Mert Bey ile Selen Hanım, Arca’nın okul kayıt dönemiyle ilgili konuşuyorlardı. Arca bir anda konuşmaya dahil olarak okulda arkadaşı Tuğra’nın oyuncağını elinden aldığını ve geri vermediğini anlatmaya başladı.
Mert Bey:
— Neden böyle bir şey yaptı? Öğretmenine söyledin mi? diye sordu.
Arca:
— Söyledim. Öğretmen onu uyarınca oyuncağımı geri verdi, dedi.
Selen Hanım konuşmaya devam ederken Arca bu kez okulla ilgili başka bir konu anlatmaya başladı. Bunun üzerine Mert Bey, annesiyle konuşmasına devam ederken Arca’ya dönerek:
— Arca, ne olursa olsun büyükler konuşurken sürekli lafa karışmak nezaketsiz bir davranıştır. Böyle yaptığında karşındaki insan için itici bir görüntü oluşturabilirsin. Bir daha yapmamaya dikkat etmelisin, dedi ve onu kibarca uyardı.
Ertesi gün Mert Bey işten eve geldi. O gün hazırladığı tasarımla ilgili Selen Hanım’a bir şeyler anlatıyordu. Arca ise dışarı çıkmak ve parka gitmek istediğini söylüyordu.
Bu kez Selen Hanım Arca’ya:
— Babanla konuşmamız için bize biraz fırsat verir misin? Biz konuşurken araya girmemen gerektiğini daha önce de söylemiştik. Bundan sonra bu konuda daha dikkatli olmalısın. Şimdi istersen anlatabilirsin, dedi.
Arca parka gitmek istiyordu. Mert Bey de onun bu isteğini kırmadı ve Arca’yı her zaman gittikleri, okulun yakınındaki parka götürdü.
O gün parkta Güldeniz Öğretmen ve kızı Almira da vardı. Arca onları görünce sevinçten havalara uçtu.
Güldeniz Öğretmen, Almira ve Arca’nın arkadaşı Aden’in annesi Büşra Hanım ile sohbet etmeye başladı. Arca bir süre oynadıktan sonra öğretmeninin yanına giderek:
— Öğretmenim, bir şey söyleyebilir miyim? diye sordu.
Güldeniz Öğretmen, Arca’ya bakarak:
— Arca, büyükler konuşurken araya girmemen gerektiğini sana daha önce de söylemiştik. Benim de arkadaşlarımla konuşmaya ihtiyacım var. Lütfen konuşmamızın bitmesini bekle, dedi.
Arca bu uyarıya çok bozuldu. Morali iyice düştü ve bir süre sonra Mert Bey’in yanına giderek:
— Baba, eve gitmek istiyorum, dedi.
Mert Bey:
— Biraz daha Aden ve Almira ile oynayalım. Şimdi eve gidersek onlara ayıp olabilir, dedi.
Arca çok istemese de bir müddet daha arkadaşlarıyla oynadı. Daha sonra birlikte evin yolunu tuttular.
Yolda Mert Bey, Arca’ya:
— Bugün seni mutsuz eden ya da bana anlatmak istediğin bir şey var mı? diye sordu.
Arca başını eğerek:
— Öğretmenim beni uyardı. Ben de buna çok üzüldüm, dedi.
Mert Bey, olanları gördüğünü ve öğretmeninin haklı olduğunu söyledi.
— Arca, seni daha önce de bu konuda uyarmıştık. Hem annen hem de ben, büyükler konuşurken araya girmemen gerektiğini sana söyledik. Öğretmenin de bugün sana aynı şeyi söyledi. Bunu artık daha dikkatli bir şekilde uygulaman gerekiyor, dedi.
Arca bu kez başını öne eğdi.
— Bir daha yapmayacağım, dedi.
Mert Bey oğluna gülümseyerek:
— Bizim söylediklerimizi biraz daha dikkatli dinlersen öğretmenin ya da başka birisi seni bu konuda uyarmak zorunda kalmaz. Böylece sen de üzülmemiş olursun, dedi.
Arca sessizce başını salladı.
Mert Bey o gün önemli bir şeyi daha gözlemlemişti.
Anne ve babalar çocuklarına ne kadar telkinde bulunsalar da bazen söyledikleri çocuklarına yeterince etkili olmayabiliyordu. Fakat dışarıdan bir kişinin, özellikle de çocuğun değer verdiği bir öğretmenin ya da arkadaşının annesinin yaptığı küçük bir uyarı, bazen aynı davranışın hemen son bulmasını sağlayabiliyordu.
Bu durum her ne kadar anne ve babalar için hoş olmayabilse de Mert Bey bunun çocukların öğrenme sürecinin bir parçası olduğunu düşünmeye başladı.
Bazen bir arkadaşının annesi, babası ya da öğretmeni çocuğa yaptığı bir davranışın yanlış olduğunu söylediğinde, bu uyarı anne ve babanın defalarca söylediği bir sözden bile daha etkili olabiliyordu.
Belki de anne ve babaların, çocuklarının dışarıdan gelen bu tür küçük uyarılarla karşılaşmasına her zaman engel olmaması gerekiyordu.
Çünkü çocuklar yalnızca anne ve babalarından değil, hayatlarına dokunan diğer insanlardan da bir şeyler öğreniyordu.