İçeriğe geç

3. bölüm

. BÖLÜM – DOSYALARIN SAKLADIĞI GERÇEK

Rize Eğitim ve Araştırma Hastanesi...

Sabahın erken saatleriydi.

Başhekim, eski doğum kayıtlarının incelenmesini bizzat takip ediyordu.

Arşiv odasında yıllardır açılmayan kutular tek tek masaların üzerine indiriliyordu.

Tozlu klasörler açılıyor...

Yıpranmış doğum tutanakları dijital sisteme aktarılıyordu.

Genç doktorlardan biri, on yedi yıl önceye ait doğum dosyasını incelerken duraksadı.

"Başhekimim..."

"Burada bir tutarsızlık var."

Başhekim dosyayı eline aldı.

Önce doğum kayıtlarına baktı.

Ardından bebek künyelerine...

Sonra teslim tutanaklarına...

Sayfaları tekrar çevirdi.

Kaşları çatıldı.

"Bu mümkün olamaz..."

Yanındaki başhemşire merakla sordu.

"Bir sorun mu var?"

Başhekim dosyayı masaya bıraktı.

"Burada iki farklı aileye ait kayıtlar birbirine girmiş."

Odadaki herkes sustu.

Başhekim incelemeye devam etti.

Karaden ailesine ait doğum kayıtları...

Karahan ailesine ait teslim belgeleri...

Kan grupları...

Doğum saatleri...

Hiçbiri birbiriyle uyuşmuyordu.

Genç doktor şaşkınlıkla konuştu.

"Efendim..."

"Bu dosyada bebeklerin künyeleri sonradan değiştirilmiş gibi görünüyor."

Başhekim derin bir nefes aldı.

"Eski kâğıtları da getirin."

"Hiçbir belgeyi atlamayın."

Arşiv görevlileri depodan eski kutuları çıkardı.

Bir süre sonra sararmış bir zarf bulundu.

Zarfın üzerinde şu yazıyordu:

'Doğum Servisi – Teslim Tutanakları'

Başhekim dikkatlice zarfı açtı.

İçinden çıkan belgeler masaya dizildi.

Tam o sırada genç doktor heyecanla seslendi.

"Başhekimim!"

"Buraya bakın."

Eski bileklik kayıtlarında bir ayrıntı vardı.

İlk hazırlanan künyelerde Karaden soyadı yazıyordu.

Ancak teslim tutanağındaki künyelerde Karahan soyadı bulunuyordu.

Başhemşire şaşkınlıkla ağzını kapattı.

"Yani..."

"Bebeklerin soyadı değiştirilmiş."

Başhekim ağır bir ifadeyle başını salladı.

"Sadece soyadı değil..."

"Teslim edilen aile de yanlış."

Odadaki herkes birbirine baktı.

Kimse konuşamıyordu.

Başhekim masaya iki dosyayı yan yana koydu.

"On yedi yıl önce..."

"Karaden ailesinin sağlıklı doğan ikiz bebekleri..."

"...Yanlışlıkla Karahan ailesine teslim edilmiş."

"Karahan ailesine ait ikiz bebekler ise doğum sırasında hayatını kaybetmiş."

Arşiv odasında derin bir sessizlik oluştu.

Başhekim telefonu eline aldı.

"Hukuk birimini bağlayın."

"Bu olay resmî soruşturma gerektiriyor."

Ardından ikinci telefonu aldı.

"Karaden ailesine ulaşın."

"Karahan ailesine de haber verin."

"İki aile de en kısa sürede hastaneye gelsin."

Telefon kapandıktan sonra başhekim pencereye doğru yürüdü.

On yedi yıldır tozlu raflarda unutulan birkaç dosya...

İki ailenin hayatını altüst eden gerçeği sonunda ortaya çıkarmıştı.

Artık...

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

3.2 BÖLÜM – ŞÜPHE BÜYÜYOR

Rize Eğitim ve Araştırma Hastanesi...

Başhekim, önündeki dosyaları bir kez daha açtı.

On yedi yıl önceye ait doğum kayıtları...

Teslim tutanakları...

Bebek künyeleri...

Kan grupları...

Hiçbiri birbirini doğrulamıyordu.

Başhekim derin bir nefes aldı.

"Bir kez daha kontrol edin."

