Elias Varen’ın evinde sabahın ilk ışıkları ağır ağır belirirken Elena, cam kenarındaki koltukta oturuyordu. Dışarıdaki cadde henüz tam anlamıyla uyanmamıştı. Karşı kaldırımdaki dükkânın kepengi kapalıydı. Birkaç dairede cılız lambalar yanıyor, uzaktan geçen araçların uğultusu sessizliği aralıklarla bölüyordu.
Elena, ellerini dizlerinin üzerinde kenetlemiş, dalgın gözlerle dışarıyı izliyordu. Son saatlerde yaşadıkları, zihninde birbirine karışmıştı. Atölyeden kaçışı, dar geçit, sokaktaki yabancı, gözünü açtığında bileklerini bağlı bulduğu o loş oda… Hepsini yeniden hatırladıkça göğsündeki daralma şiddetleniyordu.
Karşısında oturan Elias ise ona biraz zaman tanımaya çalışıyordu. Masanın üzerindeki notlarını bir kenara bırakmış, elindeki çaydan ara sıra küçük yudumlar alıyordu. Bir süre ikisi de konuşmadı. Sonunda Elena sessizliği bozdu. “Size bir şey sorabilir miyim?” Elias başını kaldırdı. “Elbette.”
“Beni bulduğunuzda neden bu kadar yardım etmek istediniz?”
Doktor soruyu beklemiyormuş gibi kısa bir an duraksadı.
“Çünkü yardıma ihtiyacın vardı.”
“Bunu anladım. Ama beni tanımıyordunuz. Kim olduğumu bile bilmiyordunuz. Sokakta karşılaştığınız herhangi bir insanı arabanıza alıp evinize götürmek zorunda değildiniz.”
Elias çayını masaya bıraktı.
“Zorunda değildim,” dedi. “Ama sokakta yardıma muhtaç bir insanı gördüğümde hiçbir şey yapmadan çekip gitmek de istemedim.”
Elena onu dikkatle inceledi. “Peki, Moretti olduğumu öğrendiğinizde fikriniz değişti mi?”
“Hayır.”
“Hiç mi?”
“Aileniz hakkında anlatılanlar, sana nasıl yaklaşmam gerektiğini değiştirmemeli. Sen, yıllar önceki hesaplardan bağımsız olarak, desteğe ihtiyaç duyan birisin.”
Elena bakışlarını pencereye çevirdi. Uzun zamandır ilk defa birisi ona yalnızca Moretti isminden ibaretmiş gibi yaklaşmıyordu. Çoğu kişi bu soyadını duyduğunda ya tedirgin oluyor ya da tavrını değiştiriyordu. Kimisi çekiniyor, kimisiyse geçmişteki karanlık söylentileri bildiğini ima etmeye uğraşıyordu.
Elias ise onun kim olduğundan çok, ne yaşadığını anlamaya çalışmıştı. Bu durum Elena’nın güvenini tamamen kazanmasına yetmiyordu. Yine de doktorun yanında kendisini biraz daha rahat hissediyordu.
“Bazen,” dedi Elena, “insanların benimle gerçekten mi ilgilendiğini, yoksa ailemin adını mı merak ettiğini anlayamıyorum.”
Elias bir süre düşündü.
“Belki de ikisini birbirinden ayırmanın en iyi yolu, insanların söylediklerinden çok yaptıklarına bakmaktır.”
Elena başını salladı. “Bunu hatırlayacağım.”
“Bir de şunu unutma. Birinin sana yardım etmesi, ona her şeyini anlatmak zorunda olduğun anlamına gelmez. Güven zamanla oluşur.”
Elena bu sözleri zihninde tarttı. Luca’nın kendisinden gizlediği sırlar geldi aklına. Kardeşinin onu tehlikeden uzak tutmaya çabaladığını biliyordu. Ama birini kollamakla onun kendi kararlarını verme hakkını elinden almak arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu da görüyordu. Luca’ya öfkelenmişti; oysa kardeşi de kendince onu ateşe atmamak için susmuştu.
