İçeriğe geç

20. Bölüm: Aşkımın Aşkları

Sabah olduğunda Kaan önce uyanmıştı.

Başını hafifçe kaldırıp Deniz'e baktı. Deniz'in başı Kaan'ın göğsüne yaslanmış, kollarından biri beline dolanmıştı. Diğer eli ise Kaan'ın elini sıkıca tutuyordu.

Kaan bir süre onu izledi.

Sevdiği adam kucağında uyuyordu. Tıpkı yeni doğmuş bir bebek gibi… Yüzünde öyle huzurlu bir ifade vardı ki Kaan, onu uyandırmaya kıyamadı.

Elini kaldırıp Deniz'in alnına düşen saçlarını geriye çekti. Ardından dudaklarına küçük bir öpücük kondurdu.

“Deniz, uyan güzelim.”

Deniz yarı uyanık hâlde Kaan'a biraz daha sokuldu.

“Uyandım sevgilim…”

Kaan'ın kalbi, bu kelimeyi her duyduğunda sanki yerinden çıkacakmış gibi atıyordu.

Sevgilim.

Deniz'in ağzından çıkınca dünyanın en güzel kelimesine dönüşüyordu.

Kaan gülümseyerek onun başını biraz düzeltti. Deniz, üzerinde tişört olmayan Kaan'ın göğsüne küçük bir öpücük kondurdu.

“Günaydın, benim güzel kalbim.”

Sonra başını kaldırıp Kaan'ı dudağından öptü.

“Günaydın sevgilim.”

Kaan gülerek kollarını onun etrafında biraz daha sıkılaştırdı.

“Günaydın, mavi gözlüm.”

Deniz bir süre Kaan'ın yüzüne baktı. Sonra gözlerini kısıp sordu:

“Niye bana öyle bakıyorsun?”

“Nasıl bakıyorum?”

“Sanki hayatında ilk defa insan görmüşsün gibi.”

Kaan kahkaha attı.

“Ne yapayım? Çok güzel bir şey görüyorum.”

Deniz'in yanakları kızardı.

“Sabah sabah başlama.”

“Daha yeni uyandım. Başlamak için en güzel zaman.”

Deniz başını yeniden göğsüne yasladı. Birkaç saniye sonra karnından gelen ses ikisinin de dikkatini çekti.

Kaan kaşını kaldırdı.

“Bu da kim?”

Deniz başını kaldırdı.

“Benim karnım.”

“Bayağı konuşkanmış.”

Deniz gülerek Kaan'ın göğsüne hafifçe vurdu.

“Acıktım ben.”

Kaan'ın yüzünde her zamanki yaramaz gülümsemesi belirdi. Deniz'in tişörtünün kenarını hafifçe kaldırdı ve karnına nazikçe, uzun bir öpücük kondurdu.

Deniz utangaç bir tavırla tişörtünü aşağı çekti.

“Kaan! Açım diyorum, sen ne yapıyorsun?”

Kaan başını kaldırıp ona baktı.

“Ben de sana açım sevgilim. Onu ne yapacağız?”

Deniz'in yüzü kıpkırmızı oldu. Kaan'ın başını göğsüne doğru çekip onu yeniden öptü.

“Hadi yemek yapalım.”

Kaan hemen itiraz etti.

“Yok, yok. Bugün mutfağa girmiyorsun.”

Deniz şaşkınlıkla baktı.

“Neden?”

“Gel, sana ısmarlıyorum.”

Deniz gülmeye başladı.

“Desene mutfak bugün acı çekmeyecek.”

Kaan kahkaha atarak ona sarıldı.

“Çok komiksin, Arslan.”

“Senin yanında öğrendim, Demir.”

Bir süre daha yatakta oyalanıp hazırlandılar. Kaan, Deniz'in kapıdan çıkmasını beklerken ayakkabısını giymeye çalışan sevgilisine baktı.

“Yardım edeyim mi?”

Deniz başını kaldırdı.

“Ne konuda?”

“Hayatının her alanında.”

Deniz kahkaha attı.

“Önce kendi ayakkabını düzgün giy, sonra benim hayatımı kurtarırsın.”

Kaan eğilip onun yanağına bir öpücük bıraktı.

“Emredersiniz, güzelim.”

Evden çıktıklarında Kaan Deniz'in elini tuttu. Parmaklarını birbirine geçirdi ve deniz kenarındaki sakin kafelerden birine doğru yürüdüler.

