İçeriğe geç

16. Bölüm: Sanrılar

Bazen insan, mutluluğun sonsuza kadar süreceğine inanmak ister. Sevdiği kişinin kollarında uyurken yarının da bugünkü kadar güzel olacağını düşünür. Ama hayat, en güzel anların ortasında bile kapıyı çalabilir. Ve bazen korktuğumuz şey, henüz yaşanmamış bir ihtimalden ibarettir

Bütün misafirler gittikten sonra ev birden sessizleşmişti.

Az önce kahkahalarla dolu olan salon şimdi yalnızca duvardaki saatin sesiyle yankılanıyordu. Masanın üzerinde boş tabaklar, yarısı içilmiş bardaklar, renkli peçeteler ve gün boyunca çekilen fotoğraflar vardı. Sandalyelerin üzerine bırakılmış ceketler, köşede duran hediye paketleri ve tavandan sarkan balonlar, birkaç saat önce yaşanan mutluluğun izlerini taşıyordu.

Evde yalnızca Kaan ve Deniz kalmıştı.

Deniz koltuğun üzerinde oturmuş, ayaklarını altına toplamıştı. Bütün gün gülümsemekten yanakları ağrıyordu. Hâlâ üzerinde doğum gününde giydiği kıyafetler vardı. Arada bir masanın üzerindeki hediyelere bakıyor, sonra gözlerini Kaan'a çeviriyordu.

Kaan ise kollarını sıvamış, ortalığı toplamaya başlamıştı.

Bir yandan boş tabakları üst üste koyuyor, diğer yandan yerdeki kurdeleleri topluyordu. Deniz'in doğum günü boyunca yüzünde eksik olmayan o gülümseme, şimdi de Kaan'ın yüzünden silinmiyordu.

Deniz bir süre onu izledi.

Kaan'ın saçları günün telaşından biraz dağılmıştı. Gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmış, bir yandan da kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordu.

Deniz, onun böyle sıradan bir şey yaparken bile neden bu kadar güzel göründüğünü anlamıyordu.

Ben bu adama nasıl bu kadar âşık oldum?

Aslında cevabı biliyordu.

Kaan'ın yalnızca gülüşüne değil, kimse görmüyorken bile gösterdiği inceliğe âşık olmuştu. Başkalarına fark ettirmeden yaptığı iyiliklere, bazen kendi canı yanarken bile Deniz'in yüzünü güldürmeye çalışmasına, sevgisini kelimelerden çok davranışlarıyla göstermesine…

Ve şimdi, bütün bunların yanında, Kaan'ın kendisine âşık olduğunu da biliyordu.

Bu düşünce bile Deniz'in kalbini hızlandırmaya yetiyordu.

Bir süre daha onu izledikten sonra koltuktan kalktı.

“Yardım edeyim mi, Kaan?”

Kaan başını kaldırıp ona baktı.

Ardından yüzünde yumuşacık bir gülümseme belirdi.

“Olmaz, bugün meleğimin doğum günü.”

Deniz'in yüzü bir anda kızardı.

“Kaan…”

“Ne var, güzelim?”

“Öyle söyleyince…”

“Ne oluyor?”

Kaan elindeki tabakları masaya bırakarak ona doğru yürüdü. Deniz'in karşısında durdu, ardından hafifçe eğilip gözlerinin içine baktı.

“Yoksa meleğim utanıyor mu?”

Deniz dudaklarını birbirine bastırdı.

“Senin yüzünden utanıyorum zaten!”

Kaan güldü.

“E, benim yüzümden utanmaya devam et o zaman. Benim için sorun yok.”

Deniz elini kaldırıp Kaan'ın koluna hafifçe vurdu.

“Çok sinir bozucusun.”

Kaan, Deniz'in elini tuttu. Parmaklarını onun parmaklarının arasına geçirip elini hafifçe sıktı.

“Ama seviyorsun.”

Deniz'in yüzündeki kızarıklık daha da belirginleşti.

Kaan'ın gözlerinde yaramaz bir parıltı vardı. Fakat Deniz'e baktığında o bakışların ardında, şakalarından çok daha derin bir sevgi saklıydı.

Deniz başını eğerek mırıldandı.

“Evet… Çok seviyorum.”

Kaan'ın gülümsemesi yavaşladı.

Deniz bunu söylerken şaka yapmıyordu.

Kaan elini biraz daha sıkı tuttu. Başparmağıyla Deniz'in elinin üzerinde küçük bir daire çizdi.

“Ben de seni çok seviyorum, güzelim.”

Deniz başını kaldırdı.

Kaan ona bakıyordu.

Ne gülüyordu ne de şaka yapıyordu.

Yalnızca sevdiği adama bakıyordu.

Deniz'in göğsünde tarifsiz bir sıcaklık yayıldı. Bütün gün boyunca Kaan'ın kendisine söylediği sözleri hatırladı. Şarkıyı söylerken gözlerinin içine bakışını, herkesin önünde ona olan sevgisini anlatmasını, kendisini seçtiğini hiç tereddüt etmeden söylemesini…

Bir zamanlar bunların hepsi Deniz'in yalnızca hayaliydi.

Şimdi ise Kaan'ın eli kendi elindeydi.

Ve o adam, kendisini seviyordu.

Deniz hafifçe gülümsedi.

“Peki, en azından sana eşlik edebilir miyim?”

