İçeriğe geç

9. Bölüm: Göbeklitepe'ye Yolculuk

1. Yolculuk başlıyor

Sabahın ilk ışıkları Urfa'nın dar sokaklarına düşerken Arya çoktan uyanmıştı.

Gece boyunca gözünü kırpmamıştı. Masanın üzerinde duran 1987 tarihli fotoğrafı tekrar tekrar inceliyordu.

Fotoğraftaki kişi gerçekten kendisine benziyordu. Aynı yüz, aynı gözler, hatta sol kaşının üzerindeki küçük iz bile...

Ama bunun imkânsız olduğunu biliyordu.

Ece mutfağa girdiğinde Arya hâlâ fotoğrafa bakıyordu.

"Yine mi bunu düşünüyorsun?"

Arya başını kaldırdı.

"Ece, ya ben gerçekten geçmişte yaşadıysam?"

Ece gülümsedi ama gözlerinde korku vardı.

"İnsan geçmişini hatırlamayabilir. Ama geçmişin seni hatırlaması biraz ürkütücü."

O sırada dedesi içeri girdi.

"Arabayı hazırladım. Gitmemiz gerekiyor."

Arya fotoğrafı çantasına koydu.

"Nereye?"

Dedesi bir an durdu.

"Göbeklitepe'ye."

2. Taşların arasındaki fısıltı

Göbeklitepe'ye vardıklarında hava bulutlanmıştı.

Rüzgâr, taşların arasından geçerken tuhaf bir uğultu çıkarıyordu.

Arya daha önce buraya gelmişti ama bu kez her şey farklı görünüyordu.

T biçimli taşların üzerindeki hayvan figürleri sanki kendilerini daha önce görmüş gibi ona tanıdık geliyordu.

Mehmet Salih haritayı açtı.

"Üçüncü işaret buraya yakın olmalı."

Ece etrafına bakındı.

"Burada zaten kazı alanı var. Nasıl bir şey arıyoruz?"

Dedesi cevap verdi:

"Taşların üzerinde olmayan bir şeyi."

Arya birden durdu.

Önündeki dikili taşın üzerinde üç çizgi vardı.

Aynı madalyondaki işaret.

Elini taşa yaklaştırdı.

Tam dokunacakken kulağının dibinde bir fısıltı duydu.

"Sonunda geldin..."

Arya hızla arkasına döndü.

Kimse yoktu.

"Arya?" diye seslendi Ece.

Arya'nın gözleri taşın üzerindeki şekle kilitlenmişti.

"Ben buraya daha önce geldim."

Dedesi şaşkınlıkla baktı.

"Ne diyorsun sen?"

"Hatırlamıyorum ama... Burayı biliyorum."

3. Kaybolan Mehmet Salih

Mehmet Salih haritadaki işaretleri takip ederek grubun biraz önüne geçmişti.

Bir süre sonra uzaktan seslendi:

"Buraya gelin! Bir şey buldum!"

Arya, Ece ve dedesi hızla onun yanına gittiler.

Taşların arkasında toprağa gömülmüş küçük bir metal halka vardı.

Mehmet Salih halkayı çekti.

Toprağın altından dar bir taş kapak ortaya çıktı.

Ece şaşkınlıkla geri çekildi.

"Bu da ne?"

Dedesi kapağın üzerindeki yazıları inceledi.

"Bu işaretler... Çok eski."

Arya eğilerek yazılara baktı.

Üç çizgi ve altında bir göz figürü.

Birden hava karardı.

Rüzgâr şiddetlendi.

Mehmet Salih kapağı kaldırmak için eğildiği sırada aşağıdan bir ses geldi.

"Mehmet..."

Herkes dondu.

Bu ses, büyük dedesinin sesiydi.

Mehmet Salih'in yüzü bembeyaz oldu.

"Bu mümkün değil..."

Sonra taş kapağın altından soğuk bir hava yükseldi.

Bir ışık parladı.

