Selen Hanım ve Mert Bey, Arca ile Asel’i anneannelerinden aldıktan sonra Dikili’ye dönmek üzere yeniden yola çıktılar.
Bir süre sonra Yalova’ya gitmek için feribota bindiler. Arabalarını park ettikten sonra hep birlikte feribotun üst katına çıkıp oturdular.
Arca, denizi seyrederek bir süre sessizce düşündü. Sonra babasına dönüp heyecanla:
— Baba, deniz bugün ne güzelmiş! Hava kararsa bile Dikili’ye gittiğimizde denize girelim mi seninle? dedi.
Arca ile Mert Bey daha önce birkaç kez güneş battıktan sonra denize girmişlerdi. Bu yüzden Mert Bey gülümseyerek:
— Hava çok soğuk olmazsa elbette girebiliriz Arcacığım, dedi.
Arca bu cevabı duyunca çok sevindi.
Feribot Yalova’ya yaklaşırken aile yeniden arabalarına geçti. Feribottan indikten sonra Bursa’ya doğru yollarına devam ettiler.
Selen Hanım ve Mert Bey’in Arca’ya güzel bir sürprizi vardı. Onu Bursa’da gezdirmek ve içerisinde çok güzel bir oyun alanı bulunan bir alışveriş merkezine götürmek istiyorlardı.
— Arcacığım, Bursa’ya kadar uyumaman gerekiyor. Oraya vardığımızda seni çok güzel bir oyun alanına götüreceğiz, dediler.
Arca hemen:
— Ben oraya gitmek istiyorum! Uyumayacağım! diye cevap verdi.
Fakat üzerinden daha yarım saat bile geçmeden Arca, koltuğunda istemeden uykuya daldı.
Selen Hanım, Mert Bey’e dönerek:
— Dün gece saat üçte uyudu. Sabah da erkenden kalktı. Vücudu çok yorulmuş olmalı, dedi.
Mert Bey başını salladı.
— Bu durumda onu uyandırmamız doğru olmaz. Bırakalım uyusun. Uykusunu alması onun için daha önemli, dedi.
Gerçekten de Arca o kadar yorgundu ki Bursa’yı geçtikten sonra Asel uyanmasına rağmen o uyumaya devam etti. Hatta neredeyse Ayvalık’a kadar deliksiz uyudu.
Arca gözlerini açtığında Dikili’ye çok az kalmış ve Ayvalık’a yaklaşmışlardı. O esnada Arca:
— Çok acıktım! Hamburger yemek istiyorum. Beni bir hamburgerciye götürün, dedi.
Mert Bey gülümseyerek:
— Tamam oğlum. Yaklaşık yarım saat sonra hamburgerini yiyeceğiz, dedi.
Çok geçmeden Ayvalık’a girdiler ve hamburger yemek için bir alışveriş merkezine gittiler.
Arca, hamburgerini ve patateslerini afiyetle yedi, ardından Ice Tea’sini içti.
Fakat hamburgerin ketçabı Arca’nın eline ve dudaklarının çevresine bulaşmıştı. Bu durum Arca’yı biraz huzursuz etti.
— Peçete istiyorum, dedi.
Selen Hanım gülümseyerek:
— Arcacığım, içerideki abilerden peçete isteyebilirsin. Bunu daha önce de yapmıştın, dedi.
Arca biraz utandı.
— Siz isteseniz olmaz mı? diye sordu.
Mert Bey oğluna sevgiyle baktı.
— Elbette biz de isteyebiliriz. Ama sen kendini ifade edebilen, sosyal bir çocuksun. Kendi ihtiyacını kendin söylemeyi öğrenmen çok güzel. Belki o abiler seninle sohbet eder ve senin sohbetin onları da mutlu eder, dedi.
Arca bir an düşündü.
Sonra derin bir nefes aldı ve içeriye doğru yürüdü.
Kasaya geldiğinde biraz çekingen olsa da sesini yükselterek:
— Abiler, bana peçete verebilir misiniz? dedi.
Kasiyer gülümseyerek Arca’ya peçeteyi uzattı.
Tam o sırada kasiyerin yanındaki arkadaşı Arca’ya baktı ve ona küçük bir oyuncak verdi.
Arca’nın gözleri bir anda parladı.
— Teşekkür ederim! dedi.
Oyuncağı iki eliyle aldı ve koşarak ailesinin yanına döndü.
— Anne! Baba! Bakın, abiler bana oyuncak da verdi! diye heyecanla seslendi.
Sonra oyuncağı babasına uzattı.
— Baba, oyuncağımı hemen açar mısın?
Mert Bey oyuncağı Arca’nın elinden aldı, paketini dikkatlice açtı ve ardından oğlunun başını okşadı.
— Bak gördün mü oğlum? Eğer peçeteyi gidip ben isteseydim, belki o abiler sana bu oyuncağı vermeyecekti.
Arca dikkatle babasını dinliyordu.
Mert Bey devam etti:
— Sen gidip peçeteyi kendin isteyerek aslında çok önemli bir şey yaptın. Kendi ihtiyacını kendin ifade edebileceğini gördün. Hem de içeriye gidip özgüvenle konuştuğun için o abiler senin cesaretini fark etti. Belki de bu güzel oyuncağı sana, gösterdiğin özgüvenin küçük bir hediyesi olarak verdiler.
Arca oyuncağına baktı.
Mert Bey oğlunun gözlerinin içine bakarak sözlerini sürdürdü:
— Bazen isteklerimizin peşinden gitmek, bizi hiç ummadığımız kapılara götürür oğlum. Biz bazen küçücük bir çabanın nereye varacağını bilemeyiz. Ama bir şeyi gerçekten istediğimizde onun için göstereceğimiz en küçük çaba bile bize hiç beklemediğimiz güzellikler getirebilir.
Arca oyuncağını sıkıca tuttu.
— Yani bu oyuncak benim çabalamamın mükâfatı mı baba? diye sordu.
Mert Bey gülümseyerek:
— Evet oğlum. Ama asıl mükâfat oyuncağın değil. Asıl mükâfat, “Ben bunu kendim yapabilirim.” duygusunu yaşaman. Bugün peçeteyi kendin istedin. Kendi başına gidip konuştun. Hem istediğin şeyi yaptın hem de kendine olan güvenini biraz daha büyüttün.
Arca’nın yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
Oyuncağını göğsüne bastırdı.
O gün Arca, küçücük bir peçete istemenin kendisine çok daha büyük bir şey kazandırdığını öğrenmişti.
Kendi başına bir şey yapabilmenin mutluluğunu…
Mert Bey ile Selen Hanım ise Arca’nın yüzündeki mutluluğa bakıyor, onunla gurur duyuyorlardı.
O gün Arca’nın elinde küçücük bir oyuncak vardı.
Ama o küçücük oyuncak, minik kalbinde kocaman bir yer edinmişti.
Çünkü Arca artık şunu biliyordu:
Bazen küçücük bir cesaret, kocaman güzelliklerin başlangıcı olabilirdi.