İçeriğe geç

Bölüm 2:Sessiz Sorular

​Sabah, Kalevra’nın üzerine çöken kurşuni sisle başladı. Elena gözünü bile kırpmamıştı. Kirpiklerini her indirdiğinde ekrandaki o tehditkâr satırla karşılaşıyordu: “Kız kardeşine hiçbir şey söylemedin, değil mi?” Soru, sabaha dek zihnini kemirmişti. Gün ağarırken kararını verdi; şimdilik açık vermeden Luca’yı yoklayacaktı.

​Mutfaktan kızarmış ekmek kokusu geliyordu. Luca her zamankinden erken kalkıp kahve hazırlamıştı. Gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmış, bir yandan da küçük radyodan gelen haberleri dinliyordu. Dışarıdan bakıldığında her şey normaldi. Elena’yı asıl huzursuz eden de buydu.

​“Bugün erken mi çıkacaksın?” diye sordu Elena, masaya otururken.

​“Her zamanki saatimde.” Luca kahvesinden bir yudum aldı. “Neden?”

​“Öylesine. Dün işlerin çok uzamıştı ya.”

​Luca ekmeğine reçel sürdü. “Bazen oluyor.” Elena, onun yüzüne bakmadan çayına şeker attı. “Tamirhanede yeni bir iş mi çıktı? Son zamanlarda çok yoğun gibisin.” Bu kez Luca başını kaldırdı. Bakışı kısa sürdü ama Elena o anı kaçırmadı.

​“Normal yoğunluk.”

​“Patronun yine herkesi mesaiye mi bırakıyor?”

​Luca bıçağı tabağın kenarına bıraktı. “Elena, bir şey mi öğrenmeye çalışıyorsun?” Soru o kadar sakince sorulmuştu ki Elena hazırlıksız yakalandı. Yine de belli etmedi.

​“Hayır. Sadece konuşuyoruz.”

​“O zaman konuşacak daha iyi şeyler bulalım.” Luca hafifçe gülümsedi fakat gülümsemesi gözlerine ulaşmadı. “Bugün hava güzel olacakmış. Belki öğleden sonra biraz dışarı çıkarsın.”

​Konu kapanmıştı. Elena pencereye baktı; cam hâlâ yağmurdan buğuluydu. Luca ona tek bir ipucu bile vermemişti. Üstelik Luca, Elena’nın sorularını fark etmişti; bundan sonra daha dikkatli davranacağı belliydi.

​Kahvaltının geri kalanı sıradan şeylerle geçti: biten ekmek, gelen elektrik faturası, yine yanmayan giriş lambası. İkisi de birbirine yalan söylemiyormuş gibi davranıyordu. Aralarındaki sessizlik masanın üçüncü kişisi gibiydi. Luca ceketini giyip anahtarlarını aldı. Kapıda durarak Elena’ya baktı.

​“Akşam yemeğine geç kalmamaya çalışırım.”

​“Tamam.”

​“Bir şey olursa beni ara.”

​Elena bu sözün içindeki ironiyi fark etti. Onu arayabilirdi elbette. Ama Luca telefonu açsa bile gerçeği söyleyecek miydi?

​“Ararım.”

​Kapı kapandı. Elena olduğu yerde taş kesildi. Masadaki fincanları hızla kaldırdı, temiz hava gelsin diye camı araladı. Salona geçti, pencereden sokağı kolaçan etti, ardından yeniden mutfağa döndü. Fakat ne yaparsa yapsın içindeki huzursuzluk dinmiyordu.

​Gece gördüğü mesajı yeniden düşününce, Luca’nın patronunu aramak aklına geldi. Tamirhanenin numarası eski bir kâğıtta yazılıydı; patronu Bay Rinaldi’nin kişisel numarası ise Elena’nın cep telefonunun rehberinde kayıtlıydı. Birkaç kez tamirhanenin önünde karşılaşmışlardı. Luca’nın ücretini geciktirdiğini biliyordu; yine de Rinaldi ona hep nazik davranmış, Luca’nın işini sık sık övmüştü.

​Elena cep telefonunu eline aldı. Önce numaraya baktı, sonra geri bıraktı. Aramak, küçük bir şey gibi görünüyordu. Ama Luca bunu öğrenirse? Kardeşinin öfkeli yüzünü hayal etti. Ardından gece gördüğü mesaj geldi aklına. O cümlede kendisinin adı geçiyordu. Bu artık yalnızca Luca’nın özel hayatı değildi. Numarayı aradı. İki kez çaldıktan sonra bir erkek sesi cevap verdi.

​“Rinaldi.”

​“Günaydın, Bay Rinaldi. Ben Elena, Luca’nın kız kardeşi. Rahatsız etmiyorum umarım.”

​“Elena! Hayır, tabii ki. Bir sorun mu var? Luca iyi mi?”

