İçeriğe geç

Kızıl Koridor

Kulakları sağır eden yangın sireni tüm binada yankılanırken, tavandaki acil durum lambaları koridoru kesik kesik, kan kırmızı bir ışığa boğuyordu.

Sınıfların kapıları aynı anda ardına kadar açıldı. Yüzlerce öğrenci çığlıklar ve bağrışmalar eşliğinde dar koridorlara dökülüp zemin kattaki ana çıkışa doğru akmaya başladı. Ege, omuzlarına çarpan panik halindeki kalabalığın ortasında durdu ve gözlerini tamamen karanlığa teslim etti.

Dünya, Ege'nin gözünde bir anda renk değiştirdi.

Kırmızı alarm ışıkları soluklaştı, etrafındaki yüzlerce öğrencinin bedeni gri birer silüete dönüştü. Ancak o gri kalabalığın içinde, enselerinde zifiri siyah ve morumsu bir sülfür dumanı tüten hedefler birer işaret fişeği gibi parlıyordu. Kalabalık korkuyla çıkışa koşarken, parazitli öğrenciler paniklemiyordu. Yüzlerinde donuk, ölü bir ifadeyle akıntının içinde yürüyor, ellerinde sıkıca tuttukları makasları, dolmakalemleri ve laboratuvar neşterlerini boyunlarına götürmek için Kenan'ın son emrini bekliyorlardı.

"Ege!"

Mira ve Can, kalabalığı yararak Ege'nin iki yanına ulaştı. Mira, kalabalığın içinde kimsenin dikkatini çekmemek için hançerini ceketinin koluna gizlemişti. "Kaç kişi?" diye bağırdı siren sesinin üzerinden.

"On beş!" dedi Ege, gözlerini merdiven boşluğundan aşağı inen üç öğrenciye kilitleyerek. "Gözleri donuk olanlara bakın! Kenan sol elini kullanamıyor ama onları uyandırması an meselesi. Bana sadece onlara dokunacak kadar yol açın!"

Merdivenlerden inen ilk üç hedef —iki erkek ve bir kız öğrenci— kalabalığın itiş kakışı arasında zemin kata ulaştı. Ellerindeki metal uçlu kalemler şahdamarlarına sadece birkaç santim uzaklıktaydı.

Ege kalabalığın içine daldı. Önünü kesen panik halindeki iki öğrenciyi Can iri gövdesiyle omuzlayıp kenara çekerek Ege'ye dar bir koridor açtı. Ege, yanlarından rüzgar gibi geçerken iki elini de hafifçe savurdu. Parmak uçlarından uzanan görünmez, cerrahi gölge neşterleri üç öğrencinin ensesine aynı anda dokundu.

Bir. İki. Üç.

Kukla ipleri koptu. Enselerindeki siyah sülükler Ege'nin avuçlarına çekilip yok olurken, üç öğrenci de bir anda uykudan uyanmış gibi tökezleyip kalabalıkla birlikte çıkışa doğru sürüklenmeye başladı.

"Kaldı on iki!" diye soludu Ege, ancak içine çektiği her parazitle birlikte kollarındaki siyah damarlar biraz daha şişiyordu. Kenan'ın karanlığı kirliydi, zehirliydi; hepsini tek seferde yutmak Ege'nin zihnini zorluyordu.

"Daha fazla!" diye kükredi zihnindeki kadim Gölge, yuttuğu enerjiden sarhoş olmuş gibi. "Hepsini bana ver!"

Sus ve odaklan, diye hırladı Ege kendi zihnine.

Ana koridorun ortasındaki kilitli dolapların önünde, kalabalığın sıkıştığı noktada altı parazitli öğrenci daha vardı. Biyoloji laboratuvarından çıkmışlardı; parmaklarının arasında parlayan keskin diseksiyon neşterleri kırmızı alarm ışığında parlıyordu.

"Mira, sağdakiler!" diye bağırdı Ege.