Kafenin açık bölümünde, denizi gören bir masa buldular. Kaan önce Deniz'in sandalyesini çekti.

“Buyurun, beyefendi.”

Deniz otururken gülümsedi.

“Teşekkür ederim, centilmen bey.”

Kaan karşısına geçti.

“Rica ederim. Başka bir isteğiniz var mı?”

“Var.”

“Neymiş?”

“Beni biraz daha sev.”

Kaan'ın gülümsemesi yumuşadı.

“Onu zaten fazlasıyla yapıyorum.”

Deniz gözlerini kaçırdı.

Siparişlerini verdiler. Deniz kahvaltılıkları incelerken Kaan onun ne istediğini çoktan anlamıştı.

“Sen peynirli omlet istiyorsun.”

Deniz şaşırdı.

“Nasıl bildin?”

“Çünkü her seferinde menüye bakıp aynı şeyi söylüyorsun.”

“Belki bugün farklı bir şey isteyecektim.”

Kaan kaşını kaldırdı.

“Ne isteyecektin?”

Deniz menüye yeniden baktı.

“Şey… Menemen.”

Kaan garsona döndü.

“Bir peynirli omlet, bir menemen alabilir miyiz?”

Garson uzaklaşınca Deniz ona döndü.

“Benim yerime neden sipariş verdin?”

“Çünkü birazdan fikrini değiştireceğini biliyorum.”

“Değiştirmeyeceğim.”

“Peki.”

Deniz birkaç saniye sustu.

Sonra menemenin yanına uzanıp ekmekle sosundan aldı.

Kaan gülmemek için kendini zor tuttu.

“Ne?”

Deniz ağzındaki lokmayı yuttu.

“Çok güzelmiş.”

Kaan kahkaha attı.

“Afiyet olsun, güzelim.”

Kahvaltıları boyunca üniversiteden, derslerden ve birlikte yapmak istedikleri şeylerden konuştular.

Deniz çayından bir yudum aldı.

“Bu hafta sonu bir yere gidelim mi?”

“Gidelim.”

“Nereye?”

Kaan düşünüyormuş gibi yaptı.

“Sen nereye istersen.”

“Böyle cevap vermek yok. Bir fikir söyle.”

“Tamam. Sahilde yürüyüş, sonra sinema.”

Deniz gülümsedi.

“Güzel.”

“Bir de dondurma.”

“Dondurma mı? Hava soğuk.”

“Benim yanımda üşümezsin.”

Deniz gözlerini devirdi.

“Sen her şeye bir cevap buluyorsun.”

“Çünkü çok yetenekliyim.”

“Bir de mütevazı olsan…”

Kaan elini uzatıp Deniz'in parmaklarını tuttu.

“Sen beni böyle seviyorsun ama.”

Deniz onun elini okşadı.

“Evet. Böyle seviyorum.”

Kaan bir an sustu. Deniz'in bu kadar doğal biçimde sevgisini söylemesi hâlâ kalbini hızlandırıyordu.

Tam o sırada telefonuna bir bildirim geldi.

Ekranda üniversitenin öğrenci işleri biriminden gelen mesajı gördü. Teslim alması gereken bazı evrakların hazır olduğu, gün içinde uğramasının gerektiği yazıyordu.

Kaan mesajı okuyup iç çekti.

“Ne oldu?” diye sordu Deniz.

“Okula uğramam lazım, yavrum. Evrakları almam için çağırıyorlar.”

Deniz başını salladı.

“Tamam, kalkalım.”

Kaan hemen elini tuttu.

“Yok. Sen burada otur, kahveni iç. Ben gidip alıp geleceğim.”

Deniz'in yüzü biraz düştü.

“Ama senden uzak kalmak istemiyorum.”

Kaan'ın bakışları yumuşadı. Deniz'in iki elini de avuçlarının arasına aldı.

“Hemen geleceğim, kuzum. Seni yormak istemiyorum.”

Deniz dudaklarını büktü.

“Çok uzun sürmesin.”

Kaan elini dudaklarına götürüp öptü.

“Söz. Hem daha bebeğime tatlı yedireceğim.”

Deniz güldü.

“Ben bebek değilim.”

“Benim bebeğimsin.”

“KAAN!”

Kaan kahkahalarla ayağa kalktı. Ceketini giydi, Deniz'in yanağına bir öpücük kondurdu.

“Birazdan buradayım, güzelim.”

Deniz de onun elini son kez tuttu.

“Dikkatli git.”

