Yeni hafta başlamıştı. Mert Bey, Selen Hanım, Arca ve Asel hep birlikte kahvaltı masasının etrafında oturmuş, tabaklarındaki yiyecekleri yerken sohbet ediyorlardı.
Selen Hanım, bir süre Arca’nın saçlarına baktıktan sonra gülümseyerek:
— Arcacığım, sanki saçların biraz uzamış. Acaba kestirmek ister misin? diye sordu.
Arca bir süre düşündü. Sonra saçlarına eliyle dokunup:
— Galiba haklısın anne. Saçlarım gerçekten uzamış. Kestirmek iyi fikir, dedi.
Ardından babasına dönerek:
— Benim de saçlarım uzadı. Olmazsa bugün kuaföre gidip birlikte kestirelim saçlarımızı, dedi.
Mert Bey gülümseyerek:
— Olur oğlum. Bugün baba-oğul kuaför günü yaparız, dedi.
Arca bu fikre çok sevinmişti. Bir anda heyecanlandı ve boynunda annesinin kendi isteği üzerine ona aldığı kolyeyle oynamaya başladı. Kolyeyi farkında olmadan biraz fazla çekiştirince bir anda…
Çıt!
Kolyenin ipi koptu ve bütün boncuklar yere saçıldı.
Arca bir anda şaşkınlıkla yere baktı.
— Kolyem gitti! Eyvah! dedi üzülerek.
Mert Bey ve Selen Hanım hemen yere eğilip dağılan boncukları toplamaya başladılar.
Selen Hanım boncukları toplarken Arca’ya:
— Arcacığım, boynundaki kolyeyi çekiştirirsen kopabileceğini sana daha önce söylemiştim. Bazen yaptığımız bir davranışın sonucuyla karşılaşabiliriz. Şimdi kolyenin kopmasına üzülüyorsun ama bir dahaki sefere daha dikkatli olmalısın, dedi.
Arca başını eğerek boncuklara baktı.
Mert Bey ise oğlunun yanına gelip:
— Üzülme oğlum. Boncukların çoğunu topladık. Şimdi kuaföre giderken bir de bujiteriye uğrar, kolyeni yeniden yaptırmak için misina alırız. Ama bundan sonra kolyeni çekiştirmemeye dikkat et, tamam mı? dedi.
Arca başını salladı.
— Tamam baba. Bir daha dikkat ederim.
Boncukları tamamen topladıktan sonra Mert Bey ile Arca çarşının yolunu tuttular.
Önce kuaföre uğrayacaklardı. Fakat kuaföre vardıklarında içeride sıra olduğunu gördüler.
Mert Bey:
— Oğlum, biraz beklememiz gerekecek. Önce bujiteriye gidip kolyen için misina alalım, sonra tekrar geliriz, dedi.
Arca:
— Tamam baba! dedi.
Çarşıda yürürlerken Arca’nın merakı yine başlamıştı.
Yol boyunca neredeyse gördüğü her oyuncakçıda duruyordu.
— Baba, şu araba İstanbul’daki arabama benziyor, değil mi?
— Evet oğlum, biraz benziyor.
Biraz daha ilerlediler.
— Baba, bana böyle bir oyuncak alalım mı?
— Bakalım oğlum, önce bugün yapacaklarımızı tamamlayalım.
Birkaç adım sonra başka bir oyuncak gördü.
— Baba, sence bu oyuncak ne işe yarıyor?
Mert Bey, Arca’nın peş peşe gelen sorularını sabırla cevaplıyordu.
Sonunda bujiteriye geldiler.
Mert Bey dükkâna girerek:
— Merhaba, bize biraz misina lazım, dedi.
Bujiterideki kadın:
— Tabii, hemen getireyim, diyerek içeriye geçti.
Arca ise dükkânın önünde duran oyuncaklara bakmaya başladı. O sırada gözleri renkli Labubu oyuncaklarına takıldı.
— Baba, bana bundan alır mısın? diye sordu.
Mert Bey gülümseyerek:
— Bugün sadece bir tane alabiliriz. Beğendiğin bir tane varsa seçebilirsin, dedi.
