İçeriğe geç

Bölüm 2 borç

BÖLÜM 2

Borcun Bedeli

Arabanın kapısı kapandığında dışarıdaki yağmurun sesi bir anda uzaklaştı.

Ama kalbimin sesi hâlâ kulaklarımdaydı.

Karşımda oturan adam tek kelime etmiyordu.

Siyah takım elbisesi kusursuzdu. Yüzünde en ufak bir telaş yoktu. Az önce silahların konuştuğu bir geceden çıkmış olmasına rağmen sanki sıradan bir akşam geçiriyormuş gibiydi.

Ben ise titriyordum.

— Adınız ne?

Cevap vermedi.

— Beni kaçırıyor musunuz?

Bu kez gözlerini bana çevirdi.

— Eğer seni kaçırıyor olsaydım, bunu sormana izin vermezdim.

Sesinde öyle bir sakinlik vardı ki daha çok korktum.

— O zaman neden benimle ilgileniyorsunuz?

Bir süre yüzüme baktı.

Sonra:

— Çünkü baban bana bir söz verdi.

Babam...

O kelime içimde yıllardır kapalı duran bir kapıyı açtı.

On İki Yıl Önce

Babamın ellerini ilk kez o gece kanlı görmüştüm.

Henüz on yaşındaydım.

Mutfakta saklanmış, kapının aralığından salona bakıyordum.

Babam karşısında duran genç adama bağırıyordu.

— Ben sana söz verdim!

Genç adamın yüzünü seçemiyordum.

Sadece siyah gömleğini ve sağ elindeki yüzüğü hatırlıyordum.

— Söz verdin, Murat.

Sesi sakindi.

Fazlasıyla sakindi.

— Ama sözünü tutmadın.

Babam masaya yumruğunu vurdu.

— Kızımı bu işin içine sokmayacağına söz vermiştin!

Adam birkaç saniye sustu.

Sonra cevap verdi:

— Ben de onu koruyacağıma söz verdim.

O gece ne olduğunu tam anlayamamıştım.

Ama babamın ertesi sabah evden gittiğini ve bir daha eskisi gibi dönmediğini hiç unutmadım.

Şimdi

Gözlerimi açtığımda arabadaydım.

Karşımda oturan adamın yüzüne baktım.

Birden aklıma yıllar önce duyduğum o ses geldi.

O soğuk ve sakin ses...

Kalbim duracak gibi oldu.

— Siz...

Adam kaşını kaldırdı.

— Ne?

— Daha önce sizi gördüm mü?

Bir anlığına yüzündeki sertlik kayboldu.

Sanki beklemediği bir soru sormuştum.

Sonra yeniden ifadesizleşti.

— Hayır.

Yalan söylüyordu.

Bunu hissedebiliyordum.

— Adınız ne?

Bu kez cevap verdi.

— Karan.

İsim, gecenin kendisi kadar ağırdı.

— Karan...

Adını istemeden fısıldadım.

Karan gözlerini camdan dışarı çevirdi.

— Benim hakkımda bilmen gereken tek şey şu.

— Neymiş?

Bana döndü.

— Benden korkman gerektiği.

Güldüm.

Ama bu korkudan değil, sinirden çıkan bir gülüştü.

— Beni gece yarısı silahlı adamların arasından kurtardınız. Sonra da sizden korkmamı söylüyorsunuz.

Karan biraz öne eğildi.

— Seni kurtarmadım.

— Ne?

Gözleri gözlerime kilitlendi.

— Seni kendi hesabım için aldım.

İçimdeki bütün sıcaklık çekildi.

— Hangi hesap?

Karan cevap vermedi.

Arabanın camından dışarı baktım.

Şehrin ışıkları geride kalıyordu.

Nereye gittiğimizi bilmiyordum.

Ama artık bir şeyi biliyordum.

Babamın geçmişi sandığımdan çok daha karanlıktı.

Ve ben...

O geçmişin tam ortasına düşmüştüm.

Karan'ın telefonu çaldı.

Açtı.

— Konuş.

Karşıdaki kişinin ne dediğini duyamıyordum.

Karan'ın yüzü değişti.

— Emin misin?

Kısa bir sessizlik.

Sonra telefonu kapattı.

Bana baktı.

— Ne oldu?

Cevap vermedi.

— Karan, ne oldu?

Bu kez gözlerinde ilk defa korkuya benzeyen bir şey gördüm.

— Babanın öldüğünü düşünüyorduk.

Nefesimi tuttum.

— Ne demek düşünüyorduk?

Karan'ın sesi fısıltıya dönüştü.

— Az önce hayatta olduğuna dair bir mesaj geldi.

Dünyam başıma yıkıldı.

Çünkü babam...

On iki yıldır ölü sanılıyordu.