“İnsan bazen geçmişte yaşadığı bir anı unutamaz. Çünkü o an, yalnızca yaşanmış bir şey değildir; yıllarca içinde büyüttüğü bir duygunun başladığı yerdir.”
Sabahın ilk ışıkları odanın duvarlarına vururken Deniz, gözlerini yavaşça açtı.
Bir süre nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Sonra belindeki kolu fark etti.
Kaan yine ona sarılarak uyumuştu.
Deniz başını hafifçe kaldırıp yanındaki adama baktı. Kaan'ın saçları dağılmış, yüzüne birkaç tutam düşmüştü. Normalde uyanır uyanmaz konuşmaya başlayan, her şeye bir cevap bulan bu adam şimdi sessizce uyuyordu.
Deniz gülümsedi.
Elini kaldırıp Kaan'ın alnına düşen saçları geriye itti.
— Günaydın, huysuz adam, diye fısıldadı.
Kaan gözlerini açmadan cevap verdi.
— Duydum.
Deniz irkildi.
— Uyuyor değil miydin sen?
Kaan gözlerini araladı. Dudaklarının kenarında uykulu bir gülümseme vardı.
— Sen yanımdayken uyumak biraz zor.
Deniz'in yanakları kızardı.
— Nedenmiş o?
Kaan kolunu biraz daha sıkılaştırdı.
— Çünkü sürekli konuşuyorsun.
Deniz yastığı alıp hafifçe ona vurdu.
— Daha yeni uyandım!
Kaan kahkaha attı.
— Tamam, tamam. Şaka yaptım, güzelim.
Deniz yeniden başını yastığa bıraktı. Birkaç saniye birbirlerine baktılar. Kaan'ın yüzündeki gülümseme yavaşça yumuşadı.
— Ne oldu? diye sordu Deniz.
— Hiç.
— Yine mi hiç?
Kaan elini uzatıp Deniz'in yanağına dokundu.
— Seni izliyorum.
Deniz'in kalbi hızlandı.
— Neden?
Kaan omuz silkti.
— Hoşuma gidiyor.
Deniz gözlerini kaçırdı. Kaan ise onun bu hâline gülümseyerek baktı.
Bir süre sonra yataktan kalktılar. Deniz mutfağa geçip kahvaltıyı hazırlamak istedi ama Kaan onu tezgâhın önünde durdurdu.
— Bugün kahvaltı benden.
Deniz kaşını kaldırdı.
— Geçen sefer yumurtayı yaktığını hatırlatmamı ister misin?
— O konu kapandı.
— Tavan hâlâ hatırlıyor olabilir.
Kaan gözlerini devirdi.
— Çok konuşuyorsun, Arslan.
Deniz gülerek kenara çekildi.
Kaan bu kez gerçekten kahvaltı hazırlamaya koyuldu. Yumurtaları pişirdi, ekmekleri kızarttı, Deniz'in sevdiği peynirleri masaya çıkardı. Sonra buzdolabından çilekleri alıp küçük bir tabağa yerleştirdi.
Deniz, onu bir süre sessizce izledi.
— Kaan?
— Efendim?
— Benim sevdiğim şeyleri nasıl bu kadar iyi hatırlıyorsun?
Kaan çilek tabağını masaya koydu.
— Çünkü sen anlatırken dinliyorum.
Deniz'in yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
— Bazen dinlemiyorsun gibi duruyor.
— O başka. Ben aynı anda hem dinleyip hem de sana bakabiliyorum.
Deniz başını eğdi.
— Seninle konuşmak gerçekten zor.
— Ama güzel.
— Onu sen söylüyorsun.
Kaan sandalyesini çekti.
— Benim fikrime güvenebilirsin.
Kahvaltı boyunca birbirlerine takıldılar. Deniz, Kaan'ın tabağından bir parça ekmek aldı. Kaan da onun çileklerinden birini izinsiz yedi.
— Kendi tabağında yok mu? diye sordu Deniz.
— Seninkiler daha güzel.
— Aynı çilekler!
Kaan gülümsedi.
— Senin tabağında olunca daha güzel oluyor.