İkisi de kendi açısından haklı olduğunu düşünüyordu. Belki de asıl sorun buydu.
“Doktor Varen,” dedi yeniden, “sizce bir insan sevdiği birini korumak için ondan gerçekleri saklayabilir mi?”
Elias’ın yüzündeki ifade yumuşadı.
“Saklayabilir. Hatta o an en doğru yolu seçtiğine de inanabilir. Fakat bunun her zaman iyi sonuç vereceğini söyleyemem.”
“Neden?”
“Çünkü gerçeği gizlediğin kişinin kendi yolunu seçme hakkını da elinden alabilirsin. Üstelik o sırlar açığa çıktığında, seni kollamaya çalışan bir dost gibi değil, sana hiç güvenmeyen biri gibi hatırlanabilirsin.”
Elena sustu. Bu cümlelerin Luca’yla aralarındaki uçuruma ne kadar dokunduğunu kabullenmek zordu. Yine de haklılığını inkâr edemiyordu. Tam ağzını açacakken dış kapı çalındı. Üç sert vuruş. Elena irkilerek koridora döndü. Elias da saate göz attı. Sabahın bu vaktinde kimseyi beklemiyordu.
“Burada kal,” dedi Elena’ya. “Kapıya bakıp geleceğim.”
Ayağa kalktı, muayene odasından çıktı ve koridorda ilerledi. Elena olduğu yerde kaldı. Önce kapının açılma sesini duydu. Ardından Elias’ın sesi geldi.
“Evet? Kimi aramıştınız?”
Dışarıdaki kişinin ne söylediğini Elena seçemedi. Bir saniye sonra ahşap kanadın hızla duvara çarptığını işitti. Koridorda sert bir arbede koptu. Girişteki sehpa devrildi, telaşlı ayak sesleri birbirine karıştı. Elias’ın kısa itirazının hemen peşinden boğuk bir darbe yankılandı. Elena yerinden fırladı. “Doktor?” Ses çıkmadı.
Hızla koridora yöneldi. Girişe yaklaştıkça boğuşma sesleri daha net duyuluyordu. Birinin kesik kesik soluduğunu, öfkeyle hesap sorduğunu işitti. Elena aralıktan baktı. Elias yerdeydi. Tepesinde dikilen yabancının yüzünü ilk anda seçemedi. Adamın omuzları kasılmıştı. Bir adım geri çekilip ışığa çıktığında Elena’nın nefesi kesildi. “Luca!”
Luca Moretti, yerdeki adamın yeniden hamle yapmasını bekler gibi tetikte duruyordu. Saatlerdir göğsünü sıkıştıran korku, öfke ve suçluluk birbirine karışmıştı. Ablasını bulabilmek için bütün gece karanlık caddeleri arşınlamış, her kapıyı zorlamış, en ufak bir izi bile kaçırmamaya çalışmıştı.
Şimdi tam karşısında, ablasının kaybolduğu gecenin hesabını verecek bir yabancı duruyordu. Elias yerden kalkmaya çabaladı. Luca yeniden üzerine yürüdü. “Kimsin sen?” diye bağırdı. “Elena nerede?” Doktor açıklamaya yeltendi ama Luca’nın gözü hiçbir şeyi görmüyordu.
“Bize ne yaptın?”
Luca ayağını kaldırıp yerdeki adama hamle yapmaya hazırlanırken koridordan gelen ses onu durdurdu.
“Luca, yapma!”
Luca olduğu yerde taş kesildi. Başını hızla çevirdiğinde koridorun eşiğindeki silueti gördü. Genç adamın göğsünü sıkan o kaskatı öfke, bir anda yerini dizlerinin bağını çözen derin bir sarsıntıya bıraktı.
“Elena?”
Ablasının adını söylerken sesi neredeyse fısıltıya dönüştü. İleri atılıp Elena’nın karşısında durdu; elini uzatıp omzuna dokundu, sanki bir hayale dokunmaktan korkar gibiydi. Ardından bir anda ablasını kollarının arasına alıp sımsıkı göğsüne bastırdı.
