Akşam yemeği hazırlığı başlamıştı. Selen Hanım ve Mert Bey sofrayı hazırlarken Arca ile Asel çoktan masaya oturmuş, her gün izledikleri ve çok sevdikleri çizgi filmi seyrediyorlardı.
Tam o sırada Arca kolunun üzerinde bir hareketlilik hissetti. Bir anda kolunu masadan çekti. Önündeki masaya baktığında ise ne olduğunu fark etti.
Masada bir sürü karınca dolaşıyordu.
Arca hiç düşünmeden elleriyle karıncaların üzerine bastırmaya başladı.
O sırada Mert Bey mutfaktan çıkıp masaya doğru geliyordu. Arca hâlâ karıncalara zarar verirken babasına dönüp:
— Baba, karıncalar benim üzerimde dolaştı. Ben de onların üzerine basıyorum, dedi.
Mert Bey hemen Arca’nın yanına geldi.
— Arcacığım, karıncaların üzerine basmaman gerekir. Onlar genellikle insanlara zarar vermeyen canlılardır. Evimizde görmemiz hoşumuza gitmeyebilir ama onları öldürmek yerine başka bir çözüm bulabiliriz.
Arca merakla babasına baktı.
— Peki ateş karıncası da mı zarar vermez?
Mert Bey gülümsedi.
— Ateş karıncaları farklıdır. Bazı türleri kırmızımsı renkte olur ve sokmaları insanı oldukça acıtabilir. Ama burada gördüğümüz karıncalar öyle değil. Bak, küçücükler ve kendi hâllerinde dolaşıyorlar. Onlara bu şekilde davranmamamız gerekir.
Arca bir süre masadaki karıncalara baktı.
— Peki baba, o zaman ne yapmalıydım?
— Öncelikle bana haber verebilirdin. Sonra da karıncaların neden buraya geldiğini bulabilirdik. Bakalım, masanın üzerinde ekmek kırıntıları var. Muhtemelen yiyecek kokusunu aldıkları için buraya geldiler. Yemekten sonra masayı ve yere düşen kırıntıları güzelce temizlersek bir daha gelmemeleri için de önlem almış oluruz.
Arca başını salladı.
— Tamam baba.
Yemeklerini yedikten sonra Selen Hanım ve Mert Bey birlikte masayı ve yerleri güzelce temizlediler. Masanın üzerindeki kırıntıları topladılar, ardından yüzeyleri temizleyip yerleri de sildiler.
Arca ise bir yandan onları izliyor, bir yandan da sürekli etrafı kontrol ediyordu.
— Baba, burada karınca var mı?
— Yok Arcacığım.
Birkaç dakika sonra tekrar sordu:
— Peki şurada?
— Orada da yok.
Aradan birkaç saat geçtiğinde karıncalar neredeyse tamamen ortadan kaybolmuştu.
Hava çoktan kararmış, ev sessizleşmişti. Artık Arca’nın uyku vakti gelmişti.
Mert Bey oğlunun yanına gelip:
— Arcacığım, artık uyku saatin geldi. Hadi dişlerini fırçalayalım, dedi.
Arca yatağa gitmeden önce bir kez daha etrafa baktı.
— Baba, dur! Son bir kez karıncalar var mı diye bakacağım.
Mert Bey gülümsedi.
Arca masaya, yere ve odanın köşelerine dikkatlice baktı. Neredeyse hiç karınca kalmadığını görünce derin bir nefes aldı.
Sonra sağ elini sımsıkı yumruk yaptı ve babasının yanına geldi.
— Baba…
— Efendim Arcacığım?
Arca yumruk yaptığı elini babasına doğru uzattı.
— Ben şeytana uydum.
Mert Bey şaşkın bir ifadeyle oğlunun eline baktı.
— Ne şeytanı oğlum?
Arca babasının kulağına yaklaşıp fısıldadı:
— Şeytanı yakaladım.
Mert Bey bu kez daha da şaşırmıştı.
— Nerede yakaladın?
