İçeriğe geç

1

Beni kelimeleriyle ikna edemeyeceğini anlayınca hızla odadan çıkıp büyük sarayın içinde koşturmaya başladı. Koridora çıktığımda, yolun sonuna doğru hızla ilerliyordu. Beni fark eder etmez sağ koridora saptı. Rahat ama hızlı adımlarla ilerleyerek köşeye vardığımda, ortalık sessizdi. Beni kandırmaya çalışıyordu.

Ama unuttuğu bir şey vardı. Ben, bu sarayda büyümüştüm. Onun aksine her geçidini, her gizli yolunu biliyordum.

Gizli kapıyı kullanarak kaçtığında, nereye çıkacağını gayet iyi biliyordum. Bu yol, dördüncü kattan birinci kattaki kütüphaneye iniyordu. Ama o, orada değildi. O kadar aptal değildi—ne ben, ne o. Tek istediği, benim merdivenleri kullanarak aşağıya inmekle vakit kaybetmemdi. Böylece ben kütüphaneye ulaşana kadar o çoktan saklandığı yerden çıkıp kaçabilecekti.

Ama beni aptal yerine koymasının acısını çıkarmam lazımdı.

Kütüphaneye inmediğim gibi, gizli kapının önünden ayrılıp hızlıca merdivenlere yöneldim. Odamdan, bu gizli geçide doğrudan bir kapı vardı. Oraya vardığımda, tahmin ettiğim gibi onu yolun sonunda, başını kapıya yaslamış halde etrafı dinlerken buldum.

Sessizce arkasına yaklaşıp onu dar geçitte, kendim ve kapı arasına sıkıştırınca gözleri korkuyla bana döndü.

"Siz... Nasıl... Nerden..?!"

Eğilerek ona yaklaştım.

"Zekamı hafife alman beni gerçekten gücendirdi, güzel karıcığım."

Ona doğru ilerledikçe gözlerini kaldırdı, derin bir nefes aldı.

"Ben senin karın değilim!"

Elini kaldırıp, parmağına bizzat taktığım, geçidin karanlığında bile parlayan büyük yüzüğü gösterdim. Eli elimin içindeyken, bariz şekilde gözüken boy farkımız beni gülümsetti.

"Tanrı karşısında yemin ederken öyle demiyordun, sevgilim"

Kafamı eğerek yüzüne daha da yaklaşmıştım. Nefeslerimiz birbirine karışıyordu. Boşta kalan elimi, sol omzunun yanına yasladım. Ne diyeceğini merak etmesem, onu çoktan sustururdum.

Kendini mümkün olduğunca kapıya yaslamaya çalışırken sinirle elini elimden çekti.

"Bunun bir anlaşma olduğunu unutuyorsunuz, sayın dük. Karşı konulamaz olduğumu biliyorum ama sınırlarımızı korumaya devam etsek? Tanımasam, sizin hislerini kontrol edemeyen çapkın bir serseri olduğunuzu düşüneceğim."

Sözlerinin sonuna doğru dudakları zevkle kıvrıldı. Beni kenara sıkıştırdığını düşünüyordu ve bu keyifli hali onu daha da öpmek istememe sebep oluyordu.

Aramızdaki mesafeyi tekrar yok ettim. Gözlerimi kapatıp boşta kalan elimi beline koydum.

"Belki de sadece sizin için öyleyimdir, sayın düşes," diye mırıldandım.

Yutkunduğunu duyduğumda sırıttım. Gözlerimi hafifçe açarak yüzündeki o allak bullak ifadeye baktım. Yüzünün kızarışı, nefeslerinin düzensizleşmesi, gözlerime bakmamak için kaçamak bakışları...

Tam anlamıyla ölünesi. Ya da... başka şeyler.

Sonunda sesini toparlayıp dikleşerek bana baktı.

"İtibarınızı zedelememek için bağırmamıştım ama biraz daha yaklaşırsanız tüm sarayı ayağa kaldırırım!"

Hafifçe sırıtarak kafamı iki yana salladım.

"Sesini böyle gereksiz yerlerde kullanman beni üzer."

Gözlerini şaşkınlıkla açıp sinirle bana baktı. Ağzında belli belirsiz bir "Terbiyesiz…" mırıldanması duyuldu. Ama nefes almak için ağzını açınca, çığlık atmak konusunda ciddi olduğunu fark ettim.

Bu yüzden, duvara yasladığım elimle boğazını kendime doğru çekerek, ona ufak bir gerçeği hatırlattım.

"Bu geçitler ses geçirmez; ayrıca tüm hizmetlileri gönderdim, karımla başbaşa kalabilmek için. Nefesini boşuna harcamaman konusunda ciddiydim."

Sonunda, kavuşmak için sabırsızlanan dudaklarımı onunkilere dokundururken, o da kaçamayacağını biliyordu. Tıpkı ne kadar inkar etse de bunu kendisinin de istediğini bildiği gibi. Zira nefese muhtaçmışçasına açtığı dudakları onu ele veriyordu.