İçeriğe geç

2. bölüm

2. BÖLÜM – BİTEN HAYATLAR

İtalya...

Mary, babası Igor'un büyük malikanesinde yaşıyordu.

Igor, yıllar önce yeraltı dünyasında adı duyulan güçlü bir adamdı.

Yaşlandıkça bütün o karanlık hayatı geride bırakmış, sahip olduğu serveti ve şirketleri yalnızca tek çocuğu Mary'ye bırakmaya karar vermişti.

Kızının yeniden Rize'ye dönmesini hiç istemiyordu.

Çünkü Mary, hayatının en büyük acısını o şehirde yaşamıştı.

İkizleri kaybetmişti.

Kalbinin yarısı o gün ölmüştü.

Aylar sonra Igor, Mary'nin odasına girdi.

Elinde kalın bir dosya vardı.

Mary şaşkınlıkla baktı.

"Baba, ne oldu?"

Igor ağır bir sesle konuştu.

"Rize'den haber geldi."

Mary'nin yüreği sıkıştı.

"Melih..."

"Melih ne olmuş?"

Igor dosyayı masaya bıraktı.

"Arabasına bir kamyon çarpmış."

"Kaza çok ağırmış."

Mary'nin dizlerinin bağı çözüldü.

"Hayır..."

Igor devam etti.

"Yanında Barbaros, Barlas ve Agah da varmış."

Mary nefes almakta zorlandı.

"Nehir?"

"Deniz?"

"Toprak?"

Igor başını salladı.

"Yanlarında değillermiş."

Mary gözyaşları içinde ağlamaya başladı.

"Ne olur..."

"Yaşıyor olsunlar."

Igor, cebinden resmî belgeleri çıkardı.

"Bana bunlar gönderildi."

"Ölüm kayıtları..."

Mary titreyen elleriyle kâğıtları aldı.

Saatlerce hiçbir şey söyleyemedi.

O gün...

Mary'nin gözünde Rize artık yalnızca bir şehir değildi.

İkizlerini kaybettiği...

Kocasını kaybettiğini sandığı...

Ve geride bıraktığı çocuklarından koptuğu yerdi.

Bir daha adını bile anmak istemedi.

Yıllar geçti.

Deniz ile Toprak, annelerine tutunarak büyüdüler.

Deniz, annesinin hayalini gerçekleştirmek için Gıda Mühendisi oldu.

Toprak ise çocukluğundan beri sevdiği makinelerin peşinden giderek Makine Mühendisi oldu.

İkisi de hayata yeniden tutunmayı başardı.

Ama Mary...

Aradan geçen yıllara rağmen hiç eskisi gibi gülmedi.

Kalbinin bir köşesinde hep aynı düşünce vardı.

"Keşke Melih yaşasaydı..."

"Keşke bütün çocuklarımız birlikte büyüseydi..."

Oysa bilmediği bir gerçek vardı.

Ne Melih ölmüştü...

Ne de yıllar önce toprağa verdiğini sandığı iki evladı...

2.1 BÖLÜM – KÜLLERİ KALAN HAYATLAR

Rize...

Mary'nin İtalya'ya gidişinin üzerinden aylar geçmişti.

Melih, her gün ondan gelecek bir haber bekliyordu.

Bir sabah kapı çaldı.

Kapıyı açtığında karşısında Igor'u gördü.

Igor'un yüzü bembeyazdı.

Elindeki dosyayı uzattı.

"Melih..."

"Kızımı kurtaramadım."

Melih'in yüreği sıkıştı.

"Ne diyorsunuz?"

Igor güçlükle konuştu.

"İtalya'daki evde büyük bir yangın çıktı."

"Mary..."

"Deniz..."

"Toprak..."

"...Hepsini kaybettim."

Melih'in elindeki dosya yere düştü.

"Hayır..."

"Bu doğru olamaz."

Igor, resmî ölüm belgelerini uzattı.

"Ben de inanmak istemedim."

"Ama... yapamadım."

Melih dizlerinin üzerine çöktü.

"Mary!"

Evde bulunan Barbaros, Barlas, Agah ve Nehir koşarak salona geldi.

"Ne oldu baba?"

Melih'in elindeki belgeleri görünce herkes donup kaldı.

Nehir gözyaşlarına boğuldu.

"Anne..."

Barbaros duvara yumruğunu vurdu.

"Hayır!"

Barlas sessizce ağlamaya başladı.

Agah ise olduğu yere çöktü.

"Annem bizi bırakmazdı..."

Melih sinir krizi geçirdi.

"Mary!"

"Bana bunu yapamazsın!"

"Sen söz vermiştin..."

"Eve dönecektin..."

O evde günlerce yas vardı.

Aradan bir yıl geçti.

Çocukların yalnız büyümesini istemeyen yakınları, Melih'i yeniden evlenmeye ikna etmeye çalıştı.

Melih uzun süre kabul etmedi.

Sonunda...

Çocuklarının bir anne sevgisi görmesi için Nalan ile evlendi.

Bir süre sonra oğulları Atlas dünyaya geldi.

