“Cesaret, hiç korkmamak değildi. Bazen bütün dünya sana bakarken, sevdiğin insanın elini biraz daha sıkı tutmaktı.”
Deniz gözlerini açtığında ilk gördüğü şey Kaan'ın yüzüydü.
Kaan yanına dönmüş, bir kolunu yastığının altına yerleştirmişti. Saçları dağılmış, yüzüne her zamanki umursamaz ifadesi yerleşmişti. Sanki dünyanın geri kalanında hiçbir sorun yokmuş gibi huzurlu görünüyordu.
Deniz birkaç saniye onu izledi.
Dün geceyi düşündü.
Doğum gününü…
Kaan'ın herkesin önünde söylediği şarkıyı…
Ona sarılışını…
Ve dudaklarından dökülen o iki kelimeyi.
Seni seviyorum.
Deniz'in yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
Artık Kaan'ın onu sevdiğini biliyordu. Bu, yıllardır içinde taşıdığı bir hayalin gerçekleşmesiydi. Bir zamanlar yalnızca uzaktan izlediği, kendisine gülümsemesiyle bile bütün gününü güzelleştiren adam şimdi hemen yanında uyuyordu.
Üstelik artık ona yalnızca bakmak zorunda değildi.
Elini tutabilir, ona sarılabilir, istediğinde yanağına bir öpücük kondurabilirdi.
Çünkü Kaan da onu seviyordu.
Deniz bu düşünceyle gülümsedi ve başını yeniden yastığa bıraktı.
Tam gözlerini kapatacakken telefonu titredi.
Ardından bir kez daha.
Sonra peş peşe bildirim sesleri gelmeye başladı.
Deniz kaşlarını çattı.
— Bu saatte kim öldü?
Telefonunu eline aldı.
Ekranda Ece'den gelen mesajlar vardı.
Ece: DENİZ UYAN!
Ece: SAKIN TELEFONUNU KAPATMA!
Ece: BİR ŞEY OLDU!
Deniz doğruldu.
— Allah'ım, hayırdır…
Mesajların devamını okumadan sosyal medya uygulamasını açtı.
Karşısına çıkan ilk paylaşım, dün geceki doğum günü partisinden bir videoydu.
Videoda Kaan vardı.
Elinde gitarıyla Deniz'e bakıyor, şarkısını söylüyordu.
Sonra gitarını bırakıyor, Deniz'in yanına gidiyor ve ona sarılıyordu.
Ardından herkesin önünde aşkını itiraf ediyordu.
Deniz'in gözleri büyüdü.
Videonun altında yüzlerce yorum vardı.
Üstelik paylaşım yalnızca arkadaşlarının arasında kalmamıştı. Üniversitenin itiraf sayfasında paylaşılmış, başka hesaplar tarafından yeniden yayımlanmıştı.
Deniz'in parmakları ekranda hareketsiz kaldı.
İlk yorumu okudu.
@mavikahve: “ŞARKIYI KENDİSİ YAZMIŞ BİR DE?! Ben neden böyle sevilmiyorum?”
Altındaki cevap:
@elifinnotlari: “Çocuğun Deniz'e bakışını gördünüz mü? Şarkının sözlerini anlamasam bile o bakıştan her şeyi anlardım.”
Bir başkası yazmıştı:
@kampusgunlugu: “Dün oradaydım. Kaan şarkıyı söylerken Deniz'in gözleri doldu. Hayatımda gördüğüm en samimi itiraflardan biriydi.”
Deniz'in yüzünde istemsizce bir gülümseme oluştu.
Sonra aşağı kaydırdı.
@birazmerak: “Bunlar gerçekten sevgili mi şimdi?”
@kahvesizyasayamam: “Kaan'ın gitar çaldığını biliyordum ama böyle şarkı yazdığını bilmiyordum. Çocuk yetenekliymiş.”
@geceyazari: “Bence asıl güzel olan, Deniz'in ona bakışı. Sanki yıllardır beklediği bir şeyi sonunda duymuş gibi.”
Deniz'in kalbi hızlandı.
Birisi bunu nasıl anlayabilmişti?
Yıllardır beklemişti.
Kaan'ın kendisine bir gün böyle bakmasını, kendisini seçmesini, kalbindeki duygunun karşılıksız olmadığını öğrenmeyi beklemişti.
Şimdi bütün bunlar gerçekti.
Ama videoyu izleyen herkes aynı şeyi düşünmüyordu.
Deniz aşağı kaydırdıkça yorumların tonu değişmeye başladı.
@sadeceizliyorum: “Ben şahsen şaşırdım. Hiç beklemiyordum.”
@fakulteogrencisi: “İnsanlar istediği kişiyi sevebilir. Bunda bu kadar büyütülecek ne var?”
@birisiiste: “Benim için önemli değil ama herkesin önünde bu kadar romantik olmak biraz fazla değil mi?”
@gizlihesap: “İki erkek sevgili olmuş, dünya yıkılmadı arkadaşlar.”
Deniz küçük bir kahkaha attı.
— Bu sonuncusu iyiymiş.
Fakat sonraki yorumla gülümsemesi silindi.
@gercekler: “Böyle şeyleri herkesin gözüne sokmaları gerekmiyor.”
Deniz'in eli telefonun üzerinde durdu.
Ardından başka bir yorum gördü.
@xxyyzz: “Bence o şarkıdan sonra kimse sevgilisini böyle mutlu edemez.”
Bir başka hesap cevap vermişti:
@defne: “Bırakın da insanlar mutlu olsun. Sizin hayatınızdan size ne?”
Deniz derin bir nefes aldı.
Yorumlar uzayıp gidiyordu.