Mira bir kedi çevikliğiyle kalabalığın arasından sıyrıldı. Neşteri boğazına dayamak üzere olan uzun boylu bir öğrencinin bileğine sertçe çarpıp metali elinden düşürdü, aynı hamlenin devamında yanındaki kızın kolunu kilitledi. Ege, kilitli dolapların zemine düşen uzun gölgelerini kullandı. Elini duvardaki gölgeye sapladığı an, gönderdiği altı ince karanlık dalgası zeminden kayarak altı öğrencinin gölgesine ulaştı ve omuriliklerindeki bağlantıyı tek seferde biçti.

Dokuz.

Ege'nin burnundan siyah bir kan damlası süzülüp dudağına indi. Başı dönüyordu. Dokuz parazitin enerjisi göğüs kafesinin içinde fırtına gibi dönüyordu.

"Çıkış kapısının önündeler!" diye bağırdı Can, çift kanatlı ana bina kapısını işaret ederek.

Okul binası hızla boşalıyordu. Son öğrenci grubu da bahçeye açılan büyük kapıdan dışarı çıkmak üzereydi ve aralarında beş siyah aura daha parlıyordu. Ege, ciğerlerindeki havayı boşaltıp son hızla kapıya doğru koştu. Kalabalığın son dalgasına yetişti, kendisini dışarı atmak isteyen öğrencilerin arasına karıştı ve her iki elinden fışkıran ince gölge ağlarıyla beş öğrencinin ensesini aynı anda süpürdü.

On dört!

Beş öğrenci de sersemleyerek okul bahçesine, yağmur sonrası ıslak betona doğru tökezleyerek çıktı. Can ve Mira da kapının eşiğinde durup nefes nefese arkalarına döndüler.

Koridor neredeyse tamamen boşalmıştı. Yerde düşürülmüş defterler, çantalar ve kırık kalemler duruyordu. Siren sesi hala kulakları sağır ediyordu.

"Bitti mi?" diye sordu Can, dizlerine dayanıp soluklanırken. "Hepsini temizledin mi?"

Ege durdu. Gözlerindeki zifiri karanlık hala aktifti. Kalbi hızla çarparken boş koridora baktı.

"Hayır..." diye fısıldadı Ege. "On dört oldu. Bir kişi eksik."

Tam o anda, koridorun diğer ucundaki merdivenlerin başından, siren sesinin bile bastıramadığı tok bir alkış sesi duyuldu.

Şak. Şak. Şak.

Ege, Mira ve Can hızla arkalarına döndüler.

Merdivenlerin en alt basamağında Kenan duruyordu. Ege'nin sınıfta sıktığı sol bileği morarmış, parmakları şişmişti; o elini kullanamıyordu. Ancak Kenan'ın önünde, merdiven korkuluklarının hemen yanında, dokuzuncu sınıflardan ufak tefek bir kız öğrenci kaskatı dikiliyordu. Kızın gözlerinden yaşlar süzülüyordu ve elinde, Ege'nin koridorda kırdığı yangın alarmı kutusundan aldığı üçgen, jilet gibi keskin bir cam parçası vardı. Camın sivri ucu, kızın şahdamarına batmış, derisini çoktan kanatmıştı.

"Muazzam bir performans, Ege," dedi Kenan. Sesindeki o öğretmen tonu tamamen gitmiş, yerini buz gibi bir sadizm almıştı. "İki dakikadan kısa sürede on dört kuklamın ipini kestin. İçindeki o kadim varlığın gücünü cerrahi bir hassasiyetle kullanmayı başardın."

Ege bir adım öne çıktı ama Kenan'la aralarında en az on beş metre vardı. Bu mesafeden gölge neşterini zamanında ulaştıramazdı. "Bırak kızı Kenan! Oyununu kaybettin, okul boşaldı!"

"Kaybetmek mi?" Kenan alayla güldü. "Benim amacım okulu katletmek değildi ki çocuk. Benim amacım, o on dört parazitin kirli enerjisini tek seferde yutmanı sağlamaktı."

Ege'nin nefesi boğazında düğümlendi.

