“Bazen dünya ne kadar gürültülü olursa olsun, insan sevdiği kişinin kalp atışlarında kendine ait bir melodi bulur.”
Sabah olmuştu.
Deniz, okul saatine yakın bir zamanda gözlerini yavaşça açtı. Her zamanki gibi Kaan'ın kollarındaydı. Başını onun göğsüne yaslamış, bir kolunu beline dolamıştı.
Birkaç saniye öylece kaldı.
Sonra başını kaldırıp Kaan'a baktı.
Saçları her zamanki gibi dağınıktı. Birkaç tutam alnına düşmüş, yüzüne uykulu ve sevimli bir ifade vermişti.
Deniz gülümsedi.
Elini kaldırıp Kaan'ın saçlarını düzeltmeye çalıştı. Fakat saçlar birkaç saniye sonra yine eski hâline döndü.
— Senin saçlarınla uğraşmak ayrı bir meslek olmalı.
Kaan'dan cevap gelmedi.
Deniz biraz daha yaklaştı ve yanağına küçük bir öpücük kondurdu.
— Sevgilim, uyan. Okula geç kalıyoruz.
Kaan hafifçe mırıldandı. Gözlerini açmadan kolunu Deniz'in beline biraz daha doladı.
— Bir öpücük daha ve sevgilim uyan derse uyanırım.
Deniz'in gülümsemesi büyüdü.
İki elini Kaan'ın yanaklarına götürdü.
— Seni çok seviyorum, sevgilim.
Ardından dudaklarına kısa bir öpücük kondurdu.
Kaan'ın gözleri yavaşça açıldı.
Deniz'e baktı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sonra doğrulup başını hafifçe yana eğdi.
— Kalbini dinle.
Deniz şaşkınlıkla ona baktı.
— Ne?
Kaan elini göğsüne koydu.
— Kalbini dinle, dedim.
Deniz gülerek başını Kaan'ın göğsüne yasladı. Kulağını kalbinin üzerine yerleştirdi.
Pit pit…
Pit pit…
Kalbi düzenli ama biraz hızlı atıyordu.
Deniz gözlerini kapattı.
Kaan saçlarını okşadı.
— Çok gürültücü değil mi?
Deniz başını kaldırmadan gülümsedi.
Sonra Kaan'ın göğsüne küçük bir öpücük kondurdu.
— Bana şarkı söylüyor.
Kaan'ın yüzüne yumuşak bir gülümseme yayıldı.
— Öyle mi?
— Hem de çok güzel söylüyor.
Kaan onu kendine doğru çekip sarıldı.
Bir süre öyle kaldılar.
Dün yaşananları, insanların söylediklerini, telefonlarına düşen yorumları birkaç saatliğine unutmuşlardı.
Deniz için Kaan'ın kollarında olmak, dünyanın bütün seslerini susturmak gibiydi.
Kaan ise onun saçlarını okşarken konuştu.
— Hadi hazırlan. Dışarıda kahvaltı yapalım.
Deniz başını kaldırdı.
— Ece'leri de arayabilir miyim?
— Tabii ki ara. Hatta Umut'u da getir. Biraz neşemiz yerine gelsin.
Deniz telefonunu aldı ve Ece'yi aradı.
Telefon birkaç kez çaldıktan sonra açıldı.
— Günaydın, Ece!
Telefonun diğer ucundan neşeli bir ses geldi.
— Günaydın âşıklar!
Deniz'in yanakları kızardı.
— Sus! Yoksa kapatırım telefonu.
Ece kahkaha attı.
— Aaa, daha sabah sabah sevgilini mi kıskanıyorsun? Ben yalnızcq dünkü gönderinizi cok beğendim dedim.
Kaan, Deniz'in arkasına geçti. Ellerini beline doladı ve çenesini omzuna yasladı.
— Bir dahakinde öpücük de olacak, Ece.
Ece'nin kahkahası telefondan duyuldu.
— KAAN! BUNU KAYDA ALMAM LAZIMDI!
Deniz'in yüzü kıpkırmızı oldu.
— Susun ya!
Kaan gülerek Deniz'in yanağına küçük bir öpücük kondurdu.
Ece konuşmaya devam etti.
— Dünkü paylaşımınız çok güzeldi. Yine paylaşın. Hatta daha fazla paylaşın!
— Ece, sen de başladın.
— Ne yapayım? Çok yakışıyorsunuz!
Kaan araya girdi.
— Teşekkür ederiz, hayranımız.
