İçeriğe geç

Bir Yemin

Sarayın burçlarında yankılanan felaket çanları, gecenin dondurucu sessizliğini bir kılıç gibi kesti. Doğu Sınırı’ndan gelen haberci, kan ve çamur içinde avlunun ortasına yığılmıştı. Elian’ın emriyle muhafızların çekildiği Doğu Sınırı, Karanlık Sis Dağları’nın derinliklerinde saklanan başıboş gölge yaratıkları için açık bir hedef haline gelmişti. Yaratıklar, sınırdaki üç büyük köye saldırmış, binaları ateşe vermişti.

Saray koridorlarında büyük bir kaos hâkimdi. Soylular panik içinde sağa sola koşuşturuyor, komutanlar ne yapacağını bilemez halde emir bekliyordu.

Elian, odasındaki mor rün çemberinin içinden ağır adımlarla çıktı. Üzerinde zırhı yoktu; sadece ince bir gömlek giymişti. Yüzünde, kentin alevler içinde kaldığı gerçeğiyle tamamen çelişen, uyuşmuş ve huzurlu bir ifade vardı.

Odasının kapısını açtığında, karşısında gözlerinden yaşlar süzülen ama bakışlarında dondurucu bir öfke taşıyan Samara’yı buldu.

"Ne oldu Samara?" dedi Elian, sesi inanılmaz bir sakinlikteydi. "Bu gürültü de neyin nesi? Kaelen uyumaya çalışıyor..."

Samara daha fazla dayanamadı. Elian’ın göğsüne doğru bir adım atıp onu sertçe geriye itti. "Yeter Elian! Yeter artık!" diye bağırdı. Sesi koridorun taş duvarlarında yankılandı. "Kaelen yok! Kaelen öldü! O, kendini bizim için, bu diyar için feda etti!"

Elian bir anlığına duraksadı. Yüzündeki sahte gülümseme dondu. Mavi gözlerinde şimşek gibi çakan bir acı belirdi ama hemen ardından zihnini saran mor büyü aurası yeniden devreye girdi. Elian başını iki yana salladı. "Hayır... Hayır, o odada. Az önce onunla konuştum. Sen... sen sadece beni kandırmaya çalışıyorsun."

Samara, Elian’ın kolunu tuttu ve onu zorla odanın içine çekti. Yerlerde çizili olan mor rün çemberini, masadaki yasak büyü kitabını gösterdi.

"Bak kendine Elian! Bak ne hale geldin!" Samara parmağındaki Işık Kristali’nin kadim gücünü uyandırdı. Saf gümüşi bir ışık dalgası odanın içine yayılarak yerdeki mor rünleri birer birer yakıp yok etti. Büyü çemberi parçalandığı an, şöminenin önündeki sahte şömine ve hayali Samara illüzyonu bir toz bulutu gibi dağıldı.

Odadaki büyü kırıldığında, Elian sanki derin bir uykudan aniden uyandırılmış gibi sarsıldı. Zihnine boca edilen gerçeklik dalgası onu dizlerinin üzerine düşürdü. Karanlık, dondurucu ve kaçtığı o büyük acı, göğsüne dev bir kütle gibi oturdu.

Kaelen’in olmadığı, Doğu Sınırı’nın onun hatalı emri yüzünden yandığı, Samara’nın gözlerindeki o derin kırılmışlık... Hepsini aynı anda hissetti.

"Ben... ne yaptım?" diye fısıldadı Elian. Elleri titriyor, nefes almakta zorlanıyordu. Başını ellerinin arasına aldı. "Seni korumak istemiştim... Acıyı durdurmak istemiştim..."

Samara, Elian’ın önünde diz çöktü. Yüzünü Elian’ın yüzüne yaklaştırdı. Sesi bu kez öfkeli değil, derin bir şefkat ve kararlılıkla doluydu. "Acıdan kaçarak kimseyi koruyamazsın Elian. Senin zekana, senin stratejilerine ihtiyacımız var. Ama en çok da senin gerçek varlığına ihtiyacım var. Bırak acı canımızı yaksın, ama bizi kuklaya dönüştürmesine izin verme."

Elian, Samara’nın gözlerinin içine baktı. Haftalar sonra ilk kez mor büyünün gölgesi olmadan, doğrudan sevdiği kadının gözlerine bakıyordu. Gözyaşları sarışın saçlarının arasından süzülüp yere damladı. İllüzyonun getirdiği o sahte huzur gitmiş, yerini yıkıcı bir pişmanlık almıştı.

Tam o sırada, Başkomutan Varos odanın kapısına belirdi. "Prensesim! Lord Elian! Gölge yaratıkları sınırı aştı, vadiye doğru ilerliyorlar! Bir karar vermemiz gerek!"

Elian derin bir nefes aldı. Yyerden kalkmaya çalıştı ama bacakları tutmuyordu. Zihin büyüsünün bedeninde bıraktığı tahribat çok büyüktü; büyünün yan etkisi olarak geçici bir güç kaybı ve felç hissi yaşıyordu.

"Ben... gelemiyorum," dedi Elian, çaresizlik içinde ellerine bakarak. "Büyünün bedeli... bedenimi hareket ettirmeme izin vermiyor."

Samara ayağa kalktı. Göğsündeki Kaelen’in kolyecik parçasını sıktı. Ağlamayı bıraktı. İçindeki kadim ışık, haftalar sonra ilk kez avlusunda toplanan halkı aydınlatacak kadar güçlü bir şekilde parıldadı.

"Seni burada bırakmayacağım Elian," dedi Samara. Elian’ın kınındaki rünlü kılıcı aldı ve kendi beline bağladı. "Sen burada kalıp zihnini ve bedenini toparlayacaksın. Doğu Sınırı’na ben gidiyorum."

"Samara, hayır! Çok tehlikeli!" diye bağırdı Elian, yerden kalkmaya çalışarak.

Samara kapıya doğru adımladı, son kez arkasına dönüp Elian’a baktı. "Kaelen bizim için hayatını verdi. Sen ise diyarın aklısın. Şimdi bu diyarı koruma sırası bende. İllüzyonlarından uyan Elian... Geldiğimde seni eskisi gibi yanımda görmek istiyorum."

Samara odadan çıkıp komutanlara emirler yağdırmaya başladığında, Elian karanlık odada tek başına kaldı.

Gözlerini kapatıp yumruklarını sıktı. Artık kaçacak bir sahte dünyası yoktu. Samara onun hatalarını temizlemek için savaşa gidiyordu ve Elian’ın kendi zihnindeki o karanlık zincirleri kırmaktan başka çaresi kalmamıştı.