Arya gözlerini kapattı.

Birkaç saniye sonra gözlerini açtığında Mehmet Salih yoktu.

Sadece yerde duran gözlüğü ve haritanın bir parçası kalmıştı.

"MEHMET SALİH!"

Dedesi taş kapağa doğru koştu.

Ama içeriden hiçbir cevap gelmedi.

4. 12.000 yıllık sır

Arya yerdeki harita parçasını aldı.

Üzerinde daha önce görmedikleri bir çizim vardı.

Bir insan silueti.

Siluetin göğsünde üç çizgili bir sembol bulunuyordu.

Altında ise şu yazıyordu:

"Koruyucu kan geri döndü. Kapı artık açılabilir."

Arya'nın elleri titremeye başladı.

"Koruyucu kan ne demek?"

Dedesi gözlerini ondan kaçırdı.

"Artık sana anlatmam gerekiyor."

Arya sertçe karşılık verdi.

"Hayır dede. Artık anlatmak zorundasın!"

Mehmet Salih'in kaybolduğu kapağın başında diz çöktüler.

Dedesi derin bir nefes aldı.

"Büyük deden, Göbeklitepe'de yapılan ilk araştırmalar sırasında gizli bir bölme keşfetmişti. O bölmenin içinde taş tabletler vardı. Tabletlerde bir aileden söz ediliyordu."

"Bizim ailemizden mi?"

"Evet."

Arya'nın boğazı düğümlendi.

"Ne yazıyordu?"

Dedesi gözlerini Arya'ya dikti.

"Bu aile, binlerce yıl önce bir bilgiyi korumakla görevlendirilmişti. Bu bilgi insanlığın başlangıcına değil, başlangıcından önce yaşananlara aitti."

Arya fısıldadı:

"Peki ben?"

Dedesi cevap verdi:

"Sen o ailenin son temsilcisisin."

5. Kapının ardındaki kişi

Tam o sırada taş kapağın altından üç kez vuruldu.

Tak...

Tak...

Tak...

Ece korkuyla Arya'nın arkasına geçti.

"İçeride biri var!"

Arya diz çökerek kapağa yaklaştı.

Bir ses duyuldu.

"Arya..."

Bu kez ses çok netti.

Mehmet Salih değildi.

Kadın sesiydi.

Arya'nın kalbi hızlandı.

"Sen kimsin?"

Bir süre sessizlik oldu.

Sonra cevap geldi:

"Ben senin annenim."

Arya geriye doğru sendeledi.

Dedesi iki eliyle yüzünü kapattı.

Ece ağzını kapatmış, ne söyleyeceğini bilemiyordu.

Arya gözleri dolu dolu dedesine döndü.

"Annem yıllar önce öldü. Sen bana böyle söyledin!"

Dedesi başını kaldırdı.

"Ben... Sana onu korumak için yalan söyledim."

Taş kapağın altından yeniden ses geldi.

"Arya, beni dinle. Beni buradan çıkarma."

Arya şaşkınlıkla kapağa baktı.

"Neden?"

Kadın son bir cümle söyledi:

"Çünkü beni buraya hapseden kişi, senin deden değil..."

Bir an durdu.

"Baban."

Bölüm sonu: Geçmişin kapısı

Gökyüzünde şimşek çaktı.

Arya'nın elindeki madalyon aniden ısındı.

Taş kapağın üzerindeki üç çizgi parlamaya başladı.

Ece çığlık attı.

"Arya! Arkana bak!"

Arya yavaşça döndü.

Uzakta, taşların arasında siyah paltolu adam duruyordu.

Ama bu kez yalnız değildi.

Yanında, Arya'nın 1987 tarihli fotoğrafındaki genç adam vardı.

Adam başını kaldırdı.

Arya'nın gözlerine baktı.

Ve gülümsedi.

"Merhaba kızım."

Arya'nın dudaklarından tek bir kelime döküldü:

"Baba..."