Dönem bittiğinde, herkes bir yere yetişir gibiydi.
Lina yavaş yavaş içine çekildi. Bunu fark etmemek mümkün değildi. Daha az konuşuyor, daha az geliyordu. Onu zorlamadım. Bazı savaşlar sessiz verilir.
Ben yaz tatiline hızlı girdim.
Planlar vardı. Hayaller vardı. Ama hayat, o yaz benimle başka bir dilden konuştu.
Mina bir gün evde aniden bayıldı.
Son zamanlarda bayılmaları oluyordu ama bu sefer farklıydı. O Temmuz günü, üç kez üst üste oldu. Dizlerimin bağı çözüldü. Ambulansı ararken sesimin bana ait olmadığını fark ettim.
Ela ve Derin geldiler. Çocukluk arkadaşlarım. Yanımda durdular. Ama kimse korkuyu benim kadar yakından hissetmedi. Ertesi gün başka bir şehre gitmeyi planlıyorduk. Ama Mina’yı yoğun bakıma aldılar.
O gece sabaha kadar ağladım.
Kardeşimden haber alamıyordum. Kapının önünde bekledim. Saatlerce... Sadece iki dakika görebilmek için.
Üç gün boyunca, yoğun bakım kapısında bir şey belli olmadan oturdum.
Bir hafta geçti. Hastalığı hâlâ bulunamamıştı. Taburcu olduk. Eve döndük. Ama hiçbir şey bitmemişti.
Lina’yla konuştuk. Yanımda olmak istediğini biliyordum. Ama o da kendi iç savaşındaydı. Herkesin gücü aynı anda yetmiyor. Eylül geldi. Okul başladı.
Ama Mina’nın hastalığı hâlâ belirsizdi.
15 Eylül 2024
Omzumdaki yükler, telaşlarım, düşüncelerim… Hepsi bir anda duyduğum sesle dağıldı. O korkuyu tekrar yaşamak, hayattaki en son isteyeceğim şeylerden biriydi. Ama oldu... Mina yine bayıldı.
Onu o halde görmek…
O çaresizlik…
Ne yapacağını bilememek…
Yine hastanedeydik. Beraber kaldık. Bu sefer hastalığını buldular. Buna da şükür dedim. İki aydır yaşadıklarımızdan sonra, netlik bile nimetti.
16 Eylül 2024
Çapa’da bir sabah daha.
“Hiçbir şey yemesin, içmesin” dediler. Kalp pili kelimesi, boğazıma düğümlendi. Sonra açlık iptal dendi. Soru işaretleriyle dolu bir gün daha.
17 Eylül 2024
Korktuğum başıma geldi.
Doktor, “kalp pili takılmasına karar verildi” derken üzgündü. Ben sadece yutkundum.
Mina pil istiyordu. Ama korkuyordu. Bunu biliyordum. Elimden hiçbir şey gelmemesi beni parçaladı.
Şükür dedim yine. Ama “biz neden böyle olduk” diye sormadan edemedim.
22 Eylül 2024
Hastane koridorlarında günler birbirine karıştı. Aritmi yoğun bakım odasında geçen her gün beni büyüttü ama içimden de eksiltti. Kardeşimin korkusunu gizlemesini izlemek, insanın kaldırabileceği bir şey değilmiş.
Tek isteğim onun iyi olmasıydı.
Bu yük, benim kaldırabileceğim türden değildi.
24 Eylül 2024
Sen ağladığında, ben yok oluyorum.
Saatler süren acının ardından uyuyordun. Ben seni izliyordum. Hareket edemediğin iki günün biri gitti. Ben senin elin kolun olurum dedim. Uyumam dedim. Yeter ki iyi ol.
Ben senin sayende abla oldum.
25 Eylül 2024
Mina’yı hastane odasında bırakıp işe gittiğimde her yerim ağrıyor. Ama Mina’nın canının yanması düşüncesi, hepsinden ağır.
Biz zaten güçlüydük. Hayat bizi daha güçlü yapmak istedi diye düşündüm sadece.
Hastanede geçen o iki hafta, beni geri dönülmez bir yerden geçirdi. Jun bir kez aradı. Sonra bir daha aramadı. Ben de defteri kapattım.
Bazı insanlar, hayatımızdan sessizce çıkar. Bazı korkular ise bizi bambaşka birine dönüştürür. Mina gün geçtikçe iyileşti.
Ben de.
Ama aynı insan olarak değil.