İçeriğe geç

''Bir Soygunun İlk Çizgileri''

Ankara’nın kenar semtlerinden birinde yaz güneşi gökten değil, sanki doğrudan çatılardan vuruyordu. Asfalt eriyor, kediler bile gölge ararken dua eder gibi oluyordu.

Sanayi Mahallesi’nin arka taraflarında, iki apartman arasına sıkışmış, sıvası dökülmüş bir dükkân vardı. Tabelasında silik harflerle şu yazıyordu:

Kedi Oto – Kaporta Boya & Tamir; Her Türlü Araç Alım Satım

Yazının en değerli kısmı "Her Türlü"ydü.

Çünkü burada sadece araç tamir edilmezdi. Aynı zamanda şehirde nereden geldiği belli olmayan arabalar, yepyeni kimlikleriyle yeniden doğaya salınırdı. Şase numaraları burada taze birer kimlikti. Ruhsatlar koleksiyondu. Yasalara saygıysa sadece radyoda duyulan bir kelimeydi.

Kimi buraya lastik değiştirmeye gelirdi, kimiyse arabasını çaldırmaya. İlginçtir, ikisi de memnun ayrılırdı.

İçeride iki araba, bir mangal, iki döşeme koltuğu ve bir de "evcil fare" olduğu düşünülüyordu. Tavan pervanesi dönüyor ama sadece toz üretiyordu.

Yazıhanede ise işler daha farklıydı.

Orada zekâ ve cehalet el ele vermiş, WhatsApp konuşmaları üzerinden aşkı tartışan iki adam vardı: Necmi ve Ferdi.

Necmi, tombul yüzlü, iri gövdeli ve saf bir adamdı. Her cümlesinde iyi niyetle saçmalayan ama bunu öyle içten yapan bir tipti.

Ferdi ise grubun en aklı başında üyesiydi. Kısa sakallı, düzgün giyimli, her daim saçları jöleliydi. Ama şu an o da Necmi kadar saçma bir konuyu tartışıyordu.

— Yazmamış lan sana, dedi Ferdi; sanki son noktayı koyan bir akademisyen edasıyla.

— Bak, hâlâ söylüyorum, yazmamış. Kız sadece story’ye cevap vermiş. Bu ilgi değil.

Necmi’nin alnından bir damla ter süzüldü. Parmaklarını telefona yapıştırdı.

— "Naber" yazmış. Altına da gülücük koymuş. Gülücük ne, Ferdi? O gülücük kim için lan?

— Gülücük herkese, Necmi. Sana özel değil. Algıda seçicilik yapma.

Ferdi sandalyesine yaslandı, elini başının arkasına koydu ve derin bir iç çekti.

"Senin bu inadın var ya..." diye devam edecekti ki kapı gıcırdayarak açıldı.

Gömleği terle karışmış bir adam içeri girdi. Boyu kısaydı, postürü dikti. Bıyıkları sanki kafasının karar merkeziymiş gibi kalın ve belirgindi. Yürürken ayakları yere bastığında odada küçük bir sarsıntı hissediliyordu.

Kedi.

Asıl adı bilinmezdi; belki de unutturmuştu. Ama bu semtte herkes onu sadece "Kedi" lakabıyla tanırdı. Ve burası onun yeriydi: ‘’Kedi Oto’’

Kedi başını hafifçe öne eğip gözlerini kıstı. Sonra iki elemanına dik dik baktı.

— Ne oluyor lan burada?

İkisi birden panikledi. Telefonlar ceplere girdi, oturuşlar düzeldi.

— Abi, yanlış anlaşılma... Yani şey... Öyle kendi aramızda... diye kekeledi Ferdi.

 

Kedi, sabrını taşırmış gibi elini havaya kaldırdı.

— Siz var ya... Vites kutusu kadar zekânız yok oğlum sizin. Müşteriler arabalarının hazır hâle gelmesini bekliyor. Bizim elimizde hazır araç kaç tane? …İki! Onu da Necmi Bey'in hâlâ cilalayamadığı hurdalar oluşturuyor.