Kaan kaşını kaldırdı.

“Eşlik mi?”

“Evet. Sen ortalığı toplarken yanında durabilirim.”

Kaan birkaç saniye düşündü.

“Olur. Ama tek bir şartım var.”

Deniz şüpheyle baktı.

“Ne?”

Kaan elini bırakmadan onu kendisine doğru çekti.

“Arada bir bana sarılacaksın.”

Deniz kahkaha attı.

“Senin gerçekten bir sorunun var!”

“Olabilir. Ama tedavisi sende.”

Deniz başını iki yana salladı.

“Peki, Kaan Demir. Kabul ediyorum.”

Kaan onun alnına küçük bir öpücük kondurdu.

“Akıllı meleğim.”

Sonra yeniden işine döndü.

Deniz de onun yanında kalıp masayı toplamaya yardım etmeye başladı. Fakat Kaan, eline aldığı her şeyi Deniz'in elinden alıp kendisi yapmaya çalışıyordu.

Bir süre sonra Deniz dayanamadı.

“Kaan, ben hastalanmadım. Sadece doğum günüm!”

Kaan elindeki bardakları tezgâha bıraktı.

“Biliyorum.”

“O zaman neden hiçbir şey yapmama izin vermiyorsun?”

Kaan ona dönüp gülümsedi.

“Çünkü bugün senin hiçbir şey yapmak zorunda olmadığın bir gün olmasını istiyorum.”

Deniz sustu.

Kaan devam etti.

“Bütün gün herkesle ilgilendin, herkesle konuştun. Şimdi biraz dinlenmeni istiyorum. Bugün benim yapmam gereken tek şey, meleğimin doğum gününü güzel bir şekilde bitirmek.”

Deniz'in boğazı hafifçe düğümlendi.

“Kaan…”

“Efendim, güzelim?”

Deniz ne söyleyeceğini bilemedi.

Bazen Kaan'ın küçücük bir cümlesi, Deniz'in kalbinde kocaman bir yere dokunuyordu.

Sonunda ona yaklaşıp kollarını beline doladı.

Kaan şaşırarak aşağıya baktı.

“Ne oldu?”

“Hiç.”

Kaan'ın yüzünde gülümseme belirdi.

“Yine şu meşhur hiçlerinden biri mi?”

Deniz başını onun göğsüne yasladı.

“Sadece sana sarılmak istedim.”

Kaan'ın bakışları yumuşadı.

Bir kolunu Deniz'in omuzlarına doladı, diğer eliyle de saçlarını okşadı.

“O zaman istediğin kadar sarıl, güzelim.”

Deniz gözlerini kapattı.

Kaan'ın kalp atışlarını duyabiliyordu.

Düzenli, sakin ve sıcaktı.

Deniz, hayatı boyunca hiçbir sesin kendisine bu kadar huzur verebileceğini düşünmemişti.

Kaan ise Deniz'in kendisine sarılmış hâlini izlerken gülümsedi.

Bir zamanlar yalnızca kendisine ait bir yer arayan adam, şimdi sevdiği kişinin kollarında kendisini evinde hissediyordu.

Ve bu ev, dört duvardan çok daha fazlasıydı.

Bu ev Deniz'in kolları, sesi ve gülümsemesiydi.

Bir süre sonra Kaan yeniden ortalığı toplamaya başladı.

Balonları tek tek çözüp büyük bir kutunun içine koydu. Renkli süsleri dikkatlice katladı, kırışmamalarına özen göstererek kutunun içine yerleştirdi. Ardından kutuyu kapatıp dolabın üst rafına kaldırdı.

Deniz onu izliyordu.

Kaan, yerdeki son kurdeleyi de alıp kutuya koyduktan sonra ellerini birbirine vurdu.

“Tamamdır! Görev başarıyla tamamlandı.”

Deniz gülümsedi.

“Çok yorulmuş görünüyorsun, komutanım.”

Kaan göğsünü kabarttı.

“Ben mi? Asla. İstersem bütün gece çalışabilirim.”

Deniz gözlerini kıstı.

“Bütün gece mi?”

Kaan bir an durdu.

Sonra Deniz'e doğru eğildi.

“Tabii. Ama sen yanımda olursan başka işlerle ilgilenebilirim.”

Deniz'in yüzü kızardı.

“Kaan!”

Kaan kahkaha atarak yeniden bulaşıklara döndü.

Tabakları duruladıktan sonra makineye yerleştirdi. Tezgâhı sildi, masayı temizledi ve yerde kalan birkaç peçeteyi de çöpe attı.

Salon yavaş yavaş eski hâline dönüyordu.

Ama Deniz'in gözü hâlâ kapının üzerindeki kâğıttaydı.

Bütün gün orada asılı duran, renkli kalemlerle süslenmiş küçük bir yazı…

“Evine hoş geldin, iyi ki doğdun Deniz.”

Deniz o yazıyı sabah gördüğünde de duygulanmıştı. Fakat şimdi, ev sessizleşmişken, kelimeler daha farklı bir anlam taşıyordu.

Evine hoş geldin.

Kaan bunu yalnızca bir süs olarak mı yazmıştı?

Hayır.

Deniz biliyordu.

Kaan, o kelimelerle kendisine yalnızca bir doğum günü kutlaması hazırlamamıştı. Aynı zamanda kendisinin hayatında bir yeri olduğunu söylemişti.