— Rica ederim, beyefendi. İmza gününüz ne zaman?
Deniz kahkahasını tutamadı.
— Ece, yeter!
— Tamam, tamam. Ne oldu, neden aradın?
Deniz gülümseyerek cevap verdi.
— Bir kafede kahvaltı yapacağız. Gelmek ister misiniz?
— Olur! Umut'la geliriz. Zaten onu biraz dışarı çıkarmam gerekiyor.
Arka plandan Umut'un sesi duyuldu.
— BEN BURADAYIM, ECE!
— Biliyorum hayatım, sana söylüyorum zaten!
Kaan kahkaha attı.
— Umut, geçmiş olsun kardeşim.
— Sağ ol Kaan. Bir gün senin de başına gelecek.
Deniz hemen araya girdi.
— Kaan'ın başına gelmez. Çünkü ben çok usluyum.
Kaan kaşını kaldırdı.
— Sen mi?
— Evet, ben!
— Güzelim, sabah sabah kendimizi kandırmayalım.
Herkes gülmeye başladı.
Biraz daha konuştuktan sonra telefon kapandı.
Deniz banyoya gitti. Kaan da üzerini değiştirmek için odasına geçti.
Hazırlandıklarında birlikte evden çıktılar.
Yolda Kaan, Deniz'in elini sımsıkı tutuyordu. Parmakları birbirine geçmişti. Yanlarından geçen birkaç öğrenci onlara ters ters bakıyor, kendi aralarında fısıldaşıyordu.
Deniz'in yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
Bakışlarını yere indirdi.
Kaan bunu hemen fark etti.
Elini biraz daha sıkı tuttu.
— Güzelim?
— Efendim?
— Bana bak.
Deniz başını kaldırdı.
Kaan ona gülümsedi.
— Onlara bakma. Ben buradayım.
Deniz hafifçe başını salladı.
Kaan elini bırakmadı.
Kafenin önüne geldiklerinde içerinin oldukça kalabalık olduğunu gördüler. Ece ve Umut çoktan bir masa bulmuş, onları bekliyorlardı.
Deniz kapının önünde durdu.
İçerideki insanların çoğu üniversiteden tanıdığı kişilerdi. Birkaçının kendilerine baktığını fark etti.
Bir an geri dönüp gitmek istedi.
Kaan onun elini tuttu.
— Ne oldu?
Deniz gözlerini kaçırdı.
— Kaan, belki başka bir yere…
Kaan cümlesini tamamlamasına izin vermedi. Kapıyı açtı, Deniz'in elini dudaklarına götürüp öptü.
Sonra herkesin duyabileceği kadar açık bir sesle konuştu.
— Seni seviyorum.
Deniz ona baktı.
Kaan'ın gözlerinde en ufak bir tereddüt yoktu.
— Hadi, güzelim.
Deniz'in yüzünde yeniden küçük bir gülümseme belirdi.
Kaan'ın yanında kendisini biraz daha güçlü hissediyordu. Kötü sözler hâlâ oradaydı. İnsanların bakışları da…
Ama Kaan sanki bütün bunlarla Deniz'in arasında şeffaf bir duvar oluşturuyordu.
Deniz olayları görüyor, duyuyor ama Kaan'ın sevgisi sayesinde hiçbirinin içine işlemesine izin vermemeye çalışıyordu.
El ele içeri girdiler.
Ece onları görür görmez el salladı.
— SONUNDA! Biz burada yaşlanacağız!
Umut önündeki menüyü kaldırdı.
— Ben üçüncü kez menüyü okuyorum. Hâlâ ne yiyeceğime karar veremedim.
Kaan sandalyeyi çekip Deniz'in oturmasına yardım etti.
— Senin karar verme süreni düşününce akşam yemeğine de burada kalabiliriz.
Umut başını kaldırdı.
— Kardeşim, ben yemek konusunda titizim.
Ece hemen araya girdi.
— Titiz değil, kararsız.
Deniz gülmeye başladı.
Kaan da yanına oturdu.
— Biz ne yiyelim, güzelim?
Deniz menüye baktı.
— Krep olabilir.
Kaan garsona seslendi.
— İki porsiyon krep, bir kahvaltı tabağı ve dört çay alabilir miyiz?
Ece parmağını kaldırdı.
— Bir dakika! Ben de krep istiyorum.
Umut şaşkınlıkla ona döndü.
— Sen az önce menüden omlet seçmedin mi?
— Fikrimi değiştirdim.
— Daha sipariş vermedik ki.