Bazıları onları destekliyor, bazıları yalnızca merak ediyor, bazılarıysa iki insanın birbirini sevmesinden rahatsızlık duyuyordu.
Deniz'in yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
Ya herkes bize böyle bakarsa?
Ya okulda yan yana yürüyemezsek?
Ya Kaan bir gün bütün bunlardan yorulursa?
Telefonu kapatmak istedi ama parmakları ekranda hareketsiz kaldı.
Tam o sırada Kaan'ın sesi duyuldu.
— Günaydın, güzelim.
Deniz irkildi.
Kaan gözlerini açmış, onu izliyordu.
— Ne oldu? Sabah sabah kim canını sıktı?
Deniz telefonu hemen kapattı.
— Hiçbir şey.
Kaan kaşını kaldırdı.
— Deniz.
— Ne?
— Bana bir daha hiç dersen yastığı kafana geçiririm.
Deniz istemeden güldü.
— Şiddet yanlısı!
— Hayır. Yalnızca sevgilisinin kendisine yalan söylemesini sevmeyen bir adamım.
Deniz'in kalbi hızlandı.
Sevgilisi.
Kaan bunu öyle doğal söylemişti ki Deniz birkaç saniye cevap veremedi.
Kaan onun yüzündeki ifadeyi görünce sırıttı.
— Ne oldu? Sevgilim demem yasak mı?
— Hayır ama…
— Ama?
Deniz gözlerini kaçırdı.
— Hâlâ alışamadım.
Kaan'ın gülümsemesi yumuşadı.
Deniz'in çenesine hafifçe dokunup yüzünü kendisine çevirdi.
— O zaman alışırsın, güzelim. Daha çok söyleyeceğim.
Deniz'in yanakları kızardı.
— Kaan!
— Efendim, sevgilim?
— Sus!
Kaan kahkaha attı.
Deniz de güldü.
Birkaç saniyeliğine telefonundaki yorumları unuttu.
Sonra Kaan, kapattığı telefonun üzerine baktı.
— Videoyu gördün, değil mi?
Deniz'in gülümsemesi silindi.
Yavaşça başını salladı.
Kaan doğrulup yatağın başlığına yaslandı.
— Yorumları da okudun.
Bu bir soru değildi.
Deniz telefonunu dizlerinin üzerine bıraktı.
— Evet.
— Ne düşünüyorsun?
Deniz bir süre sessiz kaldı.
— Bazıları çok güzel şeyler yazmış.
Kaan gülümsedi.
— Güzel.
— Ama bazıları…
Cümlesi yarım kaldı.
Kaan elini uzatıp onun elini tuttu.
— Bazı insanlar bizi anlamayacak, Deniz. Bunu biliyorum.
Deniz şaşkınlıkla ona baktı.
— Peki, rahatsız olmuyor musun?
Kaan'ın yüzündeki ifade değişti.
— Neden olayım?
Deniz cevap veremedi.
Kaan elini iki avucunun arasına aldı.
— Dün gece sana ne söyledim?
— Beni sevdiğini.
— Güzel. Peki, bir gecede fikrimin değiştiğini mi düşünüyorsun?
Deniz başını iki yana salladı.
— Hayır.
— O zaman neden bana öyle bakıyorsun?
Deniz gözlerini indirdi.
— İnsanların bizi kabul etmemesinden korkuyorum.
Kaan bir süre sessiz kaldı.
Sonra Deniz'in elini hafifçe sıktı.
— Herkesin bizi kabul edeceğini söyleyemem. Ama herkesin bizi kabul etmesini bekleyerek de yaşayamayız.
Deniz başını kaldırdı.
Kaan devam etti.
— Bazıları konuşur, bazıları saçma sapan şeyler söyler. Belki bizi anlamazlar. Ama onların düşünceleri yüzünden sana olan sevgimi değiştirmeyeceğim.
Deniz'in gözleri doldu.
Kaan gülümsedi.
— Ben senden utanmıyorum, güzelim. Seni sevdiğim için de utanmıyorum.
Deniz ona sarıldı.
Kaan kollarını onun etrafında kapatırken saçlarına bir öpücük kondurdu.
— Hem, diye mırıldandı, şarkımı beğenmeyen varsa gelsin karşıma. Bir daha söylerim.
Deniz gülerek başını kaldırdı.
— Kaan!
— Ne var? Ücretsiz konser.
Deniz kahkahasını tutamadı.
Kaan onun gülüşünü izledi.
İşte buydu.
Dışarıda ne yaşanırsa yaşansın, Deniz'in yeniden gülümsemesini istiyordu.
Ama bunu yalnızca kendisini iyi hissettirmek için yapmıyordu.
Deniz'in korkularını da anlamak istiyordu.
— Şimdi kalk, dedi Kaan. Kahvaltı hazırlayacağım.
Deniz şaşırdı.
— Sen mi?
Kaan kaşını kaldırdı.
— Ne olmuş? Aşk adamı mutfağa giremez mi?
Deniz kahkaha attı.
— Girebilir ama geçen sefer mutfağı nasıl bıraktığını hatırlıyorum.
Kaan yataktan kalkarken ona döndü.
— Geçmişi kurcalama, Arslan. Bugün yeni bir gün.
Deniz onun arkasından baktı.
Kaan mutfağa doğru yürürken kendi kendine mırıldandı.
— Bir de kahvaltı yapmayı öğrenirsem kusursuz olacağım.
Deniz yastığını yüzüne bastırıp güldü.
Belki de her şey bir anda kolaylaşmayacaktı.
Ama Kaan hâlâ yanındaydı.
Ve bugün onun elini tutarak dışarı çıkmak istiyordu.
