İçeriğe geç

8.Bölüm: SANDIĞIN İÇİNDEKİ HARİTA

Sandığın kapağı yavaşça aralanıyordu.

Arya, gözlerini sandıktan ayıramıyordu. Ece ise birkaç adım geriye çekilmiş, elindeki telefonun ışığını sandığa doğrultmuştu.

Mehmet Salih'in yüzü bembeyazdı.

"Kimse dokunmasın!" diye fısıldadı.

Arya şaşkınlıkla ona döndü.

"Ne demek dokunmasın? Bu sandığın içinde ne var? Neden herkes benden bir şey saklıyor?"

Dedesi cevap vermek üzereydi ki evin alt katından bir ses geldi.

Tak... Tak... Tak...

Üç kez vurulmuştu.

Herkes donup kaldı.

Ece, Arya'nın kolunu tuttu.

"Kapıyı kilitlemiştik, değil mi?"

Mehmet Salih başını salladı.

"Kapıyı kimse açmadı."

Arya'nın kalbi hızla çarpmaya başladı.

"Öyleyse kim geldi?"

Dedesi işaret parmağını dudaklarına götürdü.

"Ses çıkarmayın."

Bir süre sonra merdivenlerden ağır adımlar duyuldu.

Birisi yukarı çıkıyordu.

Sandığın sırrı

Sandığın kapağı tamamen açıldı.

İçinde eski bir harita, deri kaplı küçük bir defter ve üzerinde üç çizgi bulunan metal bir madalyon vardı.

Arya madalyonu gördüğünde nefesi kesildi.

Bileğinin iç kısmındaki doğum lekesiyle aynı şekildi.

"Bu... Bu nasıl mümkün olabilir?"

Dedesi gözlerini kapattı.

"Çünkü bu işaret sana ait değil Arya. Sen doğmadan çok önce ailene aitti."

Arya madalyonu eline aldı.

Metal, beklediğinden çok daha sıcaktı.

Haritayı açtığında ilk dikkatini çeken şey Göbeklitepe'nin çizimiydi. Ancak haritanın üzerinde yalnızca Göbeklitepe yoktu.

Üç ayrı nokta işaretlenmişti.

İlk nokta Göbeklitepe'ydi.

İkinci nokta, Urfa'nın kuzeyinde dağlık bir bölgeydi.

Üçüncü noktanın üzerindeyse yalnızca şu yazıyordu:

"Taşların hatırladığı, insanların unuttuğu yer."

Ece haritaya yaklaştı.

"Bu bildiğimiz bir harita değil. Sanki bir şeyin parçalarını birleştirmemizi istiyor."

Mehmet Salih başını salladı.

"Çünkü bu harita bir yolculuk için hazırlanmadı. Bir şeyi bulmak için hazırlandı."

Arya sordu:

"Neyi?"

Mehmet Salih cevap vermeden önce dedesine baktı.

"İlk insanın yazdığı söylenen mesajı."

Merdivenlerdeki yabancı

Üst kattaki kapı aniden açıldı.

Herkes aynı anda arkasını döndü.

Kapının önünde siyah paltolu bir adam duruyordu. Yüzünün yarısı karanlıkta kalmıştı.

"Haritayı bulmuşsunuz," dedi adam.

Dedesi öne çıktı.

"Buraya gelmeye hakkın yok."

Adam hafifçe güldü.

"Senin de bu sırrı sonsuza kadar saklamaya gücün yetmedi."

Arya adamı dikkatle inceledi.

Bir an için adamın boynundaki kolyeyi gördü.

Üç çizgi.

Aynı sembol.

"Sen kimsin?" diye sordu Arya.

Adam bakışlarını Arya'ya çevirdi.

"Ben, büyük dedeninin yıllar önce yarım bıraktığı işi tamamlayacak kişiyim."

"Onu tanıyor musun?"

Adamın yüzündeki gülümseme kayboldu.

"Tanımak mı? Onun kaybolmasına neden olan kişi bendim."

Ece korkuyla Arya'nın elini tuttu.

Dedesi bir adım daha öne çıktı.

"Yeter! Onu bu işin içine çekmeyeceksin."

Adam başını yana eğdi.

"Çok geç. O zaten bu işin tam ortasında."

Büyük dedenin mesajı

Adam bir anda ışığın olmadığı koridora doğru çekildi.

Mehmet Salih peşinden gitmek istedi ama dedesi kolundan tuttu.

"Hayır! Onun istediği de bu."

Adamın ayak sesleri uzaklaştı.

Ev yeniden sessizliğe gömüldü.

Arya haritayı tekrar açtı. Bu kez haritanın arkasında ince bir cep fark etti.

İçinden sararmış küçük bir fotoğraf çıktı.

Fotoğrafta büyük dedesi vardı.

Ancak yalnız değildi.

Yanında genç bir adam duruyordu.

Arya fotoğrafı dedesine uzattı.

"Bu kim?"

Dedesi fotoğrafa baktığında yüzü değişti.

"Bu... Mehmet Salih."

Arya şaşkınlıkla Mehmet Salih'e döndü.

"Sen büyük dedemle birlikte miydin?"

Mehmet Salih başını eğdi.

"Yıllar önce."

"Öyleyse neden şimdiye kadar hiçbir şey anlatmadın?"

Mehmet Salih uzun bir sessizliğin ardından konuştu:

"Çünkü büyük deden bana bir söz verdirdi. Haritanın üçüncü noktasına ulaşmadan önce sana hiçbir şey anlatmayacaktım."

Arya'nın gözleri doldu.

"Peki neden ben?"

Mehmet Salih, fotoğrafın arkasını çevirdi.

Orada büyük dedesinin el yazısıyla tek bir cümle vardı:

"Arya gerçeği öğrendiğinde, zaman yeniden başlayacak."

Gece yarısına yaklaşırken herkes masanın etrafında toplanmıştı.

Ece haritayı inceliyor, dedesi eski defterin sayfalarını çeviriyordu.

Arya ise madalyonu elinde tutuyordu.

Birden madalyonun arkasındaki küçük kapak yerinden çıktı.

İçinden katlanmış minicik bir kâğıt düştü.

Arya kâğıdı açtı.

Üzerinde yalnızca koordinatlar ve bir tarih vardı.

12.000 yıl önce.

Altında ise şu cümle yazıyordu:

"Göbeklitepe bir başlangıç değildi. Bir hatırlatmaydı."

Arya başını kaldırdı.

"Biz Göbeklitepe'ye gitmeliyiz."

Dedesi itiraz edecek gibi oldu ama Mehmet Salih araya girdi.

"Artık başka seçeneğimiz yok."

Tam o sırada Ece'nin telefonu titredi.

Bilinmeyen numaradan bir mesaj gelmişti.

Mesajda tek bir fotoğraf vardı.

Fotoğraf, az önce buldukları haritanın aynısıydı.

Fakat fotoğrafın üzerinde bir kişi daha görünüyordu.

Arya'nın kendisi.

Üstelik fotoğrafın tarihi 1987'ydi.

Ece titreyen bir sesle konuştu:

"Arya... Bu fotoğraf çekildiğinde sen henüz doğmamıştın."

Arya fotoğrafı eline aldı.

Arkasında son bir cümle yazıyordu:

"Onu Göbeklitepe'ye götürmeyin. Çünkü orada onu bekleyen kişi, kendisi."