 

Sonra bir an durdu, derin bir iç çekti.

Bakışlarını tavana dikti, ardından yavaşça yere indirdi.

Tam o sırada İnce içeri girdi.

Üstü başı yağ içindeydi; elinde bez, gözleri yorgun ama hâlâ dimdikti.

Uzun boylu, zayıf ve ağırbaşlı bir adamdı.

Grubun en sessiz ama en güvenilir üyesiydi.

— Abi... diye söze girdi, her zamanki sakinliğiyle.

— Bu hafta iş, öncekilerin yarısı kadar bile değil. Millet ya kaçıyor ya da doğru düzgün araba bırakmıyor. Eskisi gibi değil yani.

 

Kedi bir an düşündü. Koltuğuna oturdu; yere değmeyen ayaklarını belli etmemeye çalışarak sigarasını yaktı.

— Biliyorum İnce, biliyorum... İşler inanılmaz derecede düştü.

Önceden böyle miydi? Araba parçalarını hurdacıdan bile bulurduk. Şimdi her biri ayrı bir para... Bu da yetmezmiş gibi müşterisi ayrı bir dert.

Yemin olsun, yaptığım işten soğudum, tükendim.

Şimdi mesela şu kapıdan Vin Diesel girse, "Araç için turbo lazım abi." dese, şuradan şuraya kıpırdamam... Hevesim kalmadı bir kere!

Tam o anda kapı gıcırdayarak açıldı.

Ve içeriden tanıdık gelen tok bir ses yankılandı.

— Selam, Murat 131 için turbo bulunur mu?

Bir anlık sessizlik.

Sonra...

Kedi, elindeki sigarayı apar topar küllüğe bastırdı.

Ayağa fırladı, kapıya koştu.

— Vayy, Vin Diesel abim! Hoş geldin! Geç otur şöyle, çocuklar çay getirsin!

Vin Diesel, güneş gözlüğüyle kapıda belirmişti.

Üzerinde beyaz bir tişört vardı. Kendinden emin duruşu ve yüzünden eksilmeyen ciddi ifadeyle sanki mahalle sanayisine değil de her zamanki uğrak yerine gelmiş gibiydi.

— Yok, almayayım, sağ olun. Çok fazla vaktim yok. Araba kapıda, zahmet olmazsa ilgilenirsiniz.

— Tamamdır abim! Çocuklar hemen ilgilenir. Saygılar, hürmetler abim!

Vin Diesel aynı sessizlikle oradan uzaklaştı.

Kedi dönüp çocuklara baktı.

— Gördünüz mü lan? Vin Diesel!

Ferdi gözünü ayıramadı.

— Ulan, harbi Vin Diesel he. Ses de dublaj değilmiş lan, bildiğin kendi sesi.

Necmi yutkundu.

— Vay be... Dünya küçükmüş.

 

Kedi koltuğuna tekrar oturdu.

Sigarasını yaktı.

İçine derin bir nefes çekti. Dudaklarının kenarından süzülen dumanla birlikte sanki yıllardır içine attığı bütün sıkıntıları da dışarı salıyordu.

Sanki düşünmek onun için bir meditasyon değil, küçük çaplı bir yangındı.

— Çocuklar... dedi; sesi buhar gibi ağırdı. Bu parasızlık beni çok yormaya başladı. Bir planım var ve sizin de bu konuda fikirlerinizi merak ediyorum açıkçası.

İnce hâlâ elindeki bezle oynuyordu. Ayakta, kıpırtısız bir şekilde duruyordu.

— Ne planı abi? diye sordu, gözlerini Kedi'den ayırmadan.

Kedi hafifçe gülümsedi. Göğsünü gerdi, sigarasından bir nefes daha aldı.

Sonra iki elini kendine doğru sallayarak çocuklara yaklaşmalarını işaret etti.

Üçü de merakla öne eğildi.

Kedi sesini iyice alçalttı.

— Bir soygun planım var.