Luca’nın elleri kontrolsüzce titriyordu. Yüzünü Elena’nın omzuna gömdü, dakikalardır tuttuğu nefesini hıçkırığı andıran derin bir solukla dışarı bıraktı.
“Buradasın,” dedi titreyen dudaklarla. “Gerçekten buradasın.”
Elena kollarını kardeşinin boynuna dolayıp sırtını sıvazladı. “Buradayım Luca. Yanındayım.”
fark ettiği sabahtan beri göğsüne oturan o zehirli taş, yerini derin bir soluğa bırakmıştı. Luca yavaşça geri çekilip ablasının yüzünü avuçlarının arasına aldı. Solgun yanaklarına, göz altlarındaki yorgun çizgilere baktı.
“İyi misin? Bir yerin acıyor mu?”
“İyiyim,” dedi Elena. “Gerçekten iyiyim.”
Luca birden arkasını dönüp yerdeki adama baktı. Bakışlarındaki düşmanlık sönmüştü ama tedirginlik hâlâ sürüyordu. “Bu adam kim Elena?”
Elias hâlâ parkenin üzerinde oturuyor, şakağına bastırdığı elinin arasından derin nefesler alıyordu. Elena hemen kardeşinin kolunu kavrayıp onu geri çekti.
“Bana yardım etti Luca. Sokakta bayılmak üzereyken beni arabasına alıp evine getirdi.”
Luca birkaç saniye boyunca doktora baktı. Az önceki kontrolsüz saldırısının utancı yüzüne vurdu. Yavaşça eğilip elini Elias’a uzattı.
“Kusura bakmayın,” dedi boğuk bir sesle. “Ablamı saatlerdir arıyordum… Gözüm hiçbir şeyi görmedi.”
Elias uzatılan eli tutup doğruldu. Ceketini düzeltti.
“Anlıyorum genç adam. Kardeşini arayan herkes aynı refleksi gösterirdi.”
Cümlesi yarım kaldı. Elias, Luca’nın yüzüne baktı. Adamın hâlâ gergin olduğunu görebiliyordu. Ama gözlerinde kötü niyetten çok korkunun izleri vardı.
“Anlıyorum,” dedi.
Luca elini uzattı. “Yine de yaptığım doğru değildi.” Elias kısa bir duraksamanın ardından uzatılan eli sıktı.
“Önemli olan bundan sonra ne yapacağımız.”
Luca başını salladı. Elena ikisinin arasına baktı.
“Şimdi bana biriniz ne olduğunu anlatabilir mi?” diye sordu.
Luca kardeşine döndü. “Önce sen anlatacaksın.” Elena kaşlarını kaldırdı. “Ben mi?”
“Evet, sen. Çünkü seni saatlerdir arıyoruz.”
“Biliyorum ama…”
“Hayır, Elena. Önce sen.”
Luca’nın sesi sertti. Elena onun yeniden öfkelendiğini hissetti. Ancak bu kez öfkesinin altında başka bir şey daha vardı.
Korku.
Onu bir daha kaybetme korkusu. Elias araya girdi.
“Bence burada ayakta konuşmak yerine salona geçelim. İkinizin de sakinleşmeye ihtiyacı var.”
Genç adam hemen karşılık vermedi. Elena yavaşça onun koluna dokundu. “Lütfen.” Luca derin bir soluk verdi. “Tamam.” Üçü birlikte içeri geçtiler.
Salon, evin geri kalan odalarından çok daha ferah ve aydınlıktı. Geniş pencerenin önünde iki berjer, ortada alçak bir sehpa duruyordu. Duvar boyunca kitaplarla dolu raflar dizilmişti. Elias konuklarına yer gösterip karşılarındaki tekli koltuğa oturdu.
Elena koltuğa yerleştiğinde Luca hemen yanındaki sandalyeyi çekip oturdu. Bakışlarını bir an bile ablasından ayırmıyordu.
“Ne oldu Elena?” diye sordu Luca, sesi sabırsızlıkla kısılarak. “Neden o geçide girdin?”
