Patlayan halojen lambaların ardından devasa avlu sadece zayıf jeneratör ışıklarıyla aydınlanırken, Ege'nin saklandıkları kayalığın etrafı Küller tarikatı tarafından saniyeler içinde sarıldı.
"Can, ışık!" diye bağırdı Ege.
Can, titreyen elleriyle tuttuğu ağır el fenerini açıp doğrudan kayalığa tırmanan ilk tarikat üyesinin yüzüne tuttu. Kör edici ışık adamın gözlerini kamaştırdığı o saliselik anda, Mira fenerin ışık huzmesinin içinden bir panter gibi fırladı. Elindeki Karataş hançeri, kırmızı rünleriyle karanlığı yararak adamın köprücük kemiğine saplandı. Adam sessizce aşağı yuvarlanırken, Mira kayanın kenarında durup iki hançerini de çekti.
Aşağıdan üç kişi daha aynı anda tırmanıyordu. Biri elindeki ağır, paslı zinciri doğrudan Can'ın kafasına doğru savurdu.
"Hayır!" diye kükredi Ege.
İradesini serbest bıraktı. Sağ kolundaki gümüşi damarlar siyaha dönerken, Ege'nin avucundan fışkıran karanlık bu kez kontrolsüz bir patlama değil, katı bir maddeydi. Gölgeler Ege'nin kolunda uzayıp katılaşarak simsiyah, pürüzlü bir kılıca dönüştü. Ege havada süzülen ağır zinciri gölge kılıcıyla öyle bir şiddetle savuşturdu ki, zincir kıvılcımlar saçarak geri sekti ve onu savuran adamın yüzüne çarptı.
"Aferin," dedi Mira nefes nefese, karanlığın içinden iki kişiyi daha aşağı tekmelerken. "Kontrol sende!"
Ama Ege'nin gözü üstlerine gelen sürünün değil, aşağıda, sunağın başındaki Kenan'ın üzerindeydi. Kenan, kayalıktaki bu küçük direnişle hiç ilgilenmiyordu. Başını tekrar önündeki sunağa çevirmiş, zifiri karanlıktan oluşan o neşter şeklindeki gölge parmağını okul müdürünün göğsüne doğru indirmeye başlamıştı. Kan dökülecek ve Ana Mahzenin kapısı açılacaktı.
"Ritüeli bitiriyor!" Ege, gölge kılıcını sımsıkı kavrayıp kayalığın ucuna geldi. Mira'ya döndü. "Beni koru."
"Ege, delirdin mi? Tek başına..."
Ancak Ege onu dinlemedi. Sırtından patlayarak açılan o zifiri gölge kanatlarıyla kendini kayalıktan aşağı, doğrudan otuz metre aşağıdaki sunağa doğru bıraktı. Havadayken bir mermi gibi hızlanıyordu. Hedefi Kenan'dı.
Kenan, gökyüzünden üzerine düşen bu karanlık meteoru fark ettiğinde yüzündeki o zarif gülümseme hiç bozulmadı. Eğilmedi, kaçmadı. Sadece sol elini sanki sinek savuşturur gibi havaya kaldırdı.
Kenan'ın gölgesinden devasa, simsiyah bir beton blok gibi katılaşan bir duvar yükseldi. Ege, bütün hızı ve kütlesiyle bu gölge duvara çarptığında, bir çelik kasaya çarpmış gibi hissetti. Göğüs kafesinden çatırtılar geldi. Sunağın sadece iki metre ötesine, tozların içine savruldu.
Kenan, gölge duvarını tek bir el hareketiyle sıvılaştırıp yok etti. Lacivert takım elbisesinin üzerindeki görünmez tozları silkelerken Ege'ye yukarıdan bakıyordu.
"Ham gücün muazzam Ege," dedi Kenan, o tüyler ürpertici sakinliğiyle. "Ama zarafetten yoksunsun. O gücü bir çekiç gibi kullanıyorsun, oysa bir neşter olmalı."
