Kaan sabah uyandığında ilk fark ettiği şey, elinin hâlâ Deniz’in elini sıkıca tuttuğuydu.
Başını yavaşça çevirdi.
Deniz, yanında bir bebek gibi uyuyordu. Sarı saçları alnına dağılmış, yüzü huzurla gevşemişti. Mavi gözleri kapalıydı; dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme vardı.
Kaan bir süre onu izledi.
Ne kadar güzelsin, güzelim…
Deniz’i böyle izleyerek günlerini geçirebilirdi. Hatta dünya dursa, kimse onları rahatsız etmese, Kaan buna itiraz bile etmezdi.
Ama bugün olmazdı.
Çünkü bugün büyük gündü.
Kaan, Deniz’in elini dikkatlice bıraktı. Yataktan kalkıp odadan çıktı ve telefonunu eline aldı. Rehberinden Ece’yi bulup aradı.
Telefon birkaç kez çaldıktan sonra açıldı.
“Efendim, Kaan?”
Kaan doğrudan konuya girdi.
“Ece, bugün Deniz’i evden çıkarman lazım.”
Ece’nin sesi şüpheyle doldu.
“Neden?”
“Evi süsleyeceğim, pasta yapacağım… Bir de şarkıyı bugün ona söyleyeceğim.”
Telefonun diğer ucunda birkaç saniyelik sessizlik oldu.
Ardından Ece’nin sesi yükseldi.
“BİR DAKİKA! CİDDİ MİSİN SEN?!”
Kaan telefonu kulağından biraz uzaklaştırdı.
“Ece, bağırma. Sabah sabah kafamı şişirme.”
“Sen bana sabah sabah Deniz’e şarkı söyleyeceğini söylüyorsun, bir de bağırmamamı mı bekliyorsun?!”
Kaan istemsizce güldü.
“Evet, ciddiyim.”
Ece’nin sesi bu kez heyecanla yumuşadı.
“Tamam! Bana otuz dakika ver. Deniz’i kaçırıyorum.”
“Kaçırmak derken, başına bir iş açma.”
“Merak etme. Ben hallederim.”
Kaan gülümsedi.
“Teşekkür ederim, Ece.”
“Bana teşekkür etme. Şarkıyı bitir, sonra konuşuruz!”
Ece telefonu kapattığında Kaan birkaç saniye ekrana baktı. Ardından derin bir nefes aldı.
Bugün Deniz’in doğum günüydü.
Ve Kaan, hayatında ilk kez birine hislerini yalnızca söylemekle kalmayacak, ona bütün kalbiyle gösterecekti.
Kaan yeniden odaya döndüğünde Deniz hâlâ uyuyordu.
Yatağın kenarına oturup saçlarını hafifçe okşadı.
“Güzelim, uyan bakalım.”
Deniz kıpırdandı ama gözlerini açmadı.
“Beş dakika daha…”
Kaan gülümsedi.
“Olmaz, yavrum. Kalkman lazım.”
Deniz gözlerini araladı. Kaan’ı görünce yüzünde uykulu bir gülümseme belirdi.
“Günaydın.”
“Günaydın, mavi gözlüm.”
Deniz’in yüzü anında kızardı.
“Kaan…”
“Efendim?”
“Sabah sabah başlama.”
Kaan kahkaha attı.
“Daha yeni uyandın, hemen bana kızmaya başladın.”
“Çünkü sen durmuyorsun!”
“Peki, tamam. Kalk da kahvaltı yapalım.”
Kaan, Deniz’in yataktan kalkmasına yardım etti. Ardından onu mutfağa götürüp kahvaltı hazırladı. Masaya biraz patates, yumurta ve ekmek koydu.
Deniz sandalyeye otururken tabağına baktı.
“Bunların hepsini sen mi yaptın?”
Kaan kaşını kaldırdı.
“Hayır, mutfakta gizli bir aşçı var. Ben de onun yardımcısıyım.”
Deniz güldü.
“Çok komiksin.”
“Biliyorum, güzelim.”
Deniz başını eğerek kahvaltısına devam etti. Kaan ise onun her lokmasını yemesini bekledi. Bazen tabağına biraz daha patates koydu, bazen de çayını tazeledi.