— Umut, aşkım, bazen insanın fikirleri değişir.
Kaan başını iki yana salladı.
— Kolay gelsin kardeşim.
Umut iç çekti.
— Sağ ol. İhtiyacım var.
Deniz kahkahasını tutamadı.
Kahvaltı boyunca sohbet ettiler. Ece dün gece izlediği bir diziyi anlatıyor, Umut her fırsatta konuyu başka yere çekiyordu.
Bir ara Ece, Kaan'ın Deniz'in tabağına çilek koyduğunu gördü.
— Ah keşke Umut da biraz Kaan gibi olsa.
Umut elindeki çatalı bıraktı.
— Ben ne yaptım şimdi?
— Hiçbir şey yapmadın zaten!
Kaan gülerek araya girdi.
— Umut, çilekleri sakla. Yoksa evde huzur kalmaz.
Deniz de gülerek başını salladı.
— Ece, istersen Kaan'ı sana ödünç verebilirim.
Kaan anında Deniz'e döndü.
— Ne?!
Ece kahkahaya boğuldu.
— Bak, hemen sahip çıktı!
Deniz Kaan'ın koluna girdi.
— Şaka yaptım, sevgilim.
Kaan gülümsedi.
— Bir daha yapma, güzelim.
Kahvaltı bittikten sonra dört arkadaş üniversiteye doğru yola koyuldu.
Kaan ve Deniz önde, Ece ve Umut arkalarında yürüyordu.
Üniversitenin girişine yaklaştıklarında Deniz'in adımları yavaşladı.
Kaan bunu fark etti.
Deniz'in yüzündeki ifade değişmişti. Kalabalığa bakıyor, birazdan karşılaşacağı bakışları düşünüyordu.
Kaan durdu.
— Deniz?
— İyiyim.
Kaan kaşını kaldırdı.
— Bana yalan söyleme.
Deniz cevap vermedi.
Kaan gülümsedi, sonra onu dikkatlice kucağına aldı. Bir kolunu sırtının arkasına, diğerini dizlerinin altına yerleştirdi.
Deniz şaşkınlıkla kollarını Kaan'ın boynuna doladı.
— Kaan! Ne yapıyorsun?
Kaan gayet rahat bir sesle cevap verdi.
— Ne var, sevgilim? Taşımam, öpmem veya sana sarılmam için izin mi istemem lazım?
Deniz'in yanakları kızardı.
— İnsanlar bakıyor!
Kaan ona baktı.
— Baksınlar. Benim için önemli olan senin nasıl hissettiğin.
Deniz başını Kaan'ın omzuna yasladı.
Kaan, üniversite binasına kadar onu kollarında taşıdı.
Ece arkalarından yetişirken gülüyordu.
— Siz ikiniz gerçekten ayrı bir dünyasınız!
Umut başını salladı.
— Ben artık şaşırmıyorum.
Kaan Deniz'i binanın girişinde dikkatlice yere bıraktı. Ardından yanağına bir öpücük kondurdu.
— İyi dersler, güzelim.
Deniz gülümsedi.
— Sana da, sevgilim.
Ece hemen Deniz'in koluna girdi ve onu biraz kenara çekti.
— DENİZ!
— Ne oldu?
— Bu çocuk seni resmen el üstünde taşıyor!
Deniz'in yüzü kızardı.
— Ece, lütfen…
— Hayır, lütfen falan yok. Az önce seni bütün kampüsün önünde kucağına aldı!
Umut arkadan seslendi.
— Ece, sen de istiyorsan söyle. Ben de taşıyayım.
Ece ona döndü.
— Sen önce kendi çantanı taşımayı öğren!
Deniz gülmeye başladı.
Kaan uzaktan onlara baktı, el salladı ve kendi sınıfına doğru yürüdü.
Dersler başladıktan bir süre sonra Deniz'in telefonu titredi.
Kaan'dan mesaj gelmişti.
Kaan: Kantindeyim sevgilim. Gel.
Deniz gülümsedi.
Deniz: Tamam, geliyorum.
Çantasını alıp kantine doğru yürüdü.
Fakat kantine adımını attığı anda içerideki sesler yavaşça azaldı.
Birçok kişi başını çevirip ona baktı.
Deniz önce anlam veremedi.
Sonra masalardan birinden birkaç kişinin konuştuğunu duydu.
— İşte videodaki çocuk.
— Gerçekten sevgililermiş.
— Bütün okulun bunu bilmesi şart mı?
Bir başkası alaycı bir sesle konuştu.