Ancak bu evlilik uzun sürmedi.

Atlas dört yaşına geldiğinde Nalan başka bir adama âşık olup evi terk etti.

O günden sonra Atlas da annesiz büyüdü.

Bir gün küçük Atlas, babasının yanına geldi.

"Baba..."

"Benim annem nerede?"

Melih'in boğazı düğümlendi.

Küçük oğlunu kucağına aldı.

"Uzakta oğlum..."

"Çok uzakta."

Atlas her geçen gün annesini merak ederek büyüdü.

Melih ise bir daha hiç evlenmedi.

Bütün hayatını çocuklarına adadı.

Onları sevgiyle, dürüstlükle ve emekle büyüttü.

Fakat geceleri...

Evin sessizliği çöktüğünde...

Kalbinde hep aynı isim yankılanıyordu.

Mary...

2.3 BÖLÜM – KATİLİN ÇOCUKLARI

Mardin...

Aradan yıllar geçmişti.

Yaman ile Yaren artık on yedi yaşına gelmişti.

Ama hayatları boyunca bir gün bile gerçek bir baba sevgisi görmemişlerdi.

Emin Karahan, onları hiçbir zaman evladı gibi kabul etmedi.

Ne doğum günlerini kutladı...

Ne başlarını okşadı...

Ne de "evladım" diye seslendi.

Onlara her baktığında aklına Leyla geliyordu.

Öfkesini çocuklardan çıkarıyordu.

Bir gün yine babaannelerinin evine geldi.

Yaman ile Yaren kapıda sessizce duruyordu.

Emin sert bir sesle konuştu.

"Karşıma çıkmayın."

"Sizi görmek istemiyorum."

Yaren'in gözleri doldu.

"Baba..."

Emin sözünü kesti.

"Bana baba demeyin."

"Siz..."

"...Annenizi benden alan çocuklarsınız."

"Katil gibisiniz."

Bu sözler iki kardeşin yüreğine bıçak gibi saplandı.

Emin bununla da kalmadı.

Evde herkese açıkça yasak koydu.

"Kimse onları bu eve getirmeyecek."

"Kimse onlarla vakit geçirmeyecek."

"Onlar benim çocuklarım değil."

Miran, Çağtay, Boran ve Ela yıllarca babalarının bu sözleriyle büyüdüler.

Babaları ne söylediyse ona inandılar.

Yaman ile Yaren'den uzak durdular.

Onları tanımaya bile çalışmadılar.

Oysa hiçbirinin bildiği gerçek bu değildi.

Eğer bir gün...

"Baba, bu çocukların ne suçu var?" diye sorabilselerdi...

Belki de yıllar süren kırgınlık hiç yaşanmayacaktı.

Ama kimse sormadı.

Ve iki kardeş...

Suçsuz oldukları hâlde, başkalarının yüklediği suçla büyümek zorunda kaldılar.

2.4 BÖLÜM – BİZİM SUÇUMUZ NEYDİ?

Akşam olmuştu.

Yaman ile Yaren, babaannelerinin evinin avlusunda sessizce oturuyordu.

İkisi de uzun süre konuşmadı.

Sonunda Yaren sessizliği bozdu.

"Yaman..."

"Sence gerçekten suçlu muyuz?"

Yaman başını kaldırdı.

"Neden öyle söyledin?"

Yaren gözlerini yere indirdi.

"Babamız her gördüğünde bize 'katil' diyor."

"Hiç sarılmadı."

"Hiç 'kızım' demedi."

"Bazen düşünüyorum..."

"Acaba gerçekten bizim yüzümüzden mi annem öldü?"

Yaman hemen başını iki yana salladı.

"Hayır."

"Biz daha bebektik."

"Bir bebeğin ne suçu olabilir ki?"

Yaren'in gözlerinden yaşlar süzüldü.

"Ama neden bizi hiç sevmedi?"

Yaman cevap veremedi.

Çünkü o da aynı sorunun cevabını yıllardır arıyordu.

Bir süre sonra derin bir nefes aldı.

"Biliyor musun?"

"Ben artık ondan bir şey beklemiyorum."

"Ne sevgisini..."

"Ne de bir gün 'oğlum' demesini."

Yaren hüzünle gülümsedi.

"Ben de..."

"Artık alıştım."

"İnsan zamanla sevgisiz yaşamayı öğreniyormuş."

Yaman kardeşinin elini tuttu.

"Biz birbirimize yeteriz."

"Babaanne de var."

"Yalnız değiliz."

Yaren başını salladı.

"Evet."

"Ama insan..."

"Bir kez olsun babasının gözlerinin içine bakıp..."

"'Seninle gurur duyuyorum.' demesini istiyor."

Yaman gökyüzüne baktı.

Sessizce fısıldadı.

"Belki..."

"Bir gün..."

"Ama o gün gelir mi..."

"Hiç bilmiyorum."

İki kardeş...

Yıldızlarla dolu gökyüzünü izlerken, bilmeden gerçek ailelerinin de aynı gökyüzünün altında onları özlediğini bilmiyorlardı.