Kaan kafeden çıkarken bir kez daha arkasına baktı. Deniz hâlâ ona bakıyordu. Kaan gülümsedi, parmaklarıyla küçük bir öpücük gönderdi ve yoluna devam etti.

Deniz kahvesini önüne çekti.

Kaan'ın gidişinden sonra masa bir anda daha sessiz gelmişti.

Tam fincanını kaldırdığı sırada bir ses duydu.

“Deniz?”

Başını çevirdi.

Emre birkaç adım ötede duruyordu.

“Emre? Merhaba.”

Emre gülümsedi.

“Merhaba. Yanına oturabilir miyim?”

Deniz sandalyesini gösterdi.

“Tabii.”

Emre oturdu. Bir süre denize baktılar. Ardından Emre, Deniz'in önündeki fincana göz gezdirdi.

“Kaan mı bıraktı seni burada?”

Deniz gülümsedi.

“Evrak almak için üniversiteye gitti. Birazdan gelecek.”

Emre başını salladı.

“Anladım.”

Aralarında kısa bir sessizlik oluştu.

Deniz, Emre'nin eskisi gibi rahat görünmediğini fark etmişti. Normalde Kaan'la ilgili bir şey anlatırken hemen şakaya başlar, Deniz'i de konuşmanın içine çekmeye çalışırdı. Bugünse sanki söyleyeceği cümleleri önceden hazırlamış gibiydi.

“Bir şey mi oldu?” diye sordu Deniz.

Emre ellerini masanın üzerinde birleştirdi.

“Aslında seninle konuşmak istediğim bir konu var.”

Deniz'in yüzündeki gülümseme hafifçe azaldı.

“Dinliyorum.”

Emre bir süre fincanına baktı.

“Kaan sana Banu'dan bahsetti mi?”

Deniz'in parmakları fincanın kulpunda durdu.

“Eski sevgilisi olduğunu biliyorum. Başka bir şey anlatmadı.”

Emre başını salladı.

“Peki benimle ilgili?”

Deniz şaşırdı.

“Seninle ilgili ne?”

Emre gözlerini kaldırdı.

“Benim Kaan'a karşı hislerim olduğunu biliyor musun?”

Deniz cevap veremedi.

Emre, onun yüzündeki şaşkınlığı görünce derin bir nefes aldı.

“Bilmiyordun demek.”

Deniz yavaşça başını salladı.

“Hayır.”

Emre bir süre sustu. Sonra konuşmaya başladı.

“Kaan'ı çok uzun zamandır tanıyorum. Yetimhaneden beri. Onunla büyüdüm. İyi günlerinde de kötü günlerinde de yanındaydım.”

Deniz dikkatle dinliyordu.

“Birlikte çok şey yaşadık. Kaan'ın kimseye göstermediği hâllerini gördüm. Bazen geceleri uyuyamazdı. Bazen kimseyle konuşmak istemezdi. Ben yanında kalırdım.”

Emre'nin sesi biraz alçaldı.

“Bir süre sonra onun benim için yalnızca en yakın arkadaşım olmadığını anladım.”

Deniz'in kalbi hızlandı.

“Emre…”

“Onu seviyorum, Deniz. Yıllardır seviyorum.”

Deniz gözlerini masaya indirdi.

Bu cümleyi duymak kolay olmamıştı.

Kaan'ın geçmişinde önemli bir yere sahip olan birinin, ona karşı böyle hisler beslediğini öğrenmek Deniz'in içinde tarif edemediği bir ağırlık oluşturmuştu.

Ama Emre'nin anlatacakları henüz bitmemişti.

“Banu'yla da bu yüzden konuşmaya başladım.”

Deniz başını kaldırdı.

“Neden?”

“Çünkü Kaan'ın hayatında yeniden bir yerim olsun istedim. Sen geldikten sonra her şey değişti. Kaan eskiden benimle daha çok vakit geçirirdi. Bir şey olduğunda önce beni arardı. Şimdi ise aklına ilk sen geliyorsun.”

Deniz'in yüzü düştü.

Emre devam etti:

“Banu da Kaan'ı geri istiyordu. Birlikte hareket edersek sizin aranızdaki güveni sarsabileceğimizi düşündük.”

Deniz'in eli fincanın etrafında sıkılaştı.

“Ne yaptınız?”

Emre gözlerini kaçırdı.

“Üniversitenin itiraf sayfasındaki videoyu ben gönderdim.”

Deniz'in yüzü bembeyaz oldu.