Kaan, son tabağı da makineye yerleştirip kapısını kapattıktan sonra ellerini kuruladı.

Ardından kapının üzerindeki kâğıda uzandı.

Deniz'in gözleri büyüdü.

“Kaan!”

Kaan elini havada durdurdu.

“Efendim?”

“Onu kaldırma!”

Kaan şaşkınlıkla ona döndü.

“Neden?”

Deniz hızla yanına geldi.

“Onu odama asmak istiyorum.”

Kaan birkaç saniye Deniz'e baktı.

Sonra yüzünde öyle güzel bir gülümseme belirdi ki Deniz'in kalbi yeniden hızlandı.

“Tamam, meleğim. Gel, asalım.”

Kâğıdı dikkatlice yerinden çıkardılar. Deniz iki eliyle tutup yazıya baktı. Kaan ise onu izliyordu.

“Ne oldu?” diye sordu Deniz.

Kaan başını iki yana salladı.

“Hiçbir şey.”

Deniz şüpheyle baktı.

“Yine şu meşhur hiçlerinden biri mi?”

Kaan güldü.

“Sanırım senden bulaştı.”

Birlikte Deniz'in odasına geçtiler.

Kaan duvarlara göz gezdirdi.

“Nereye asmak istiyorsun?”

Deniz yatağının karşısındaki duvarı işaret etti.

“Şuraya.”

Kaan kâğıdı duvara tutarken Deniz de köşelerini düzeltmeye çalıştı. Birkaç kez yamuk durduğunu düşünüp yeniden yerleştirdiler.

Sonunda ikisi de bir adım geriye çekildi.

Kâğıt, yatağın tam karşısında duruyordu.

Deniz başını hafifçe yana eğdi.

“Nasıl olmuş?”

Kaan ona baktı.

“Güzel.”

Deniz gülümsedi.

“Bence de.”

Bir süre yazıya baktıktan sonra devam etti.

“Her sabah uyandığımda bunu görmek istiyorum.”

Kaan'ın yüzündeki ifade yumuşadı.

“Neden?”

Deniz gözlerini yazıdan ayırmadan konuştu.

“Çünkü bana kendimi hatırlatıyor.”

Kaan kaşlarını hafifçe çattı.

“Neyi?”

Deniz bu kez ona döndü.

“Senin beni sevdiğini.”

Kaan'ın kalbi bir anlığına hızlandı.

Deniz gülümsedi ama gözlerinde mahcup bir ifade vardı.

“Biliyorum, bugün bana bunu söyledin. Hem de herkesin önünde. Ama bazen insan, çok mutlu olduğunda bile o mutluluğun gerçek olduğuna inanmakta zorlanıyor.”

Bir an durdu.

“Ben seni uzun zamandır seviyorum, Kaan. Seni sevmek benim için yıllarca içimde sakladığım bir şeydi. Bazen yalnızca yanımda olmanı istedim. Bazen bana gülümsemen bile bütün günümü güzelleştirdi. Ama bir gün bana da böyle bakacağını hiç düşünmemiştim.”

Kaan'ın yüzündeki gülümseme silinmedi.

Yalnızca gözleri biraz daha dolu dolu oldu.

Deniz devam etti.

“Şimdi uyandığımda bu yazıyı görürsem… Belki de dün yaşadıklarımın bir hayal olmadığını yeniden hatırlarım.”

Kaan birkaç saniye konuşamadı.

Sonra Deniz'in elini tuttu.

“Bana bak, güzelim.”

Deniz başını kaldırdı.

Kaan parmaklarını onun parmaklarının arasına geçirdi.

“Ben sana bugün bir şey söyledim, değil mi?”

Deniz başını salladı.

“Evet.”

“Peki, yarın da seni seveceğim.”

Deniz'in gözleri büyüdü.

Kaan gülümsedi.

“Ertesi gün de. Ondan sonraki gün de. Sen bu kâğıdı duvardan indirsen bile seni sevmeye devam edeceğim.”

Deniz'in dudakları titreyen bir gülümsemeyle kıvrıldı.

Kaan elini kaldırıp onun yanağını okşadı.

“Benim sana olan sevgimi her sabah yeniden kanıtlamamı istiyorsan, yaparım. Ama bunu yalnızca bir kâğıtta okumak zorunda kalmanı istemiyorum. Çünkü ben buradayım, Deniz. Yanındayım.”

Deniz'in gözleri doldu.

Kaan başparmağıyla yanağını okşadı.

“Ve hiçbir yere gitmiyorum, meleğim.”

Deniz daha fazla dayanamadı.

Kollarını Kaan'ın boynuna dolayarak ona sarıldı.

Kaan da onu kendisine çekti.

Deniz yüzünü boynuna gömdü.

“Beni böyle sevdiğin için teşekkür ederim.”

Kaan'ın kaşları hafifçe çatıldı.

“Bana teşekkür etme, güzelim.”

“Neden?”

Kaan başını eğip saçlarına bir öpücük kondurdu.

“Çünkü seni sevmek, bana verilen bir ceza değil. Benim en güzel şansım.”

Deniz'in kalbi göğsünde hızla çarpmaya başladı.

Kaan biraz geri çekildi ve onun gözlerine baktı.

“İyi ki doğdun, Deniz.”

Ardından alnını onun alnına yasladı.

