliyorsun. Rüyamda da sen yapmıştın zaten, dedi.
Mert Bey oğlunun yanına oturdu. Bir süre düşündükten sonra ona rüyalarla gerçek hayat arasındaki farkı anlatmaya karar verdi.
— Arca, oğlum, rüyalar gerçek hayat gibi değildir. Rüyamızda istediğimiz her şey olabilir. Mesela rüyanda seni suyun üzerinde yürürken görebilirsin. Hatta aya çıktığımızı bile görebilirsin. Ama bunların rüyanda olması, gerçek hayatta da aynı şekilde gerçekleşeceği anlamına gelmez.
Arca dikkatle babasını dinliyordu.
Mert Bey devam etti:
— Rüyalarımız bazen gün içinde izlediğimiz videolardan, yaşadığımız olaylardan, düşündüğümüz şeylerden veya yapmak isteyip de gerçekleştiremediğimiz durumlardan parçalar taşıyabilir. Bu yüzden rüyamızda gördüğümüz bir şeyin aynısını gerçekte yapamayabiliriz. Bu, üzülmemiz gereken bir şey değildir.
Arca bir süre kaleye baktı.
— Tamam baba. Çok yoruldun. Belki bir dahaki sefere yaparsın, dedi.
Sonunda kaleyi tamamladılar.
Arca babasının elinden geleni yaptığını biliyordu. Yine de kalenin rüyasındaki gibi olmaması onu biraz üzmüştü.
Akşam olmuş, aile eve dönmüştü. Çocuklar duşlarını aldıktan sonra akşam yemeği için sofraya oturdular.
Arca tabağındaki yemeği bir türlü yemiyordu.
Mert Bey:
— Oğlum, yemeğini soğuttun. Kendin yemek istemiyorsan sana ben yedirebilirim, dedi.
Arca bir anda sesini yükseltti:
— İstemiyorum senin bana yedirmeni!
Mert Bey sakin bir şekilde:
— Arca, benimle konuşurken sesini yükseltmemelisin. Ayrıca yemeğini yemezsen yeterince beslenemezsin ve büyümen için gereken enerjiyi alamazsın, dedi.
Arca biraz sessiz kaldı. Sonra gün boyunca aklında olan şeyi tekrar hatırladı.
— Ama baba… Zaten yaptığın kale rüyamdaki gibi olmadı, diye sitem etti.
Mert Bey oğlunun yanına yaklaşarak:
— Evet, olmadı. Çünkü rüyandaki kaleyi gerçek hayatta birebir yapmak mümkün olmayabilir. Ama bu, bugün kötü bir şey yaşadığımız anlamına gelmez. Tam tersine, bugün önemli bir şey öğrendik.
Arca merakla babasına baktı.
— Ne öğrendik?
— Rüyalarla gerçeklerin aynı olmadığını. Ayrıca bazen bir şeyi çok istememize rağmen istediğimiz şekilde gerçekleşmeyebileceğini öğrendik. Böyle durumlarda üzülmemeyi ve elimizden geleni yaptıktan sonra sonucu kabul etmeyi öğrenmemiz gerekir.
Arca babasının söylediklerini düşünmeye başladı.
— Yani rüyamda çok güzel bir kale görsem bile gerçek hayatta aynısını yapmak zorunda değiliz, öyle mi?
— Aynen öyle, dedi Mert Bey. Hatta bazen istediğimiz şeyin gerçekleşmemesi bize başka bir şey öğretir. Belki de bugün kalenin rüyandaki gibi olmaması sayesinde rüyaların ve gerçeklerin birbirinden farklı olduğunu öğrendin.
Arca’nın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
— Tamam baba. O zaman bir dahaki sefere rüyamda daha güzel bir şey görürsem, onun gerçek hayatta aynı şekilde olmak zorunda olmadığını bileceğim.
Mert Bey oğlunun saçlarını okşadı.
— İşte benim akıllı oğlum, dedi.
O gece Arca babasından kendisini uyutmasını istedi.
Mert Bey oğlunun yanına uzanıp onu sakinleştirmeye çalışırken gün içinde yaşadıklarını düşündü.
Aslında bugün yaptıkları kalenin Arca’nın rüyasındaki gibi olmaması belki de kötü bir şey değildi. Tam tersine, Arca önemli bir deneyim yaşamıştı. Bir çocuk için rüyalarla gerçekleri birbirinden ayırmayı öğrenmek, bazen bir kitabın anlattıklarından çok daha etkili olabilirdi.
Mert Bey, Arca uykuya dalarken içinden şöyle geçirdi:
Bazen çok istediğimiz bir şeyin gerçekleşmemesi bizi üzebilir. Ama gerçekleşmeyen her şey bir kayıp değildir. Belki de o şeyin gerçekleşmemesinin altında öğrenmemiz gereken bir ders, keşfetmemiz gereken başka bir yol veya hayatın bize göstermek istediği farklı bir güzellik vardır.
Arca babasının yanında huzurla uykuya daldı.
Ertesi gün kumsalda bıraktıkları kumdan kale ise dalgaların arasında yavaş yavaş kaybolacaktı.
Fakat Arca’nın o gün öğrendiği şey, kumdan kaleden çok daha uzun süre onunla kalacaktı.