Mühür Kapısı’nın arkasında uzanan antik yol, sislerin arasından sıyrılarak Unutulmuş Vadiler’in kalbine, İlk Muhafızlar’dan kalan kadim şehrin yıkıntılarına çıkıyordu. Zamanın ve unutulmuşluğun aşındırdığı devasa kristal sütunlar, bir zamanlar burada hüküm süren ihtişamın sessiz tanıkları gibi göğe yükseliyordu. Taşların üzerindeki sarmaşıklar, gecenin karanlığında mavi ve gümüş renklerde parıldayan büyü damarlarıyla doluydu.
Savaşın ve az önceki büyük güç patlamasının ardından Samara’nın adımları giderek ağırlaşmıştı. Bedenindeki kadim enerjinin uyanışı, zihnini ve kaslarını yıpratmıştı. Elian, genç kadının bir adım arkasında, adeta bir gölge gibi tetikte ilerliyor; Samara her sendelediğinde eli gayriihtiyari onun beline veya dirseğine gidiyordu.
Kaelen ise önlerinde, yıkıntılar arasında yükselen yüksek bir kulenin girişini inceliyordu. Yüzündeki o alışıldık şakacı ifade yerini derin bir merak ve saygıya bırakmıştı.
"Burası..." dedi Kaelen, elini kulenin kapısındaki kristal oymalara dokundurarak. "Burası İlk Muhafızlar’ın Kehanet Tapınağı. Samara, içindeki gücün ilk filizlendiği yer tam olarak burası olmalı."
Kulenin içine girdiklerinde, dışarıdaki tekinsiz rüzgarın sesi kesildi. Salonun ortasında, etrafı berrak bir su havuzuyla çevrili devasa bir kristal küre duruyordu. Samara, sanki görünmez bir bağla çekiliyormuş gibi yavaşça havuza doğru adımladı. Sudan yansıyan ışık yüzüne vurduğunda, zihninde aniden belirsiz görüntüler çakmaya başladı: Dev bir taht, kristal zırhlar giymiş kadınlar ve kendi çocukluğuna ait, annesinin ona hiç bahsetmediği ninniler...
"Ben..." diye fısıldadı Samara, elini suya doğru uzatarak. "Ben sadece bir saray hanımefendisi olarak büyütüldüm. Ama bu görüntüler... bu yer bana o kadar tanıdık geliyor ki."
"Çünkü burası senin gerçek evin," dedi Kaelen, sesinde nadir görülen bir ciddiyetle. "Sarayın tül perdeleri ve protokolleri, senin kim olduğunu gizlemek için kurulmuş bir paravandı sadece. Soyun, Kristal Diyar’ın ilk koruyucularına dayanıyor."
Kaelen, Samara’ya biraz zaman tanımak ve kulenin üst katlarındaki güvenliği kontrol etmek amacıyla yanlarından uzaklaşıp dairesel merdivenlere doğru yöneldi. "Ben bir üst kata bakayım, buradaki büyü kalıntıları güvenli görünüyor ama tedbiri elde bırakmamak lazım," diyerek gözden kayboldu.
Tapınak salonunda sadece Samara ve Elian kaldı. Kristal kürenin yaydığı hafif gümüşi ışık, salonun yüksek tavanında yıldızları andıran yansımalar oluşturuyordu.
Elian yavaş adımlarla Samara’nın yanına geldi. Genç adamın fildişi ceketindeki gümüş işlemeler bu ışıkta parıldıyor, sarışın saçları darmadağınık bir halde alnına dökülüyordu. Bakışlarında, Samara’nın kimliğine dair öğrendiği gerçeklerin getirdiği bir tereddüt ama daha da çok derin bir hayranlık vardı.
"Bir mirasçı..." dedi Elian yavaşça. Sesi salonun sessizliğinde yankılandı. "Sen Kristal Diyar’ın gerçek varisisin, Samara. Bense sadece konseyin bir stratejistiyim. Benim dünyam haritalar ve planlardan ibaretken, senin kaderin tüm diyarı şekillendiriyor."
Samara hızla arkasına döndü. Elian’ın sesindeki o hafif mesafe arzusunu hissettiğinde kalbi sızladı. Aralarındaki adımları hızlıca kapatıp Elian’ın hemen önünde durdu. Uzandığı gibi Elian’ın ellerini tuttu.
"Sakın," dedi Samara, gözlerinin içine bakarak. "Sakın aramızda unvanlardan veya kaderden duvarlar örmeye kalkma, Elian. Ben kim olursam olayım, hangi soyun mirasını taşırsam taşıyayım... ben hala seninle kütüphane köşelerinde tozlu haritaları inceleyen o kızım."
Elian, Samara’nın elini tutan parmaklarını sıktı. Soğukkanlılığıyla tanınan genç stratejist, Samara’nın bu katıksız ve samimi sözleri karşısında tüm savunmasını kaybetti. Bakışları Samara’nın gözlerinden dudaklarına kaydı. Bu kez durmadı.
Elian bir elini Samara’nın beline koyarak onu kendine doğru çekti, diğer elinin parmaklarını ise genç kadının saçlarının arasına geçirdi. İki gencin dudakları, günlerdir aralarında biriken o yoğun çekimin ve tehlikenin ortasında nihayet birleşti.
Öpücük, hem saraydan kaçışın korkusunu hem de birbirlerine duydukları o derin güveni barındıran yumuşak ama tutkulu bir patlamaydı. Samara kollarını Elian’ın boynuna doladı, kendini onun güvenli kollarına bıraktı. Tapınağın kadim ışığı etraflarında süzülürken, zaman ikisi için de tamamen durmuş gibiydi.
Yavaşça ayrıldıklarında, Elian alnını Samara’nın alnına dayadı. Nefesleri birbirine karışıyordu. Elian’ın mavi gözlerinde yumuşacık bir tebessüm belirdi.
"Kaderin ne olursa olsun," dedi Elian fısıltıyla, "o kaderin sonuna kadar senin yanında yürüyeceğime söz veriyorum. Seni korumak için değil sadece... seninle olmak için."
"Biliyorum," dedi Samara, dudaklarında huzurlu bir tebessümle.
Tam o sırada, merdivenlerden gelen Kaelen’in öksürük sesi duyuldu. İkisi hızla birbirlerinden hafifçe uzaklaştılar, ama elleri hala birbirine kenetlenmişti.
"Bölmek istemezdim aşıklar," dedi Kaelen, merdivenin son basamağında durup sırıtarak. "Ama haritanın gösterdiği bir sonraki anahtarın yeri kulenin en üst katındaki gizli geçitte. Ve görünen o ki, Karanlık Lord’un muhafızları da vadinin girişine doğru ilerliyor. Romantizme biraz ara verip plan yapmamız gerekecek."
Elian, Samara’nın elini son bir öpücükle sıkıp bıraktı, yüzündeki o ciddiyeti yeniden takındı ama bakışlarında artık bambaşka bir ışık vardı. Karanlık yaklaşıyordu ama artık ikisi de yalnız değildi.