Deniz bu ilgiyi fark ediyordu.
Kaan’ın son zamanlarda kendisine karşı daha açık davranması, ona güzel sözler söylemesi, durup dururken sarılması… Bütün bunlar Deniz’in kalbini mutlulukla dolduruyordu.
Ama bugün Kaan’ın bu kadar heyecanlı olmasının nedenini bilmiyordu.
Kahvaltı bittikten sonra Kaan tabakları toplamaya başladı.
Tam o sırada Deniz’in telefonu çaldı.
Ekranda Ece’nin adı belirdi.
Deniz telefonu açtı.
“Efendim, Ece?”
“Deniz! Yardımına ihtiyacım var. Hemen bizim kafeye gel.”
Deniz kaşlarını çattı.
“Ne oldu? Bir şey mi var?”
“Var tabii! Ama telefonda anlatamam. Gelince anlarsın.”
Deniz ayağa kalktı.
“Tamam, Kaan’la geliyoruz.”
“Hayır, sen tek gel. İşim seninle.”
Deniz şaşırdı.
“Tek mi?”
“Evet, tek! Hadi ama, bekliyorum!”
Ece telefonu kapattı.
Deniz birkaç saniye ekrana baktıktan sonra omuz silkti. Ardından Kaan’ın yanına gitti.
“Ben Ece’nin yanına gidiyorum. İki saate gelirim.”
Kaan başını kaldırdı.
“Tamam, canım. Keyfine bak.”
Deniz ona dikkatle baktı.
Kaan her zamanki gibi gülümsüyordu ama sanki bir şey saklıyordu.
“Sen iyi misin?”
Kaan hiç düşünmeden cevap verdi.
“Sen yanımdayken iyiyim, güzelim.”
Deniz’in yanakları kızardı.
“Yine başladın…”
Kaan güldü.
“Git hazırlan bakalım.”
Deniz odasına girdi, üzerini değiştirdi ve saçlarını düzeltti. Çantasını alıp kapıya yöneldi.
Tam kapıyı açacakken arkasından ayak sesleri duydu.
Kaan yanına gelmişti.
Deniz dönmeye fırsat bulamadan Kaan kollarını beline doladı ve onu kendine çekti.
Deniz’in gözleri büyüdü.
“Kaan?”
Kaan çenesini hafifçe Deniz’in omzuna yasladı.
“Dikkatli ol, tamam mı?”
Deniz’in yüzüne sıcak bir gülümseme yayıldı. Kollarını Kaan’ın ellerinin üzerine koydu.
“Tamam.”
Kaan onu biraz daha tuttu.
Sonra usulca bıraktı.
“Görüşürüz, yavrum.”
Deniz kapıdan çıkarken arkasına son bir kez baktı.
“Görüşürüz, Kaan.”
Kapı kapandığında Kaan birkaç saniye olduğu yerde durdu.
Ardından yüzünde kocaman bir gülümsemeyle telefonunu eline aldı.
“Tamam,” diye mırıldandı. “Başlıyoruz.”
Deniz’in evden çıktığından emin olan Kaan, hemen hazırlanıp alışveriş merkezine gitti.
Balonlar, renkli süsler, kurabiye malzemeleri, pasta için krema, çilekler ve daha birçok şey aldı. Alışveriş sepeti doldukça aklında yapacaklarının listesi de uzuyordu.
Eve döndüğünde poşetleri mutfağa taşıdı ve vakit kaybetmeden işe koyuldu.
Önce salonu süsledi.
Balonları şişirip duvarlara yerleştirdi. Bazılarını tavana astı, bazılarını da masanın çevresine bıraktı. Masanın üzerine küçük ışıklar yerleştirdi.
Sonra eline büyükçe bir kâğıt aldı.
Bir süre düşündü.
Ardından siyah kalemle kocaman harfler yazdı:
“EVİNE HOŞ GELDİN, GÜZELİM. İYİ Kİ DOĞDUN!”
Kâğıdı salonun en görünür yerine astı.
Bir adım geriye çekilip yazıya baktı.
Gülümsedi.