Deniz cevap vermek yerine çayından bir yudum aldı. Gülümsemesini saklamaya çalışıyordu ama Kaan bunu çoktan fark etmişti.
Kahvaltı bittikten sonra Kaan telefonuna baktı. Ekranda Emre'den bir mesaj vardı.
Emre: Bugün buluşuyor muyuz? Geçen hafta söz vermiştin.
Kaan mesajı okuyup gülümsedi.
Kaan: Unutmadım. Öğleden sonra kafeye geçelim. Uzun zamandır oturamadık.
Cevap hemen geldi.
Emre: Tamam. Her zamanki yerimizde.
Kaan telefonu masaya bıraktı.
Deniz, fincanları toplarken sordu:
— Emre mi?
— Evet. Bugün buluşacağız.
— İyi olur. Uzun zamandır görüşememiştiniz.
Kaan başını salladı.
— Biraz da eski günleri konuşuruz.
Deniz gülümsedi.
— Güzel vakit geçirin.
Kaan ayağa kalkıp Deniz'in yanına geldi. Belinden hafifçe sarıldı.
— Sen de benimle gelsene.
Deniz başını iki yana salladı.
— Yok, siz baş başa vakit geçirin. Ben de Ece'yle buluşurum belki.
Kaan yanağına küçük bir öpücük kondurdu.
— Peki. Ama beni özlersen haber ver.
Deniz güldü.
— Daha gitmedin bile.
— Şimdiden tedbir alıyorum.
Kaan'ın bu rahat tavırları Deniz'i hâlâ şaşırtıyordu. Bir zamanlar ona hissettiklerini saklamak için her fırsatta konuyu değiştiren adam, artık sevgisini küçük hareketlerle göstermekten çekinmiyordu.
Deniz, Kaan'ın arkasından mutfağa yürürken yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Kaan ise kapıdan çıkmadan önce dönüp ona baktı.
— Akşam görüşürüz, güzelim.
— Akşam görüşürüz, sevgilim.
Kaan'ın yüzündeki gülümseme büyüdü.
— Bir daha söyle.
Deniz gözlerini devirdi.
— Hadi git!
Kaan kahkaha atarak evden çıktı.
Ama merdivenlerden inerken bile Deniz'in son söylediği kelimeyi düşünüyordu.
Sevgilim.
İnsan bazı kelimeleri ilk kez duyduğunda neden yeniden duymak isterdi?
Kaan cevabı biliyordu.
Çünkü o kelime Deniz'in ağzından çıkmıştı.
Emre, buluşacakları kafeye Kaan'dan önce geldi.
Her zamanki masalarına oturdu. Cam kenarından dışarıyı izlerken parmaklarını kahve fincanının etrafında gezdirdi.
Burası ikisinin yıllardır geldiği yerdi. İlk kez oturduklarında Kaan'ın cebinde neredeyse hiç parası yoktu. Emre, iki kahve alacak kadar parası olduğunu söylemiş, Kaan da ona borçlu kalmayacağını iddia etmişti.
Sonunda hesabı Emre ödemişti.
Kaan da bir sonraki gelişlerinde mutlaka kendisinin ödeyeceğini söylemişti.
Sonraki gelişlerinde yine Emre ödemişti.
Ve bu, aralarında yıllardır süren bir şakaya dönüşmüştü.
Emre istemeden gülümsedi.
Kaan'la ilgili ne kadar çok anısı vardı.
Birlikte büyümüşlerdi. Aynı koridorlarda yürümüş, aynı yemekhanede yemek yemiş, geceleri uyuyamadıklarında birbirlerine hikâyeler anlatmışlardı.
Kaan'ın ilk gitarını aldığı günü hatırlıyordu. Enstrümanı kucağına alıp saatlerce aynı melodiyi çalmıştı. Emre de yanında oturup onu dinlemişti.
Bir başka gece Kaan hastalanmış, kimseyi uyandırmak istemediği için sabaha kadar sessizce oturmuştu. Emre bunu fark edince yatağından kalkıp yanına gitmişti.
— Niye söylemedin? diye sormuştu.
Kaan omuz silkip gülümsemişti.