​Soruyu hemen sorması Elena’nın dikkatini çekti. Luca’nın adını duyunca Rinaldi’nin aklına gelen ilk şey, onun iyi olup olmadığı olmuştu.

​“İyi, sanırım. Dün biraz geç geldi de. İş yerinde bir şey mi oldu diye merak ettim.”

​Hattın öbür ucunda kısa bir sessizlik oldu. Arka planda metal bir şeyin yere bırakıldığını, ardından bir kapının kapandığını duydu.

​“Dün mü?” dedi Rinaldi. “Luca dün normal saatinde çıktı.”

​Elena’nın eli telefonun etrafında sıkılaştı.

​“Yani… işten sonra bir yere uğramış olabilir mi? Biraz dalgın görünüyor son zamanlarda.”

​“Elena, kardeşin işini iyi yapar. Bazen kendi meselelerini içine atar, hepsi bu.” Rinaldi’nin sesi yumuşaktı ama cevapları dikkatle seçtiği hissediliyordu. “İşle ilgili bir sıkıntısı yok.”

​Bu, Elena’nın beklediği cevap değildi. Rinaldi dün normal saatinde çıktığını özellikle vurgulamıştı. Luca akşamları bazen restorana mal taşıyordu, belki oraya uğramıştı; ama o “tamirhanede iş uzadı” demişti. Demek ki bahane doğru değildi.

​“Anladım. Kusura bakmayın, sizi meşgul ettim.”

​“Bir şey daha, Elena.”

​Elena konuşmayı bitirmek üzereyken durdu.

​“Luca’ya benimle konuştuğunu söylemene gerek yok. Son günlerde biraz gergin. Üstüne gitme, olur mu?”

​Rinaldi bunu dostça söylemişti. En azından ses tonu öyleydi. Fakat Elena’nın içindeki huzursuzluk büyüdü. Patronu, Luca’nın gergin olduğunu nereden biliyordu? Ve neden onunla konuştuğunu Luca’ya söylememesini istemişti?

​“Tabii,” dedi Elena. “Anladım.”

​Arama bittiğinde Elena telefonun başında donup kaldı. Cevap bulmak şöyle dursun, şüpheleri katlanmıştı: Luca dün işten vaktinde çıkmış ama eve saatler sonra dönmüştü. Üstelik Rinaldi de ondaki gerginliği sezmiş, bu aramayı gizlemesini istemişti.

​Elena hemen bir kâğıt çekip duyduklarını not etti. Ardından geceki mesajı düşündü: cuma günü, aynı yer, tek başına. Buluşma noktasının neresi olduğunu bilmiyordu. Kardeşinin telefonunu yeniden karıştırmak ise çok riskliydi; Luca mesajları silebilir ya da izlendiğini anlayabilirdi.

​Tam kâğıdı katlayıp çekmeceye koyacakken telefon yeniden çaldı. Ekranda kayıtlı olmayan bir numara vardı. Elena açmadan önce birkaç saniye bekledi.

​“Alo?”

​Önce cevap gelmedi. Sonra özel bir cihazla boğuklaştırılmış, tınısı seçilemeyen alçak bir kadın sesi duyuldu.

​“Elena Moretti?”

​“Evet. Kimsiniz?”

​Karşı taraf hemen yanıtlamadı. Sanki bulunduğu yerin güvenliğini tartar gibi kısa bir sessizlik bıraktı.

​“Rinaldi’yi aramışsın.”

​Elena ayağa kalktı. “Siz kimsiniz?” “Luca’nın patronunu aramaman gerekiyordu.”

​“Beni nereden tanıyorsunuz?”

​Hattın öbür ucunda kısa bir nefes duyuldu.

​“Şimdilik hiçbir şey yapma. Kardeşine soru sorma. Ve cuma günü nerede olacağını öğrenmeye çalışma.”

​“Bir dakika…”

​Hat kesildi. Elena telefonu kulağından yavaşça indirdi. Gece gördüğü numarayı bir yere yazmadığına bin pişman oldu. Dairenin sessizliği bir anda üzerine çöktü. Pencereden dışarı baktığında, karşı kaldırımda bekleyen siyah bir sedan gördü; karartılmış camların ardı hiç seçilmiyordu. Birkaç saniye sonra araç ağır ağır hareket edip köşeyi döndü.

​Belki tesadüftü. Kalevra’da her gün yüzlerce araba aynı sokaklardan geçiyordu. Kendine bunu söyledi ama telefonu masaya bırakırken ellerinin titrediğini fark etti. Rinaldi’yle konuşalı yarım saat olmamıştı. Hattı mı dinliyorlardı? Artık biri onun ne yaptığını biliyordu. Ve o kişi, Elena’nın cuma gününü merak etmesini istemiyordu.

​— Bölüm sonu —