"En küçük ayrıntıyı bile atlamayın."

Genç doktorlar bütün evrakları yeniden incelemeye başladı.

Saatler geçiyordu.

Arşiv odasında yalnızca sayfaların çevrilme sesi duyuluyordu.

Bir süre sonra genç doktor ayağa kalktı.

"Başhekimim..."

"Sanırım sorunun kaynağını bulduk."

Başhekim hemen yanına geldi.

"Nedir?"

Genç doktor eski teslim tutanağını gösterdi.

"İlk hazırlanan doğum künyelerinde Karaden soyadı yazıyor."

"Ancak bebekler ailelerine teslim edilirken hazırlanan belgelerde Karahan soyadı kullanılmış."

Başhekim dikkatle belgeleri inceledi.

Ardından doğum saatlerine baktı.

Sonra kan gruplarını karşılaştırdı.

Hiçbiri birbiriyle uyuşmuyordu.

Başhemşire şaşkınlıkla konuştu.

"Bu..."

"Normal bir kayıt hatası olamaz."

Başhekim başını salladı.

"Hayır."

"Burada ya çok büyük bir ihmal var..."

"...Ya da bilinçli olarak yapılan bir değişiklik."

Odadaki herkes sustu.

Başhekim masaya iki dosyayı yan yana koydu.

"Bu dosyalar artık arşiv dosyası değil."

"Bunlar adli delil."

Hukuk danışmanı sessizce not almaya başladı.

Başhekim son kez dosyalara baktı.

"Eski doğum ekibinde görev yapan herkesin isimlerini çıkarın."

"O gün nöbette olan doktorları..."

"Hemşireleri..."

"Ebeleri..."

"Hepsini tek tek araştıracağız."

Genç doktor merakla sordu.

"Peki ailelere haber verelim mi?"

Başhekim birkaç saniye düşündü.

Sonra kararlı bir sesle cevap verdi.

"Hayır."

"Henüz değil."

"Elimizde kesin kanıt olmadan hiçbir aileye umut ya da acı veremeyiz."

"Önce gerçeğin tamamını öğreneceğiz."

Arşiv odasına yeniden sessizlik çöktü.

Kimsenin haberi yoktu.

Gerçek...

Artık gün yüzüne çıkmaya her zamankinden daha yakındı.

3.3 BÖLÜM – SON İTİRAF

İtalya...

Aradan on yedi yıl geçmişti.

Igor'un sağlık durumu son günlerde hızla ağırlaşmıştı.

Doktorlar, yapabilecekleri her şeyi yapmıştı.

Ancak artık zamanın çok az kaldığını söylüyorlardı.

Mary, babasının odasına girdi.

Igor, güçlükle gözlerini açtı.

"Mary..."

Mary hemen elini tuttu.

"Buradayım baba."

Igor'un gözlerinden yaş süzüldü.

"Artık sana daha fazla yalan söyleyemem."

Mary şaşkınlıkla babasına baktı.

"Ne demek istiyorsun?"

Igor derin bir nefes aldı.

"Yıllar önce..."

"Sana gösterdiğim ölüm belgeleri..."

"...Hepsi sahteldi."

Mary'nin yüzü bembeyaz kesildi.

"Ne?"

Igor konuşmakta zorlanıyordu.

"Melih ölmedi."

"Barbaros..."

"Barlas..."

"Agah..."

"Nehir..."

"Hepsi hayatta."

Mary'nin gözlerinden yaşlar boşalmaya başladı.

"Hayır..."

"Bu doğru olamaz."

Igor gözlerini kapattı.

"Doğru."

"Ben seni Rize'ye dönmemen için kandırdım."

"Tek çocuğumdun."

"Seni kaybetmekten korktum."

"Yanımda kalmanı istedim."

Mary hıçkırarak geri çekildi.

"Bunu bana nasıl yapabildin?"

"Çocuklarımı..."

"Eşimi..."

"Yıllarımı benden çaldın."

Igor ağlayarak konuştu.

"Her gün pişman oldum."

"Ama gerçeği söylemeye cesaret edemedim."

Mary dizlerinin üzerine çöktü.

"Bütün bu yıllar..."

"Boşuna mı geçti?"

Igor, kızının elini son kez tuttu.