İçeride kısa bir sessizlik oldu.

Kedi doğruldu. Sanki biraz önce söylediği şey son derece normalmiş gibi omuz silkti. Sonra gözlerini İnce'ye çevirdi, elindeki bezle tornayı işaret etti.

— Hem zaten bıkmadınız mı lan şu yağın, pasın içinde olmaktan? Bir elinde bez, diğerinde torna... Yarım saattir silip duruyorsun. Kurtulacağız oğlum bu sikik işlerden!

İnce kaşlarını kaldırdı.

— İyi, güzel de abi... Nereyi soyacağız? Ve nasıl yapacağız?

Kedi hafifçe başını salladı. Bu sorunun geleceğini biliyormuş gibiydi.

Ayağa kalktı; göbeğini saklamadan, omzunu düşürmeden.

— Orası bende, hepsini anlatacağım... Tam on yıldır bu plan kafamda dönüp duruyor.

Kısa bir an durdu.

— Ama artık zamanı geldi. Tek ihtiyacım olan şey...

Kedi gözlerini üç elemanının üzerinde gezdirdi, ardından konuşmasına devam etti.

— Bir yazı tahtası.

— Bana bir yazı tahtası bulabilir misin, İnce?

 

İnce elindeki bezle tornayı yere bıraktı. Yüzündeki durgun ifade ilk kez yerini hafif bir kararlılığa bıraktı.

— Tamamdır abi. Ayarlarız.

 

— Tahtadaki Soygun —

Sanayinin köhne, depoya dönüştürülmüş arka cephesinde güneş ışığı kırık camlardan süzülüyor, havada asılı duran toz zerreciklerini görünür hâle getiriyordu. İçerisi, hafif puslu eski bir tiyatro sahnesini andırıyordu.

Ortada üç sandalye vardı. İnce, Necmi ve Ferdi yerlerini almış, gözlerini yazı tahtasının başında duran Kedi'ye dikmişti.

Kedi elindeki cetveli avucuna birkaç kez hafifçe vurdu. Üçünün de dikkatini topladığından emin olunca cetveli sertçe tahtaya indirdi.

— Evet... Burası Merkez Bankası.

Üç kafanın aynı anda döndüğü tahtada, yuvarlak içine alınmış basit bir çizim vardı. Ortaya iri harflerle yalnızca iki kelime yazılmıştı.

MERKEZ BANKASI

Necmi gözlerini kısıp başını hafifçe yana eğdi.

— Evet abi, orası Merkez Bankası da... Biz nereyi soyacağız?

Kedi cetveli yeniden tahtaya vurdu.

— Burayı dedim ya işte. Merkez Bankası'nı soyacağız.

Depoyu kısa bir sessizlik kapladı. Ardından kahkahalar patladı.

Ferdi gülerken sandalyeden düşecek gibi oldu.

— Abi, büyüğümüzsün, ustamızsın. Her lafına inancımız var ama affedersin de... Burayı siksen soyamayız.

Necmi gülerek ona döndü.

— Sikmeseler de soyamayız, Ferdicim... Bu kadarı zor.

Kedi istifini hiç bozmadı. Üçünü de sessizce dinledi. Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

— Planı duyduktan sonra diyeceğiniz şey şu olacak...

Kısa bir an durdu, ardından bakışlarını sırayla üçünün üzerinde gezdirdi.

— "Vay piç kurusu... Bu bizim aklımıza daha önce nasıl gelmedi?"

İnce usulca başını salladı.

— Yok abi... Estağfurullah. O kadarını da demeyiz herhâlde.

Kedi tahtaya yöneldi. Siyah kalemin kapağını çıkardı, ilk oku çizdi. Sonra ikinciyi... Ardından kırmızı kalemi eline aldı. Tahta yavaş yavaş oklarla, dairelerle, kutularla ve birbirine bağlanan çizgilerle dolmaya başladı. Güvenlik saatleri, kamera kör noktaları, giriş ve çıkış güzergâhları...