— İnsan biraz dikkat çekerken sınırını bilmeli.
Deniz'in adımları yavaşladı.
Bir süre sonra başka bir öğrenci ona doğru seslendi.
— Hey, sarışın! Sevgilin nerede? Yine elini mi tutacak?
Masadan birkaç kişi güldü.
Deniz başını eğdi.
Tam o sırada Kaan'ın sesi duyuldu.
— Bir sorun mu var?
Kaan oturduğu yerden kalkmış, onlara doğru yürüyordu.
Deniz'in yanına geldi ve elini tuttu.
Öğrencilerden biri omuz silkti.
— Şaka yaptık, kardeşim. Hemen gerilme.
Kaan'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
— Şaka dediğin şey iki taraf da güldüğünde şakadır. Bir insanı küçük düşürmek için söylediğiniz sözlerin komik bir tarafı yok.
Çocuk gözlerini devirdi.
— Abartıyorsunuz. Herkesin içinde böyle davranmasanız kimse bir şey söylemez.
Kaan bir an sessiz kaldı.
Sonra Deniz'in elini kaldırıp kendi göğsüne yasladı.
— Birbirini seven iki insanın el ele tutuşması mı ilginç? Sana bir zararı var mı?
Çocuk cevap veremedi.
Kaan devam etti.
— Biz kimseye zarar vermiyoruz. Kimsenin hayatına karışmıyoruz. Siz de bizimkine karışmayın.
Deniz, Kaan'ın elini biraz daha sıkı tuttu.
Başka bir masadan genç bir öğrenci konuştu.
— Bence de rahat bırakın insanları. Herkes istediği kişiyi sevebilir.
Kaan ona dönüp başıyla teşekkür etti.
Ardından Deniz'e baktı.
— Hadi, güzelim. Kahven soğuyacak.
Deniz hafifçe gülümsedi.
Kaan onu masaya götürdü.
— İyi misin?
Deniz başını salladı.
— Sen gelince daha iyi oldum.
Kaan elini dudaklarına götürüp öptü.
— Güzel. Çünkü akşam seni çok mutlu edecek bir planım var.
Deniz merakla ona baktı.
— Ne planı?
Kaan sırıttı.
— Akşam konser varmış. Gidiyoruz, değil mi?
Deniz biraz düşündü.
— Olur.
Kaan onun yüzündeki tereddüdü fark etti.
Kollarını Deniz'in etrafına doladı ve onu kendine çekti.
— Üzülme, güzel gözlüm.
Deniz başını kaldırdı.
— Bazen insanların söyledikleri canımı sıkıyor.
Kaan başını salladı.
— Biliyorum. Benim de canımı sıkıyor. Ama onların söyledikleri, bizim birbirimize hissettiklerimizi değiştirmiyor.
Deniz hafifçe gülümsedi.
Kaan alnını onun alnına yasladı.
— Akşam sadece müziğin tadını çıkaracağız. Tamam mı?
— Tamam, sevgilim.
Akşam olduğunda üniversitenin açık alanı ışıklarla süslenmişti.
Sahnenin çevresinde öğrenciler toplanmış, müzik sesleri kampüsün her yanına yayılmıştı. Kırmızı ve beyaz ışıklar sahneyi aydınlatıyor, hoparlörlerden yükselen ritimler kalabalığın heyecanını artırıyordu.
Ece, Deniz'in koluna girdi.
— Bugün çok eğleneceğiz!
Umut başını salladı.
— Umarım. Çünkü Ece bütün gün bana konser boyunca dans edeceğini söylüyor.
Ece ona döndü.
— Sen de dans edeceksin.
— Ben mi?
— Evet, sen.
Kaan kahkaha attı.
— Umut, geçmiş olsun. Bu akşam kurtuluşun yok.
Deniz gülümsedi.
Bir süre konseri izlediler. Sahneye farklı gruplar çıktı, şarkılar söylendi. Kalabalık alkışlıyor, bazıları dans ediyor, bazıları telefonlarıyla görüntü alıyordu.
Bir süre sonra Kaan telefonuna gelen mesaja baktı.
Organizasyon ekibinden biri ona sahne sırasının yaklaştığını haber vermişti.
Deniz'e döndü.
— Güzelim, ben birazdan sahneye çıkacağım.
Deniz'in gözleri büyüdü.
— Şimdi mi?
Kaan başını salladı.
— Evet.
Deniz heyecanla gülümsedi.
— Başarılar, sevgilim.
Kaan onun elini tuttu.
— Beni dinleyeceksin, değil mi?