Arca sımsıkı kapattığı elini gösterdi.
— Burada. Avucumun içinde.
Mert Bey gülümsememek için kendini zor tuttu.
— Peki avucundaki şeytan ne yaptı?
Arca’nın yüzü ciddileşti.
— Baba, ben aslında o karıncaları öldürmek istemedim. Ama içime şeytan girdi. Bana onları öldürttü. Ben de onu yakaladım. Şimdi sana veriyorum. Sen onu buradan uzaklaştır ve bir daha bana gelmemesini söyle.
Mert Bey oğlunun yüzüne baktı.
Arca’nın avucunda gerçekten bir şey olmadığı açıktı. Ama Mert Bey, oğlunun aslında yaptığı şeyden dolayı ne kadar üzüldüğünü anlamıştı. Arca, yaptığı yanlışı kendi dünyasında bir “şeytan”ın üzerine atarak vicdanını rahatlatmaya çalışıyordu.
Mert Bey, Arca’nın kapalı elinden görünmez şeytanı dikkatlice alıyormuş gibi yaptı.
Ayağa kalktı, pencereyi açtı ve avucundaki görünmez şeyi dışarı doğru savurdu.
— Hadi bakalım! Bir daha Arcacığıma yaklaşma. O çok iyi bir çocuk. Ona bir daha kötülük yaptıramazsın!
Sonra pencereyi kapattı.
Arca babasının arkasından baktı.
— Oh be! Sonunda kurtuldum ondan. Oley!
Mert Bey gülerek:
— Hadi bakalım, şimdi dişlerini fırçala ve güzelce uyu, dedi.
Arca banyoya gidip dişlerini fırçaladı, tuvaletini yaptı ve yatağına girdi.
Bir süre sonra yorganının altından babasına baktı.
— Baba…
— Efendim oğlum?
— Ben gerçekten iyi bir çocuk değil miyim?
Mert Bey oğlunun ne demek istediğini hemen anlamıştı.
— Tabii ki iyi bir çocuksun Arcacığım.
— Ama ben o karıncaları öldürmek istemedim.
Mert Bey oğlunun saçlarını okşadı.
— Biliyorum. İnsanlar bazen istemeden yanlış şeyler yapabilirler. Önemli olan, yaptığımız yanlışın farkına varmak ve mümkün olduğunca onu düzeltmeye çalışmaktır.
Arca sessizce babasını dinliyordu.
— Sen bugün yaptığın şeyin yanlış olduğunu fark ettin. Üzüldün, düşündün ve bir daha aynı şeyi yapmamak için ne yapabileceğini öğrendin. İşte vicdanlı olmak budur.
Arca’nın gözleri yavaş yavaş kapanmaya başlamıştı.
Mert Bey devam etti:
— Bundan sonra bir karınca gördüğünde ona zarar vermek yerine bana haber vereceğini biliyorum. Çünkü artık ne yapman gerektiğini biliyorsun.
Arca uykulu bir şekilde:
— Evet baba…
Mert Bey oğlunun alnından öptü.
— Hem biliyor musun? Hata yapmak, kötü bir insan olduğumuz anlamına gelmez. Önemli olan yaptığımız hatayı fark edip ondan bir şey öğrenmektir.
Arca cevap vermedi.
Mert Bey biraz daha baktığında oğlunun çoktan uykuya daldığını fark etti.
O gece Arca, vicdanının sesini dinleyerek uykuya dalmıştı.
Mert Bey ise oğlunun yaptığı davranış karşısında içten içe şaşırmış olsa da bunu ona hiç belli etmemişti. Arca’nın daha fazla suçluluk hissetmesini istemiyordu. Onun yaptığı hatadan ders çıkarmasını ve kendisini affetmesini istiyordu.
Çünkü çocuklara doğruyu öğretmenin en güzel yollarından biri, onları hataları yüzünden ezmek değil; hatalarını fark ettiklerinde doğru yolu göstermekti.
Merhametli olmak, belki de dünyamızdaki en güzel duygulardan biriydi.