“İyi ki varsın.”

Deniz gözlerini kapattı.

“İyi ki sen varsın, Kaan.”

Bir süre öylece kaldılar.

Dışarıda gece ilerliyordu. Ev sessizdi. Yatağın karşısındaki duvarda duran kâğıt, odanın hafif ışığında belli belirsiz görünüyordu.

Ama Deniz artık ona bakmak zorunda değildi.

Çünkü yazının kendisine hatırlatmasını istediği şey, tam karşısında duruyordu.

Ve onu seviyordu.

Bir süre sonra Kaan yatağın kenarına oturdu. Deniz ise odanın ortasında durup onu izliyordu.

Kaan başını kaldırdı.

“Ne oldu, güzelim?”

Deniz yavaşça ona yaklaştı.

“Kaan, yanıma gel.”

Kaan kaşını kaldırdı.

“Zaten yanındayım, yavrum.”

Deniz gülümsedi.

“Hayır, yani… Bana biraz yaklaş.”

Kaan hiç itiraz etmeden yerinde doğruldu ve Deniz'e doğru yaklaştı.

“Böyle iyi mi?”

Deniz başını salladı.

“Evet.”

Bir an sessizlik oldu.

Deniz ellerini birbirine kenetledi. Kalbi öyle hızlı atıyordu ki Kaan'ın bile duyabileceğini düşünüyordu.

Kaan onun yüzüne dikkatlice baktı.

“Bir şey mi söyleyeceksin?”

Deniz derin bir nefes aldı.

“Benim de sana bir hediyem var.”

Kaan şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.

“Senin mi?”

Deniz başını salladı.

“Evet.”

Kaan etrafına bakındı.

“Nereden çıktı bu hediye?”

Deniz hafifçe güldü.

“İçimden geldi.”

Kaan'ın yüzünde sıcacık bir gülümseme belirdi.

“Öyle mi? Ver bakalım, güzelim.”

Deniz'in yanakları kızardı.

“Önce gözlerini kapat ve ellerini uzat.”

Kaan şüpheyle ona baktı.

“Beni korkutacak bir şey yapmayacaksın, değil mi?”

Deniz kahkaha attı.

“Hayır, Kaan!”

“Emin misin? Çünkü senin sürprizlerinden korkmaya başladım.”

“Gözlerini kapat!”

Kaan gülerek başını salladı.

“Peki, peki. Emredersiniz, Deniz Bey.”

Gözlerini kapattı ve iki elini Deniz'e doğru uzattı.

Deniz birkaç saniye ona baktı.

Kaan'ın gözleri kapalıydı. Dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme vardı. Ellerini uzatmış, kendisini bekliyordu.

Deniz'in kalbi hızlandı.

Yapabilirsin.

Bu kez korkma.

Yıllarca Kaan'a söylemek istediği şeyleri içinde saklamıştı. Onun yanında olmak, elini tutmak, kendisine gülümsediğinde aynı şekilde karşılık vermek istemişti. Bazen Kaan'ın kendisine bir adım yaklaşması için bütün cesaretini toplamış, sonra son anda vazgeçmişti.

Ama bugün farklıydı.

Bugün Kaan da onu seviyordu.

Bugün aralarında saklanması gereken bir itiraf yoktu.

Deniz yavaşça Kaan'ın ellerini tuttu.

Kaan'ın parmakları onun parmaklarının arasına yerleşti.

“Deniz?”

“Efendim?”

“Bu hediyenin ne olduğunu anlamam biraz zaman alacak galiba.”

Deniz gülümsedi.

“Biraz daha bekle.”

Kaan başını hafifçe yana eğdi.

“Peki, meleğim.”

Deniz bir adım yaklaştı.

Sonra bütün cesaretini toplayarak Kaan'ın ellerini hafifçe sıktı ve yüzünü ona doğru eğdi.

Dudaklarını Kaan'ın dudaklarına usulca dokundurdu.

Kaan'ın gözleri şaşkınlıkla açıldı.

Bir an boyunca hareket edemedi.

Deniz onu öpmüştü.

Kendi isteğiyle.

Hiçbir yere takılmamış, sendelememiş, düşmemişlerdi. Aralarında kazara gerçekleşen bir yakınlık yoktu.

Deniz, Kaan'ı sevdiği için onu öpmüştü.

Kaan'ın gözleri Deniz'in gözlerine kilitlendi.

Deniz de bir an geri çekilerek onun yüzüne baktı. Yanakları kıpkırmızıydı ama ellerini bırakmadı.

“İyi ki varsın, aşk adam,” diye fısıldadı.

Kaan'ın yüzündeki şaşkınlık yavaş yavaş yerini tarifsiz bir mutluluğa bıraktı.

Dudaklarının kenarı kıvrıldı.

“Bu mu benim hediyem?”

Deniz mahcup bir şekilde başını salladı.

“Beğenmedin mi?”

Kaan'ın gülümsemesi büyüdü.

“Deniz, hayatımda aldığım en güzel hediye olabilir.”

Deniz'in yüzü aydınlandı.

“Gerçekten mi?”

Kaan onun ellerini bırakmadan başını salladı.

“Gerçekten, güzelim.”

Sonra biraz yaklaşıp alnını Deniz'in alnına yasladı.

“Ama bir sorun var.”

Deniz'in gülümsemesi bir anda kayboldu.