“Umarım beğenirsin, mavi gözlüm.”
Sonra mutfağa döndü.
Kurabiye hamurunu hazırlamak kolay olacaktı diye düşünmüştü.
Yanılmıştı.
Unun bir kısmı tezgâha, bir kısmı yere, küçük bir kısmı da Kaan’ın siyah tişörtüne döküldü.
Kaan tişörtüne baktı.
“Harika. Daha başlamadan una bulandım.”
Hamuru toparladıktan sonra kalp şeklindeki kalıplarla kurabiyeleri hazırladı. Tepsiye dizip fırına verdi.
Ardından pastaya geçti.
Keki hazırladı, kremasını çırptı ve çilekleri dikkatlice doğradı. Pastanın katlarını birleştirirken birkaç kez elini kremaya buladı. Sonunda ortaya tam istediği gibi bir pasta çıktı.
Üzerini çileklerle süsledi.
Bir süre pastayı izledi.
Sonra kendi kendine başını salladı.
“Bunu görünce kesin gülecek.”
Pastayı buzdolabına yerleştirdi. Kurabiyeler pişince onları da soğumaya bıraktı.
Saatler geçmişti.
Kaan’ın ayakları ağrıyor, omuzları yoruluyordu. Ama bütün bunlar umurunda değildi.
Çünkü yaptığı her şeyin sonunda Deniz’in yüzündeki mutluluğu görecekti.
Ve Kaan için buna değmeyecek hiçbir yorgunluk yoktu.
İşlerini bitirdikten sonra gitarını çıkardı. Tellerini kontrol etti, akordunu yaptı ve şarkıyı bir kez daha baştan sona çaldı.
Bu kez son satırda durmadı.
“Deniz’ine âşık oldum…”
Sesi odada yankılandı.
Kaan gözlerini kapattı.
Artık hazırdı.
Telefonunu alıp arkadaşlarına mesaj attı. Emre’ye, Umut’a ve Deniz’in okuldan birkaç yakın arkadaşına haber verdi.
Sonra duş aldı, temiz kıyafetlerini giydi ve salona dönüp son kez etrafı kontrol etti.
Her şey hazırdı.
Şimdi tek eksik Deniz’di.
Deniz, kafeye vardığında Ece onu kapıda karşıladı.
“Sonunda geldin!”
Deniz etrafına baktı.
“Ne oldu? Neden bu kadar acil çağırdın?”
Ece koluna girdi.
“Önce oturalım. Sana bir şey anlatacağım.”
İkisi köşedeki masaya oturdu. Ece bir şeyler sipariş ettikten sonra Deniz’e döndü.
“Peki, Kaan’la aranız nasıl?”
Deniz’in yüzünde hemen bir gülümseme belirdi.
“İyi.”
Ece gözlerini kıstı.
“Yalnızca iyi mi?”
Deniz başını eğdi.
“Çok iyi.”
Ece sırıttı.
“Anlaşıldı.”
Deniz kahvesinden bir yudum aldı.
“Bugün biraz garip davranıyor.”
“Nasıl yani?”
“Bilmiyorum. Bir şey saklıyor gibi. Sabah beni uğurlarken sarıldı, dikkatli olmamı söyledi. Sonra da durmadan güzelim, yavrum falan diyor.”
Ece gülmemek için dudağını ısırdı.
“Ne kötü bir durum.”
Deniz ona peçete fırlatacak gibi baktı.
“Ece!”
“Tamam, tamam. Peki sen ne hissediyorsun?”
Deniz’in yüzündeki gülümseme yumuşadı.
“Mutluyum. Onun yanında olmak bana iyi geliyor.”
Bir an durdu.
“Bazen hâlâ inanamıyorum. Yıllarca onu sevdim ve bir gün benimle aynı evde yaşayacağını, bana böyle sarılacağını hiç düşünmemiştim.”
Ece arkadaşının elini tuttu.
“Bazen güzel şeyler de insanın başına gelir, Deniz.”
Deniz başını salladı.
“Biliyorum.”
Bir süre daha sohbet ettiler. Deniz, Kaan’ın son zamanlarda gitarıyla daha çok vakit geçirdiğini anlattı. Ece ise konuyu değiştirmeye çalışarak kahve ve tatlı siparişlerini uzattı.
