İçeriğe geç

ALTINCI BÖLÜM (Nora)

Lina’yı bir süredir görmemiştim.

Konuşuyorduk ama bu, aynı şey değildi. Mesajlar bazen yetmez. Bazen insanın kapıyı çalması gerekir.

O gün kapı çaldığında, kalbim garip bir şekilde hızlandı. Açtım. Karşımdaydı. Elinde küçük bir poşet vardı. Ne getirdiğini bilmiyordum. Zaten önemli de değildi.

“Gelebilir miyim?” dedi.

Sanki hâlâ izin alması gerekiyormuş gibi.

“Tabii,” dedim. Sesim düşündüğümden daha yumuşaktı.

İçeri girdi. Ayakkabılarını çıkarırken etrafa bakındı. Evde bir ağırlık vardı. O da fark etmişti. Salona geçtik. Oturduk. Bir süre konuşmadık. Lina sessizliği bozmadı. Bu, onun en iyi bildiği şeylerden biriydi; susmanın nerede işe yaradığını bilirdi.

“Yanında olamadım,” dedi sonunda.

“İstediğim kadar.”

Başımı salladım.

“Biliyorum,” dedim. “Bazen olmak bile zor.”

Gözleri doldu ama ağlamadı. Ben de ağlamadım. Bu evde zaten yeterince gözyaşı vardı.

Mina uyuyordu. Lina kalkıp yanına gitti. Kapının önünde durdu. İçeri girmedi. Sadece baktı. Geri döndüğünde yüzünde başka bir ifade vardı. Daha ciddi. Daha olgun.

“İyi olacak,” dedi.

Bu, teselli cümlesi değildi. İnançtı.

Oturduk. Çay koydum. Soğuyana kadar içmedik. Sonra içtik. Hayattan konuşmadık. Hastaneden de. Bazen konuşmamak, konuşmaktan daha çok şey anlatır.

“Ben buradayım,” dedi Lina.

“Şimdi.”

O an fark ettim.

Beni en çok yoran şey yalnızlık değildi. Belirsizlikti. Lina’nın gelişi, o belirsizliğin ortasında küçük ama sağlam bir yer açmıştı.

Kapıdan çıkarken sarıldık. Uzun sürdü. Kim önce bıraktı bilmiyorum. Ama bırakmak istemediğimizi ikimiz de biliyorduk.

Gittiğinde ev yine sessizdi.

Ama o sessizlik artık eskisi gibi değildi.

Bazı insanlar geç gelir.

Ama doğru zamanda.

ALTINCI BÖLÜM (Lina)

Bir süredir pencereden bakıyordum.
Dışarı çıkmak zor geliyordu ama Nora’ya gitmek zor gelmemeliydi. Sadece biraz enerji gerekti. Kendimde o enerjiyi aradım. Azdı ama vardı.

Hazırlandım. Acele etmeden. Kendimi zorlamadan.
Çıktım.

Kapıyı açtığında Nora’yı gördüm. Yorgundu ama saklamıyordu. Ben de saklamadım. Gülümsememiz aynı anda geldi.

“Hoş geldin,” dedi.
“Hoş buldum.”

İçeri girdim. Ev sessizdi ama ağır değildi. Oturduk. Çay koydu. Konuşmadık. Konuşmaya gerek yoktu. Birlikte susmak, o gün yeterliydi.

Mira uyuyordu. Kapının önünde durdum. İçeri girmedim. Geri döndüğümde Nora ayağa kalktı. Hiçbir şey söylemeden sarıldık. Doğal bir sarılmaydı. Açıklama istemeyen türden.

“İyi misin?” dedi.
“Daha iyiyim,” dedim.
Başını salladı. Anladı.

Bir süre daha oturduk. Çaydan içtik. Arada küçük şeylerden konuştuk. Günlük, sıradan, hafif. Ne hastaneyi açtık ne korkuları. Bugünlük gerek yoktu.

Sonra kalktım. Kapıya kadar birlikte yürüdük. Çıkmadan önce yine sarıldık. Bu sefer daha kısa. Daha gündelik.

“Yine gelirim,” dedim.
“Biliyorum,” dedi.

Sokağa çıktığımda hava serindi.
Yürüdüm.

Eve dönerken aklımda özel bir cümle yoktu. Büyük bir his de yoktu. Sadece şunu biliyordum:
Yanlış bir yerde değildim.