“Ne sorunu?”

Kaan gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

“Bundan sonra doğum günlerinde senden hediye bekleyeceğim.”

Deniz bir an ona baktı.

Ardından kahkahayı bastı.

“Kaan Demir!”

Kaan da gülmeye başladı.

Deniz elini onun omzuna koydu.

“Sen gerçekten hiç değişmeyeceksin!”

Kaan'ın gülümsemesi yumuşadı.

“Belki de değişmek istemiyorum. En azından senin yanındayken.”

Deniz ona baktı.

Kaan devam etti.

“Senin yanında kendim olabiliyorum, güzelim. Şaka yapabiliyorum, saçmalayabiliyorum, korkabiliyorum… Ve bunların hiçbirini saklamak zorunda hissetmiyorum.”

Deniz'in gözleri yumuşadı.

“Ben de senin yanında kendim olabiliyorum.”

Kaan elini kaldırıp Deniz'in yanağına dokundu.

“Öyleyse bana bir şey daha verir misin?”

Deniz merakla baktı.

“Ne?”

Kaan hafifçe gülümsedi.

“Bir öpücük daha.”

Deniz'in yüzü yeniden kızardı.

“Kaan…”

“Ne var, yavrum? Hediyeni çok beğendim.”

Deniz başını iki yana salladı ama gülümsemesini saklayamadı.

Sonra Kaan'ın omuzlarına doğru eğildi ve kollarını boynuna doladı.

Kaan da onu belinden tutarak kendisine yaklaştırdı.

Deniz bu kez hiç tereddüt etmedi.

Dudakları yeniden buluştu.

Öpücükleri yumuşak ve kısa sürdü. Ardından birbirlerinden ayrıldıklarında Deniz'in yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

Kaan ise ona bakarken sanki dünyanın bütün güzel şeyleri bir anda karşısına çıkmış gibi hissediyordu.

Deniz'in kendisine böyle yaklaşması…

Onu kendi isteğiyle öpmesi…

Ve bütün bunların bir zamanlar yalnızca hayal ettiği şeyler olması…

Kaan'ın kalbi sevinçle doldu.

Deniz başını onun omzuna yasladı.

“Seni seviyorum, aşk adam.”

Kaan hiç düşünmeden cevap verdi.

“Ben de seni seviyorum, güzelim.”

Sonra onu kollarının arasına alıp biraz daha sıkı sarıldı.

Ve ikisi de o anın biraz daha uzun sürmesini istedi.

Çünkü bazen insan, mutluluğun içindeyken bile zamanın durmasını isterdi.

Sırf sevdiği kişi yanından ayrılmasın diye.

Bir süre sonra Deniz esnedi.

Kaan hemen ona baktı.

“Uykun mu geldi, güzelim?”

Deniz başını salladı.

“Biraz.”

Kaan gülümsedi.

“Bugün çok yoruldun.”

“Sen de yoruldun.”

“Ben iyiyim.”

Deniz gözlerini kıstı.

“Kaan.”

“Efendim?”

“Sen de uyumalısın.”

Kaan iç çekerek başını salladı.

“Peki, meleğim. Ama önce son bir şey.”

Deniz şüpheyle ona baktı.

“Ne?”

Kaan eğilip Deniz'in alnına bir öpücük kondurdu.

“İyi geceler öpücüğü.”

Deniz gülümsedi.

“Bu son muydu?”

Kaan bir an durdu.

Sonra yüzüne yaramaz bir ifade yerleşti.

“Bugünlük.”

Deniz kahkaha attı.

“İyi, çünkü gerçekten uyumamız lazım.”

Kaan ayağa kalkıp ışığı biraz kıstı. Deniz de yatağa geçti ve yorganı düzeltti.

Kaan'ın üzerinde yalnızca şortu vardı. Günün telaşından sonra rahatlamış, saçları iyice dağılmıştı.

Deniz onu görünce gülümsedi.

“Ne oldu?” diye sordu Kaan.

“Hiç.”

Kaan kaşını kaldırdı.

“Yine mi?”

Deniz gülerek başını salladı.

Kaan yatağa uzandı ve kollarını açtı.

“Gel buraya, güzelim.”

Deniz hiç düşünmeden yanına sokuldu.

Kaan bir kolunu Deniz'in omuzlarına doladı, diğer elini de sırtına yerleştirdi. Deniz başını onun göğsüne yasladı. Yorganı ikisinin üzerine çektiğinde odanın içindeki serinlik yavaş yavaş kayboldu.

Bir süre sessizce yattılar.

Deniz, Kaan'ın kalp atışlarını dinliyordu.

Her atışta göğsü hafifçe yükselip alçalıyor, Deniz'in yanağına yumuşak bir hareketle dokunuyordu.

Kaan saçlarını okşarken gülümsedi.

“Bak bakalım, bu küçük yaramaz bile sana şarkılar söylüyor.”

Deniz başını kaldırıp ona baktı.

“Gerçekten mi?”

Kaan ciddiyetle başını salladı.

“Tabii. Hem de hiç susmuyor.”

Deniz gülümsedi.

“Ne söylüyormuş peki?”

Kaan bir an düşündü.

“Onu senin yanında tutan şarkıyı.”

Deniz'in yüzündeki gülümseme yavaşladı.

“Bana mı söylüyor?”

Kaan onun alnına bir öpücük kondurdu.