Arca biraz düşündü. Sonra mavi renkli bir Labubu’yu göstererek:
— İşte bu babacığım! Bunu alabilir misin? dedi.
Mert Bey oyuncağın fiyatını sordu.
Bujiterideki kadın:
— 100 lira, dedi.
Mert Bey ödemeyi yaparken aklına misina geldi.
— Bir de bizim misinamız vardı. İkisi birlikte ne kadar yapıyor? diye sordu.
Kadın gülümseyerek:
— Labubu 100 lira. Misinayı da benden hediye ediyorum. 100 lira vermeniz yeterli, dedi.
Arca bunu duyunca çok sevindi. Gözleri parladı.
— Gerçekten mi? Teşekkür ederim abla! dedi.
Mert Bey ücretini ödedikten sonra Arca yeni oyuncağına bakarak dükkândan çıktı.
Bir süre yürüdükten sonra Arca babasına:
— Baba, abla ne kadar iyi bir insandı, değil mi? dedi.
Mert Bey:
— Neden böyle düşündün oğlum? diye sordu.
Arca elindeki Labubu’yu göstererek:
— Çünkü bize aldığımız şeylerden birini hediye etti ve parasını almadı. Keşke insanlar hep böyle iyilikler yapsa, dedi.
Mert Bey oğlunun söylediklerini gülümseyerek dinledi.
— Evet oğlum. İnsanların birbirlerine iyilik yapması dünyayı güzelleştirir. Bazen küçücük bir iyilik bile karşımızdaki insanın gününü güzelleştirebilir. İyilik yapan insan da çoğu zaman iyiliğin güzel bir karşılığını görür, dedi.
Bir süre sonra kuaföre geri döndüler.
İçeride biraz bekledikten sonra sıra Arca’ya geldi.
Arca daha önce beğendiği saç modelini anlattı ve kuaför saçlarını o modele uygun şekilde kesmeye başladı.
Arca tıraş olurken kuaför ona çikolata ve meyve suyu ikram etti.
Arca yine çok mutlu olmuştu.
Diğer kuaför de Mert Bey’in saçlarını kesti.
Tıraşları bittikten sonra Mert Bey ücretlerini ödedi ve baba-oğul eve doğru yola çıktılar.
Arca bir süre sessizce yürüdü. Sonra babasına dönüp:
— Baba, bugün hep iyi insanlarla karşılaştık. Ne güzel bir gündü, değil mi? dedi.
Mert Bey oğlunun elini tuttu.
— Evet oğlum. Ama şunu da unutma: Sen iyi bir insan olmaya çalışırsan, çevrendeki iyilikleri daha çok fark edersin. Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapmazsan, insanlara karşı saygılı ve yardımsever olursan sen de başkalarının gününü güzelleştirebilirsin.
Arca dikkatle babasını dinliyordu.
Mert Bey sözlerine devam etti:
— İyi niyetle hareket ettiğin sürece yolunun güzel insanlarla kesişmesi için sen de dünyaya güzellik katmış olursun. Bazen bir gülümseme, bazen küçük bir yardım, bazen de güzel bir söz bile yeterlidir.
Arca gülümsedi.
— O zaman ben de iyi bir insan olmaya devam edeceğim baba, dedi.
Mert Bey oğluna sarıldı.
Eve vardıklarında Arca çok mutluydu.
Mert Bey ise oğlunun mutluluğunu görünce ondan daha da mutlu olmuştu.
O gün Arca küçük bir kolyenin kopmasıyla başlayan macerasında önemli bir şey öğrenmişti:
İyilik bazen çok küçük bir davranışla başlar.
Birinin yaptığı güzel bir davranış, başka birinin yüzünü güldürebilir. O gülümseme başka birine geçebilir.
Çünkü mutluluk da iyilik gibi bulaşıcıydı.
Ve bazen küçük bir çocuğun yanında yapılan tek bir güzel davranış bile bütün bir ailenin gününü güzelleştirmeye yetebilirdi.