Deniz’in aklında bir soru vardı.
“Kaan bugün ne yapıyor acaba?”
Ece masum bir ifadeyle omuz silkti.
“Bilmem. Belki evde dinleniyordur.”
Oysa Ece, Kaan’ın sabahki hâlini hatırladıkça gülümsemesini zor tutuyordu.
Deniz’in hiçbir şeyden haberi yoktu.
Ve sürprizin bozulmasına hiç niyeti yoktu.
Kaan, evin son kontrollerini yaptıktan sonra kapı zili çaldı.
İlk gelen Emre’ydi.
Kapı açılır açılmaz içeri baktı ve bir süre konuşamadı.
“Vay be, yaşlı kurt. Sen bütün bunları kendin mi yaptın?”
Kaan gururla kollarını kavuşturdu.
“Ne sandın?”
Emre masadaki kalp şeklindeki kurabiyelere baktı.
“Ben seni en fazla marketten pasta alırken hayal ediyordum.”
Kaan gözlerini devirdi.
“Beğenmiyorsan yiyemezsin.”
Emre hemen bir kurabiye aldı.
“Ben hiçbir şey söylemedim.”
Kaan güldü.
Ardından Umut ve Deniz’in okuldan birkaç yakın arkadaşı geldi. Herkes süslemelere hayran kalmıştı. Birkaç kişi pastanın fotoğrafını çekti, bazıları da Kaan’a yardım ederek masayı hazırladı.
Emre, Kaan’ın gitarını koltuğun yanında görünce ona yaklaştı.
“Hazır mısın?”
Kaan gitarına baktı.
“Değilim.”
Emre kaşını kaldırdı.
“Nasıl yani?”
Kaan derin bir nefes aldı.
“Şarkıyı söylemeye hazırım. Ama Deniz’in yüzüne bakınca ne yapacağımı bilmiyorum.”
Emre’nin yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
“Senin gibi birinin bunu söyleyeceğini hiç düşünmezdim.”
Kaan ona ters ters baktı.
“Dalga geçme.”
“Geçmiyorum.”
Emre bir an durdu.
“Onu seviyorsun, değil mi?”
Kaan’ın bakışları yumuşadı.
“Evet.”
Bu kez tereddüt etmemişti.
Emre başını salladı.
“O zaman söyle. Gerisini birlikte halledersiniz.”
Kaan arkadaşına baktı.
“Teşekkür ederim.”
Emre omzuna hafifçe vurdu.
“Bana teşekkür etme. Mutlu ol yeter.”
Sözleri içtendi.
Yine de içinde küçük bir sızı vardı. Kaan’ın hayatında kendisine ait sandığı yerin artık değiştiğini biliyordu. Ama bu, Deniz’den nefret ettiği anlamına gelmiyordu.
Emre yalnızca en yakın arkadaşını kaybetmekten korkuyordu.
Belki de zamanla, Kaan’ın kalbinde başka birinin bulunmasının kendi yerini tamamen silmediğini öğrenecekti.
Saat ilerledikçe Kaan’ın heyecanı arttı.
Telefonunu eline aldı ve Deniz’i aradı.
Deniz hemen açtı.
“Efendim, Kaan?”
Kaan gülümseyerek konuştu.
“Yavrum, nerede kaldın?”
Deniz’in yüzü kızardı. Ece, karşısında oturmuş onu izliyordu.
“Kaan! Ece’ye kıyafet seçmeye çalıştık. Bir şey beğenmiyor bu deli kız!”
Ece itiraz etti.
“Çünkü senin seçtiklerin de hiç güzel değil!”
Deniz telefonu biraz uzaklaştırdı.
“Bak, yine başladı!”
Kaan kahkaha attı.
“Tamam, tamam. Siz gelin de kavganıza evde devam edersiniz.”
Deniz gülümsedi.
“Yoldayız zaten.”
“Tamam, güzelim. Bekliyorum.”
Telefon kapandı.
Kaan hemen arkadaşlarına döndü.
“Geliyorlar!”
