İçeriğe geç

7. Bölüm: Sandığın Gerçek Sahibi

Evde derin bir sessizlik vardı.

Arya, yerde duran fotoğrafı tekrar eline aldı. Mehmet Salih'in yüzüne dikkatlice baktı. Fotoğraf eskiydi ama adamın yüzü oldukça net görünüyordu.

Arya:

— Dede, bu adam hâlâ hayatta mı?

Dedesi pencereye doğru yürüdü. Perdeyi hafifçe aralayıp dışarı baktı.

Dede:

— Bilmiyorum. Ama hayattaysa bizi bulması an meselesi.

Ece masanın üzerindeki defteri açtı.

Ece:

— Bir dakika! Burada daha önce görmediğimiz bir sayfa var.

Sayfanın kenarı diğerlerinden farklıydı. Sanki sonradan deftere eklenmişti. Üzerinde büyük bir çizim ve altında birkaç satır yazı bulunuyordu.

Arya okumaya başladı:

“Sandık bana ait değil. Onu korumak için yıllarca sakladım. Gerçek sahibi, taşların altında uyuyan sırrın son bekçisidir.”

Ece:

— Sandık dedenize bile ait değilse kimin?

Dedesi yavaşça konuştu:

— Sandık, ailenizin geçmişinden çok daha eski. Büyük dedeniz onu Göbeklitepe'deki kazılar sırasında bulmadı. Ona emanet edildi.

Arya:

— Kim emanet etti?

Dedesi cevap vermeden önce sandığın içindeki yuvarlak taşı aldı.

— Bunu anlamanın tek yolu var. Yarın Göbeklitepe'ye gitmeliyiz.

Ertesi sabah

Güneş henüz doğarken Arya ve Ece yola çıkmaya hazırdı.

Dedesi onlara katılmak istemiyordu. Fakat Arya, gece yaşananlardan sonra onu yalnız bırakmaya razı değildi.

Arya:

— Sen gelmezsen biz de gitmeyiz.

Dedesi hafifçe gülümsedi.

— Tıpkı büyük deden gibisin. O da bir şeyi kafasına koyduğunda kimse vazgeçiremezdi.

Üçü birlikte yola çıktı.

Göbeklitepe'ye vardıklarında hava serindi. Ziyaretçilerin henüz gelmediği saatlerde çevre oldukça sessizdi.

Dedesi eski fotoğraftaki taş sütunu buldu. Fotoğrafta görünen küçük geçidin olduğu yere doğru ilerlediler.

Ancak geçit dışarıdan bakıldığında sıradan bir kaya oluşumundan farksızdı.

Arya cebinden yuvarlak taşı çıkardı.

Taşın üzerindeki üç daireyi, sütunun üzerindeki sembolle karşılaştırdı.

— Dede! Bence bu taşın bir kilidi açması gerekiyor.

Taşı, sütunun yanındaki küçük oyukta denedi.

Bir anda içeriden hafif bir tıkırtı geldi.

Ece heyecanla geri çekildi.

Ece:

— Açıldı mı?

Kayanın arkasından küçük, taş bir bölme ortaya çıktı. İçinde deriyle kaplanmış ince bir defter vardı.

Arya defteri dikkatlice aldı.

İlk sayfasında büyük harflerle şu yazıyordu:

“SIRRIN KORUYUCULARI.”

Sayfaları çevirdikçe farklı tarihler, isimler ve semboller gördüler.

Ancak son sayfada yazan isim Arya'yı şaşkına çevirdi.

ARYA.

Arya:

— Bu… Bu nasıl mümkün olabilir? Benim ismim burada neden yazıyor?

Dedesi defteri elinden aldı. Gözleri dolmuştu.

— Çünkü bu sır, sen doğmadan çok önce seninle ilgiliydi.

Arya bir adım geri çekildi.

— Ne demek istiyorsun?

Tam o sırada arkalarından bir ses duyuldu.

— Artık ona gerçeği anlatmanın zamanı geldi.

Üçü birden döndü.

Karşılarında fotoğraftaki adam duruyordu.

Mehmet Salih!

Elinde eski bir baston vardı. Yüzünde sakin ama gizemli bir ifade bulunuyordu.

Mehmet Salih:

— Merhaba Arya. Uzun zamandır seninle tanışmayı bekliyordum.

Arya:

— Büyük dedeme ne yaptın?

Adam bir süre sustu.

— Büyük deden kaybolmadı Arya. O, kendi isteğiyle ortadan kayboldu. Çünkü sandığın içindeki son parçayı yanlış insanların eline geçmesin diye sakladı.

Ece:

— Peki sandığın gerçek sahibi kim?

Mehmet Salih, Arya'nın elindeki defteri işaret etti.

— Onu koruyacak kişi burada yazıyor. Ama asıl mesele sandığın kime ait olduğu değil.

Bir adım yaklaştı.

— Sandığın içinde ne olduğunu biliyor musunuz?

Arya başını salladı.

Mehmet Salih'in yüzündeki ifade değişti.

— O sandıkta, insanlık tarihini değiştirebilecek bir bilgi var. Ve birileri onu bulmak için yıllardır bekliyor.

Tam o anda dedesinin telefonu çaldı.

Ekranda kayıtlı olmayan bir numara görünüyordu.

Dedesi telefonu açtı.

Karşıdaki ses yalnızca bir cümle söyledi:

“Sandığın bulunduğu evi boşaltın. Onlar çoktan içeri girdi.”

Telefon kapandı.

Arya'nın yüzü bembeyaz oldu.

Çünkü sandık artık evde değildi.

Onu yanlarında getirmişlerdi.

Ve sandığın kapağı kendi kendine yavaşça açılmaya başlamıştı…