Sigara dumanıyla tebeşir tozu birbirine karışırken üçü de tek kelime etmeden Kedi'yi izliyordu. Dakikalar sonra Kedi son çizgiyi de tamamladı. Kalemi yerine bıraktı ve yüzünü çocuklara döndü.

İçeriyi derin bir sessizlik kapladı.

Necmi ayağa kalkıp alkışlamaya başladı. Ferdi ile İnce de ona katıldı.

— Abi... Bravo!

Necmi başını hayranlıkla salladı.

— Bu kadarını beklemiyorduk. Mükemmel bir plan.

Kedi gururla başını salladı. Sonra dönüp planına bir kez daha hayranlıkla baktı.

Ferdi heyecanla öne atıldı.

— Abi, düşünsene... Soygundan sonra hayır kurumlarına ufak bir bağış yapıyoruz… Dedi

 ve İki elini havaya kaldırıp görünmez bir gazete manşetini gösterir gibi yaparak cümlesine devam etti.

— Halk da bizden şöyle bahsediyor: "Çalıyorlar ama yapıyorlar."

Kedi kahkahayı bastı. Parmaklarını şıklattı.

— Müthiş! Ama olmaz. Bu laf daha önce söylendi.

İnce her zamanki sakinliğiyle  söze girdi.

— Kime söylendiyse harbiden büyük vurguncuymuş. Ama haklısın abi, biz bize özgü bir şey bulursak daha iyi olur.

Necmi heyecanla elini kaldırdı.

— Abi, soygun sırasında kimliklerimiz anlaşılmasın diye birbirimize şehir isimleri mi taksak?

Kedi başını bir anda ona çevirdi. İşaret parmağını sallayarak uyardı.

— Bana bakın lan! Şehir ismi klişesine girerseniz sikerim sizi!

Necmi başını salladı.

— Tamam abi... Şehir ismi yok. Anlaşıldı.

 

Ferdi araya girdi.

— Abi, sence soygun sırasında bize motive edici bir şarkı gerekmez mi?

Kedi kısa bir an duraksadı.

— Doğru... Gerek.

İnce söze dahil oldu.

— Benim son zamanlarda çok dinlediğim bir şarkı var abi... "Çav Bella."  Nasıl fikir?

Kedi kaşlarını çattı. Elindeki cetvelle tahtayı hafifçe tıklattı.

— Oğlum, biz burada devrim mi yapıyoruz? Banka soyacağız lan. Hırsızız biz, hırsız!

—Haklısın abi, biraz abartı kalır.

 

Kedi derin bir nefes aldı. Elindeki cetveli usulca masanın üzerine bıraktı. Bakışlarını tek tek üç elemanının üzerinde gezdirdi. Yüzündeki ciddiyet öyle abartılıydı ki, sanki birazdan Merkez Bankası'nı değil, bütün dünyanın kaderini değiştirecek bir karar açıklayacaktı.

Çenesini hafifçe kaldırdı. Gözlerini iyice kıstı. Dudaklarını birbirine bastırırken, kendi yarattığı dramatik havadan en çok etkilenen yine kendisi olmuş gibiydi.

— Şimdi size ilk ve son kez soruyorum...

Kısa bir an durdu.

— Dönüşü olmayan bu yolda benimle misiniz, çocuklar?

Üçü de birbirine baktı.

Ferdi ayağa kalktı.

— Sonuna kadar seninleyim abi.

Necmi yerinden fırladı.

— Ben de varım abi! Ölümüne varım!

İnce ağır ağır ayağa kalktı.

— Ben zaten en başından beri vardım abi.

Üçü de aynı anda yumruklarını havaya kaldırdı.

— SENİNLEYİZ ABİ!

Depoda yankılanan sesin ardından kısa bir sessizlik oldu.

Kedi'nin yüzünde yavaş yavaş memnun bir gülümseme belirdi. Ellerini birbirine sürterek ovuşturdu.

— Öyleyse...

Bakışlarını tahtadaki plana çevirdi.

— Başlıyoruz.

....