— Elbette.
Kaan biraz eğilip kulağına fısıldadı.
— O zaman bu şarkı senin.
Deniz'in kalbi hızlandı.
— Hangi şarkı?
Kaan cevap vermedi.
Yalnızca gülümsedi ve sahneye doğru yürüdü.
Ece, Deniz'in kolunu tuttu.
— DENİZ! Sence ne söyleyecek?
Deniz başını iki yana salladı.
— Bilmiyorum.
Umut gülümsedi.
— Bence biliyorsun ama heyecandan söyleyemiyorsun.
Deniz ona küçük bir bakış attı.
— Umut!
O sırada sahnenin ışıkları yavaşça azaldı.
Kaan elinde gitarıyla sahneye çıktı.
Kalabalıktan alkış sesleri yükseldi.
Mikrofonun önüne geçti. Birkaç saniye boyunca etrafına baktı.
Sonra gözleri Deniz'i buldu.
Deniz kalabalığın arasında duruyordu. Kaan'ı gördüğünde gülümsedi.
Kaan da ona gülümsedi.
— Herkese iyi akşamlar.
Kalabalık alkışladı.
Kaan gitarını omzuna yerleştirdi.
— Bugün burada bir şarkı söylemek istiyorum. Bu şarkıyı yazarken ne hissettiğimi bilmiyordum. Hatta sonunu bulmak için epey uğraştım.
Kalabalıktan birkaç kişi güldü.
Kaan da gülümsedi.
— Sonra anladım ki bazı şarkıların sonunu bulmak için kelimelere değil, kalbinize bakmanız gerekiyor.
Bakışları yeniden Deniz'e döndü.
— Bu şarkı, hayatımda bana huzurun ne olduğunu öğreten birine.
Deniz'in gözleri dolmaya başladı.
Kaan gitarın tellerine dokundu.
Ve melodi başladı.
Nerede aşkını bilmez çocuklar?
Bir sabah öylece aşka gittiler.
Çınladı kalbim ruhumla beraber.
Yankısı bana kaldı.
Deniz koydum adını.
Sevgimi, hüznümü benden aldı…
Çınladı kalbim ruhumla beraber.
Deniz'ine âşık oldum…
Kaan şarkıyı söylerken gözlerini Deniz'den ayırmadı.
Her kelimeyi ona söylüyordu.
Her nota, Deniz'e uzanan küçük bir yol gibiydi.
Deniz'in gözlerinden yaşlar süzüldü. Ece elini tuttu. Umut da gülümseyerek ikisini izledi.
Şarkı bittiğinde kalabalıktan büyük bir alkış yükseldi.
Kaan gitarını indirdi.
Ama sahneden ayrılmadı.
Mikrofonu yeniden eline aldı.
— Size bir şey söylemek istiyorum.
Kalabalık yavaşça sessizleşti.
Kaan derin bir nefes aldı.
— Bazen insanlar birbirlerini anlamadıkları şeyler yüzünden yargılıyor. Bazen iki insanın el ele tutuşması, birbirine sarılması ya da birbirini sevmesi bile bazılarına fazla geliyor.
Deniz'e baktı.
— Ama ben şunu öğrendim…
Bir an durdu.
— Aşkın bir biçimi, cinsi veya rengi yoktur.
Kalabalık sessizce onu dinliyordu.
— Aşk, kalbinizin biraz daha hızlı atmasıdır. Bir insanın yanında kendinizi güvende hissetmenizdir. Onunla konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamamanız, kötü bir günün ardından yalnızca sesini duymak istemenizdir.
Kaan'ın sesi yumuşadı.
— Aşk, yanında huzurlu olduğunuz insanı bulmaktır. Onu değiştirmeye çalışmadan, olduğu gibi sevebilmektir.
Deniz ellerini göğsünün üzerinde birleştirdi.
Kaan devam etti.
— Ben bir insanı seviyorum. Onun saçlarını, gülüşünü, gözlerini… Bazen beni sinirlendirmesini, bazen de hiçbir şey söylemeden yanımda durmasını seviyorum. Onun yanında kendim olabiliyorum.
Kaan hafifçe gülümsedi.
— Ve bunun için kimseden izin almak zorunda değilim.
Kalabalığın arasından birkaç alkış sesi yükseldi.
Kaan başını kaldırdı.
— Birbirini seven iki insanın sevgisi, başkalarının ne düşündüğüne göre değişmez. Biz de yalnızca birbirimizi seviyoruz. Kimsenin hayatına karışmadan, kimseye zarar vermeden…
Sonra Deniz'e baktı.