Herkes yerini aldı. Işıklar kapatıldı. Salonda yalnızca küçük süs ışıkları kalmıştı.
Kaan gitarının yanına geçti.
Kalbi hızlı atıyordu.
Birazdan Deniz kapıdan içeri girecekti.
Ve Kaan, hayatında ilk kez ona söylemek istediği şeyi saklamayacaktı.
Kapının kilidi döndü.
Deniz içeri girdiğinde evin karanlık olduğunu fark etti.
“ Kaan?”
Cevap gelmedi.
Ece arkasından içeri girip kapıyı kapattı.
Deniz kaşlarını çattı.
“Ne oluyor?”
Tam o sırada ışıklar yandı.
“İYİ Kİ DOĞDUN, DENİZ!”
Herkes aynı anda bağırdı.
Deniz olduğu yerde kaldı.
Salon balonlarla, ışıklarla ve süslerle doluydu. Masanın üzerinde pasta vardı. Arkadaşları gülümsüyor, alkışlıyor, ona doğru yaklaşıyordu.
Deniz birkaç saniye hiçbir şey söyleyemedi.
Doğum günü olduğunu bile unutacak kadar dalgındı.
Ve Kaan…
Bütün bunları onun için hazırlamıştı.
Deniz’in gözleri doldu.
“Ben… Siz…”
Ece hemen yanına gelip ona sarıldı.
“İyi ki doğdun, sarışın!”
Deniz arkadaşına sıkıca sarıldı.
“Sen de biliyordun…”
“Tabii ki biliyordum!”
Umut da Deniz’in omzuna vurdu.
“İyi ki doğdun, Deniz.”
Diğer arkadaşları da sırayla onu kutladı. Hediyeler verildi; Ece ona bir saat, Umut bir parfüm, okuldan arkadaşlarıysa küçük hediyeler getirmişti.
Emre de Deniz’in yanına gelip elindeki paketi uzattı.
“İyi ki doğdun, Deniz.”
Deniz gülümsedi.
“Teşekkür ederim, Emre.”
Paketi açtığında içinden güzel bir sweatshirt çıktı.
“Çok güzelmiş!”
Emre başını salladı.
“Beğenmene sevindim.”
Sonra Deniz’in bakışları kalabalığın arasında birini aradı.
Kaan.
Onu salonun diğer tarafında buldu.
Kaan, Deniz’in kendisine baktığını görünce gülümsedi ve yanına yürüdü.
Deniz daha bir şey söyleyemeden Kaan elini onun beline doladı, kendine yaklaştırdı.
“İyi ki doğdun, yavrum.”
Deniz’in yüzü kıpkırmızı oldu.
“Kaan… Herkesin içinde…”
Kaan kaşını kaldırdı.
“Ne olmuş?”
Deniz başını eğdi.
“Hiç…”
Kaan gülümsedi.
“Güzel. Çünkü daha bitmedi.”
Deniz şaşkınlıkla başını kaldırdı.
“Daha ne var?”
Kaan cevap vermedi.
Onun yerine gitarını almak için odasına gitti.
Kaan elinde gitarıyla salona döndüğünde herkes yavaşça yerlerine oturdu.
Konuşmalar kesildi.
Deniz, Kaan’ın yüzündeki ifadeyi görünce kalbinin hızlandığını hissetti. Kaan normalde böyle sessizleşmezdi. Bir şaka yapar, ortamı güldürür, sonra da hiçbir şey olmamış gibi davranırdı.
Ama şimdi gözleri yalnızca Deniz’deydi.
Kaan gitarını tuttu ve derin bir nefes aldı.
“Bu şarkı için çok uğraştım,” dedi. “Denemeler yaptım, defalarca baştan başladım. Bazen sonunu bulamadım, bazen de ne söylemek istediğimi bile anlayamadım.”
Küçük bir gülümsemeyle Deniz’e baktı.
“Ama bir şekilde hallettim.”
Deniz’in gözleri dolmaya başlamıştı bile.
Kaan devam etti.
“Bu şarkı… mavi gözlü yavrum için.”
Salondaki herkes sessizleşti.
Kaan gitarın tellerine dokundu.
Ve söylemeye başladı.