“Doğum günündeki videoyu mu?”

Emre başını salladı.

“Evet.”

Deniz birkaç saniye konuşamadı.

“Yani o kadar insanın özel anımızı izlemesine sen sebep oldun?”

“Evet.”

“Peki Banu?”

“Banu da Kaan'a yeniden yaklaşmak için benimle birlikte hareket etti.”

Deniz başını iki yana salladı.

“Emre, neden?”

Emre'nin yüzünde acı bir ifade belirdi.

“Çünkü Kaan'ı seviyorum.”

Deniz bu kez gözlerini doğrudan ona çevirdi.

“Birini sevdiğini söyleyip onun mutluluğunu bozmaya çalışmak nasıl bir şey, Emre?”

Emre sustu.

Deniz'in sesi titriyordu.

“Kaan'ın seni sevmediğini biliyorsun. Sana bunu söylemiş. Buna rağmen onu zor durumda bırakmak için benim de hayatımı karıştırdın.”

“Biliyorum.”

“Bunu yaparken benim ne hissedeceğimi düşündün mü?”

Emre başını eğdi.

“Hayır.”

Deniz'in gözleri doldu.

“Ben sana güvenmiştim. Kaan'ın arkadaşı olduğun için seni de önemsemiştim. Aranızın bozulmasını hiç istemedim.”

Emre'nin yüzü gerildi.

“Deniz, ben…”

“Hayır. Bir dakika. Bırak da bitireyim.”

Deniz derin bir nefes aldı.

“Sen Kaan'ı yıllardır tanıyorsun. Onun ne kadar zor şeyler yaşadığını biliyorsun. Onun mutlu olmasını istemen gerekmez miydi? Benimle mutluysa neden bunu kabul edemedin?”

Emre cevap veremedi.

Çünkü Deniz'in söyledikleri doğruydu.

“Ben onu kaybetmek istemedim,” dedi sonunda.

Deniz'in gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

“Peki beni hiç düşündün mü?”

Emre başını kaldırdı.

Deniz devam etti:

“Ben Kaan'ı yıllardır seviyorum. Onunla birlikte olabilmek benim için ne kadar önemli, biliyor musun? Beni sevdiğini söylediği günü kaç kere hayal ettim, tahmin bile edemezsin. Sonra siz ikiniz çıkıp bütün bunları bozmak için plan yaptınız.”

Emre'nin sesi kısıldı.

“Özür dilerim.”

Deniz fincanına baktı. Kahvesi soğumuştu.

“Şu an sana ne söyleyeceğimi bilmiyorum.”

Emre bir süre daha oturdu.

“Benden hemen özrümü kabul etmeni beklemiyorum. Sadece gerçeği bilmeni istedim.”

Deniz başını salladı.

“Peki neden şimdi?”

Emre uzun bir sessizliğin ardından cevap verdi.

“Çünkü daha fazla yalan söyleyemiyorum. Ama Banu'yla ilgili her şeyin bittiğini de söyleyemem.”

Deniz'in bakışları keskinleşti.

“Ne demek bu?”

Emre ayağa kalktı.

“Dikkatli ol, Deniz. Banu kolay vazgeçen biri değil.”

Deniz de ayağa kalkacak gibi oldu ama Emre elini kaldırdı.

“Şimdi gitmem gerekiyor.”

Emre kafeden ayrılırken Deniz arkasından baktı.

İçinde öfke, üzüntü, kıskançlık ve korku birbirine karışmıştı.

Kaan'ın geçmişinde yalnızca eski bir sevgili yoktu.

Yıllardır onu seven bir arkadaşı da vardı.

Üstelik ikisi de, Deniz'in bilmediği bir süre boyunca, onunla Kaan'ın arasını bozmak için uğraşmıştı.

Deniz yeniden sandalyesine oturdu.

Kahvesinden bir yudum almaya çalıştı ama boğazından geçmedi.

Tam o sırada Ece aradı.

“Deniz, nerelerdesin? Kaan'la buluştun mu?”

Deniz bir süre cevap veremedi.

Ece'nin sesi değişti.

“Deniz? Ne oldu?”

“Ece… Yanıma gelebilir misin?”

“Ne oldu? İyi misin?”

“Lütfen.”

Ece daha fazla soru sormadı.

“Tamam. On dakikaya oradayım.”

Telefon kapandıktan sonra Deniz ellerini masanın üzerine koydu. Bir süre boşluğa baktı.

