İçeriğe geç

Hayalimdeki Şehir

O gün Arca ve ailesi, yaz tatili için geldikleri ilçeyi arabayla gezmeye çıkmışlardı. Mert Bey hem güzel manzaraları görmek hem de ilçenin farklı yerlerini keşfetmek için arabayı deniz seviyesinden oldukça yüksek bir tepeye doğru sürmüştü.

Yukarıdan bakıldığında manzara gerçekten şahane görünüyordu. Ancak uçurumlara yakın yerlerden aşağıya bakmak bir o kadar da ürkütücüydü.

Bir süre manzarayı izleyip fotoğraflar çektikten sonra dönüş yoluna geçtiler.

Tepeden aşağı doğru inerken yolların bazı bölümleri oldukça dik, dar ve denize doğru uzanıyordu. Arca, bir süre sessizce yolu izledikten sonra birden babasına dönerek:

— Baba, bu şekilde yol mu yapılır? diye sitem etti.

Mert Bey, Arca’nın sözlerine dikkat kesildi.

— Sence bu yolu daha doğru bir şekilde nasıl yapabilirlerdi? diye sordu.

Arca biraz düşündü.

— Şu anda bu yokuştan inerken biraz endişeleniyorum. Bence rampalar daha az eğimli, yollar da daha geniş olabilirdi. Böylece insanlar kendilerini daha güvende hissederdi, dedi.

Sonra aklına telefonunda oynadığı oyun geldi.

— Benim oynadığım oyunda şehir tasarlıyorum. Oradaki yollar geniş, düz ve hiç korkutucu değil, diye devam etti.

Arca heyecanlanmıştı. Tasarladığı şehirden bahsetmeye başladı:

— Benim şehrimde yolların kenarlarına araç park edilmiyor. Çünkü her evin kendi bahçesi ve otoparkı var. Bu yüzden insanlar arabalarını yolun sağına veya soluna bırakmak zorunda kalmıyor. Binalar da birbirine çok yakın değil. Her yerde ağaçlar ve yeşil alanlar var.

Mert Bey, oğlunun anlattıklarını ilgiyle dinliyordu.

— Aferin sana oğlum, dedi gülümseyerek. Bir tasarımcı olarak sana şunu söylemek isterim: Tasarladığın şey ne olursa olsun, ilk önceliğin insanların o mekânda kendilerini rahat ve güvende hissetmelerini sağlamak olmalı.

Arca dikkatle babasını dinliyordu.

Mert Bey sözlerine devam etti:

— Eğer insanlara rahatlık ve güven duygusu veremezsen, o ortamda kendilerini huzursuz hissedebilirler. Huzurun olmadığı yerlerde ise insanların mutlu olması zorlaşır. Toplumdaki mutsuzluk bazen mutluluktan çok daha hızlı yayılabilir.

Arca merakla sordu:

— Peki baba, senin tasarladığın yerlerde yaşayan insanların hepsi mutlu mu?

Mert Bey gülümsedi.

— Elbette bunun garantisini veremem oğlum. Çünkü insan psikolojisi çok karmaşıktır. Bazen güzel ve rahat bir ortamda bulunan bir insan bile mutsuz olabilir. Ancak ben yaptığım tasarımlarda insanların kendilerini rahat, güvende ve mutlu hissedebilecekleri ortamlar oluşturmayı her zaman önceliklerimden biri olarak görüyorum.

Arca:

— Yani sen insanların mutlu olması için elinden geleni yapıyorsun, öyle mi? diye sordu.

— Evet, dedi Mert Bey. Bizim yapabileceğimiz şey, insanların mutsuz olmasına neden olabilecek olumsuzlukları mümkün olduğunca ortadan kaldırmak ve onların kendilerini iyi hissedebilecekleri ortamlar tasarlamak. Sözün özü, yaptığın işi iyi ve doğru yaparsan mutsuzluğa sebep olabilecek birçok durumu önleyebilirsin.

Arca, babasının söylediklerini düşünerek yol boyunca sessiz kaldı.

Akşam olup eve döndüklerinde Arca, heyecanla odasına koştu. Bir süre sonra elinde telefonu ile Mert Bey’in yanına geldi.

— Baba! İnsanlar mutlu olsun diye oyunumdaki yolları genişlettim! dedi.

Mert Bey, oğluna bakarak gururla gülümsedi.

— Bravo benim akıllı oğluma!

O sırada Mert Bey’in aklından bir düşünce geçti:

Konforsuz ve yanlış tasarlanmış bir yol, küçük bir çocuğu bile bu kadar korkutabiliyorsa, yaşanan olumsuz bir deneyim üzerine yapılan kısa bir konuşma bile onun hayal dünyasında mutlu insanların yaşadığı bir şehir oluşturmasına yardımcı olabiliyordu.

Belki de içinde bulunduğumuz ortamlardaki bazı olumsuz tasarımlar, toplumdaki insanların mutsuz hissetmesine neden oluyordu.

Asıl önemli olan, mutsuzluğa sebep olan ortamlardaki sorunları fark etmek ve onlara uygun çözümler bulabilmekti.

Arca’nın tasarladığı şehirde herkes mutluydu.

Çünkü şehirde insanlar kendilerini rahat ve güvende hissediyordu.

Mutluluk bulaşıcıydı.

Arca’nın tasarladığı şehirdeki insanların mutluluğu, onun da yüzünde kocaman bir gülümsemeye dönüşmüştü.