Nerede aşkını bilmez çocuklar?
Bir sabah öylece aşka gittiler.
Çınladı kalbim ruhumla beraber.
Yankısı bana kaldı.
Deniz koydum adını.
Sevgimi, hüznümü benden aldı…
Çınladı kalbim ruhumla beraber.
Deniz’ine âşık oldum…
Kaan şarkıyı söylerken gözlerini Deniz’den ayırmadı.
Her kelime, içinde uzun zamandır sakladığı bir duygunun dışarı çıkışıydı. Her akor, Deniz’e söyleyemediği cümlelerin yerini tutuyordu.
Deniz’in gözlerinden yaşlar süzüldü.
Ama bu kez üzgün değildi.
Mutluydu.
Yıllardır içinde taşıdığı o küçük umut, sonunda gerçek olmuştu.
Kaan da onu seviyordu.
Hem de saklamaya çalıştığı, adını koymaktan korktuğu, sonunda bir şarkıya dönüştürdüğü kadar derinden.
Şarkının son notası salonda yankılanıp kayboldu.
Kimse birkaç saniye konuşamadı.
Sonra alkışlar yükseldi.
Ece’nin gözleri dolmuştu. Umut gülümseyerek başını sallıyordu. Arkadaşları şaşkınlıkla birbirlerine bakıyordu.
Emre ise sessizce Kaan’ı izliyordu.
Kaan, bütün bu kalabalığın içinde yalnızca Deniz’in yüzünü görmek istiyordu.
Gitarını kenara bıraktı.
Deniz ona doğru yürüdü.
Bir adım.
Bir adım daha.
Sonra kollarını Kaan’ın boynuna doladı ve ona sımsıkı sarıldı.
Kaan hiç beklemeden kollarını Deniz’in etrafına sardı.
Deniz yüzünü onun omzuna gömdü.
“Ben de seni seviyorum, Kaan.”
Kaan’ın gözleri kapandı.
İşte buydu.
Bütün o korkuların, tereddütlerin ve gecelerce düşündüğü soruların ardından duymak istediği cümle buydu.
Deniz de onu seviyordu.
Kaan, Deniz’in saçlarını hafifçe okşadı.
“Biliyorum, yavrum.”
Deniz başını kaldırıp ona baktı.
“Biliyor musun?”
Kaan gülümsedi.
“Artık biliyorum.”
Sonra alnını Deniz’in alnına yasladı.
“Ben de seni seviyorum.”
Deniz’in yüzüne tarifsiz bir mutluluk yayıldı.
Kaan devam etti.
“Uzun zamandır sana söylemek istiyordum. Ama ne zaman konuşmaya çalışsam ya şaka yaptım ya da sustum. Çünkü seni kaybetmekten korktum.”
Deniz başını iki yana salladı.
“Beni kaybetmedin.”
Kaan’ın gözleri yumuşadı.
“Biliyorum, güzelim.”
Birbirlerine yeniden sarıldılar.
Ve o an, salonun ortasında, arkadaşlarının gözleri önünde, ikisi de artık saklanmıyordu.
Ece, gözlerinin kenarını silip ikisinin yanına geldi.
“Tamam, tamam. Kumrular, biraz ayrılın da size bir şey vereyim!”
Deniz hemen Kaan’dan uzaklaştı. Yüzü kıpkırmızıydı.
“Ece!”
Kaan ise hiç utanmış görünmüyordu.
“Ne oldu? Kıskandın mı?”
Ece ona ters ters baktı.
“Biraz daha konuşursan hediyeyi geri alırım.”
Kaan ellerini kaldırdı.
“Tamam, sustum.”
Ece cebinden küçük bir kutu çıkardı.
“Bunu ikiniz için aldım.”
Deniz kutuyu açtı.
İçinde iki yüzük vardı.
Birinin üzerinde ay, diğerinin üzerinde güneş işareti bulunuyordu. Birbirini tamamlayan iki küçük sembol gibi parlıyorlardı.
Deniz’in yüzündeki gülümseme büyüdü.
“Ece… Çok güzeller.”
Ece gülümsedi.
“Biriniz ay, biriniz güneş. Birbirinizden farklısınız ama aynı gökyüzünde parlıyorsunuz.”