Elena derin bir nefes alarak ellerini dizlerinin üzerinde kenetledi.
“Alt kattan gelen o metal sesini duyunca aşağıya indim Luca. Loşlukta iki karaltı seçtim; ellerinizdeki aletleri ve fısıltıyla Viktor’dan söz ettiğinizi duyunca atölyenin basıldığını sandım.”
Luca gözlerini kırptı. “Bizi düşman mı sandın?”
“Zifiri karanlıktı! Seni rehin aldıklarını düşündüm. Tek aklımda olan dışarı çıkıp yardım getirmekti. Rafların arkasındaki o eski servis tünelini görünce arkama bile bakmadan sürünüp sokağa fırladım.”
Elena duraksadı; o anın tekinsizliği sesine yeniden çöktü.
“Ama dışarı çıktığımda beni bir yabancı karşıladı. Koyu paltolu, yüzünü gölgede tutan biri.”
Luca hemen öne eğildi. “Kimdi?”
“Adını bilmiyorum ama doğrudan bana Luca Moretti’nin ablası olup olmadığımı sordu. Senin adını biliyordu Luca!”
Luca’nın çenesi kasıldı. Yumruklarını dizlerinin üzerinde sıktı.
“Cevap vermeme fırsat kalmadan yüzüme kokulu bir bez bastırdı,” diye devam etti Elena. “Kendime geldiğimde ellerim ve ayaklarım bağlı bir odadaydım. Fakat beni öldürmek ya da sorgulamak istemedi. Hatta yan odada telefonda biriyle konuşurken işittim; ‘Cuma gecesi limandaki iş bitene kadar burada güvende kalacak’ diyordu.”
Luca ile Elias aynı anda birbirine baktı. Elena ekledi:
“Adam uyuyakaldığında masadaki zarf açacağını çekip ipleri kestim ve dışarı kaçtım.”
“İlacın etkisiyle sokakta dengemi kaybedip yere yığılmak üzereyken Elias Bey aracıyla durdu. Beni evine getirip muayene etti, kendime gelmemi sağladı.”
Elena bakışlarını doktora çevirdi. Luca da dikkatle Elias’ı süzdü.
“Elias Bey babamızı tanıyordu Luca. Moretti ailesinin adını duyduğunda tavrı değişti. Üstelik Dosya 41’i de işitmiş.”
Elias başını ağır ağır salladı.
“İçeriğini bilmiyorum,” dedi doktor sakince. “Fakat 1994 sonbaharında babanız Marco Moretti ile limandaki ortaklar arasında geçen gizli bir anlaşmanın adıydı. Viktor Sorel de o çemberin içindeydi.”
Luca ayağa fırladı. “Demek her şey dönüp dolaşıp aynı yere çıkıyor. Babamın öldüğü o yangına ve Dosya 41’e!”
Elena kardeşinin elini tuttu. “Seni kaçıran adamın senin adını vermesi tesadüf değildi Luca. Birileri bu geceki buluşmadan önce beni saf dışı bırakıp seni yalnız yakalamak istedi.”
Salona kurşun gibi ağır bir sessizlik çöktü. Luca ayakta, pencerenin önünde dikiliyor; yumruklarını ceplerinde sıkıyordu. Telefondaki o görünmez elin Elena’yı cuma gecesinden uzak tutarak kendisini köşeye sıkıştırmak istediğini artık çok net görüyordu.
Sonunda dönüp ablasına baktı.
“Yine de tek başına o geçide girmemeliydin Elena. Bana haber vermeliydin.”
“Seni korumaya çalışıyordum Luca!”
“Beni korumak senin görevin değil!”
Genç adamın sesi odada yankılandı. Elena geri adım atmadı ama gözlerindeki sitem Luca’nın göğsüne bir ok gibi saplandı.
Luca ellerini saçlarının arasından geçirip derin, kesik bir soluk aldı. Öfkesinin ablasına değil, içine çekildikleri bu çaresiz tuzağa olduğunu ikisi de biliyordu.