Kahvaltı hazırlanırken Deniz'in telefonu yeniden titredi.
Bu kez Ece arıyordu.
Deniz telefonu açtı.
— Günaydın, Ece.
— GÜNAYDIN MI?! DENİZ, SİZİN VİDEO HER YERDE!
Deniz telefonu kulağından uzaklaştırdı.
— Ece, biliyorum!
— Peki Kaan nasıl? Sen nasılsın? Bir şey söylediler mi? Okula gidecek misiniz?
— Ece, bir nefes al!
Telefonun diğer ucundan derin bir nefes sesi geldi.
— Aldım. Şimdi anlat.
Deniz gülümsedi.
— Kaan kahvaltı hazırlıyor.
Bir sessizlik oldu.
Sonra Ece'nin sesi duyuldu.
— Kaan mı?
— Evet.
— Mutfağa mı girdi?
— Evet.
— Deniz, bu çocuk gerçekten âşık olmuş. Başka açıklaması yok.
Deniz kahkaha attı.
— Ece!
— Ne var? Dün şarkı söyledi, bugün kahvaltı yapıyor. Yarın sana ev mi alacak?
Deniz gülmeye devam etti.
Kaan mutfaktan seslendi.
— Deniz! Ece mi?
Deniz telefonu kapatıp bağırdı.
— EVET!
Kaan'ın sesi geldi.
— Söyle, kahvaltıya gelsin. Benim yemeklerimi eleştirecek birine ihtiyacım var.
Ece bunu telefondan duyunca yeniden bağırdı.
— KAAN! BEN GELİYORUM!
Deniz kahkahalarla güldü.
Bir süre sonra Ece ciddileşti.
— Şaka bir yana, Deniz. Yorumları gördün mü?
Deniz'in gülümsemesi hafifledi.
— Gördüm.
— Kendini kötü hissetme, tamam mı? Seni seven insanlar da var.
Deniz pencereye baktı.
— Biliyorum. Güzel şeyler yazanlar da olmuş.
— O zaman onlara da bak. Sadece seni üzen şeylere odaklanma.
Deniz sessizce başını salladı.
— Haklısın.
Ece'nin sesi yumuşadı.
— Bir de şunu unutma. Dün gece Kaan'ın sana söylediklerini insanlar yazdı diye söylemedi. Kalbinden geldiği için söyledi.
Deniz'in gözleri doldu.
— Biliyorum.
— Güzel. Şimdi telefonu kapatıyorum. Umut'la okula geleceğiz. Ama önce kahvaltıya davetliyiz, haberin olsun.
Deniz gülümsedi.
— Kaan seni davet etti zaten.
— Harika. O zaman görüşürüz, sarışın!
Telefon kapandı.
Deniz bir süre ekranına baktı.
Sonra Kaan'ın yanına gitti.
Mutfakta gerçekten kahvaltı hazırlıyordu.
Tezgâhın üzerinde ekmekler, peynir, zeytin ve yarısı kesilmiş bir domates vardı. Kaan elindeki bıçağa ciddi ciddi bakıyordu.
Deniz kaşını kaldırdı.
— Domatesle ne sorunun var?
Kaan başını kaldırdı.
— Bu domates bana saygı duymuyor.
Deniz kahkahaya boğuldu.
— Domates sana neden saygı duysun?!
— Çünkü onu kesmeye çalışıyorum ve hâlâ bütün hâlde duruyor.
Deniz yanına gelip bıçağı elinden aldı.
— Ver şunu. Daha fazla zarar verme.
Kaan arkasından sarıldı ve çenesini Deniz'in omzuna yasladı.
— Ben sana yardım etmeye çalışıyorum, sen beni kovuyorsun.
Deniz gülümseyerek başını hafifçe ona çevirdi.
— Sana başka bir iş vereyim.
— Söyle, güzelim.
— Masayı kur.
Kaan birkaç saniye düşündü.
— Bunu yapabilirim.
Deniz ona baktı.
— Emin misin?
Kaan elini göğsüne koydu.
— Bana güvenmiyorsun.
Deniz kahkaha attı.
— Sana çok güveniyorum. Ama tabaklar konusunda biraz şüpheliyim.
Kaan onu yanağından öptü.
— Çok konuşuyorsun.
— Sen de çok öpüyorsun.
Kaan sırıttı.
— Şikâyet mi ediyorsun?
Deniz başını iki yana salladı.
— Hayır.
Kaan'ın gülümsemesi yumuşadı.
— Güzel.
Ve Deniz'in yanağına bir öpücük daha kondurdu.
Kahvaltılarını bitirip hazırlanmaya başladıklarında Deniz'in aklı yeniden videoya gitti.
Kaan bunu fark etti.
— Hâlâ düşünüyor musun?
Deniz dürüstçe cevap verdi.
— Evet.
Kaan ceketini giyerken ona döndü.
— İstersen bugün okula gitmeyebiliriz.
Deniz şaşırdı.
— Neden?
— Çünkü kendini hazır hissetmiyorsan zorunda değilsin.
Deniz birkaç saniye düşündü.
Bir yanı evde kalmak istiyordu. Kaan'la birlikte oturup film izlemek, dışarıdaki bütün seslerden uzaklaşmak…
Ama diğer yanı kaçmak istemiyordu.
Çünkü okul onun da hayatının bir parçasıydı.
Dersleri vardı.
Arkadaşları vardı.
Hayalleri vardı.
Ve Kaan'ın sevgilisi olması, bütün bunlardan vazgeçmesi gerektiği anlamına gelmiyordu.
Deniz başını kaldırdı.
— Gidelim.
Kaan gülümsedi.
— Emin misin?
— Evet.