Kaan yüzüklerden birini eline aldı.
“Hangisi benim?”
Ece çenesini kaldırdı.
“Sen ay olacaksın. Deniz de güneş.”
Kaan Deniz’e baktı.
“Yakıştı.”
Deniz’in yanakları yeniden kızardı.
Ece yüzükleri onlara uzattı.
“Haydi bakalım. Birbirinize takın.”
Deniz bir an tereddüt etti. Etraflarında arkadaşları vardı. Az önce Kaan’ın şarkısını dinlemiş, aşk itirafına tanık olmuşlardı.
Şimdi bir de birbirlerine yüzük takacaklardı.
Ama Kaan elini uzatınca Deniz’in bütün tereddütleri hafifledi.
Deniz ay sembollü yüzüğü Kaan’ın parmağına geçirdi.
Kaan da güneş sembollü yüzüğü Deniz’in parmağına taktı.
İkisi de bir süre yüzüklerine baktı.
Sonra göz göze geldiler.
Kaan gülümsedi.
“Artık kaçış yok, güzelim.”
Deniz güldü.
“Zaten kaçmayı düşünmüyordum.”
Kaan onun elini tuttu.
“Güzel.”
Ece alkışlamaya başladı. Diğerleri de ona katıldı.
Salon yeniden neşeyle doldu.
Herkes mutluydu.
Emre dışında, içinde küçük bir burukluk taşıyan tek kişi oydu.
Ama o da Kaan’a baktığında arkadaşının yüzündeki mutluluğu görebiliyordu.
Kaan yıllardır ilk kez birine bu kadar açıkça gülümsüyordu.
Emre derin bir nefes aldı.
Sonra yanlarına yaklaşıp ikisine de baktı.
“Mutlu olun.”
Kaan arkadaşının omzuna elini koydu.
“Teşekkür ederim, yaşlı kurt.”
Emre gülümsedi.
“Bir de bana yaşlı kurt demeyi bırakırsan daha mutlu olurum.”
Kaan kahkaha attı.
Deniz de onlara katıldı.
Emre’nin içinde hâlâ bir şeyler sızlıyordu ama bu kez o duygunun yanında başka bir şey de vardı.
Arkadaşının mutluluğu.
Belki her şey eskisi gibi olmayacaktı.
Ama bu, dostluklarının bitmesi gerektiği anlamına gelmiyordu.
Pasta kesildi, kurabiyeler dağıtıldı ve herkes birbirine şakalar yaptı.
Deniz, bir ara Kaan’ın yanına oturdu. Parmağındaki güneş yüzüğüne bakarken yüzünde hâlâ inanamayan bir ifade vardı.
Kaan ona doğru eğildi.
“Ne oldu, güzelim?”
Deniz başını kaldırdı.
“Şarkıyı gerçekten benim için mi yazdın?”
Kaan kaşını kaldırdı.
“Hayır, mavi gözlü başka bir yavrum vardı. Yanlışlıkla sana söyledim.”
Deniz koluna vurdu.
“Kaan!”
Kaan gülerek onun elini tuttu.
“Evet, senin için yazdım.”
Deniz’in yüzündeki gülümseme yumuşadı.
“Ne zamandır?”
Kaan bir süre düşündü.
“Senin yanımda kendimi evimde hissettiğimi fark ettiğimden beri galiba.”
Deniz’in gözleri doldu.
Kaan devam etti.
“Başta bunun ne olduğunu bilmiyordum. Seninle vakit geçirmek istiyordum. Yanımda olmanı istiyordum. Sana bir şey olduğunda endişeleniyordum. Sonra bir gün, seni öpmek istediğimi fark ettim.”
Deniz nefesini tuttu.
Kaan’ın sesi alçaldı.
“Ve artık bunu kendimden saklayamadım.”
Deniz parmaklarını Kaan’ın parmaklarına geçirdi.
“Ben de yıllardır seni seviyorum.”
Kaan ona döndü.
“Biliyorum, yavrum.”
Deniz gülümsedi.
“Bunu kaç kere söyleyeceksin?”
Kaan düşünüyormuş gibi yaptı.