Luca pencere pervazına yaslandı, başını eğdi. Omuzlarındaki titreme gözle görülür hâldeydi.
“Sabah o odaya girip yatağı boş gördüğümde…” dedi boğuk bir sesle. Cümlesini tamamlayamadı; dişlerini birbirine bastırıp gözlerini kapattı.
Elena ayağa kalktı. Yavaş adımlarla kardeşinin yanına yürüdü, elini Luca’nın gergin koluna koydu. Luca başını kaldırmadı ama kolundaki parmakları sıkıca tuttu.
“Biliyorum Luca,” dedi Elena usulca. “Ben de aynı korkuyla o tünele girdim. Ama artık bitti. Buradayım.”
Elias oturduğu yerden onları izliyordu. Çay fincanını masaya bırakıp konuştu:
“Korku insanı en tehlikeli kararlara sürükler. Şimdi birbirinizi suçlamak yerine, Viktor’un bu gece için ne hazırladığını düşünmelisiniz.”
Luca gözlerini açtı. Çehresindeki çaresizlik yerini buz gibi bir kararlılığa bıraktı. Ablasının elini bırakıp doğruldu.
“Haklısınız. Zamanımız daralıyor.”
Luca doktora döndü. “Biliyorum. Ama onu kaybetmek istemiyorum.”
“Bunu anlamak zor değil.”
Elena uzanıp onun elini tuttu. “Beni kaybetmedin.” Luca ablasının gözlerine baktı. “Şimdilik.” Elena’nın çehresi gölgelendi. Genç adam ağzından kaçırdığı kelimeden pişman olarak bakışlarını yere indirdi.
“Özür dilerim,” dedi. “Bunu söylemek istemedim.”
“Biliyorum.”
Kardeşler bir süre sessiz kaldı. Sonunda Luca yeniden oturdu. “Peki, seni kaçıran adamı tarif edebilir misin?” Elena düşündü.
“Kırklı yaşlarında görünüyordu. Sırtında koyu bir palto vardı. Sesi ürkütücü derecede sakindi. Yanıma yaklaşırken her adımı önceden hesaplanmış gibiydi. Karanlıkta yüz hatlarını tam seçemedim ama kimliğimi doğrulamak için doğrudan senin adını kullandı.”
“Sesini hatırlıyor musun?”
“Evet. Ama yalnızca sesiyle onu bulabileceğimi sanmıyorum.”
“Peki, onu yeniden görsen tanır mısın?”
Elena bir an düşündü. “Yüzünü görürsem belki. Ama kesin bir şey söyleyemem.” Luca başını salladı. Ardından Elias’a döndü.
“Size gerçekten teşekkür ederim. Elena’yı bulduğunuzda ona yardım etmeseydiniz ne olacağını düşünmek bile istemiyorum.”
Elias başını hafifçe eğdi. “Ben yalnızca yapmam gerekeni yaptım.”
“Yine de teşekkür ederim.”
Doktor hafifçe tebessüm etti. “Rica ederim.” Luca derin bir soluk aldı. “Artık bir sonraki adımımızı kararlaştırmalıyız.” Elias’ın çehresi yeniden ciddileşti. “Öncelikle buradan hemen ayrılmanızı doğru bulmuyorum.” Luca kaşlarını çattı. “Niçin?”
“Çünkü Elena’nın bu sabahki saldırıdan sonra dışarıda neyle karşılaşacağını kestiremeyiz. Yabancının kimin hesabına çalıştığı da meçhul. Eğer mesele ailenizin geçmişine ve Dosya 41’e dayanıyorsa, atölyeye dönmeniz açık hedef olmanız demektir.”
Luca’nın bakışları sertleşti. “Atölye zaten güvenli değil.”
“Bunu söylemek için elimizde yeterince neden var,” dedi Elias. “Ama buranın güvenli olduğunu da körü körüne varsaymayın. Ben yalnızca gerekli önlemleri alabileceğimi söylüyorum.”
Elena doktorun yüzüne baktı. “Ne tür önlemler?”