— Geçer.
Emre ona su getirmiş, sabaha kadar yanında kalmıştı.
Kaan o sabah gözlerini açtığında ilk gördüğü kişi yine Emre olmuştu.
— Gitmedin mi?
Emre başını sallamıştı.
— Hayır.
Kaan'ın yüzünde küçücük bir gülümseme belirmişti.
— İyi ki.
Emre o iki kelimeyi yıllarca unutmamıştı.
Belki de her şey o zaman başlamıştı.
Belki de Kaan'ın kendisine ihtiyaç duyduğu o küçük anlar, Emre'nin kalbinde zamanla çok daha büyük bir yere dönüşmüştü.
Kaan'ın her gülüşünü hatırlıyor, üzgün olduğu zamanlarda onu neyin rahatlatacağını herkesten önce biliyordu.
Bir gün Kaan'ın hayatında kendisinden başka birinin bu kadar önemli olabileceğini düşünmemişti.
Sonra Deniz gelmişti.
Emre, camdan dışarı bakarken yüzündeki gülümseme kayboldu.
Kapının açıldığını görünce başını kaldırdı.
Kaan gelmişti.
— Yaşlı kurt! diye seslendi Kaan.
Emre ayağa kalktı.
— Sonunda gelebildin.
Kaan ona sarılıp karşısındaki sandalyeye oturdu.
— Özledin mi beni?
Emre gülümsemeye çalıştı.
— Biraz.
— Biraz mı?
— Fazla şımartmayayım seni.
Kaan kahkaha attı.
— Geç kaldım, artık çok geç.
Garson yanlarına geldi. Kaan kahvesini söyledi, ardından Emre'nin fincanına baktı.
— Yine şekersiz mi?
Emre başını salladı.
— Evet.
— İnsan biraz tatlı içer.
— Sen benim yerime de içiyorsun zaten.
Kaan güldü.
Bir süre üniversiteden, ortak arkadaşlarından ve eski günlerden konuştular. Emre, Kaan'ın anlattığı bir olaya kahkahalarla güldü. Kaan da onun yıllar önce yaptığı bir hatayı hatırlatıp takıldı.
Dışarıdan bakıldığında her şey eskisi gibiydi.
İki eski dost, her zamanki masalarında oturuyor, birbirlerine laf yetiştiriyordu.
Ama Emre'nin içinde konuşulmayan bir şey büyüyordu.
Kaan telefonuna baktığında yüzünde bir gülümseme belirdi.
Emre bunu fark etti.
— Deniz mi?
Kaan başını kaldırdı.
— Evet. Eve bir şey almamı istemiş.
— Ne istiyormuş?
— Çilek.
Emre istemeden güldü.
— Sabah kahvaltıda da çilek vardı, değil mi?
Kaan'ın yüzü aydınlandı.
— Seviyor.
Emre fincanını eline aldı.
— Sen de onun sevdiği her şeyi ezberlemişsin.
Kaan bunu son derece doğal karşıladı.
— Tabii. Sevdiğim insanın neleri sevdiğini bilmek güzel bir şey.
Emre'nin parmakları fincanın üzerinde durdu.
Sevdiğim insan.
Kaan bu kelimeleri öyle rahat söylemişti ki Emre'nin içinde bir şeyler sessizce kırıldı.
Kaan konuşmaya devam etti.
— Biliyor musun, onunla yaşamak düşündüğümden de güzel. Eskiden eve geldiğimde sessizlik olurdu. Şimdi kapıyı açınca bir ses duyuyorum. Bazen mutfaktan bana bağırıyor, bazen de hiçbir şey yapmadan koltuğa oturuyor. Ama orada olduğunu bilmek bile yetiyor.
Emre gözlerini kaldırdı.
— Kendini evinde hissediyorsun yani?
Kaan gülümsedi.
— İlk defa.
Bu iki kelime Emre'nin içine ağır bir taş gibi oturdu.
İlk defa.
Kaan'ın yıllardır yanında olan kişi kendisiydi. Onun geçmişini, korkularını, çocukluğunu biliyordu. Kötü günlerinde yanında durmuş, iyi günlerinde onunla gülmüştü.