"Şu an damarlarına bak," dedi Kenan, başını yana eğerek. "Benim müritlerimin kanıyla yoğrulmuş on dört gölge sülüğünü kendi özüne karıştırdın. İçindeki canavar şu an zehirleniyor, kontrolün çatırdıyor. Ve şimdi... gözlerinin önünde masum birini kurtaramamanın vereceği o çaresiz öfkeyle, içindeki mühür tamamen kırılacak!"

Kenan, sağlam olmayan sağ elini kaldırdı. Bileğindeki o sert siyah deri bandajı dişleriyle yakalayıp vahşi bir hareketle koparıp attı.

Dün gece kırılan sağ bileği çıplak kalmıştı. Kenan, yüzünü bile buruşturmadan, kırık kemiklerinin birbirine sürtünerek çıkardığı o iğrenç kütürtü sesine rağmen sağ elinin başparmağı ile orta parmağını birbirine bastırdı. Son kuklasının ipi o kırık parmakların ucundaydı.

"Elveda, küçük kahraman," diye tısladı Kenan ve kırık parmaklarını şıklatmak için gerdi.

On beş metre. Koşarak yetişmesi imkansızdı. Gölge fırlatarak yetişmesi imkansızdı. Kızın elindeki cam parçası boynuna gömülmeye başladı.

Ege'nin zihninde zaman durdu. Damarlarında kaynayan o on dört parazitin devasa, kaotik enerjisi kalbini patlatacak gibiydi. Zihnindeki kadim ses bir kez daha, bu kez onunla tek bir ağızdan konuştu:

"Mesafe sadece et ve kemik içindir, Varis. Biz et değiliz. Biz GÖLGEYİZ!"

Ege koşmadı.

Tavandaki kırmızı acil durum lambasının yanıp sönmesiyle, koridorun zemininde oluşan uzun, karanlık gölgelere baktı. Kendi ayaklarının altındaki gölge, koridor boyunca uzanıyor ve merdivenin dibindeki kızın gölgesiyle birleşiyordu.

Ege, içindeki tüm o fazla enerjiyi ayaklarının altına doğru patlattı ve kendisini doğrudan zemindeki kendi gölgesinin içine bıraktı.

Mira ve Can'ın gözleri önünde, Ege'nin bedeni zifiri siyah bir dumana dönüşerek beton zeminin içine, hiçliğe gömüldü.

Kenan'ın kırık parmakları birbirine çarptı: ŞAK!

Ancak aynı salisede, merdivenin dibindeki kızın arkasındaki zemin zifiri bir su birikintisi gibi yarıldı. Ege, karanlığın içinden bir hayalet gibi yükseldi. Sağ eli, kızın kolu daha milim oynayamadan bileğini yakaladı; sol eli ise doğrudan kızın ensesindeki son paraziti söküp aldı ve avucunun içinde ezdi.

Cam parçası yere düşüp tuzla buz oldu. Bilincini kaybeden kız yavaşça yere yığılırken, Ege onu tek koluyla tutup yavaşça zemine bıraktı.

Ege yavaşça doğruldu.

Sadece iki adım ötesinde duran Kenan, hayatında ilk kez tam anlamıyla donup kalmıştı. Gölge Adımı—maddenin karanlıkta çözünüp başka bir gölgeden çıkması—Küller tarikatında sadece en üst düzey Baş Engizisyoncuların on yıllar süren çalışmayla yapabildiği yasak bir teknikti. Ve bu on yedi yaşındaki çocuk, bunu içgüdüsel olarak az önce gözlerinin önünde yapmıştı.

Okul tamamen boşalmıştı. Dışarıdan öğrencilerin uğultusu ve yaklaşan itfaiye sirenleri geliyordu. Ama bu kırmızı ışıklı koridorda artık ne bir rehine ne de bir engel vardı.

Ege, gözlerinden taşan siyah dumanlarla Kenan'a doğru bir adım attı. Ayaklarının altındaki zemin çatladı.

"Bahsettiğin o sokak köpekleri var ya Kenan," dedi Ege, sesi tüm koridoru titreten o çift tonlu, kadim tınıyla. "Az önce tasmalarını kopardılar."