Ege öfkeyle yerden fırladı. Gölge kılıcını iki eliyle kavrayıp Kenan'ın boynuna doğru savurdu. Kenan yerinden bile kıpırdamadı; sadece sağ elinin iki parmağını kaldırdı. Ege'nin kendi iradesiyle oluşturduğu katı gölge kılıcı, Kenan'ın iki parmağı arasında santim bile ilerleyemeden durdu.
Ege şok içindeydi. Kendi yarattığı silaha artık söz geçiremiyordu. Kenan, Gölge Ustası unvanını boşuna almamıştı; Ege'nin gölgesi bile ona itaat ediyordu.
"Benim evimde," diye fısıldadı Kenan, Ege'nin gözlerinin içine bakarak, "benim karanlığımla beni yenemezsin çocuk."
Kenan parmaklarını hafifçe büktüğünde, Ege'nin gölge kılıcı aniden parçalanıp Ege'nin kendi göğsüne şiddetli bir darbe olarak geri döndü. Ege kan öksürerek geriye savruldu.
Tam o saniye, Kenan'ın arkasındaki karanlıktan kızıl bir şimşek çaktı. Mira, yukarıdaki kayalıktan atlamış, elindeki Karataş hançerlerini doğrudan Kenan'ın sırtına saplamak üzereydi. Kenan refleksle yana çekilse de, hançerlerden biri takım elbisesinin omzunu yırtıp geçti. Karya çeliğinin soğukluğu Kenan'ın tenini kestiğinde, ilk defa yüzündeki o kibirli gülümseme silindi. Gözlerinde saf bir öfke parladı.
"Muhafız sürtüğü," diye tısladı Kenan.
Kenan, dikkatini Mira'ya çevirdiği o iki saniyelik boşluğu Ege kaçırmadı. Ayağa kalkmak yerine, yerde sürünerek sunağın yanına ulaştı. Eliyle müdürün bağlarını koparamayacağını biliyordu. Gözlerini kapattı, damarlarındaki o yakıcı enerjiyi ellerinde topladı ve doğrudan sunağın taş zeminine vurdu.
GÜM!
Ege'nin içinden patlayan karanlık şok dalgası, sunağın mermerini ortadan ikiye yardı. Ritüel için çizilmiş kanlı rünler parçalandı, sunağın üzerindeki o kadim düzen tamamen bozuldu. Okul müdürü, parçalanan sunaktan aşağı, tozların içine yuvarlandı.
Kenan'ın başı o inanılmaz gürültüyle hızla Ege'ye döndü. Yıkılmış sunağı ve parçalanmış rünleri gördüğünde, yüz kasları seğirdi. Kusursuz planı bozulmuştu.
"Saygısızlık..." diye fısıldadı Kenan. Sesi artık zarif değil, doğrudan ölüm kokuyordu. "Bugün o kapıyı açacaktım. Ama önce sizin kanınızla o sunağı yeniden çizeceğim."
Kenan'ın bedeninden öyle devasa, zifiri bir karanlık dalgası patladı ki, avludaki tüm tarikat üyeleri yere kapandı. Karanlık dalga bir tsunami gibi Ege ve Mira'nın üzerine geliyordu.
"Koş!" diye bağırdı Ege.
Mira, şok içindeki müdürü yakasından tutup ayağa kaldırdı. Ege, Can'ın yukarıdaki kayalıktan attığı halatı yakaladı ve gölge kanatlarının son çırpınışıyla dördünü birden Ana Mahzen kapısının zıt yönündeki eski Karya kazı tünellerinden birinin içine fırlattı. Kenan'ın karanlık dalgası peşlerinden tünelin girişine çarptı ve kayaları parçaladı, tünelin girişini yarı yarıya çökertti.
Karanlık tünelin içinde, arkalarında öfkeli bir Gölge Ustası ve kırk tarikat üyesi bırakmış bir halde koşmaya başladılar. Kapıyı açılmaktan kurtarmışlardı, ama şimdi Kenan'ın yeraltı cehenneminde sıkışıp kalmışlardı.