Ama Kaan kendisini ilk kez Deniz'in yanında evinde hissediyordu.
Emre fincanını masaya bıraktı.
— Kaan, sana bir şey sorabilir miyim?
— Sor.
— Benim yanımda hiç böyle hissettin mi?
Kaan şaşkınlıkla ona baktı.
— Nasıl?
Emre bir an sustu.
— Evinde gibi.
Kaan'ın yüzündeki gülümseme biraz yumuşadı.
— Elbette. Sen benim en eski dostumsun, Emre.
Emre gözlerini kaçırdı.
İşte yine o kelime.
Dost.
Kardeş.
Yıllardır kendisine verilen ama hiçbir zaman istediği anlamı taşımayan kelimeler.
Kaan onun sessizliğini fark etti.
— Ne oldu?
Emre başını iki yana salladı.
— Bir şey yok.
Kaan öne doğru eğildi.
— Emre, beni tanıyorsun. Bir şey varsa söyle.
Emre uzun süre arkadaşına baktı.
Yıllardır içinde taşıdığı şeyi artık saklayamayacağını hissediyordu.
Belki de söylemek, her şeyi daha kötü hâle getirecekti.
Belki Kaan ona bir daha eskisi gibi bakmayacaktı.
Ama susmak da artık dayanılır değildi.
— Kaan, ben seni yıllardır seviyorum.
Kaan'ın yüzündeki ifade değişti.
Emre devam etti.
— Yalnızca arkadaşım olduğun için değil.
Kafedeki sesler bir anda uzaklaşmış gibi geldi. Kaan, Emre'nin gözlerinin içine baktı ama ne söyleyeceğini bilemedi.
Emre ellerini masanın üzerinde birleştirdi.
— Bunu sana söylememem gerektiğini biliyorum. Çünkü sen Deniz'i seviyorsun. Bunu görüyorum. Ama içimde tutmaktan yoruldum.
Kaan sessizce dinledi.
Emre'nin gözleri doldu.
— Sana ilk ne zaman âşık olduğumu hatırlıyorum. Yetimhanedeki o geceyi… Pencerenin önünde oturuyordun. Kimsenin seni anlamadığını düşünüyordun. Yanına oturmuştum. Bana ailen olup olamayacağımı sormuştun. Ben de yanında olduğumu söylemiştim.
Emre kısa bir nefes aldı.
— O gece yalnızca arkadaşın olmak istemiştim. Sonra zaman geçti. Birlikte büyüdük. Sen güldüğünde ben de mutlu oldum. Üzüldüğünde yanında kaldım. Başka insanlarla yakınlaştığında kendime bunun beni ilgilendirmediğini söyledim.
Bir an durdu.
— Ama ilgilendiriyordu, Kaan. Hem de düşündüğünden çok daha fazla.
Kaan'ın bakışları masaya indi.
Emre devam etti:
— Senin hayatına giren insanları kıskandım. Bazen bana anlattığın şeyleri başkasına da anlattığını düşününce bile içim sıkıldı. Ama yine de sustum. Çünkü seni kaybetmekten korktum.
Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
— Sonra Deniz geldi. Onunla birlikte her şey değişti. Eve dönmek için acele etmeye başladın. Telefonuna baktığında gülümsedin. Bir şey olduğunda önce onu aradın. Benimle geçireceğin zamanı bile artık onunla olmak için kısaltıyorsun.
Kaan başını kaldırdı.
— Emre, ben…
— Bir dakika. Lütfen bitirmeme izin ver.
Kaan sustu.
Emre'nin sesi titriyordu.
— Ne yapacağım ben? Söyle bana. Senden hoşlanmaktan vazgeçemiyorum. Kaç kere kendime bunun olmayacağını söyledim, kaç kere seni yalnızca arkadaşım olarak görmeye çalıştım, bilmiyorum. Ama olmuyor.
Emre gözlerini sildi.
— Sen bana kardeşim diyorsun. Ben o kelimeyi her duyduğumda içimde bir şeyler kırılıyor. Sana sarıldığımda biraz daha kalmanı istedim. Gittiğinde beni de özlemeni bekledim. Bir gün bana, Deniz'e baktığın gibi bakarsın diye hayal kurdum.