Kaan'ın birazdan döneceğini biliyordu.

Ona her şeyi anlatmalı mıydı?

Yoksa biraz daha beklemeli miydi?

Kendi içinde cevap ararken Ece kafeye geldi.

Deniz'i görür görmez yanına oturdu.

“Ne oldu?”

Deniz başını kaldırdı.

“Emre geldi.”

Ece'nin yüzü ciddileşti.

“Ne söyledi?”

Deniz, Emre'nin anlattıklarını baştan sona aktardı. Banu'yla iş birliğini, Kaan'a olan hislerini, videoyu kendisinin gönderdiğini…

Ece dinledikçe kaşlarını çattı.

“Bunu gerçekten yapmış mı?”

Deniz başını salladı.

“Evet.”

“Deniz, bu yaptıkları hiç doğru değil.”

“Biliyorum.”

“Peki sen nasılsın?”

Deniz bir süre sustu.

Sonra dürüstçe cevap verdi.

“Korkuyorum.”

Ece elini onun elinin üzerine koydu.

“Neden?”

“Banu'nun Kaan'ı geri istemesinden. Emre'nin hâlâ onu sevmesinden. Kaan'ın geçmişinde benim bilmediğim bir sürü şey olmasından…”

Deniz gözlerini kaçırdı.

“Bazen onun hayatına sonradan girmişim gibi hissediyorum. Sanki herkes Kaan'ı benden daha iyi tanıyor.”

Ece başını iki yana salladı.

“Deniz, Kaan'ın geçmişinde olamadığın için kendini suçlama. Sen onun geleceğinde olmak istiyorsun. Bu ikisi aynı şey değil.”

Deniz'in gözleri doldu.

“Ya bir gün Banu'yu yeniden isterse?”

Ece hemen cevap vermedi.

Sonra yavaşça konuştu:

“Bunu yalnızca Kaan bilebilir. Ama senin yapman gereken, Banu'yla yarışmak değil. Kaan'ın sana nasıl davrandığına ve sana ne söylediğine bakmak.”

Deniz başını salladı.

“Bana beni sevdiğini söyledi.”

“İşte.”

“Ama yine de korkuyorum.”

Ece onun elini sıktı.

“Korkabilirsin. Bu, Kaan'a güvenmediğin anlamına gelmez. Sadece yaşananlar seni incitmiş.”

Deniz derin bir nefes aldı.

“Şimdilik Kaan'a her şeyi anlatmak istemiyorum.”

Ece şaşkınlıkla baktı.

“Neden?”

“Bugün güzel bir sabah geçirdik. Bana sarıldı, kahvaltı yaptık. O kadar mutluydum ki… Şimdi gidip bunları anlatırsam bütün günümüz değişecek.”

Ece hafifçe iç çekti.

“Deniz, bunu sonsuza kadar içinde tutamazsın.”

“Biliyorum. Sadece biraz düşünmek istiyorum.”

“Peki. Ama kendini yalnız bırakma. Tamam mı?”

Deniz gülümsedi.

“Tamam.”

Bir süre daha konuştular. Ece, Deniz'in biraz olsun rahatlamasını sağlamaya çalıştı. Sonra Umut'tan gelen telefon üzerine kalkması gerekti.

Gitmeden önce Deniz'e sarıldı.

“Ne olursa olsun beni ara.”

Deniz başını salladı.

“Ararım.”

Ece uzaklaşınca Deniz bir süre daha kafede oturdu. Ardından Kaan'a mesaj attı.

Deniz: Neredesin sevgilim?

Cevap kısa süre sonra geldi.

Kaan: Evrakları aldım, güzelim. Geliyorum. Bir şey ister misin?

Deniz ekrana baktı.

Deniz: Yok. Seni istiyorum.

Kaan'ın cevabı hemen geldi.

Kaan: O zaman fazla bekletmeyeyim.

Deniz istemeden gülümsedi.

Kaan birkaç dakika sonra kafeye geldi. Deniz'i görür görmez yanına yaklaştı ve yanağına öpücük kondurdu.

“Merhaba, güzelim.”

Deniz gülümsemeye çalıştı.

“Merhaba.”

Kaan karşısındaki sandalyeye oturacakken durdu.

Bir şeylerin farklı olduğunu anlamıştı.

“Ne oldu?”

“Hiç.”

Kaan kaşını hafifçe kaldırdı.

“Deniz, o kelimeyi pek sevmiyorum.”

Deniz başını eğdi.