“Öncelikle kapı ve pencereleri kontrol edeceğim. Evin girişlerini gözden geçireceğim. Ayrıca buraya kimin gelip gittiğini de sınırlayacağım. Dışarı çıkmanız gerekirse, bunu plansız yapmayacağız.”
Luca hemen itiraz etti. “Bütün bunlar yeterli olmayabilir.”
“Olmayabilir,” dedi Elias. “Ama hiçbir önlem almadan sokakta dolaşmaktan daha iyidir.”
Luca cevap vermedi. Elias devam etti:
“Bir de şu var. Moretti ailesinin geçmişi, Viktor Sorel ve Dosya 41 aynı hikâyenin parçaları olabilir. Fakat bunların hepsini tek bir olay gibi ele almak hata olur. Bildiklerimizle tahminlerimizi birbirinden ayırmalıyız. Aksi hâlde yanlış kişiyi suçlayabilir, asıl tehlikeyi gözden kaçırabiliriz.”
Elena başını salladı. “Ben de bunu düşünüyorum. Viktor’un ne istediğini hâlâ bilmiyoruz.” Luca kardeşine döndü. “Viktor’u sana anlattım mı?” Elena bir an durdu.
“Daha önce karşılaştığımızda söylediklerini biliyorum. Ama sonrasında seninle Marek’in atölyesinde ne konuştuğunu bilmiyorum.”
“Doğru.”
Luca, Viktor’un kendilerine verdiği süreyi ve bugünün cuma olduğunu düşündü. Ardından yüzündeki ifade ciddileşti.
“Bunu size söylemem gerekiyor.”
Elias dikkat kesildi. “Ne oldu?” Luca bir süre sustu. Söyleyeceklerinin Elena’nın henüz yeni kurtulduğu bu anda onu yeniden korkutacağını biliyordu. Ama artık saklayacak zamanı yoktu.
“Viktor dün sabah atölyenin kapısına dayandı. Seni bulup cuma akşamı kendisine getirmemizi şart koştu. Üstelik verdiği mühlet bu gece doluyor.”
Elena’nın yüzü bir anda değişti. “Ne? Bunu neden şimdi söylüyorsun?”
“Çünkü seni bulana kadar ne yapacağımı ben de bilmiyordum,” dedi Luca. “Zarftaki kartta yazan saat 22.30 randevusu da bu geceye denk geliyor. Bu akşamki süreyi görmezden gelemeyiz.”
Elena yavaşça doğruldu. “Daha yeni ölümden döndüm, Luca. Başımın dönmesi bile geçmedi. Üstelik o yabancı, telefonda birine bu akşamki hesaplaşma bitene dek beni kapalı tutacağını söylüyordu. Şimdi hazırlıksızca Viktor’un ayağına mı gideceğiz?”
Elias araya girdi. “Elena haklı. Şu an hemen sokağa fırlamak doğru değil. Akşama kadar henüz birkaç saatimiz var; önce Elena’nın biraz dinlenip gücünü toplaması gerekiyor.”
Luca bir süre sessiz kaldı, sonra sandalyesine oturup başını salladı. “Tamam. Akşamüstü buradan çıkıp Marek’in atölyesine geçeriz; hazırlığımızı yapıp geceki buluşmaya öyle gideriz.”
“Anlaştık,” dedi Elias. “Önce biraz dinlenin, sonra birlikte hareket ederiz.”
Öğleye doğru Elias, kapı kilitlerini ve pencereleri yoklamak üzere yanlarından ayrıldı. Luca ablasıyla baş başa kaldı. Kısa bir sessizliğin ardından Elena dayanamayıp sordu: “İzimi nasıl buldunuz?” Genç adam başını kaldırdı.
“Gizli bir numara bizi aradı. Senin eski mahalledeki bir evde tutulduğunu söyledi ama başka hiçbir soruya cevap vermeden telefonu kapattı. Oraya gittiğimizde seni bulamadık.”
Elena’nın yüzü gerildi. “Arayan beni kaçıran adam mıydı?”
“Sesi boğuktu, kim olduğunu söylemedi. Ama evin yerini tam olarak biliyordu.”
