1. Onlar geliyor
Arya'nın ağzından çıkan son sözler odanın duvarlarında yankılanıyordu.
"Kapıyı kapatın. Onlar geliyor."
Annesi kızının ellerini tuttu.
"Lira... Beni duyabiliyor musun?"
Arya gözlerini kapattı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey olmadı. Ardından odanın ortasındaki taş masa titremeye başladı.
Mehmet Salih korkuyla geriye çekildi.
"Bu olmamalıydı. Henüz hazır değil!"
Babası öne atıldı.
"Ne demek hazır değil? Kızıma ne oluyor?"
Mehmet Salih cevap vermedi. Duvarlardaki semboller birer birer parlamaya başlamıştı.
Ece, Arya'nın yanına yaklaştı.
"Arya, beni duyuyor musun? Ben Ece. Hadi, gözlerini aç."
Arya gözlerini açtığında göz bebeklerinin etrafında altın renginde ince bir halka belirmişti.
"Ben Arya değilim..." diye fısıldadı.
Sonra annesine baktı.
"Ben Lira'yım."
2. On iki bin yıl önce
Arya'nın zihninde görüntüler belirmeye başladı.
Gökyüzü karanlıktı.
Devasa taş yapılar, geniş bir ovanın ortasında yükseliyordu. İnsanlar ellerinde meşalelerle büyük bir yapının etrafında toplanmıştı.
Ortalarında genç bir kadın duruyordu.
Kadının yüzü Arya'nın yüzüyle aynıydı.
Üzerinde uzun, beyaz bir elbise vardı. Boynunda üç çizgili madalyon taşıyordu.
Bir adam ona yaklaştı.
"Lira, artık karar vermelisin. Bilgiyi saklarsak insanlar geçmişlerini unutacak. Açıklarsak bu güç yanlış ellere geçecek."
Genç kadın başını kaldırdı.
"İnsanlar gerçeği öğrenmeye henüz hazır değil."
Adam öfkeyle karşılık verdi.
"Onlar bizim gibi değil. Neden onlar adına karar veriyorsun?"
Lira gözlerini kapattı.
"Çünkü bir gün bizim yaptığımız hatayı tekrarlamayacaklar."
Görüntü aniden değişti.
Büyük bir kapı kapanıyordu.
Ve Lira'nın sesi duyuldu:
"Bir gün geri döneceğim."
Arya çığlık atarak kendine geldi.
3. Annenin anlattıkları
Annesi kızını kollarına aldı.
"Artık sana her şeyi anlatacağım."
Arya'nın sesi titriyordu.
"Ben kimim anne?"
Annesi gözyaşlarını sildi.
"Sen benim kızımsın. Seni dünyaya ben getirdim. Ama senin taşıdığın sır, bizim ailemizden çok daha eski."
"Öyleyse Lira kim?"
"Lira, binlerce yıl önce Göbeklitepe'de yaşayan ve bir bilgiyi korumakla görevlendirilen kadının adıydı. Ailemizin nesiller boyunca aktardığı bir isim."
Arya kaşlarını çattı.
"Yani ben onun yeniden doğmuş hâli miyim?"
Annesi bir süre sustu.
"Bilmiyorum kızım. Bildiğim tek şey, sen doğduğun gece madalyonun ışık saçtığı ve yıllardır kapalı olan bazı odaların açıldığı."
Dedesi söze karıştı.
"İşte bu yüzden seni herkesten uzak tutmaya çalıştık."
Arya ona döndü.
"Beni korumak için mi, yoksa gerçeği öğrenmemem için mi?"
Dedesi cevap veremedi.
4. Mehmet Salih'in gerçek yüzü
Mehmet Salih taş masanın etrafında dolaşmaya başladı.
"Yeterince bekledim. Artık bilgiyi almam gerekiyor."
Babası önüne geçti.
"Bu sırrı kimseye vermeyeceğiz."
Mehmet Salih alaycı bir gülümsemeyle baktı.
"Sen hâlâ anlamadın mı? Ben bu bilgiyi yıllardır arıyorum. Büyük deden de, sen de, annen de beni durduramadınız."
Ece şaşkınlıkla sordu:
"Sen kimin için çalışıyorsun?"
Mehmet Salih cebinden küçük siyah bir cihaz çıkardı.
Cihazın üzerindeki kırmızı ışık yanıp sönüyordu.
"Ben kimse için çalışmıyorum. Ben sadece kapının açılmasını istiyorum."
Arya ona doğru yürüdü.
"Kapının arkasında ne var?"
Mehmet Salih'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
"İnsanlığın unuttuğu ilk bilgi."
"Bu bilgiyle ne yapacaksın?"
"Geçmişi değiştireceğim."
Arya başını salladı.
"Geçmiş değiştirilemez."
Mehmet Salih yaklaşarak fısıldadı:
"Öyle düşünüyorsun çünkü henüz ne olduğunu bilmiyorsun."
Tam o sırada cihazdan yüksek bir ses çıktı.
Ardından odanın diğer ucundaki taş kapı açılmaya başladı.
5. Kapının ardındaki şehir
Kapının arkasında bir merdiven daha vardı.