“Bilmiyorum. Belki her gün.”
Deniz güldü.
“Her gün mü?”
“Her gün.”
Kaan onun elini dudaklarına götürüp parmaklarının üzerine hafif bir öpücük bıraktı.
Deniz’in yüzü yeniden kızardı ama bu kez elini çekmedi.
Çünkü artık Kaan’ın kendisine karşı ne hissettiğini biliyordu.
Artık her gülümsemenin ardından bir soru sormak zorunda değildi.
Her sarılmanın ardından Kaan’ın uzaklaşıp uzaklaşmayacağını düşünmek zorunda değildi.
Kaan, onun elini tutuyordu.
Ve bırakmaya niyeti yoktu.
Gece ilerlediğinde misafirler birer birer ayrılmaya başladı.
Ece, Deniz’e sıkıca sarıldı.
“İyi ki doğdun, sarışın.”
Deniz gülümsedi.
“Her şey için teşekkür ederim.”
Ece göz kırptı.
“Benim işim bu.”
Umut da ikisini tebrik edip Ece’yle birlikte çıktı.
Diğer arkadaşları da vedalaştı.
Son olarak Emre kapının önünde durdu. Kaan’a baktı.
“Yarın konuşuruz, yaşlı kurt.”
Kaan başını salladı.
“Yarın konuşuruz.”
Emre, Deniz’e de gülümsedi.
“İyi geceler.”
“İyi geceler, Emre.”
Kapı kapandığında ev sessizleşti.
Ama bu kez sessizlik eskisi gibi değildi.
Kaan salondaki boş tabaklara, yarısı yenmiş pastaya ve tavanda kalan birkaç balona baktı.
Deniz yanına geldi.
“Çok yoruldun mu?”
Kaan ona döndü.
“Biraz.”
Deniz elini tuttu.
“Ben yardım edeyim.”
Kaan başını iki yana salladı.
“Hayır. Bugün senin doğum günün. Sen oturacaksın.”
Deniz gülümsedi.
“Peki, beyefendi.”
Kaan onu kendine çekip kollarını beline doladı.
Deniz başını onun göğsüne yasladı.
Bir süre öylece kaldılar.
Sonra Deniz usulca konuştu.
“Bugün hayatımın en güzel doğum günüydü.”
Kaan saçlarını okşadı.
“Daha güzelleri de olacak, güzelim.”
Deniz başını kaldırdı.
“Söz mü?”
Kaan onun gözlerinin içine baktı.
“Söz.”
Deniz gülümsedi.
Kaan alnını onun alnına yasladı.
“İyi ki doğdun, Deniz.”
Deniz’in gözleri yeniden doldu.
“İyi ki varsın, Kaan.”
Kaan onu yeniden kollarının arasına aldı.
Ve o an ikisi de aynı şeyi hissetti.
Bir ev, yalnızca duvarlardan ve eşyalardan oluşmuyordu.
Bazen birinin elini tutmak…
Bazen adını bir şarkıya yazmak…
Bazen de bütün korkularına rağmen “Seni seviyorum,” diyebilmekti.
Kaan, Deniz’in saçlarına hafifçe bir öpücük bıraktı.
“Haydi, güzelim. Eve gidelim.”
Deniz başını kaldırıp etraflarına baktı.
“Zaten evdeyiz.”
Kaan gülümsedi.
“Biliyorum.”
Sonra elini tuttu.
“Benim demek istediğim…”
Deniz onun cümlesini tamamladı.
“Birlikte olduğumuz yere mi?”
Kaan başını salladı.
“Evet, yavrum. Tam olarak oraya.”
Deniz elini biraz daha sıkı tuttu.
Ve o gece, aynı evin içinde, aynı kalbin huzurunda birbirlerine doğru yürüdüler.
Çünkü bazı insanlar bir evi bulmak için yıllarca dolaşırdı.
Bazılarıysa bir insanın elini tuttuğunda, sonunda nereye ait olduğunu anlardı.
Kaan’ın evi Deniz’di.
Ve Deniz’in kalbi artık yalnızca Kaan’ı beklemiyordu.
Kaan da sonunda evine varmıştı.