Sesi iyice alçaldı.
— Ama sen hiç bana öyle bakmadın, değil mi?
Kaan uzun süre cevap veremedi.
Emre'nin karşısında oturan adam, onun yıllardır tanıdığı Kaan'dı. Birlikte büyüdüğü, en zor günlerini paylaştığı, güvendiği arkadaşı…
Ama şimdi ilk kez Emre'nin içinde neler yaşandığını öğreniyordu.
— Emre…
Kaan'ın sesi yumuşaktı.
— Keşke bunu tek başına taşımak zorunda kalmasaydın.
Emre acı bir gülümsemeyle başını salladı.
— Ben de keşke.
Kaan ellerini masanın üzerine koydu.
— Seni çok seviyorum. Ama senin istediğin şekilde değil. Bunu değiştiremiyorum. Sana yalan söyleyemem.
Emre gözlerini kapattı.
— Biliyorum.
— Deniz'i seviyorum. Onunla bir hayat kurmak istiyorum. Bunu senden saklamak istemiyorum.
Emre başını eğdi.
— Biliyorum, Kaan. Zaten en çok da bunu bilmek yoruyor beni.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Kaan, arkadaşının eline dokunmak istedi ama Emre ellerini kendisine doğru çekti.
— Biraz zamana ihtiyacım var.
Kaan başını salladı.
— Ne kadar istersen.
Emre ayağa kalktı.
— Bugünlük gideyim.
Kaan da kalktı.
— Birlikte çıkalım.
Emre başını iki yana salladı.
— Hayır. Biraz yalnız kalmak istiyorum.
Kaan onu durdurmadı.
Emre kapıya doğru yürüdü. Tam çıkarken arkasına döndü.
— Kaan?
— Efendim?
Emre'nin gözleri doluydu.
— Ben seni gerçekten sevdim.
Kaan'ın yüzü acıyla gerildi.
— Biliyorum.
Emre başını salladı ve kafeden çıktı.
Kaan bir süre olduğu yerde kaldı.
Masada iki kahve vardı.
Biri yarım kalmıştı.
Diğeri ise çoktan soğumuştu.
Kaan sandalyesine oturdu. Emre'nin anlattığı anıları düşündü. Pencerenin önündeki geceyi, ilk gitarını, birlikte geçirdikleri yılları…
Emre'nin ona âşık olduğunu bilmiyordu.
Ama şimdi geçmişteki bazı anlar başka bir anlam kazanmıştı.
Kaan'ın içi burkuldu.
Onu kırmak istememişti.
Ama hissetmediği bir şeyi varmış gibi söyleyemezdi.
Telefonunu eline aldı. Deniz'den yeni bir mesaj vardı.
Deniz: Çilekleri unutma. Bir de seni özledim.
Kaan istemeden gülümsedi.
Kaan: Ben de seni özledim, güzelim. Birazdan geliyorum.
Mesajı gönderdi.
Sonra bir süre ekrana baktı.
Emre'yle yaşadıkları geçmişti.
Deniz ise onun geleceğiydi.
Kaan ikisini de önemsiyordu. Ama birini seviyor olması, diğerine yalan söylemesini gerektirmiyordu.
Deniz, Kaan eve geldiğinde salonda kitap okuyordu.
Kapının açıldığını duyunca başını kaldırdı.
— Geldin mi, sevgilim?
Kaan elindeki poşeti kaldırdı.
— Çilekler de geldi.
Deniz kitabını kapatıp ayağa kalktı.
— Sonunda!
Kaan poşeti mutfağa bıraktı. Deniz yanına geldiğinde onu belinden sarıp kendisine çekti.
— Beni hiç özlemedin mi?
Deniz gülümsedi.
— Biraz.
Kaan kaşlarını kaldırdı.
— Biraz mı?
— Fazla şımartmayayım seni.
Kaan kahkaha attı.
— Emre de bugün bana aynısını yaptı.
Deniz başını kaldırdı.