— Benim için önemli olan, onun yanında kendimi evimde hissetmem.
Deniz'in gözleri doldu.
Kaan son cümlesini söyledi.
— Eğer bir gün siz de böyle birini bulursanız, onu kaybetmemek için korkularınızın arkasına saklanmayın. Çünkü bazen insanın bütün hayatı, tek bir insanın yanında huzur bulmasıyla değişir.
Kaan mikrofonu indirdi.
Bir anlık sessizlikten sonra alkışlar yükseldi.
Bazıları ayağa kalkmıştı.
Bazıları gülümsüyor, bazıları telefonlarıyla görüntü alıyordu.
Kaan ise kalabalığın tepkisini beklemiyordu.
Sahnenin önünde yalnızca Deniz'i arıyordu.
Deniz de ona bakıyordu.
Kaan gitarını görevliye bıraktı ve sahneden indi.
Deniz'in yanına geldiğinde hiçbir şey söylemedi.
Yalnızca kollarını açtı.
Deniz hiç düşünmeden ona sarıldı.
Kaan onu sıkıca kucakladı.
— Beğendin mi, güzelim?
Deniz başını kaldırdı.
— Çok.
Kaan gülümsedi.
— Güzel. Çünkü hepsini senin için söyledim.
Deniz'in gözleri yeniden doldu.
— Kaan…
— Efendim?
Deniz iki elini Kaan'ın yanaklarına koydu.
— Seni çok seviyorum.
Kaan'ın yüzü yumuşadı.
— Ben de seni çok seviyorum, evim.
Deniz ona yaklaştı ve dudaklarına küçük bir öpücük kondurdu.
Kaan da karşılık verdi.
Ece arkalarından seslendi.
— TAMAM, BİZ BURADAYIZ AMA!
Umut kahkaha attı.
— Bırak Ece. Çocuklar konserin finalini yapıyor.
Kaan gülerek Deniz'i bıraktı.
— Ne yapalım? Sanatçı olmak kolay değil.
Deniz onun koluna hafifçe vurdu.
— Hadi oradan!
Dördü birlikte konser alanından biraz uzaklaştılar.
Deniz, Kaan'ın elini tuttu.
— Bir şey sorabilir miyim?
— Sor, güzelim.
— Konuşurken hiç korkmadın mı?
Kaan bir süre düşündü.
— Korktum.
Deniz ona baktı.
— Peki neden yaptın?
Kaan durdu ve Deniz'in yüzünü iki eliyle tuttu.
— Çünkü seni sevdiğimi söylemekten korkarsam, bir gün kendime bile yalan söylemeye başlarım. Ben bunu istemiyorum.
Deniz başını hafifçe eğdi.
Kaan devam etti.
— İnsanların ne düşündüğünü kontrol edemem. Ama senin elini tutup tutmamayı seçebilirim. Ben de seni seçiyorum.
Deniz gülümsedi.
— Ben de seni seçiyorum.
Kaan alnını onun alnına yasladı.
— O zaman tamamız.
Bir süre öyle kaldılar.
Ece ve Umut biraz ileride onları bekliyordu.
Umut saate baktı.
— Arkadaşlar, romantizminize saygımız sonsuz ama eve de gitmemiz gerekiyor.
Ece hemen koluna girdi.
— Bırak biraz daha dursunlar.
Kaan gülerek Deniz'in elini tuttu.
— Hadi, güzelim. Eve gidelim.
Deniz başını salladı.
Birlikte yürümeye başladılar.
O gece Kaan'ın şarkısı yalnızca sahnede söylenip bitmemişti.
Deniz'in kalbine ulaşmış, orada kendisine bir yer bulmuştu.
İnsanların söyledikleri hâlâ vardı. Bazı bakışlar değişmemişti. Herkes onları anlamamıştı.
Ama Kaan artık sevgisini saklamıyordu.
Deniz de onun elini tutarken başını eğmek zorunda hissetmiyordu.
Çünkü aşk, herkesin onayladığı bir şey olmak zorunda değildi.
Bazen iki insanın birbirini bulması yeterdi.
Ve o gece, Kaan'ın sesinde Deniz'in duyduğu tek şey bir şarkı değildi.
Bir söz vardı.
Bir seçim vardı.
Bir de ikisinin birlikte kurmaya başladığı gelecek…
Aşkın rengi yoktu. Ama Kaan'ın kalbinde Deniz'in adı vardı.