"Beni affet..."

"Artık evine dön."

"Geç olmadan..."

"Git."

Mary gözyaşları içinde başını salladı.

"Bilmiyorum affedebilir miyim..."

"Ama döneceğim."

"Ne olursa olsun döneceğim."

Igor, kızına son kez baktı.

Dudaklarından güçlükle tek bir cümle döküldü.

"Seni..."

"...Çok sevdim."

Bir süre sonra odadaki cihaz uzun ve kesintisiz bir ses verdi.

Igor hayatını kaybetmişti.

Mary, babasının elini bırakmadı.

Saatlerce yanında oturdu.

Ertesi sabah...

Deniz ve Toprak'a baktı.

"Toparlanıyoruz."

"Türkiye'ye dönüyoruz."

İki kardeş şaşkınlıkla annelerine baktı.

"Rize'ye mi?"

Mary kararlı bir şekilde başını salladı.

"Evet."

"Artık geçmişten kaçmayacağım."

"Ne kadar acı olursa olsun..."

"Gerçekle yüzleşme zamanı geldi."

3.4 BÖLÜM – YILLAR SONRA AYNI KAPI

Rize...

Sabahın ilk saatleriydi.

Karaden Konağı'nın önünde siyah bir otomobil durdu.

Kapı yavaşça açıldı.

İlk olarak Mary indi.

Yıllar sonra yeniden doğup büyüdüğü şehre dönmüştü.

Gözleri konağa takıldı.

Hiçbir şey değişmemiş gibiydi.

Ama aslında...

Her şey değişmişti.

Ardından Deniz ile Toprak araçtan indi.

İkisi de çocukluklarını geride bıraktıkları bu konağa yıllar sonra ilk kez bakıyordu.

Deniz sessizce konuştu.

"Anne..."

"Hazır mısın?"

Mary derin bir nefes aldı.

"Hiç hazır değilim."

"Ama gelmek zorundaydım."

Tam o sırada konağın kapısı açıldı.

İlk çıkan Agah oldu.

Bahçeye doğru yürürken kapının önündeki üç kişiyi gördü.

Bir anda olduğu yerde donup kaldı.

Gözlerini kırpmadan Mary'ye bakıyordu.

"Yok artık..."

Onun sesiyle birlikte Barbaros, Barlas ve Nehir de dışarı çıktı.

Hepsi aynı anda kapıya yöneldi.

Barbaros'un dudakları titredi.

"Anne..."

Barlas olduğu yerde kaldı.

"Bu..."

"Bir rüya mı?"

Nehir'in gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

"Anne..."

"Gerçekten sen misin?"

Mary daha fazla dayanamadı.

Kollarını açtı.

"Çocuklarım..."

Dört kardeş aynı anda annelerine koştu.

Yılların özlemi tek bir sarılmada gözyaşlarına dönüştü.

Hiçbiri konuşamıyordu.

Deniz ile Toprak, yıllardır sadece fotoğraflarda gördükleri ağabeyleri ve ablalarını sessizce izliyordu.

Bir süre sonra Agah gözyaşlarını silerek Deniz'e baktı.

"Demek..."

"Sen Deniz'sin."

Deniz başını salladı.

"Evet."

Agah bu kez Toprak'a döndü.

"Sen de Toprak..."

Toprak hafifçe gülümsedi.

"Evet abi."

İlk kez...

"Abi" kelimesi yılların sessizliğini bozmuştu.

Mary çocuklarına tek tek baktı.

"Affedin beni..."

"Ben sizi bıraktığımı sandınız."

"Ama ben..."

"...Sizin öldüğünüzü sandım."

Bahçede yeniden sessizlik oldu.

Kimsenin söyleyecek sözü yoktu.

Çünkü yıllar önce kopan bir aile...

İlk kez yeniden aynı çatının altında buluşmuştu.

Fakat hiçbiri...

Çok daha büyük bir gerçeğin kendilerini beklediğini henüz bilmiyordu.

3.5 BÖLÜM – BEN SENİ ÖLDÜ SANDIM

Karaden Konağı'nda sessizlik hâkimdi.

Mary, yıllar sonra çocuklarına kavuşmanın sevincini yaşarken, bahçenin kapısı yeniden açıldı.

İçeri Melih girdi.