Luca, Adrian ve Marek’le birlikte sabaha dek süren arayışlarını özetledi. Tünelde buldukları kopuk düğmenin ardından mahalleleri taramış, gece yarısı gelen o esrarengiz ihbarla eski eve baskın yapmışlardı. Fakat odada yalnızca kesilmiş ipleri bulmuşlardı.
“Peki, beni burada nasıl buldunuz?” diye sordu Elena.
“Evde kesilmiş bağları ve masadaki ilaç kokusunu fark ettik. Oradan yaralı ya da bitkin hâlde kaçmış olabileceğini düşündük ve çevredeki sağlık noktalarını taramaya başladık.”
Elena’nın yüzü hafifçe gerildi. “Yani o telefondan sonra izimi kendiniz mi sürdünüz?”
“Evet. Ama birinin bizi özellikle o mahalleye yönlendirdiği açıktı.”
Elena bir süre düşündü. “Sonra ne yaptınız?”
“Yakındaki sağlık merkezlerine baktık ama seni bulamadık. Adrian çevredeki bir eczaneye sormayı önerdi. Sonra Rinaldi’den gelen bir haberle eski mahallede çalışan Doktor Elias Varen’ın adını öğrendik ve doğrudan buraya koştuk.”
Elena anlatılanları zihninde bir araya getirdi. Biri onu kaçırmış, bir başkası ise Luca’yı o eve yönlendirmişti. Sanki görünmez bir el, onların tamamen kopmasına izin vermeden süreci yönetiyordu.
“Bizi bilerek mi o mahalleye çektiler?” diye sordu.
“Bilmiyorum,” dedi Luca.
“Seni niçin kaçırdığını da, bizi neden aradığını da bilmiyoruz.”
Luca başını salladı. “Evet.” Elena arkasına yaslandı. “Bu adamın ne istediğini öğrenmemiz gerekiyor.”
“Öğreneceğiz.”
“Ya yeniden ortaya çıkarsa?”
Luca’nın yüzü sertleşti. “Karşıma tekrar çıkarsa elimden kurtulamaz.” Elena kardeşine baktı. Onun öfkesini anlıyordu. Ama karşısındaki adamın kimliğini, kimin adına hareket ettiğini ve neden
kendisini seçtiğini bilmeden ona saldırmanın doğru olmadığını da biliyordu.
“Önce kim olduğunu öğrenelim,” dedi. “Sonra ne yapacağımıza karar veririz.”
Luca kısa bir duraksamadan sonra başını salladı. “Peki.” Elena hafifçe gülümsedi. “Bak, bu kadar zor değilmiş.” Kardeşi ona baktı.
“Bunu söyleyen kişi birkaç saat önce bir geçitten tek başına kaçmaya karar vermişti.”
Elena’nın gülümsemesi kaybolmadı ama başını eğdi.
“Tamam. Hak ettim.”
Luca ilk defa hafifçe gülümsedi. Bu kısa an, ikisinin de biraz olsun rahatlamasını sağladı. Fakat Viktor’un verdiği süre hâlâ akıllarındaydı. Ve zaman ilerliyordu.
Öğleden sonra Elias, Elena’nın birkaç saat uyuyup ilaç etkisinden tamamen kurtulabilmesi için yan odayı hazırladı. Elena uzanmak üzere odaya geçerken Luca da kapının eşiğinde durdu. Elena yatağın kenarına oturup kardeşine baktı. “Gel, otur biraz.”
Luca yatağın kenarına ilişti. Odaya ağır bir durgunluk çöktü. “Bugün seni o koridorda sağ gördüğüm an dizlerimin bağı çözüldü,” dedi Luca, kenetlediği parmaklarına bakarak. “Sabaha kadar her taşın altına baktık. Seni tamamen kaybettiğimi sandım.”
Elena’nın gözleri doldu. “Ben de seni kaybetmekten korktum, Luca. O sabah aşağıda o gölgeleri gördüğümde tek düşündüğüm sana ulaşmaktı. Ama yanlış bir karar verdim.”