— Nasıl geçti buluşmanız?
Kaan'ın gülümsemesi biraz azaldı.
— Biraz karışıktı.
Deniz bunu fark etti.
— Bir sorun mu oldu?
Kaan bir süre düşündü.
Emre'nin izni olmadan onun en özel duygularını anlatmak istemiyordu.
— Bazı şeyleri konuşmamız gerekiyormuş. Konuştuk.
Deniz başını salladı.
— İyi misiniz?
Kaan cevap vermeden önce Deniz'in yüzüne baktı.
— Bilmiyorum. Biraz zamana ihtiyacı var.
Deniz elini Kaan'ın yanağına koydu.
— O zaman ona zaman ver.
Kaan gözlerini kapatıp yanağını Deniz'in avucuna yasladı.
— Seninle konuşmak neden her şeyi kolaylaştırıyor?
Deniz gülümsedi.
— Çünkü çok akıllıyım.
Kaan kahkaha attı.
— Kesinlikle.
Deniz onun göğsüne yaslandı. Kaan da kollarını etrafına doladı.
Bir süre öyle kaldılar.
Kaan'ın aklında hâlâ Emre vardı. Ama Deniz'in yanında olmak, yaşadığı karmaşanın içinde ona nefes alacak bir alan açıyordu.
Deniz başını kaldırdı.
— Bir şey sorabilir miyim?
— Sor, güzelim.
— Emre'yle aranız düzelir mi?
Kaan hafifçe gülümsedi.
— Bilmiyorum. Ama umarım.
Deniz başını salladı.
— Ben de isterim.
Kaan onun alnına küçük bir öpücük kondurdu.
— Hadi, bana biraz yer aç. Şu çilekleri yıkayalım.
Deniz güldü.
— Önce ellerini yıka, Demir.
— Emredersiniz, Arslan.
O akşam birlikte mutfakta vakit geçirdiler. Deniz çilekleri yıkadı, Kaan küçük bir tatlı hazırladı. Arada birbirlerine takıldılar, Kaan birkaç kez Deniz'in elinden çilek aldı, Deniz de ona kızıp gülmeye başladı.
Kaan, Emre'nin itirafını unutmadı.
Ama o gece Deniz'in yanında olmayı seçti.
Çünkü hayatında ilk kez birini sevmenin ne kadar güzel olduğunu öğreniyordu.
Ve bu sevgiyi saklamak istemiyordu.
Gece yarısına doğru Deniz uyumak için odasına geçti.
Kaan salonda kalmıştı. Masanın üzerindeki gitarına baktı. Birkaç gün önce tamamladığı şarkının kâğıdı hâlâ gitar kılıfının yanındaydı.
Kâğıdı eline aldı.
Deniz'ine âşık oldum…
Son satırın üzerinden parmağını geçirdi.
Sonra telefonuna baktı.
Emre'den mesaj gelmişti.
Emre: Bugün söylediklerim için özür dilemiyorum. Çünkü hissettiklerim gerçek. Ama seni zor durumda bıraktıysam üzgünüm.
Kaan mesajı birkaç kez okudu.
Cevap yazmak için telefonu eline aldı ama ne söyleyeceğini bilemedi.
Sonunda yalnızca şunu yazdı:
Kaan: Sana kızgın değilim. Ama ikimizin de biraz zamana ihtiyacı var.
Mesajı gönderdi.
Tam telefonu bırakacakken başka bir bildirim geldi.
Emre'nin adı ekranda belirdi.
Emre: Bir şeyi daha bilmeni isterdim. Ama artık bunu sana anlatmamın bir anlamı yok.
Kaan kaşlarını çattı.
Kaan: Ne demek istiyorsun?
Mesaj gönderildi.
Ama Emre cevap vermedi.
Kaan bir süre ekranı izledi. Sonra telefonu masaya bıraktı.
O sırada Emre, kendi evinde telefonunun ekranına bakıyordu.
Kaan'ın mesajını okudu.
Parmakları cevap yazmak için klavyenin üzerinde gezindi ama sonunda vazgeçti.
Telefonun diğer ucundan yeni bir mesaj geldi.