“Başka kime söyleyecek, güzelim?”

Deniz yeniden başını Kaan'ın göğsüne yasladı.

Sonra elini yavaşça onun kalbinin üzerine koydu.

Kalp atışlarını hissedebiliyordu.

Kendisi için atan bir kalp…

Bir zamanlar yalnızca hayalini kurduğu adamın kalbi…

Deniz başını hafifçe kaldırdı ve Kaan'ın kalbinin olduğu yeri nazikçe öptü.

Ardından fısıldadı:

“Ne güzelmiş.”

Kaan aşağıya baktı.

“Güzel olan şey ne, yavrum?”

Deniz'in sesi yumuşacıktı.

“Benim için atan bir kalbi dinleyerek uyumak.”

Kaan'ın yüzündeki gülümseme bir anda değişti.

Deniz'in sözleri kalbinin tam ortasına dokunmuştu.

Kaan, hayatının büyük bir bölümünü yalnızlıkla geçirmişti. İnsanların gelip gittiğini görmüş, kendisine ait olmayan odalarda uyumuş, bir gün bir yere alışsa bile orada kalamayabileceğini düşünmüştü.

Birinin kendisini bu kadar sevmesini, kalbinin sesini dinleyerek uyumak istemesini hiç hayal etmemişti.

Şimdi ise Deniz kollarının arasındaydı.

Ve Kaan, hayatında ilk kez birinin kendisini böyle sevmesine şaşırırken aynı zamanda bu sevgiyi hak ettiğini de hissetmeye başlıyordu.

Deniz'e biraz daha yaklaştı.

“Biliyor musun, güzelim?”

“Efendim?”

Kaan elini onun saçlarının arasından geçirdi.

“Bu kalbin böyle atmasının sebebi sensin.”

Deniz başını kaldırdı.

Kaan gözlerinin içine baktı.

“Sen yanımdayken daha hızlı atıyor. Sen gülünce ben de gülüyorum. Sen üzülünce içim daralıyor. Bazen bir şey anlatıyorsun, ben yalnızca sesini dinliyorum. Ne söylediğini bile anlamadığım oluyor.”

Deniz güldü.

“Kaan!”

Kaan da güldü.

“Ne yapayım? Sesin güzel.”

Deniz'in yanakları kızardı.

Kaan devam etti.

“Bazen hiçbir şey söylemiyorsun. Ama yine de yanımda olmanı istiyorum. Çünkü senin yanında her şeyi açıklamak zorunda değilim. Bazen yalnızca burada olman yetiyor.”

Deniz'in gözleri doldu.

Kaan başparmağıyla yanağını okşadı.

“Sen benim hayatıma girdiğinden beri bazı şeyler değişti, güzelim. Eskiden eve geldiğimde yalnızca dinlenmek isterdim. Şimdi eve geldiğimde seni görmek istiyorum. Bir şey olduğunda sana anlatmak istiyorum. Güzel bir şey yaşadığımda ilk seninle paylaşmak istiyorum.”

Kısa bir süre durdu.

“Ve artık her sabah uyandığımda seni yanımda görmeyi istiyorum.”

Deniz'in gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

Kaan hemen başparmağıyla o yaşı sildi.

“Hey, güzelim. Ağlıyor musun?”

Deniz gülümsedi.

“Hayır.”

Kaan kaşını kaldırdı.

“Deniz.”

“Mutluluktan.”

Kaan'ın yüzündeki ifade yumuşadı.

“Öyleyse ağlayabilirsin.”

Deniz hafifçe güldü.

Kaan onu yeniden göğsüne çekti.

“Ben buradayım, meleğim.”

Deniz gözlerini kapattı.

“Biliyorum.”

Kaan saçlarını okşamaya devam etti.

“Ve seni seviyorum.”

Deniz'in yüzünde huzurlu bir gülümseme belirdi.

“Ben de seni seviyorum.”

Bir süre sonra Deniz'in nefesi yavaşlamaya başladı. Parmakları Kaan'ın belinim kenarından tutuyor, başı göğsüne yaslanmış hâlde duruyordu.

Kaan onun saçlarıyla oynamayı sürdürdü.

Deniz'in uykuya dalmasını izlemek, Kaan'ın en sevdiği şeylerden biri olmaya başlamıştı.

Deniz uyurken yüzündeki bütün endişeler kayboluyordu. Kaşları gevşiyor, dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme kalıyordu.

Kaan başını eğip saçlarına hafifçe bir öpücük kondurdu.

“İyi geceler, güzelim.”

Deniz gözlerini açmadan mırıldandı.

“İyi geceler, aşk adam.”

Kaan gülümsedi.

“Rüyanda beni gör.”

Deniz uykulu bir sesle cevap verdi.

“Zaten yanımdasın…”

Kaan kahkaha atmamak için dudaklarını birbirine bastırdı.

“Doğru diyorsun.”

Deniz biraz daha sokuldu.

Kaan kollarını onun etrafında kapattı.

Ve sonunda gözlerini kapattı.

İkisi de çok mutluydu.

Kaan'ın kalbi Deniz için atıyordu.

Deniz, sevdiği adamın kalbinin üzerinde huzurla uyuyordu.

O gece, dünya onların dışında dönmeye devam ederken ikisi kendi küçük dünyalarında birbirlerine sarılmıştı.