Ancak bu kez merdivenlerin sonunda karanlık değil, maviye çalan bir ışık görünüyordu.
Herkes yavaşça aşağı indi.
Karşılarına çıkan manzara karşısında kimse konuşamadı.
Devasa bir yeraltı şehri...
Taş sütunlar, duvarlara işlenmiş semboller ve ortasında büyük bir havuz.
Havuzun üzerinde su yerine ışık dalgaları hareket ediyordu.
Ece şaşkınlıkla etrafına baktı.
"Burası gerçekten yerin altında mı?"
Dedesi cevap verdi:
"Bu yapının varlığından haberdar değildim."
Arya havuza doğru yürüdü.
Suya baktığında kendi yansımasını değil, başka bir yüz gördü.
Genç Lira.
Yansıma ona gülümsedi.
Sonra elini kaldırıp havuzun yüzeyine dokundu.
Arya da istemsizce elini uzattı.
İki el birleştiği anda bütün şehir aydınlandı.
Duvarlarda binlerce sembol belirdi.
Ve büyük bir ses duyuldu:
"Koruyucu geri döndü. Arşiv açılıyor."
6. Kayıp uygarlığın mesajı
Havuzun ortasında bir görüntü belirdi.
Yaşlı bir adam.
Üzerinde uzun bir kıyafet vardı. Yüzünde derin çizgiler, gözlerinde ise tuhaf bir sakinlik bulunuyordu.
"Lira, eğer bu mesajı izliyorsan döngü yeniden başlamış demektir."
Arya dikkatle dinledi.
"Biz bu bilgiyi insanlardan saklamadık. İnsanların onu yanlış kullanmasından korktuk. Fakat bir gün bir koruyucu geri dönecek ve arşivin gerçek amacını anlayacak."
Görüntü bir an kesildi.
Ardından yaşlı adam yeniden konuştu.
"Unutma Lira. En büyük tehlike dışarıdan gelenler değil. İçimizden biridir."
Görüntü kayboldu.
Herkes sessizliğe gömülmüştü.
Ece yavaşça konuştu:
"İçimizden biri derken kimi kastediyor?"
Arya arkasına döndü.
Mehmet Salih ortalıkta yoktu.
Babası hemen etrafa bakmaya başladı.
"Mehmet!"
Fakat cevap gelmedi.
Sonra uzaktan bir kapının kapanma sesi duyuldu.
7. Son ihanet
Arya, havuzun yanındaki küçük taş masada bir not buldu.
Notun üzerinde Mehmet Salih'in el yazısı vardı:
"Arya, gerçek düşmanını bulmak istiyorsan ailene bak. Baban sana her şeyi anlatmadı."
Arya'nın yüzü değişti.
Babası ona yaklaştı.
"Ne yazıyor?"
Arya notu uzattı.
Babası okuduğunda gözlerini kapattı.
"Artık saklayamam."
Arya'nın sesi sertleşti.
"Ne saklıyorsun?"
Babası uzun süre sustu.
Sonunda konuştu:
"Mehmet Salih bu şehri tek başına bulmadı. Ona yerini ben gösterdim."
Arya'nın gözleri büyüdü.
"Sen mi?"
"Yıllar önce anneni kurtarabilmek için onunla anlaşma yaptım. Ama bana ihanet etti. Anneni buraya hapsetti."
Arya'nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
"Yani bütün bunların başlamasına sen neden oldun."
Babası başını eğdi.
"Evet."
Tam o sırada yeraltı şehrinin ışıkları söndü.
Karanlığın içinden bir ses yükseldi.
Bu kez Mehmet Salih'in sesi değildi.
Çok daha derinden, çok daha eski bir ses...
"Lira... Sonunda geldin. Seni 12.000 yıldır bekliyorum."
Arya yavaşça karanlığa döndü.
Ve ilk kez korkmadan cevap verdi:
"Sen kimsin?"
Ses yeniden duyuldu:
"Ben bu şehrin son bekçisiyim. Ve senin gerçek geçmişini biliyorum."
Karanlığın içinden uzun boylu bir siluet çıktı.
Yüzü görünmüyordu.
Fakat göğsünde Arya'nın madalyonundaki işaretin aynısı vardı.
Siluet elini uzattı.
"Lira, artık seçim yapmalısın. Ya bu dünyanın geçmişini öğreneceksin ya da geleceğini kaybedeceksin."
Arya annesine, babasına ve Ece'ye baktı.
Sonra bir adım öne çıktı.
"Ben geçmişimi öğrenmek istiyorum."
Siluet başını kaldırdı.
"O hâlde sana ilk gerçeği söyleyeyim."
Bir an durdu.
"Göbeklitepe'yi inşa edenler ilk insanlar değildi. Onlar, kendilerinden önce burada yaşayanların mirasını koruyorlardı."
Ardından yeraltı şehrinin tam ortasında devasa bir kapı belirdi.
Kapının üzerinde tek bir isim yazıyordu:
ARYA.
Arya'nın nefesi kesildi.
Çünkü bu isim, taşın üzerine yeni kazınmış gibiydi.
Ama yazının altında çok daha eski bir tarih bulunuyordu.
MÖ 10.000.