Deniz elini uzattı.
— Ama elimi bırakmak yok.
Kaan hiç düşünmeden elini tuttu.
— Söz veremem.
Deniz'in yüzü düştü.
Kaan sırıttı.
— Çünkü zaten bırakmayacağım.
Deniz'in yüzü kızardı.
— Sen gerçekten…
— Çok yakışıklıyım, biliyorum.
— ÇEKİL!
Kaan kahkahalarla güldü.
Deniz de gülerek kapıya yöneldi.
Birlikte evden çıktılar.
Ama üniversiteye gitmeden önce Deniz'in telefonuna yeni bir mesaj geldi.
Tanımadığı bir hesaptandı.
“Videoyu gördüm. Sizi tanımıyorum ama şarkı çok güzeldi. Umarım birbirinizi hep böyle seversiniz.”
Deniz mesajı birkaç kez okudu.
Sonra Kaan'a gösterdi.
Kaan mesajı okuyup gülümsedi.
— Bak. Herkes kötü şeyler söylemiyor.
Deniz başını salladı.
— Evet.
Bir süre sonra başka bir bildirim geldi.
“Dün gece oradaydım. Kaan'ın sana bakışını gördüm, Deniz. Bence o şarkıyı hayatı boyunca unutmayacaksın.”
Deniz'in gözleri doldu.
Kaan ona baktı.
— Ağlayacak mısın?
Deniz başını iki yana salladı.
— Hayır.
— Emin misin?
— Kaan, sus.
Kaan gülümsedi ve onun elini tuttu.
Deniz telefonu cebine koydu.
Bütün yorumları değiştiremezdi.
Ama bazı insanların kalplerine dokunmuş olmaları da gerçekti.
Belki de önemli olan, herkesin onları anlaması değildi.
Onları anlayan insanların da var olduğunu unutmamaktı
Üniversitenin kapısına geldiklerinde Deniz'in adımları yavaşladı.
Kampüs her zamanki gibi kalabalıktı. Öğrenciler gruplar hâlinde konuşuyor, bazıları kantine doğru ilerliyor, bazıları derslerine yetişmeye çalışıyordu.
Ama Deniz için bugün her şey farklı görünüyordu.
Çünkü birkaç kişinin kendilerine baktığını fark etmişti.
Bir kız arkadaşına eğilip bir şey söyledi.
İki öğrenci telefonlarına baktıktan sonra Kaan'la Deniz'e döndü.
Bir başkası onları görünce konuşmasını yarıda kesti.
Deniz'in parmakları Kaan'ın elinde gevşedi.
Kaan bunu hemen fark etti.
Başını ona çevirdi.
— İstersen biraz yavaş yürüyelim.
Deniz şaşkınlıkla baktı.
— Ne?
— Hızlı yürüyorsun. Sanki okuldan kaçıyoruz.
Deniz istemeden güldü.
— Kaan, ciddi ol.
— Gayet ciddiyim. Daha derse girmeden yoruldum.
Deniz başını eğdi.
— Herkes bize bakıyor.
Kaan çevresine kısa bir bakış attı.
Sonra yeniden Deniz'e döndü.
— Baksınlar.
Deniz'in boğazı düğümlendi.
— Senin için kolay olabilir.
Kaan'ın yüzündeki gülümseme hafifçe silindi.
Deniz hemen devam etti.
— Yanlış anlama. Seni suçlamıyorum. Sadece… İnsanların ne söyleyeceğini bilmiyorum. Sana bir şey demelerinden korkuyorum.
Kaan durdu.
Deniz de durmak zorunda kaldı.
Kaan elini bırakmadı.
— Bana bir şey söylerlerse cevap veririm.
— Ya daha fazlası olursa?
— O zaman birlikte düşünürüz.
Deniz gözlerini kaldırdı.
Kaan'ın bakışları sakindi.
— Deniz, sen benim her şeyi tek başına çözmek zorunda olduğumu düşündüğüm günlerde yanımda kaldın. Şimdi de ben senin yanında kalacağım.
Deniz'in gözleri doldu.
Kaan başını hafifçe yana eğdi.
— Ama bir şey söyleyeceğim.
— Ne?
Kaan gülümsedi.
— Elimi bırakırsan seni yeniden tutarım.
Deniz şaşkınlıkla ona baktı.
— Kaan!
— Ne var? Uyarıyorum.
Deniz gülmeye başladı.
Kaan da güldü.
Ve bu kez Deniz onun elini daha sıkı tuttu.
Birlikte yürümeye devam ettiler.
İnsanlar hâlâ bakıyordu.
Ama Deniz artık yalnızca onların bakışlarını görmüyordu.
Yanında yürüyen Kaan'ı da hissediyordu.
Ve o el, bırakılmak için değil, tutulmak için oradaydı.
Kantine girdiklerinde Ece onları ilk fark eden kişi oldu.
Masadan ayağa kalkıp iki elini havaya kaldırdı.
— SONUNDA! Ben de sizi beklemekten yaşlandım!
Umut kahvesinden bir yudum aldı.
— Beş dakika oldu, Ece.
— Beş dakika, insan ömründe çok uzun bir süredir.
Kaan gülerek masaya yaklaştı.
— Günaydın, yaşlılar.
Ece hemen ona döndü.
— Kaan, sana bir şey söyleyeceğim.
— Söyle.
Ece bir an durdu.
Sonra yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.
— Deniz'in elini tutarak geldiğini gördüm ve çok mutlu oldum.
Deniz'in yüzü yumuşadı.
— Ece…
Ece ona sarıldı.
— Ne var? Mutlu olmaya hakkım yok mu?
Umut da ayağa kalkıp Kaan'ın omzuna vurdu.