İşten yeni dönmüştü.

Bahçedeki kalabalığı görünce durdu.

Gözleri yavaşça Mary'ye kaydı.

Elindeki çanta yere düştü.

"Mary..."

Mary de olduğu yerde donup kaldı.

Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

"Melih..."

İkisi de birkaç saniye konuşamadı.

Melih güçlükle bir adım attı.

"Sen..."

"Yaşıyor musun?"

Mary hıçkırarak başını salladı.

"Evet."

"Ben ölmedim."

"Babam..."

"...Babam bana yalan söylemiş."

Melih'in gözleri doldu.

"Ne yalanı?"

Mary çantasından yıllardır sakladığı dosyayı çıkardı.

"Sana ve çocuklarımıza ait sahte ölüm belgeleri hazırlatmış."

"Bana..."

"'Melih öldü, çocukların da öldü.' dedi."

"Ben de ona inandım."

Melih'in sesi titredi.

"Ben de..."

"Bana senin öldüğünü söylediler."

"İtalya'daki evin yandığını..."

"Seni, Deniz'i ve Toprak'ı kaybettiğimi sandım."

Mary gözyaşlarını silemedi.

"Eğer gerçeği bilseydim..."

"Bir gün bile senden ayrı kalmazdım."

"Çocuklarımızı da bırakmazdım."

Melih başını öne eğdi.

"Ben de..."

"Seni aramaktan hiç vazgeçmedim."

"Ama elimde ölüm belgelerin vardı."

"Mezarın bile olduğunu söylediler."

Mary acıyla fısıldadı.

"Babam ölmeden önce her şeyi itiraf etti."

"Beni affet dedi."

"Evine dön dedi."

"Ben de geldim."

Melih uzun süre sustu.

Sonra gözlerinin içine baktı.

"Demek..."

"İkimiz de aynı yalanın kurbanı olmuşuz."

Mary başını salladı.

"Evet."

"Ne sen beni terk ettin..."

"Ne de ben seni."

"Biz..."

"...Yalnızca kandırıldık."

Bahçedeki herkes sessizce onları izliyordu.

On yedi yıl süren ayrılık...

Tek bir gerçeğin ortaya çıkmasıyla anlamını değiştirmişti.
Fakat ikisinin de henüz bilmediği daha büyük bir gerçek vardı.

Yaman ve Yaren yaşıyordu. Ancak bunu öğrenmeleri için hastaneden gelecek tek bir telefon yeterli olacaktı.

3.6 BÖLÜM – BİZ ŞİMDİ AİLE OLDUK MU?

Akşam olmuştu.

Karaden Konağı'nın bahçesinde sessiz bir sofra kurulmuştu.

Mary, Melih, Deniz, Toprak, Barbaros, Barlas, Agah ve Nehir aynı masadaydı.

Henüz hastaneden kimse aramamıştı.

İkizlerden ise kimsenin haberi yoktu.

Yemek boyunca herkes birbirini tanımaya çalışıyordu.

Bir süre sonra Deniz gülümseyerek konuştu.

"Sanırım..."

"Biz artık kocaman bir aile olduk."

Toprak da başını salladı.

"Yıllarca sadece annemiz ve birbirimiz vardık."

"Şimdi ağabeylerimiz ve ablamız da var."

Barbaros hafifçe gülümsedi.

"Kolay olmayacak."

"Ama zamanla birbirimizi tanıyacağız."

Barlas da ekledi.

"On yedi yılın boşluğunu bir günde dolduramayız."

Nehir, Deniz ile Toprak'a sevgiyle baktı.

"Artık yalnız değilsiniz."

Agah ise sessizce çayını içiyordu.

Bir süre sonra söze girdi.

"Biz de birbirimizi yeni tanıyoruz."

"Bu yüzden kimsenin hemen alışmasını beklemeyin."

Deniz anlayışla başını salladı.

"Haklısın abi."

"Bizim için de her şey çok yeni."

Toprak gülümsedi.

"Önemli olan bundan sonra birlikte olabilmek."

Melih çocuklarına baktı.

"Bugün kaybettiklerimizi geri alamayız."

"Ama bundan sonrasını birlikte yaşayabiliriz."

Mary'nin gözleri doldu.

"Benim için en büyük mutluluk..."

