İçeriğe geç

Kuklalar ve Neşter

Sınıftaki otuz çift göz Ege'nin üzerindeydi. Öğrenciler için bu, yeni tarih öğretmeninin arka sıradaki sessiz çocuğu sözlüye kaldırmasından ibaretti. Ancak Ege için sırasından tahtaya kadar olan o beş metrelik mesafe, mayın tarlasında yürümekten farksızdı.

Ege yavaşça ayağa kalktı. Sıranın altından Can'ın titreyen dizini görebiliyordu. Yan sıradaki Mira ise kaskatı kesilmişti; kızıl rünlü hançerini çekmeye hazırdı ama Kenan'ın sol elindeki o görünmez gölge iplerini o da fark etmişti. Tek bir yanlış harekette sınıf mezbahaya dönerdi.

Ege koridorda yürürken pencere kenarındaki Bora'nın sırasının yanından geçti.

Okulun o iri yarı kabadayısı, taş kesilmiş bir heykel gibi dimdik oturuyordu. Ancak Ege yanından geçerken Bora'nın şakağından aşağı süzülen tek bir soğuk ter damlasını ve gözlerinin içindeki o sessiz, çaresiz çığlığı gördü. Bora bilincini kaybetmemişti; kendi bedeninin içine hapsolmuştu. Sağ elinde tuttuğu metal uçlu pergeli, kendi iradesi dışında sımsıkı kavrıyordu.

Ege tahtanın önüne geldi ve Kenan'ın tam karşısında durdu.

Kenan, yanağındaki o korkunç siyah dikişleri geren kibar öğretmen gülümsemesiyle elindeki tebeşiri Ege'ye uzattı. "Evet Ege," dedi sınıfa hitaben yüksek sesle. "Tarihte kuşatma altındaki bir lider, halkını kurtarmak için ne yapmalıdır? Direnmeye devam mı etmeli, yoksa anahtarları teslim mi etmeli?"

Ege tebeşiri alırken, Kenan yaralı olmayan sol elini hafifçe ceketinin cebine yaklaştırdı ve sadece Ege'nin duyabileceği o buz gibi sesiyle fısıldadı:

"Sular bu gece yarısına kadar tahliye edilmiş olacak. Saat tam on ikide, yanındaki o Muhafız sürtüğünü ve arkadaşını atlatıp kazan dairesinden aşağı tek başına ineceksin. Ana Mahzen'in kapısını kendi kanınla açacaksın. Eğer gelmezsen ya da birine tek kelime edersen... bu okuldaki yirmi öğrenci sabahı göremez."

Ege'nin parmakları tebeşiri o kadar sert sıktı ki, beyaz taş elinin içinde un ufak oldu.

"Sana neden güveneyim?" diye fısıldadı Ege, tahtaya dönüp elindeki kırık tebeşir parçasıyla harfleri yazıyormuş gibi yaparak. "Kapıyı açtığım an onları yine de öldüreceksin."

Kenan hafifçe kıkırdadı. "Çünkü başka seçeneğin yok çocuk. Bak, sana ne kadar ciddi olduğumu göstereyim."

Kenan sol elinin serçe parmağını milimetrik bir hareketle büktü.

Arka sırada oturan Bora'nın sağ kolu, sanki görünmez bir vinç tarafından çekiliyormuş gibi yavaşça havaya kalktı. Elindeki sivri metal pergelin ucu, doğrudan kendi şahdamarına doğru yaklaştı ve derisine değdi. Sınıftaki diğer öğrenciler tahtaya baktığı için kimse fark etmemişti; sadece Mira ve Can dehşet içinde Bora'ya bakıyordu. Pergelin ucu Bora'nın boynuna biraz daha battı, deriden ince bir kan damlası sızdı.

Vur ona! diye kükredi Ege'nin zihnindeki kadim Gölge. Kafasını kopar!

Hayır, dedi Ege kendi kendine. Eğer şu an kaba kuvvet kullanırsa, sarnıçtaki gibi bir şok dalgası yaratırsa, Kenan ölmeden önceki son salisesinde o parmaklarını kapatırdı. Kaba kuvvet işe yaramazdı.

Ege'nin zihninde, dün gece yeraltında Kenan'ın ona söylediği o alaycı söz yankılandı: "O gücü bir çekiç gibi kullanıyorsun, oysa bir neşter olmalı."

Ege derin, sessiz bir nefes aldı. Gözlerini tahtaya dikti. Göğsündeki öfkeyi tamamen dondurdu. İçindeki devasa, vahşi karanlık okyanusunu serbest bırakmak yerine, zihninde o karanlığı sıkıştırdı, inceltti ve bir örümcek ağından bile daha ince, görünmez bir iğneye dönüştürdü.

Sol elini fark ettirmeden tahtanın ahşap silgi çıkıntısına yasladı.

Avucundan sızan saç teli inceliğindeki beş adet saf gölge ipliği, öğretmen kürsüsünün gölgesinden zemine aktı. Sınıftaki sıraların gölgeleri arasında hiçbir ses çıkarmadan, hiçbir enerji dalgası yaymadan kayarak ilerledi ve doğrudan Bora ile diğer dört öğrencinin ensesindeki parazitlere ulaştı.