“Biraz yoruldum.”

Kaan çantasını yanına bıraktı. Elini uzatıp Deniz'in parmaklarını tuttu.

“Bana bak.”

Deniz gözlerini kaldırdı.

Kaan'ın yüzünde şaka yoktu.

“Bir şey canını sıktıysa anlatabilirsin. Seni dinlerim.”

Deniz bir süre ona baktı.

Şimdi anlatırsam ne olacak? Emre'yle ilgili ne hissedecek? Banu'yu duyunca nasıl davranacak?

“Sonra konuşsak olur mu?”

Kaan başını salladı.

“Olur.”

Deniz'in elini öptü.

“Ne zaman istersen.”

Kaan daha fazla soru sormadı. Deniz'in ceketini almasına yardım etti ve birlikte dışarı çıktılar.

Yürürken Deniz'in elini bırakmadı. Arada bir ona bakıyor, yüzündeki ifadeyi anlamaya çalışıyordu.

Bir süre sonra Deniz sessizliği bozdu.

“Bugün biraz benimle kalır mısın?”

Kaan hemen cevap verdi.

“İstersen bütün gün.”

Deniz başını onun omzuna yasladı.

“Teşekkür ederim.”

Kaan saçlarını okşadı.

“Benden teşekkür bekleme, güzelim.”

Sahile doğru yürümeye devam ettiler. Deniz, Kaan'ın yanında biraz olsun rahatladığını hissediyordu. Ama Emre'nin söyledikleri zihninden çıkmıyordu.

Banu kolay vazgeçen biri değildi.

Bu cümle, tekrar tekrar aklına geliyordu.

Tam o sırada karşı kaldırımda bir kadın durdu.

Önce Kaan'a baktı.

Sonra yüzünde tanıdık bir gülümseme belirdi.

“Kaan?”

Kaan adımlarını yavaşlattı.

Deniz de başını kaldırdı.

Kadın birkaç adım yaklaştı.

“Gerçekten sensin.”

Kaan'ın yüzündeki gülümseme silindi.

Deniz, elini tuttuğu kişinin parmaklarının gerildiğini hissetti.

Kadın gözlerini Kaan'dan ayırmadan konuştu.

“Uzun zaman oldu.”

Kaan kısa bir sessizliğin ardından cevap verdi.

“Banu.”

Deniz'in kalbi hızlandı.

İşte o isim.

Emre'nin az önce anlattığı kadın…

Kaan'ın eski sevgilisi.

Banu'nun bakışları yavaşça Deniz'e kaydı. İkisinin el ele tuttuğunu fark ettiğinde dudaklarında ince bir gülümseme oluştu.

“Demek Deniz sensin.”

Deniz cevap vermedi.

Kaan bir adım öne çıktı.

“Ne istiyorsun, Banu?”

Banu başını hafifçe yana eğdi.

“Seninle konuşmak istiyorum.”

“Konuşacak bir şeyimiz yok.”

Banu'nun gülümsemesi biraz daha büyüdü.

“Bence var.”

Sonra yeniden Deniz'e döndü.

“Özellikle onun bilmediği şeyler…”

Deniz'in eli Kaan'ın elinde biraz daha sıkılaştı.

Kaan'ın yüzü sertleşti.

“Deniz'i bu işe karıştırma.”

Banu hafifçe güldü.

“Ben karıştırmadım, Kaan. O zaten senin hayatının tam ortasında.”

Bir an durdu.

“Bakalım orada ne kadar kalabilecek?”

Deniz'in nefesi kesildi.

Kaan, Deniz'in elini bırakmadı.

“Yeter, Banu.”

Banu birkaç saniye ikisine baktı. Ardından çantasını omzuna yerleştirip geriye doğru bir adım attı.

“Yeniden görüşeceğiz, Kaan.”

Sonra Deniz'e döndü.

“Seninle de.”

Banu uzaklaşırken Deniz olduğu yerde kaldı.

Kaan ona döndü.

“Güzelim…”

Deniz başını kaldırdı.

Kaan elini yanağına götürmek istedi ama Deniz'in yüzündeki ifadeyi görünce bir an durdu.

Çünkü artık yalnızca geçmişten gelen bir isimle karşı karşıya değillerdi.

Banu, onların hayatına geri dönmüştü.

Ve Deniz, bunun kolay bir karşılaşma olmayacağını hissediyordu.

Bazen geçmiş, kapıyı çalmazdı. Doğrudan karşına çıkardı.