“O an paniğe kapıldın diye seni suçlamıyorum,” dedi Luca buruk bir tebessümle. “Benim seçimlerim de kusursuz sayılmaz.”
Elena kardeşinin elini tuttu. “Biliyor musun, bir şeyleri benden sakladığında bunu beni korumak için yaptığını söylüyorsun. Ama ben kendi kararlarımı vermek, senin yanında durmak istiyorum. Her şeyi tek başına taşımana gerek yok.”
Luca yutkundu; ablasının gözlerindeki güven, bu gece yüzleşeceği karanlık sırrı kalbine saplıyordu. Yine de sesini titretmeden yaklaştı. “Bundan sonra birbirimizden sır saklamayalım. Ne öğrenirsek hemen paylaşalım; koruma bahanesiyle gerçeği gizlemeyelim.”
Elena başını salladı ve kardeşinin elini sıktı. “Anlaştık. Bu akşam ne yaşanırsa yaşansın omuz omuza duracağız.” Birbirlerine sarıldılar. Luca çıkarken eşikte durup son kez ablasına baktı; bu gece ne pahasına olursa olsun onu yaşatmaya kararlıydı. “Seni bir daha karanlıkta yalnız bırakmayacağım.”
“Ben de senden kaçmayacağım,” dedi Elena.
Kapı kapandığında Elena yastığa başını koydu. Karanlık hâlâ dışarıdaydı ve cuma gecesi hızla yaklaşıyordu; ama Luca yanındaydı. Şimdilik bu kadarı yeterliydi.
Aynı ikindi vakti, Kalevra’nın merkezinden uzakta, kalın perdeleri çekilmiş loş bir odada gizemli kadın çalışma masasının başında oturuyordu. Önünde sararmış fotoğraflar ve iki ayrı klasör duruyordu: Birinin kapağında ELENA MORETTI, diğerinde LUCA MORETTI yazılıydı.
Kadın, 12 Eylül 1994 tarihli eski liman fotoğrafına ve masadaki imzasız bilgi notuna göz attı: Moretti kızı güvenli evde. Her adım
beklediği sırayla ilerliyordu. Viktor’la dün gece yaptığı anlaşma yürürlükteydi; bu geceki hesaplaşma artık kaçınılmazdı.
Ayağa kalkıp karanlık köşedeki eski dolabı açtı. Raflardan ince, koyu renkli bir dosya çekip çıkardı. Üzerinde yalnızca iki rakam yazılıydı: 41.
“Bunca yıl geçti,” diye mırıldandı kadın, sesinde en ufak bir merhamet ya da özlem kırıntısı taşımadan. “Hâlâ küllerin arasında aynı cevabı arıyorsunuz. Bakalım bu geceden kim sağ çıkacak?”
Klasörü yerine koyup masasına döndü ve siyah ahizeyi kaldırdı. Soğuk parmakları hiç tereddüt etmeden, yıllardır ezbere bildiği o gizli numarayı tuşladı.
Doktorun evinin koridorunda tek başına nöbet tutan Luca, cebindeki cihazın titreşimiyle birlikte hızla kuytu bir köşeye çekildi. Ekrana göz attı, Elena’nın uyuduğu odanın kapalı kapısını kolaçan etti ve aramayı sessizce yanıtladı. Karşı taraftan tek bir kelime bile fısıldamadan yalnızca dinledi.
“Vakit tamam,” dedi kadın, buz gibi bir sesle. “Viktor’la şartlar konuşuldu. Saat 22.30’da hepiniz eski antrepoda olacaksınız. Ablanın yaşamasını istiyorsan, payına düşeni eksiksiz uygula.”
Karşılık beklemeden ahizeyi kapattı. Dudaklarında, yıllardır ilmek ilmek ördüğü tuzağın son dişlisinin de yerine oturduğunu gören acımasız bir kıvrım belirdi. Masa lambasını söndürüp karanlığa fısıldadı:
“Şimdi sıra, kimin gerçekten ne bildiğini öğrenmekte.”
— Bölüm sonu —