— İyi görünüyorsun.
Kaan başını salladı.
— İyiyim.
Umut gözlerini kıstı.
— Gerçekten mi?
Kaan bir an Deniz'e baktı.
Deniz de ona bakıyordu.
Kaan gülümsedi.
— Gerçekten.
Tam o sırada yan masadan bir ses geldi.
— Demek videodaki sizsiniz.
Dördü de başlarını çevirdi.
Masada oturan iki öğrenci onlara bakıyordu. İçlerinden biri telefonunu masaya bırakmıştı.
Deniz'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
Kaan ise sakin bir şekilde konuştu.
— Evet. Biziz.
Öğrenci kısa bir kahkaha attı.
— İlginçmiş.
Kaan kaşını kaldırdı.
— Nesi ilginç?
Çocuk omuz silkti.
— Bilmem. İki erkeğin böyle davranması…
Deniz'in parmakları Kaan'ın elinde gerildi.
Kaan bunu fark etti ama gözlerini karşısındaki öğrenciden ayırmadı.
— Birbirini seven iki insanın el ele tutuşması mı ilginç?
Çocuk cevap veremedi.
Kaan devam etti.
— Sana bir zararı var mı?
— Hayır ama…
— O zaman neden konuşuyoruz?
Masada kısa bir sessizlik oluştu.
Kaan'ın sesi yükselmemişti. Kimseye bağırmamıştı. Yalnızca söylediği şeyin arkasında durmuştu.
Deniz ona baktı.
Kaan'ın elini tutarken hissettiği korku hâlâ içindeydi.
Ama bu kez korkunun yanında başka bir şey de vardı.
Gurur.
Çünkü Kaan, onu saklamıyordu.
Öğrencilerden biri bakışlarını kaçırdı.
— Tamam, sakin ol.
Kaan omuz silkti.
— Gayet sakinim.
Ece, gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
Umut ise başını eğip kahvesine baktı.
Karşılarındaki öğrenciler yeniden kendi konuşmalarına döndüler.
Kaan da Deniz'e döndü.
— İyi misin?
Deniz birkaç saniye cevap veremedi.
Sonra başını salladı.
— Evet.
Kaan elini hafifçe sıktı.
— Güzel.
Deniz gözlerini ona kaldırdı.
— Benim için mi yaptın?
Kaan şaşırdı.
— Neyi?
— Onlara söylediklerini.
Kaan bir süre düşündü.
Sonra başını iki yana salladı.
— Senin için değil, Deniz.
Deniz'in yüzü düştü.
Ama Kaan devam etti.
— İkimiz için. Ben de burada rahatça yürümek istiyorum. Senin elini tutmak istiyorum. Seni sevdiğimi söylemek istiyorum. Bunları yaparken birinden izin almak istemiyorum.
Deniz'in gözleri doldu.
Kaan gülümsedi.
— Ama en çok da senin kendini yalnız hissetmeni istemiyorum.
Deniz ona sarıldı.
Kantinin ortasında, insanların bakışlarına aldırmadan…
Kaan da kollarını onun etrafında kapattı.
Ece, Umut'un koluna dokundu.
— Ben ağlayacağım.
Umut başını salladı.
— Sen zaten her şeye ağlıyorsun.
— Sus, romantizmin içine etme!
Tam o sırada yanlarından geçen bir öğrenci durdu.
Deniz'in sınıfından Mert'ti.
— Deniz?
Deniz başını kaldırdı.
— Efendim?
Mert önce Kaan'a, sonra Deniz'e baktı.
— Dün geceki video… Ben de gördüm.
Deniz'in yüzü hafifçe gerildi.
Mert bunu fark etmiş olacak ki hemen devam etti.
— Şey, kötü bir şey söylemek için gelmedim. Şarkı gerçekten güzeldi. Kaan'ın yazdığını bilmiyordum.
Kaan hafifçe gülümsedi.
— Sağ ol.
Mert Deniz'e döndü.
— Bir de doğum günün kutlu olsun. Geç kaldım ama…
Deniz'in yüzü aydınlandı.
— Teşekkür ederim.
Mert başını salladı.
— Görüşürüz.
Uzaklaşırken Kaan, Deniz'e döndü.
— Bak, bir kişi daha.
Deniz gülümsedi.
— Evet.
Ardından başka bir masadan iki öğrenci onlara el salladı.
Biri seslendi:
— Kaan! Şarkıyı bir gün canlı dinlemek istiyoruz!
Kaan kahkaha attı.
— Önce bilet almanız gerekiyor!
Öğrenciler güldü.
Deniz başını Kaan'ın omzuna yasladı.
Bir saat önce insanların kendilerine bakmasından korkuyordu.
Şimdi hâlâ korkuyordu.
Ama aralarında onu destekleyen, onlara gülümseyen, yalnızca mutlu olmalarını isteyen insanlar da vardı.
Dünya tek bir düşünceden oluşmuyordu.
Ve belki de Deniz'in bunu öğrenmesi gerekiyordu.
Ders çıkışında Deniz biraz sessizdi.
Kaan bunu fark etmişti ama onu zorlamak istemiyordu. Birlikte kampüsün arka tarafındaki banklardan birine oturdular.
Ağaçların yaprakları rüzgârla hareket ediyor, uzaktan öğrencilerin sesleri geliyordu.
Deniz ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi.
— Kaan?
— Efendim, güzelim?
Deniz bir süre sustu.
— Bugün söylediklerin için teşekkür ederim.
Kaan başını yana eğdi.
— Teşekkür edecek bir şey yapmadım.
— Benim için yaptın.
— Deniz…
Kaan ona döndü.