"Hepinizi aynı sofrada görebilmek."

Masadakiler sessizce birbirlerine baktılar.

Yılların ayırdığı insanlar...

İlk kez aynı sofrada ekmek bölüşüyordu.

Henüz kimse bilmiyordu.

Çok yakında gelecek bir telefon...

Bu ailenin aslında düşündüklerinden iki kişi daha büyük olduğunu ortaya çıkaracaktı.

3.8 BÖLÜM – BİR TELEFON, İKİ HAYAT

Mardin...

Derslerin bitmesine az kalmıştı.

Okulun bahçesinde yine aynı sözler duyuldu.

"İşte katil geldi!"

Yaman dişlerini sıktı.

Hiçbir şey söylemeden yürümeye devam etti.

Ancak öğrenciler peşini bırakmadı.

İçlerinden biri omzuna sertçe vurdu.

"Konuşsana!"

Yaman bir anda döndü.

"Yeter artık!"

Kısa sürede kavga çıktı.

Öğretmenler araya girerek öğrencileri ayırdı.

Yaman müdürün odasına götürüldü.

Müdür derin bir nefes aldı.

"Babanı arıyorum."

Telefon çaldı.

Emin açtı.

"Efendim?"

"Sayın Karahan, oğlunuz okulda kavga etti."

Emin'in sesi buz gibiydi.

"Ben uğraşamam."

"Ne ceza verecekseniz verin."

Telefon yüzlerine kapandı.

Müdür şaşkınlıkla Yaman'a baktı.

"Baban..."

"...Gelmeyeceğini söyledi."

Yaman başını eğdi.

Hiç şaşırmamıştı.

Müdür bu kez Miran'ı aradı.

Cevap yoktu.

Çağtay...

Açmadı.

Boran...

Ulaşılamadı.

Ela...

Telefonu meşguldü.

Yaman acı bir gülümsemeyle konuştu.

"Boşuna aramayın hocam."

"Kimse gelmez."

Tam o sırada Emin yeniden aradı.

Müdür telefonu Yaman'a uzattı.

"Baban."

Yaman ahizeyi kulağına götürdü.

"Alo..."

Emin'in sert sesi duyuldu.

"Yine rezil etmişsin beni."

"Baba..."

"Ben başlatmadım."

"Yine bana 'katil' dediler."

"Annem hakkında konuştular."

"Emin hiç dinlemedi."

"Sus!"

"Özür dile."

Yaman'ın gözleri doldu.

"Ama ben haklıyım."

"Özür dilemek istemiyorum."

Emin'in sesi daha da sertleşti.

"Ne dediysem onu yapacaksın."

"Tamam baba..."

Telefon kapandı.

Yaman yavaşça ahizeyi yerine bıraktı.

Koridorda bekleyen Yaren, kardeşinin gözlerindeki yaşları görünce yanına geldi.

"Yine mi?"

Yaman başını salladı.

"Evet."

Yaren sessizce konuştu.

"Bir gün..."

"Babamız bize de inanır mı?"

Yaman buruk bir tebessüm etti.

"Bilmiyorum."

"Belki de hiçbir zaman."

Tam o sırada...

Rize'de Karaden Konağı'nda bir telefon çaldı.

Melih telefonu açtı.

"Alo?"

Karşı taraftan ciddi bir ses duyuldu.

"Rize Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden arıyoruz."

"On yedi yıl önce gerçekleşen bir doğumla ilgili çok önemli bir gelişme var."

"Sayın Melih Karaden, en kısa sürede hastaneye gelmeniz gerekiyor."

Melih şaşkınlıkla ayağa kalktı.

"Anladım."

"Orada olacağız."

Aynı dakikalarda...

Mardin'de Emin Karahan'ın telefonu da çaldı.

"Alo?"

"Rize Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden arıyoruz."

"On yedi yıl önceki doğum kayıtlarıyla ilgili önemli bir gelişme nedeniyle en kısa sürede hastaneye gelmeniz gerekiyor."

Emin kaşlarını çattı.

"Tamam."

"Geliyoruz."

İki farklı şehirde...

İki farklı aile...

Aynı çağrıyı almıştı.

Ve hiçbiri...

Hayatlarının birkaç saat sonra tamamen değişeceğini henüz bilmiyordu.