1. BÖLÜM – MUTLU SON SANDIKLARI GÜN
Rize...
Karaden Konağı, yıllardır hiç olmadığı kadar heyecanlıydı.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte evin her köşesinde tatlı bir telaş başlamıştı.
Mary'nin doğum sancıları gece boyunca sıklaşmış, sonunda hastaneye gitme vakti gelmişti.
Melih, arabayı kapının önüne çekerken heyecandan elleri titriyordu.
"Her şey hazır mı?"
Mary gülümseyerek başını salladı.
"Sanırım hazır."
Melih, eşinin elini tuttu.
"Bugün hayatımız değişecek."
Mary karnını okşadı.
"İkizlerimiz geliyor."
İçeriden çocuk sesleri yükseldi.
Barbaros, Barlas, Agah, Nehir, Deniz ve Toprak merdivenlerden koşarak indiler.
Deniz heyecanla sordu:
"Anne, bugün kardeşlerimiz doğacak mı?"
Mary gülümseyerek oğlunun saçlarını okşadı.
"Evet."
"Bugün aileniz iki kişi daha büyüyecek."
Toprak sevincini gizleyemedi.
"Ben onları parka götüreceğim."
Agah gülerek kardeşine baktı.
"Önce yürümeyi öğrensinler."
Evin içinde kahkahalar yükseldi.
Melih, çocuklarına baktı.
"Ben hastaneden güzel haberlerle döneceğim."
Barbaros gülümseyerek babasına sarıldı.
"Biz de onları görmek için sabırsızlanıyoruz."
Mary, çocuklarının her birine tek tek sarıldı.
İçinde tarifsiz bir mutluluk vardı.
Hiçbiri...
Birkaç saat sonra hayatlarının sonsuza kadar değişeceğini bilmiyordu.
Ne Melih...
Ne Mary...
Ne de onları gülerek uğurlayan çocuklar...
Çünkü bazen kader...
En acı hikâyesini, en mutlu günün sabahında yazmaya başlar.
1.2 BÖLÜM – AYNI SAATLERDE
Aynı saatlerde...
Mardin'den Rize'ye doğru gelen bir otomobil, virajlı yolları ağır ağır geçiyordu.
Direksiyonda Emin Karahan vardı.
Yan koltukta ise doğum sancıları başlayan eşi Leyla oturuyordu.
Leyla, karnını tutarak derin bir nefes aldı.
"Emin..."
"Sanırım vakit geldi."
Emin telaşla eşine baktı.
"Dayan Leyla."
"Az kaldı."
Arka koltukta Miran, Çağtay, Boran ve Ela sessizce annelerini izliyordu.
Hiçbiri konuşmuyordu.
Emin direksiyonu daha sıkı kavradı.
"En yakın hastane nerede?"
Telefonundan haritaya baktı.
"Rize Eğitim ve Araştırma Hastanesi..."
"Oraya gidiyoruz."
Tam o saatlerde...
Aynı hastanenin doğum servisinde Mary de sancılar içindeydi.
İki aile...
Birbirlerini hiç tanımıyordu.
İki anne...
Aynı anda çocuklarını dünyaya getirmeye hazırlanıyordu.
Kimse bilmiyordu...
O gün doğacak bebeklerin kaderi, yalnızca ailelerini değil, yıllar sonra birçok insanın hayatını da değiştirecekti.
Çünkü bazen...
İnsanların yolları tesadüfen değil...
Kaderin yazdığı görünmez bir planla kesişirdi.
1.4 BÖLÜM – İSTENMEYEN İKİ BEBEK
Cenazenin ardından Emin Karahan günlerce konuşmadı.
Ev sessizdi.
Bir yanda Leyla'nın yokluğu...
Diğer yanda beşikte uyuyan iki bebek...
Emin, ne zaman beşiklere baksa eşini hatırlıyordu.
İçinden aynı cümle geçiyordu.
"Onları doğururken Leyla'yı kaybettim..."
Acısı öfkeye dönüşmeye başlamıştı.
Bir sabah iki bebeği kucağına aldı ve annesinin evine gitti.
Yaşlı kadın kapıyı açınca oğlunun yüzündeki çaresizliği gördü.
"Emin..."
Emin bebekleri annesinin kucağına bıraktı.
"Anne..."
"Ben yapamıyorum."
Yaşlı kadın şaşkınlıkla torunlarına baktı.
"Ne diyorsun sen?"
Emin gözlerini kaçırdı.
"Onlara baktıkça Leyla'nın ölümünü görüyorum."
"Elimden gelmiyor."
Yaşlı kadın sert bir sesle karşılık verdi.
"Onlar suçsuz."
"Onlar senin evlatların."
Emin başını eğdi.
"Belki öyledir..."
"Ama ben hazır değilim."
Yaşlı kadın iki bebeğe sıkıca sarıldı.
"Merak etmeyin."
"Sizi ben büyüteceğim."
O günden sonra iki bebek babaannelerinin evinde büyümeye başladı.
Emin ise yalnızca ara sıra uğruyor, onlarla gerçek bir baba gibi ilgilenemiyordu.
Aradan bir yıl geçti.
Ailesinin ısrarıyla Emin yeniden evlenmeye karar verdi.
Yeni eşi Yeşim oldu.
Hayat dışarıdan normale dönmüş gibi görünüyordu.
Ama kimsenin bilmediği bir gerçek vardı.
Babaannelerinin sevgisiyle büyüyen iki çocuk...
Babalarının sevgisini hiç tanımadan büyüyecekti.
1.5 BÖLÜM – SON BAKIŞ
İkizlerinin ölüm haberinin üzerinden günler geçmişti.
Ama Mary...
Hâlâ buna inanamıyordu.
Gözyaşları içinde Melih'e baktı.
"Hayır..."
"Benim bebeklerim ölmedi."
"Ben onları duydum."
"Ağlıyorlardı."
"Onların seslerini duydum."
Melih de acı içindeydi.
Mary'nin ellerini tuttu.
"Doktorlar..."
"Her şeyi anlattılar."
Mary başını iki yana salladı.
"Hayır!"
"Bir anne bunu hisseder."
"Çocuklarım yaşıyor."
Doktorlar, Mary'nin yaşadığı ağır travmayı değerlendirerek aileyle görüştü.
"Bir süre bulunduğu ortamdan uzaklaşması iyi olabilir."
"Hava değişikliği ve ailesinin yanında kalması toparlanmasına yardımcı olacaktır."
Tam o sırada Mary'nin babası Igor hastaneye geldi.
Kızına sarıldı.
"Benimle İtalya'ya gel."
"Bir süre dinlen."
Mary uzun süre cevap veremedi.
Sonunda sessizce başını salladı.
Yanına sadece iki küçük oğlunu aldı.
Deniz ve Toprak...
Havalimanına gitmeden önce Karaden Konağı'nın kapısında durdu.
Barbaros...
Barlas...
Agah...
Ve Nehir...
Annelerine sarılıyor, gitmesini istemiyorlardı.
Mary her birini tek tek öptü.
"Geri döneceğim."
"Bu bir veda değil."
Çocuklar bunun kısa bir ayrılık olduğunu sanıyordu.
Hiçbiri...
O gün annelerine son kez sarıldıklarını bilmiyordu.
Mary, Deniz ve Toprak ile birlikte uçağa bindi.
Uçak gökyüzünde yavaşça gözden kaybolurken...
Rize'de kalan dört çocuk, annelerinin ardından uzun süre gökyüzüne baktı.
Kimse bilmiyordu.
O ayrılık...
Yıllarca sürecek bir hasretin başlangıcı olacaktı.