— Seni sevmek için bir şey yapmış olmam gerekmiyor. Ben zaten seni seviyorum.
Deniz'in gözleri doldu.
Kaan'ın bu cümleyi bu kadar rahat söylemesine hâlâ alışamamıştı.
Dün geceye kadar yalnızca hayalini kurduğu şey, bugün karşısında oturuyordu.
Ama yine de bir sorusu vardı.
— Peki, ya bir gün yorulursan?
Kaan'ın gülümsemesi kayboldu.
— Neden yorulayım?
Deniz bakışlarını yere indirdi.
— İnsanların konuşmasından. Bize bakmalarından. Sürekli kendimizi açıklamak zorunda kalmaktan…
Sesi gittikçe alçaldı.
— Ya bir gün keşke söylemeseydim, dersen?
Kaan uzun süre cevap vermedi.
Deniz başını kaldırmaya cesaret edemiyordu.
Sonunda Kaan elini onun çenesinin altına koyup yüzünü kendisine çevirdi.
— Bana bak.
Deniz baktı.
Kaan'ın gözlerinde şaka yoktu.
— Ben hayatım boyunca bir sürü şeyden kaçtım, Deniz. İnsanlardan, anılarımdan, kendimden… Bir şey canımı yakacak diye daha başlamadan uzaklaştığım çok oldu.
Deniz sessizce dinliyordu.
— Ama seni sevmek, kaçmak istediğim bir şey değil.
Kaan onun elini tuttu.
— Bazen korkabilirim. Bazen ne yapacağımı bilemeyebilirim. Bazen de saçma sapan davranabilirim. Zaten beni tanıyorsun.
Deniz hafifçe güldü.
— Fazlasıyla.
Kaan da gülümsedi.
— Ama seni sevdiğim için pişman olmayacağım.
Deniz'in gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
Kaan başparmağıyla yanağını okşadı.
— Güzelim, ben seni herkes alkışlasın diye sevmedim. Herkesin bizi anlamasını da beklemiyorum. Ben seni, sen olduğun için seviyorum.
Bir an durdu.
Sonra alnını Deniz'in alnına yasladı.
— Ve bunu saklayarak sana sevgimi kanıtlamak istemiyorum.
Deniz gözlerini kapattı.
— Seni çok seviyorum, Kaan.
Kaan gülümsedi.
— Biliyorum.
Deniz gözlerini açıp ona baktı.
— Ne demek biliyorum?!
Kaan kahkaha attı.
— Şaka yapıyorum, Arslan!
Deniz koluna vurdu.
— Bir an bütün romantizmi mahvettin!
Kaan elini yakalayıp avucuna küçük bir öpücük kondurdu.
— Telafi edeyim mi?
Deniz'in yanakları kızardı.
— Nasıl?
Kaan ona yaklaştı.
— Seni öperek.
Deniz gülümsedi.
— Olur.
Kaan önce durdu.
Deniz'in gözlerine baktı.
Sonra onun da kendisine yaklaştığını görünce dudaklarına yumuşak bir öpücük kondurdu.
Kısa ama içten bir öpücüktü.
Ayrıldıklarında Deniz'in yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Kaan başparmağıyla elini okşadı.
— Bir daha sorarsan aynı cevabı vereceğim.
— Hangi cevabı?
— Seni sevdiğimi.
Deniz başını Kaan'ın omzuna yasladı.
— O zaman ben de bir daha sorarım.
Kaan güldü.
— Sor, güzelim. Ben söylemekten bıkmam.
Eve dönmek üzereyken Deniz'in telefonu yeniden titredi.
Bu kez mesaj, sınıf arkadaşlarından birinden gelmişti.
Mert: “Deniz, bugün seni gördüm ama rahatsız etmek istemedim. Umarım iyisindir. İnsanların konuşması geçer. Senin derslerin, hayatın, hayallerin var. Kendini bunlardan mahrum bırakma.”
Deniz mesajı okuyup bir süre düşündü.
Kaan yanına yaklaştı.
— Kimden?
— Mert'ten.
— Ne yazmış?
Deniz telefonu ona uzattı.
Kaan mesajı okuyunca başını salladı.
— İyi çocuk.
Deniz gülümsedi.
— Evet.
Sonra başka bir bildirim geldi.
Bu kez Ece, üniversitenin itiraf sayfasındaki yeni paylaşımı gönderiyordu.
Paylaşımda şöyle yazıyordu:
“Dün gece doğum günü partisinde şarkı söyleyen çocuğu tanımıyorum ama bir insanın sevdiği kişiye bu kadar içten bakması beni etkiledi. Herkes aynı hayatı yaşamak zorunda değil. Bırakın insanlar mutlu olsun.”
Altında yorumlar birikmişti.
@kitapkokusu: “Aşkın cinsiyeti değil, hissettirdiği şey önemli.”
@mimarlikogrencisi: “Şarkının sözleri çok güzeldi. Kim yazdıysa devam etsin.”
@sadecebirinsan: “İnsanlar birbirini seviyorsa neden bu kadar mesele oluyor, gerçekten anlamıyorum.”
@denizdegil: “Ben oradaydım. Deniz'in yüzündeki mutluluğu görmeliydiniz. Çocuk ağlayacak gibiydi.”
@geceyolcusu: “Kaan'ın sesi de güzelmiş. Şarkıyı bir yere yüklese dinlerim.”
Deniz'in gözleri doldu.
Kaan telefonunu ona geri verdi.
— Gördün mü?
Deniz başını salladı.
— Evet.
Kaan elini uzattı.
— Hadi, güzelim. Eve gidelim.
Deniz elini tuttu.
— Kaan?
— Efendim?
