Gece yarısını çoktan geçmişti.
Arya, dedesinin karşısında durmuş, onun anlattıklarını anlamlandırmaya çalışıyordu. Masanın üzerinde eski sandık, pirinç anahtar ve büyük dedesinden kalan defter duruyordu.
Ece ise pencerenin önünde, dışarıdaki sokağı izliyordu.
Ece:
— Arya, bence artık bir karar vermeliyiz. Bizi izleyen biri var. Üstelik deden bile her şeyi anlatmıyor.
Arya gözlerini dedesine çevirdi.
Arya:
— Bana söylemediğin başka ne var?
Dedesi bir süre sustu. Sonra cebinden katlanmış, sararmış bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafta üç kişi vardı.
Birincisi büyük dedesiydi. İkincisi genç yaşlardaki dedesi… Üçüncü kişiyse Arya'nın daha önce hiç görmediği bir adamdı.
Ancak Arya fotoğrafa dikkatlice baktığında donup kaldı.
Arya:
— Bu adam…
Dede:
— Tanıdın mı?
Arya:
— Hayır. Ama bu adamı daha önce gördüm. Göbeklitepe'de… Bizi uzaktan izleyen adam buydu!
Dedesi fotoğrafı elinden aldı. Yüzündeki ifade bir anda değişti.
— O hâlde bizi bulmuşlar, dedi.
Ece:
— Kim bunlar? Neden peşimizdeler?
Dedesi sandığın içindeki küçük bölmeyi açtı. Daha önce fark etmedikleri ince bir kapak vardı. İçinden eski bir kâğıt ve küçük, yuvarlak bir taş çıkardı.
Taşın üzerinde üç iç içe geçmiş daire bulunuyordu.
Arya, büyük dedesinin defterindeki sembolle taşın üzerindeki işaretin aynı olduğunu fark etti.
Kâğıtta tek bir cümle yazıyordu:
“İlk kapı taşların altında değil, geçmişin unutulan hafızasındadır.”
Arya kağıdı tekrar okudu.
— Bu bir yer tarifi değil. Bir bilmece.
Dedesi başını salladı.
— Büyük deden yıllarca bu işaretin anlamını çözmeye çalıştı. Ama son parçayı bulamadan ortadan kayboldu.
Arya:
— Son parça nerede?
Dedesi cevap vermek yerine pirinç anahtarı aldı. Anahtarın başındaki küçük daireyi dikkatlice çevirdi.
İçinden incecik bir metal parçası çıktı.
Üzerinde koordinatlara benzeyen rakamlar vardı:
37°13'...
Ece hemen telefonunu çıkardı.
— Bunlar koordinat olabilir!
Tam o sırada evin ışıkları söndü.
Üçü de sustu.
Dış kapının önünden yavaşça gelen ayak sesleri duyuldu.
Birisi kapının kolunu çevirdi.
Arya dedesinin fısıltısını duydu:
— Sakın ses çıkarmayın. Bizi buldular.
Kapının altından beyaz bir zarf içeri itildi.
Ayak sesleri uzaklaştı.
Arya zarfı aldı. İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta Göbeklitepe'deki taş sütunlardan biri vardı. Ancak bu kez sütunun arkasında daha önce fark etmedikleri küçük bir taş geçit görünüyordu.
Fotoğrafın arkasında ise şu yazıyordu:
“Yarın gün doğmadan orada olun. Ama dedenizi yanınıza almayın.”
Arya yavaşça başını kaldırıp dedesine baktı.
Dedesi gözlerini kaçırıyordu.
Arya:
— Dede… Bize söylemediğin şey ne?
Dedesi derin bir nefes aldı.
— Çünkü o fotoğrafı gönderen kişiyi tanıyorum Arya.
Ece:
— Kim?
Dedesi cevap verdi:
— Büyük dedenizi Göbeklitepe'de son gören kişi…
Bir an durdu.
— Ve onun kaybolmasından sorumlu olan kişi.
Arya'nın elindeki fotoğraf yere düştü.
Çünkü fotoğraftaki üçüncü adamın adı, büyük dedesinin defterinde de yazıyordu.
MEHMET SALİH.
Ama defterde bu ismin hemen altında başka bir cümle vardı:
“Mehmet Salih'e güvenme. Çünkü o, sandığın gerçek sahibini biliyor.”