Ama bazen mutluluklar uzun sürmezdi, değil mi?

Bazen insanın en huzurlu gecesinin ardından, bütün hayatını değiştirebilecek bir sabah gelirdi.

Sabahın ilk ışıkları perdelerin arasından süzülürken odanın sessizliğini bir telefon sesi bozdu.

Deniz, Kaan'ın kollarının arasında kıpırdandı.

Telefon yeniden çaldı.

Deniz gözlerini açmaya çalıştı. Uykusu hâlâ üzerindeydi. Başını biraz kaldırınca Kaan'ın göğsüne yaslanmış olduğunu fark etti.

Kaan'ın kolu beline dolanmıştı. Yüzü Deniz'in saçlarına yakındı ve nefesi düzenliydi.

Deniz gülümsedi.

Biraz daha uyusam…

Telefon üçüncü kez çaldığında Deniz iç çekti.

“Kim bu sabah sabah?”

Kaan uykulu bir sesle mırıldandı.

“Kimseye açma.”

Deniz gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

“Ya önemli bir şeyse?”

“Önemliyse sonra arasın.”

Telefon yeniden çaldı.

Deniz ekrana baktı.

Ece arıyordu.

“Ece bu saatte arıyorsa kesin bir şey olmuştur.”

Kaan gözlerini açmadan onu kendisine biraz daha çekti.

“Beş dakika daha, güzelim.”

Deniz'in kalbi hızlandı.

“Kaan, telefon…”

“Telefon beklesin.”

Deniz gülümsedi ama sonunda telefonu açtı.

“Efendim, Ece?”

Telefonun diğer ucundan Ece'nin sesi geldi.

“Günaydın, sarışın!”

Deniz uykulu bir sesle cevap verdi.

“Günaydın…”

Ece birkaç saniye sustu.

Ardından sordu:

“Uyandırdım mı?”

Deniz gözlerini kapattı.

“Hayır, zaten uyanıktım.”

Kaan'ın göğsünden hafif bir kahkaha sesi geldi.

Deniz hemen başını kaldırıp ona baktı.

Kaan gözlerini açmış, sırıtarak kendisini izliyordu.

Deniz dudaklarını sessizce oynattı.

Sus!

Kaan omuz silkti.

Deniz yeniden telefona döndü.

“Ece, bir şey mi oldu?”

Ece'nin sesi değişti.

“Knk, sana kötü mü, iyi mi bilmiyorum ama bir haberim var.”

Deniz'in gülümsemesi yavaşça kayboldu.

“Nedir?”

Ece bir süre sustu.

Sonra konuştu.

“Neredeyse bütün okul seninle Kaan'ı biliyor.”

Deniz olduğu yerde dondu.

Birkaç saniye boyunca duyduğu cümleyi anlamlandırmaya çalıştı.

“Ne?”

Ece derin bir nefes aldı.

“Deniz, yanlış anlama. Ben de sabah gördüm. Sana şimdi haber vermek istedim.”

Deniz doğrulmaya çalıştı ama hâlâ Kaan'ın kollarının arasındaydı. Kaan, onun yüzündeki değişimi fark edince gülümsemesini sildi.

Deniz'in sesi titredi.

“Nasıl yani, Ece? Ne demek bütün okul biliyor?”

Ece cevap vermeden önce kısa bir sessizlik oldu.

“Bir video paylaşılmış.”

Deniz'in kalbi hızlandı.

“Ne videosu?”

Ece'nin sesi bu kez daha yumuşaktı.

“Dün akşamki.”

Deniz'in yüzündeki renk çekildi.

“Dünkü… doğum günü mü?”

“Evet.”

Deniz bir an nefes almayı unuttuğunu hissetti.

Ece devam etti.

“Birisi Kaan'ın sana aşkını ilan ettiği anı videoya almış. Şarkı söylediği, sana seni sevdiğini söylediği… Her şey var, Deniz.”

Deniz'in eli telefonu daha sıkı kavradı.

“Ne?”

“Videoyu sana gönderiyorum. Kendin bak.”

Telefonuna bir bildirim geldi.

Ece bir bağlantı göndermişti.

Deniz'in parmakları titreyerek ekrana uzandı. Bağlantıya tıkladığında okulun itiraf sayfası açıldı.

Ekranda bir video vardı.

Dün akşamdan…

Kaan'ın elinde gitarla durduğu an.

Deniz'in karşısına geçip gözlerinin içine baktığı an.

Şarkıyı söylediği an.

Ve ardından, herkesin önünde Deniz'i sevdiğini söylediği o birkaç saniye…

Deniz'in nefesi kesildi.

Video devam ediyordu.

Kaan'ın Deniz'e sarılışı…

Deniz'in ona sarılarak karşılık vermesi…

Ve ikisinin birbirlerine baktıkları o an.

Altında onlarca yorum vardı.

Deniz yorumları okumaya cesaret edemedi.

Yalnızca ekrana baktı.

Dün geceye kadar o an, onun için dünyanın en güzel anısıydı.

Kaan'ın kendisini sevdiğini bütün dünyaya duyurduğu, yıllardır içinde sakladığı umudun gerçeğe dönüştüğü andı.

Ama şimdi…

O an, tanımadığı insanların telefonlarında dolaşıyordu.

Deniz'in boğazı düğümlendi.

“Ece…”

Sesi o kadar kısık çıkmıştı ki Ece onu zor duydu.