— Sence bir gün herkes alışır mı?
Kaan bir süre düşündü.
— Bilmiyorum.
Deniz'in yüzü hafifçe düştü.
Kaan elini daha sıkı kavradı.
— Ama herkesin alışmasını bekleyerek yaşamayacağız. Bizi anlayanlar da olacak, anlamayanlar da. Biz kendi hayatımızı yaşayacağız.
Deniz gülümsedi.
— Seninle her şey daha kolay geliyor.
Kaan sırıttı.
— Tabii. Ben çok yetenekli bir adamım.
Deniz güldü.
— Her şeyi kendine bağlıyorsun!
— Başka kime bağlayacağım? Domatese mi?
Deniz kahkahaya boğuldu.
Kaan da güldü.
Ve el ele yürümeye devam ettiler.
Akşam eve döndüklerinde Deniz doğrudan odasına gitmek yerine salondaki pencerenin önünde durdu.
Kaan mutfaktan iki bardak suyla geldi.
Birini Deniz'e uzattı.
— Ne düşünüyorsun?
Deniz bardağı aldı.
— Bugünü.
Kaan yanına geçti.
— Kötü müydü?
Deniz başını iki yana salladı.
— Hayır. Zorlayıcıydı ama kötü değildi.
Kaan hafifçe gülümsedi.
— Güzel.
Deniz ona döndü.
— Kaan?
— Efendim?
— Bugün elimi bıraksaydın sana kızmazdım.
Kaan'ın kaşları hafifçe çatıldı.
— Neden bırakayım?
— Bilmiyorum. Belki sen de korkmuşsundur.
Kaan bardağını masaya bıraktı.
Sonra Deniz'in karşısına geçti.
— Bir şey söyleyeyim mi?
Deniz başını salladı.
— Ben de korktum.
Deniz şaşırdı.
— Gerçekten mi?
— Tabii ki. Ben de insanım, Deniz.
Kaan güldü.
— Sadece korkunca kaçmak zorunda olmadığımı yeni öğreniyorum.
Deniz'in yüzü yumuşadı.
Kaan elini uzattı.
Deniz tuttu.
— Bugün elini bırakmadım çünkü herkesin önünde cesur görünmek istedim diye değil, dedi Kaan. Senin yanında olmak istediğim için.
Deniz'in kalbi ısındı.
Kaan devam etti.
— Belki yarın daha zor bir gün olur. Belki bazı insanlar yine konuşur. Ama ne olursa olsun, her şeyi birlikte konuşabiliriz. Senin korkuların da benim korkularım da burada yer bulabilir.
Deniz ona sarıldı.
Kaan kollarını onun etrafında kapattı.
Bir süre öyle kaldılar.
Sonra Deniz başını kaldırdı.
— Sana bir şey söyleyebilir miyim?
— Her şeyi.
Deniz gülümsedi.
— Bugün seninle yürürken çok korktum.
Kaan başını salladı.
— Biliyorum.
— Ama elini tuttuğum için mutluydum.
Kaan'ın gözleri yumuşadı.
Deniz devam etti.
— Sanırım korkusuzca sevmek, hiç korkmamak değil. Korkarken bile sevdiğin kişinin elini bırakmamak.
Kaan birkaç saniye ona baktı.
Sonra gülümsedi.
— Bak sen. Benim güzelim bir de filozof oldu.
Deniz kahkaha attı.
— Ciddiyim!
— Ben de ciddiyim. Çok güzel söyledin.
Kaan onun alnına bir öpücük kondurdu.
— O zaman anlaşalım.
Deniz merakla baktı.
— Neye?
Kaan elini yeniden tuttu.
— Korktuğumuzda birbirimize söyleyeceğiz. Birimiz diğerinden uzaklaşmak istediğinde nedenini konuşacağız. Başkaları ne derse desin, birbirimizi dinlemeden karar vermeyeceğiz.
Deniz'in yüzü aydınlandı.
— Anlaştık.
Kaan gülümsedi.
— Güzel. Şimdi yemek yapalım mı?
Deniz gözlerini kıstı.
— Sen mi yapacaksın?
Kaan derin bir nefes aldı.
— Bu romantik anın içine neden mutfağı soktun?
Deniz kahkahaya boğuldu.
Kaan da gülmeye başladı.
Ve ev, bir kez daha onların kahkahalarıyla doldu.
Yemekten sonra Deniz koltuğa oturmuş, telefonundaki yorumları yeniden okuyordu.
Kaan yanına geldiğinde ekranı kapatmadı.
Bu kez saklamak istemiyordu.
Kaan koltuğun diğer tarafına oturdu ve başını Deniz'in omzuna yasladı.
— Ne okuyorsun?
— İnsanların yazdıklarını.
Kaan ekrana göz ucuyla baktı.
Bir yorumda, “Böyle aşk mı olur?” yazıyordu.
Hemen altında başka biri cevap vermişti:
“Olur. Sen görmemişsin diye yok olmuyor.”
Kaan gülümsedi.
— Bu cevabı beğendim.
Deniz de gülümsedi.
— Ben de.
Bir süre sessiz kaldılar.
Sonra Kaan telefonunu çıkardı ve Deniz'e döndü.
— Bir fotoğraf çekelim mi?
Deniz şaşırdı.
— Şimdi mi?
— Hayır, gelecek hafta. Tabii ki şimdi.
Deniz güldü.
Kaan telefonu önlerine uzattı.
Deniz başını onun omzuna yasladı. Kaan da yanağını Deniz'in saçlarına dayadı.
Fotoğraf çekildi.
Kaan ekrana baktı.
İkisinin de yüzünde gülümseme vardı.
Deniz fotoğrafı görünce elini ağzına götürdü.
