İçeriğe geç

giriş

I. BÖLÜM: BOĞAZIN YAŞLI ÇINARI

Sarıyer’in hırçın rüzgârı, Boğaz’ın tuzlu kokusunu yüklenip köşkün üç katlı, heybetli ahşap cephesine çarptığında takvimler henüz sonbaharın ilk günlerini gösteriyordu. Bu köşk, zamana meydan okuyan duruşuyla sadece taştan ve tahtadan ibaret bir mesken değil; bir göçün, hüzünlü vedaların ve yeniden filizlenen umutların canlı şahidiydi.

Hakime Hanım, salonun pencerelerini usulca aralayıp denizin dalgalarına baktı. Gözlerinde, 1938 yılında Selanik’te başlayan ve üç kardeşiyle birlikte o zorlu dönemin çetin yollarından geçerek İstanbul’a uzanan koca bir ömrün yorgunluğu vardı. Genç yaşta tattığı o ilk büyük acı; ilk eşinin zamansız vefatı, göğsüne kor bir ateş gibi oturmuştu. Henüz hayatın ne olduğunu tam kavrayamamış küçük çocukları Halime ve Oğuz ile yapayalnız kaldığında, dünyaya karşı dik durmaktan başka çaresi olmadığını anlamıştı. Kendini evlatlarına adamış, kalbinin kapılarını dünyaya kapatmıştı. Ta ki Başkomiser Muzaffer Bey ile yolları kesişene dek...

Muzaffer Bey, üç göbekten İstanbullu, kültürlü ve nezafet sahibi bir emniyet amiriydi. Hakime Hanım’ı Sarıyer çarşısında ilk gördüğü andan itibaren onun o vakur, asil ve mağrur duruşuna hayran kalmıştı. Ancak Hakime Hanım’ın kalbini kazanmak, suçluları adalete teslim etmekten çok daha zordu; aylarca, uzun zaman boyunca bu evlilik teklifine mesafeli durdu. Muzaffer Bey’in sabrı ve çocuklarına gösterdiği samimi şefkat, nihayet o aşılmaz duvarları eritmeyi başardı. Muzaffer Bey’in mali durumu, halı vakti oldukça yerinde olmasına, kendine ait düzeni bulunmasına rağmen sırılsıklam aşık olduğu bu kadının tek bir şartına boyun eğdi: Sarıyer’deki o yadigar köşkte yaşamak.

Çünkü bu köşk, Hakime Hanım’ın ailesinden kalan son sığınaktı. Anıları, kökleri, Selanik’ten getirdiği ruhun izleri bu ahşap duvarların arasındaydı. Muzaffer Bey seve seve kabul etti bu şartı. Zamanla bu evlilikten doğan çocuklarla birlikte köşk, beş evladın neşesiyle dolup taşan muazzam bir yuvaya dönüştü. Türkiye’nin dört bir yanını gezmiş, görmüş, kültürlü ve elinden her iş gelen o becerikli kadın, şimdi beş çocuğun annesi olarak bu koca evi çekip çeviriyordu.

Fakat bu görkemli hatırayı, Boğaz'ın o nemli rüzgarına ve hayatın getirdiği maddi zorluklara karşı ayakta tutmak hiç ama hiç kolay olmayacaktı. Hakime Hanım, mutfaktan gelen taze demlenmiş çay kokusunu içine çekerken, merdivenlerden gelen ayak seslerini duydu. Muzaffer Bey’in koridorda yankılanan ağır ve güven veren adımları, yaklaşmakta olan yeni fırtınaların ve yaşanacak büyük serüvenlerin habercisi gibiydi. Bu hikaye onlar için sadece bir başlangıçtı...