Kenan'ın gölge sülükleri güçlüydü, ama Ege'nin gönderdiği şey İlk Mühür'ün özüydü.

Ege, zihnindeki o cerrahi odaklanmayla parmaklarını hafifçe oynattı. Beş ince gölge neşteri, Kenan'ın kukla iplerini öğrencilerin omuriliğine zarar vermeden aynı salisede jilet gibi kesti ve enselerindeki siyah parazitleri saniyesinde emip yok etti.

Arka sıradaki Bora derin bir nefes alarak irkildi, elindeki pergel ses çıkarmadan kucağına düştü. Çocuk ne olduğunu anlamadan elini boynuna götürdü.

Aynı anda, Kenan'ın sol elindeki görünmez gerginlik bir anda boşaldı.

Kenan'ın yüzündeki o kibirli gülümseme anında dondu. Gözleri şokla irileşerek önce arka sıradaki Bora'ya, ardından yanı başında duran Ege'ye döndü. Ruhsal bağlantısının koptuğunu hissetmemişti bile; kesik o kadar temiz, o kadar kusursuzdu ki, kendi karanlığı ona haber vermeden buharlaşmıştı.

"Bir neşter..." diye fısıldadı Kenan, sesindeki şaşkınlığı gizleyemeden. "Hızlı öğreniyorsun Varis."

"İyi bir öğretmenim var," dedi Ege, gözlerinin kenarında beliren zifiri karanlıkla Kenan'a bakarak.

Ancak Kenan'ın şoku sadece bir saniye sürdü. Yanağındaki dikişler seğirirken, gözlerindeki ifade ölümcül bir hırsa dönüştü. Sol elini hızla havaya kaldırdı; parmaklarını şıklatmak için başparmağı ile orta parmağını birbirine bastırdı.

"Bu sınıftaki beş kişiyi kurtardın," diye tısladı Kenan. "Peki ya diğer sınıflardaki on beş kişi? Onlara buradan ulaşamazsın!"

Ege, uzaktaki on beş öğrenciye bu mesafeden cerrahi müdahale yapamayacağını biliyordu. Onları kurtarmak için yanlarında olması, onlara yaklaşması gerekiyordu.

Ve Kenan parmağını şıklatmak üzereydi.

Ege düşünmedi. Kenan'ın parmakları birbirine sürtünürken, Ege yıldırım hızıyla ileri atılıp sağ eliyle Kenan'ın sol bileğini havada yakaladı. Dışarıdan bakan öğrenciler için Ege, tahtanın önünde dengesini kaybedip öğretmeninin koluna tutunmuş gibi görünüyordu.

Ama gerçekte Ege, gölgeden aldığı insanüstü güçle Kenan'ın el kemiklerini mengeneye sıkıştırılmış gibi eziyor, adamın parmaklarını şıklatmasını engelliyordu.

Aynı saniye içinde Ege, boşta kalan sol elinden fırlattığı ince, katı bir gölge dikeniyle sınıfın açık kapısından dışarıyı, koridorun duvarındaki kırmızı camlı kutuyu hedef aldı.

ÇAT!

Koridordaki yangın alarmı butonu tuzla buz oldu.

Bir saniye sonra, tüm okul binasında kulakları sağır eden, tiz yangın alarmı sirenleri çalmaya başladı. Koridorlardaki kırmızı acil durum ışıkları yanıp sönerken, sınıflardan panik dolu çığlıklar yükseldi.

"Yangın var! Herkes dışarı!" diye bağırdı Can, fırsatı anında çakıp sırasından fırlayarak. Sınıftaki öğrenciler kitaplarını bile toplamadan çığlık çığlığa kapıya doğru koşmaya başladı.

Mira da kalabalığın arasına karışıp kapıya yönelirken, kürsünün önünde hala birbirlerinin bileğini tutan Ege ve Kenan göz göze kaldılar.

Kenan, bileğindeki korkunç baskıdan kurtulmak için diğer elini kullanamıyordu çünkü sağ bileği dün geceden zaten çatlaktı. Dişlerini sıkarak Ege'ye baktı. "Alarmı çalıştırman hiçbir şeyi değiştirmez çocuk!"

"Değiştirir," dedi Ege, yüzünde buz gibi bir gülümsemeyle. "Çünkü yangın protokolüne göre, okuldaki bütün sınıflar zemin kattaki ana koridordan tahliye edilmek zorunda. Yani senin o on beş rehinen... tam olarak benim kucağıma koşuyor."

Ege, Kenan'ı kürsüye doğru sertçe itip bileğini bıraktı. Kenan masaya çarpıp dengesini kaybederken, Ege tek bir saniye bile kaybetmeden koridora akan yüzlerce öğrencinin arasına daldı.

Şimdi önünde sadece iki dakikası vardı: Kenan kalabalığı yarıp peşinden gelmeden önce, panikle koşuşturan yüzlerce öğrencinin arasındaki o on beş gölge parazitini tek tek bulup temizlemek zorundaydı.