— Çok güzel olmuş.
Kaan başını salladı.
— Çünkü ben varım.
Deniz koluna vurdu.
— Her şeyi kendine bağlıyorsun!
Kaan güldü.
Sonra fotoğrafı paylaşmadan önce Deniz'e döndü.
— İstersen paylaşmayız.
Deniz şaşırdı.
— Neden?
— Çünkü fotoğrafı çekmek istemenle herkesin görmesini istemen aynı şey değil. Sen nasıl rahat edersen öyle yapalım.
Deniz'in yüzü yumuşadı.
Kaan'ın bu düşüncesi hoşuna gitmişti.
Çünkü Kaan, aşklarını saklamak istemiyordu ama Deniz'in hazır olmadığı bir şeyi de ona dayatmıyordu.
Deniz fotoğrafa bir kez daha baktı.
Sonra gülümsedi.
— Paylaşalım.
Kaan'ın yüzü aydınlandı.
— Emin misin?
— Eminim.
Deniz telefonu eline aldı ve fotoğrafın altına kısa bir cümle yazdı:
“Korktuğumuz şeyler var. Ama birbirimizden korkmuyoruz.”
Paylaş tuşuna bastı.
Kaan yazıyı okuyunca ona baktı.
— Güzelim…
Deniz başını kaldırdı.
— Efendim?
Kaan onu kendine çekip sarıldı.
— Bazen benden daha güzel konuşuyorsun.
Deniz gülümsedi.
— Bazen mi?
Kaan kahkaha attı.
— Tamam, her zaman. Mutlu oldun mu?
— Oldum.
Kaan onun saçlarına bir öpücük kondurdu.
— Güzel.
Fotoğrafın altına yorumlar gelmeye başladı.
Ece: “BEN SİZİ ÇOK SEVİYORUM, TAMAM MI?! 😭❤️”
Umut: “Kaan, Deniz'i üzersen ikimiz konuşacağız.”
Kaan: “Önce kendine bir bak, romantik bey.”
Ece: “UMUT'UN YERİNE BEN KONUŞACAĞIM!”
Mert: “Mutluluklar ikinize de.”
@mavikahve: “Şarkıdan sonra bu fotoğraf mı? Ben bittim.”
@geceyazari: “İnsanların ne dediğine aldırmadan mutlu olun. İkinize de güzel günler diliyorum.”
Deniz yorumları okurken gülümsüyordu.
Kaan ise başını onun omzuna yaslamış, gözlerini kapatmıştı.
Deniz saçlarını okşadı.
— Uykun mu geldi?
Kaan mırıldandı.
— Hayır.
— Yalan söylüyorsun.
— Biraz.
Deniz güldü.
Kaan gözlerini açıp ona baktı.
— Deniz?
— Efendim?
— İyi ki doğmuşsun.
Deniz'in yüzündeki gülümseme yumuşadı.
Kaan devam etti.
— Doğum gününü kutlamak için söylemiyorum. Gerçekten iyi ki doğmuşsun. Çünkü sen olmasaydın…
Sustu.
Deniz başını kaldırdı.
— Ne olurdu?
Kaan bir süre düşündü.
Sonra dürüstçe cevap verdi.
— Bilmiyorum. Ama şu an olduğum yerde olmazdım.
Deniz'in gözleri doldu.
Kaan onun elini tuttu.
— Sen bana ev olmayı öğrettin, güzelim. Şimdi de birlikte nasıl yaşayacağımızı öğreniyoruz.
Deniz başını Kaan'ın göğsüne yasladı.
— Birlikte öğreniriz.
Kaan gülümsedi.
— Birlikte.
O gece dışarıdaki dünya değişmemişti.
Video hâlâ internetteydi.
İnsanlar hâlâ konuşuyordu.
Bazıları onları destekliyor, bazıları anlamıyor, bazılarıysa yalnızca merak ediyordu.
Yarın ne olacağını da bilmiyorlardı.
Ama Kaan ile Deniz artık bir şeyi biliyordu.
Birbirlerini sevmek için dünyanın tamamından izin almaları gerekmiyordu.
Sevgileri, başkalarının onları anlamasına bağlı değildi.
Ve gelecek ne getirirse getirsin, o geleceğe birbirlerini saklayarak değil, birbirlerini seçerek yürümek istiyorlardı.
Kaan, Deniz'in elini tuttu.
Deniz başını onun omzuna yasladı.
— Kaan?
— Efendim, güzelim?
— İyi ki korkmamıza rağmen birbirimizi seçmişiz.
Kaan elini kaldırıp saçlarına küçük bir öpücük kondurdu.
— İyi ki, evim.
O gece Kaan ve Deniz, geleceğin kolay olacağına dair söz vermediler.
Kimsenin onları incitmeyeceğini de…
Yalnızca birbirlerine dürüst olacaklarına, korktuklarında konuşacaklarına ve sevgilerini başkalarının yargılarına göre ölçmeyeceklerine söz verdiler.
Çünkü aşk, her zaman cesur hissetmek değildi.
Bazen titreyen bir elle uzanmak…
Bazen kalabalığın ortasında sevdiğinin yanında durmak…
Bazen de gecenin sessizliğinde, bütün korkularını anlatabileceğin birinin varlığını bilmekti.
Kaan, Deniz'in elini dudaklarına götürdü.
— Seni seviyorum.
Deniz gülümsedi.
— Ben de seni seviyorum.
Ve bu kez, söyledikleri sözlerin ardından hiçbir şeyden kaçmadılar.
Çünkü Kaan ile Deniz, artık yalnızca birbirlerini bulmamışlardı. Birbirlerini seçmişlerdi.