Banu: Kaan'la konuştun mu?
Emre gözlerini kapattı.
Bir süre önce verdiği söz aklına geldi. Kaan'ın hayatına zarar vermeyeceğine, Deniz'i aralarından çıkarmaya çalışmayacağına dair kendisine söylediği söz…
Ama Banu'yla yaptığı konuşmaları hatırlayınca yüzü sertleşti.
Banu'nun istediği şey Kaan'ı geri kazanmaktı.
Emre'nin istediği ise Kaan'ın hayatındaki yerini kaybetmemekti.
İkisi aynı şey değildi.
Ama bir noktada yolları kesişmişti.
Emre ekrana baktı.
Emre: Kaan bana güvenmiyor artık.
Banu'nun cevabı hemen geldi.
Banu: O zaman Deniz'in de ona güvenmesini zorlaştıracağız.
Emre'nin parmakları durdu.
Bir süre hiçbir şey yazmadı.
Sonra telefonunu kapattı.
Ama masanın üzerindeki başka bir fotoğraf gözüne çarptı.
Kaan ve Deniz'in üniversitedeki konserden sonra çekilmiş fotoğrafıydı.
Kaan, Deniz'in elini tutuyordu.
Emre fotoğrafı eline aldı.
Yüzünde ne bir gülümseme ne de öfke vardı.
Yalnızca uzun zamandır taşıdığı yorgunluk…
Ve henüz vazgeçmediğini gösteren sessiz bir kararlılık.
Fotoğrafı masaya bıraktı.
Telefonunu yeniden açtı.
Banu'ya tek bir mesaj gönderdi:
Emre: Henüz bitmedi.
Kaan ise odasına girdiğinde Deniz'in uyumadığını gördü.
Deniz yorganın altında ona bakıyordu.
— Gelmedin.
Kaan gülümsedi.
— Biraz işim vardı.
Deniz yatağın kenarını gösterdi.
— O zaman artık gel.
Kaan yanına uzandı.
Deniz hemen ona yaklaştı, başını omzuna koydu.
— İyi misin? diye sordu.
Kaan saçlarını okşadı.
— İyiyim, güzelim.
Deniz bir süre sustu.
— Bazen senin geçmişinle ilgili şeylerin seni hâlâ üzdüğünü düşünüyorum.
Kaan başını çevirdi.
— Neden?
— Çünkü bazı insanları kaybetmekten korkuyorsun. Bunu anlıyorum.
Kaan Deniz'in elini tuttu.
— Herkesin hayatında kalmasını istiyorum. Ama bazen insanlar kalmak için doğru şeyleri yapmıyor.
Deniz başını hafifçe kaldırdı.
— Sen yine de tek başına taşımak zorunda değilsin.
Kaan gülümsedi.
— Biliyorum.
Deniz onun göğsüne yeniden yaslandı.
Kaan gözlerini kapattı.
Bir zamanlar geçmişinden kaçmak istiyordu.
Şimdi ise geçmişinin içinden gelen bir insanla yüzleşmek zorundaydı.
Emre onun için yalnızca eski bir arkadaş değildi. Çocukluğunun, yalnızlığının ve birlikte büyüdüğü yılların bir parçasıydı.
Ama Deniz de artık hayatının bir parçası değil, hayatında kalmasını istediği kişiydi.
Kaan, Deniz'in saçlarına küçük bir öpücük kondurdu.
— İyi geceler, evim.
— İyi geceler, sevgilim.
Kaan gözlerini kapattı.
O gece Deniz'in yanında uykuya dalarken henüz bilmediği bir şey vardı.
Emre'nin itirafı, aralarındaki geçmişi değiştirmişti.
Ama asıl değişiklik, Emre'nin sakladığı diğer gerçeği öğrendiklerinde yaşanacaktı.
Çünkü bazı insanlar sevdiklerini kaybetmekten korktuklarında uzaklaşırdı.
Bazılarıysa onları kaybetmemek için yanlış kapıları çalmaya başlardı.
Emre, ikinci yolu seçmişti.
Ve geçmişin izleri, henüz silinmeye başlamamıştı.