“Buradayım, knk.”

Deniz gözlerini ekrandan ayıramıyordu.

“Bunu… herkes mi gördü?”

Ece bir süre cevap vermedi.

Sonra dürüstçe konuştu.

“Bilmiyorum. Ama çok kişi paylaşmış.”

Deniz'in kalbi göğsünde hızla çarpmaya başladı.

Dün gece Kaan'ın kollarında uyurken kendisini dünyanın en güvende insanı gibi hissetmişti.

Şimdi ise o güvenin dışındaki dünyayı düşünüyordu.

Okuldaki insanların yüzlerini…

Koridorlarda karşılaşacağı bakışları…

Fısıldaşmaları…

Ve belki de kendisine soracakları soruları…

Ya bize gülerlerse?

Ya Kaan'a kötü davranırlarsa?

Ya herkesin önünde yaşadığımız bu şey, hayatımızı değiştirirse?

Deniz'in gözleri doldu.

Kaan bunu fark etmişti.

Sessizce doğrulup Deniz'in omzuna dokundu.

“Güzelim?”

Deniz cevap vermedi.

Kaan telefon ekranına baktı.

Videoyu gördüğü anda yüzündeki bütün ifade değişti.

Bir süre ekrana baktı.

Ardından Deniz'e döndü.

“Bu ne?”

Deniz'in dudakları aralandı ama ses çıkmadı.

Sonunda yalnızca telefonu Kaan'a uzattı.

Kaan videoyu izlemeye başladı.

Önce kendi yüzünü gördü.

Sonra Deniz'in yüzünü.

Şarkıyı söylerken hissettiklerini yeniden hatırladı. O an kimsenin ne düşündüğünü umursamamıştı. Yalnızca Deniz'in kendisini duymasını, kendisine inanmasını ve onu ne kadar sevdiğini bilmesini istemişti.

Ama şimdi bir yabancı, onların en özel anlarından birini izinsizce kaydetmiş ve herkesin görebileceği bir yere koymuştu.

Kaan'ın çenesi sıkıldı.

Video bittiğinde telefonu Deniz'e geri verdi.

Deniz gözlerini ondan kaçırdı.

“Özür dilerim…”

Kaan şaşkınlıkla ona baktı.

“Ne için özür diliyorsun, güzelim?”

Deniz'in sesi titredi.

“Bilmiyorum.”

Bir an durdu.

“Belki de… Dün gece çok mutlu olduğum için.”

Kaan'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.

Deniz başını eğdi.

“Seninle birlikte olduğum için pişman değilim, Kaan. Seni sevdiğim için de değil. Ama herkesin bunu bilmesi…”

Sözleri yarım kaldı.

Kaan elini uzatıp Deniz'in çenesine hafifçe dokundu. Başını nazikçe kaldırarak gözlerinin içine bakmasını sağladı.

“Deniz.”

Deniz ona baktı.

Kaan'ın sesi sakindi.

“Bana bak, güzelim. Dün gece bana seni sevdiğini söyledin. Ben de sana seni sevdiğimi söyledim. O an gerçekti. Şimdi birisi video paylaştı diye değişmeyecek.”

Deniz'in gözleri doldu.

“Ama ya herkes…”

Kaan onun elini tuttu.

“Önce ne olacağını bilelim, olur mu? Henüz kimsenin ne söyleyeceğini bilmiyoruz.”

Deniz başını hafifçe salladı.

Kaan parmaklarını onun parmaklarının arasına geçirdi.

“Ve şunu unutma. O videoyu biz paylaşmadık. O anı kiminle paylaşacağımıza karar verme hakkımız vardı. Birinin bunu izinsizce yapması, bizim yanlış bir şey yaptığımız anlamına gelmiyor.”

Deniz'in gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

Kaan hemen başparmağıyla yanağını sildi.

“Ben buradayım, meleğim.”

Deniz ona sarıldı.

Kaan da kollarını onun etrafında kapattı.

Fakat Deniz'in aklındaki sorular susmuyordu.

Çünkü bir yanıyla Kaan'ın söylediklerine inanmak istiyor, diğer yanıyla okulda karşılaşabilecekleri şeylerden korkuyordu.

Kaan'ın sevgisini biliyordu.

Ama dünyanın bu sevgiyi nasıl karşılayacağını bilmiyordu.

Ve bazen insan, henüz yaşanmamış şeylerden korkarken zihninde yüzlerce ihtimal yaratırdı.

Gerçek olanla hayal edilen birbirine karışır, korkular büyüdükçe her şey daha karanlık görünürdü.

Deniz gözlerini kapatıp Kaan'a biraz daha sıkı sarıldı.

Kaan onun saçlarını okşadı.

Dışarıda sabah çoktan başlamıştı.

Telefonun ekranında ise video hâlâ duruyordu.

Altındaki yorumlar çoğalıyor, bağlantı başka insanlara ulaşıyordu.

Ve Kaan'la Deniz, bir gece önce yalnızca birbirlerine ait olduğunu düşündükleri o güzel anının artık başkalarının da gözleri önünde olduğunu yeni yeni anlamaya başlıyordu.

Bazen insanın en büyük korkusu, sevdiği kişinin kendisini bırakması değildir. Bazen, dünyadaki herkesin onların sevgisini görmesi ve buna ne diyeceğini bilememektir.