1. Yabancı değil, baba
Arya olduğu yerde donup kalmıştı.
Karşısındaki adamın yüzüne bakıyordu. Yıllardır hayalini kurduğu, fotoğraflarından başka hiçbir şey bilmediği babası, şimdi birkaç metre uzağında duruyordu.
"Baba..."
Adam yavaşça ona doğru yürüdü.
"Ne kadar büyümüşsün Arya."
Arya'nın gözleri doldu. Fakat içindeki özlem, öfkesini bastırmaya yetmiyordu.
"Sen öldün dediler. Annem öldü dediler. Bütün hayatım boyunca neden beni terk ettiğinizi düşündüm. Şimdi karşıma çıkıp hiçbir şey olmamış gibi mi konuşacaksın?"
Adam başını eğdi.
"Seni terk etmedim kızım. Seni hayatta tutmaya çalıştım."
"Kimden?"
Adam, Arya'nın arkasındaki dedesine baktı.
"Ondan."
Arya şaşkınlıkla dedesine döndü.
"Bu doğru mu?"
Dedesi cevap vermedi.
Babasının yüzündeki ifade sertleşti.
"Artık saklayamazsın. Ona her şeyi anlatmalısın."
2. Büyük ihanet
Dedesi taş kapağın yanındaki bir kayaya oturdu.
"Yıllar önce, büyük deden Göbeklitepe'de bazı araştırmalar yaparken bir tablet buldu. Tabletin üzerinde üç sembol vardı. Bunlardan biri senin madalyonunda gördüğün işaret."
Arya dikkatle dinliyordu.
"Tablet, bir ailenin nesiller boyunca koruduğu bir sırrı anlatıyordu. Bu sır, insanların geçmişine dair çok eski bir bilgiydi."
Babası araya girdi.
"Fakat büyük deden bu bilgiyi dünyaya açıklamak istemedi. Çünkü tabletin yanlış kişilerin eline geçmesi durumunda büyük bir felaket yaşanacağını düşünüyordu."
Arya kaşlarını çattı.
"Nasıl bir felaket?"
"Tabletlerin yerini öğrenen bir grup insan, bu bilgiyi kendi çıkarları için kullanmak istiyordu. Ben de o grubun içindeydim."
Arya'nın yüzü değişti.
"Sen de mi onlardandın?"
Babası gözlerini kaçırdı.
"Bir zamanlar evet."
"Annemin başına gelenler de bununla mı ilgili?"
Adam sustu.
Bu sessizlik, Arya'nın bütün cevaplardan daha fazla korkmasına neden oldu.
3. Annenin sesi
Taş kapağın altından yeniden ses geldi.
"Arya..."
Arya hemen dizlerinin üzerine çöktü.
"Anne! Orada mısın? Beni duyabiliyor musun?"
"Buradayım kızım."
Arya'nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
"Anne, seni çıkaracağım. Söz veriyorum."
Kadın telaşlı bir sesle konuştu.
"Hayır Arya. Önce babana sor. Madalyonun diğer yarısı nerede?"
Arya babasına döndü.
"Diğer yarısı mı?"
Babası boynundaki zinciri çıkardı.
Zincirin ucunda küçük, yuvarlak bir metal parçası vardı.
Arya'nın elindeki madalyonla tamamen aynı şekle sahipti.
İki parçayı yan yana getirdiklerinde üzerlerindeki üç çizgi birleşti.
Bir anda taş kapağın üzerindeki sembol değişti.
Üç çizginin ortasında bir göz belirdi.
Dedesi ayağa fırladı.
"Hayır! Bunu burada yapmamalıydınız!"
Arya korkuyla ona döndü.
"Neden?"
Dedesi fısıldadı:
"Çünkü bu, kapıyı açan işaret."
4. Kapının ardındaki gerçek
İki madalyon birleştiğinde taş kapağın altından derin bir uğultu yükseldi.
Taşların arasındaki tozlar havaya karıştı.
Kapak yavaşça hareket etmeye başladı.
Ece, Arya'nın kolunu tuttu.
"İçeri girmemeliyiz. Bence bu çok tehlikeli."
Arya cevap vermedi.
Aşağıdan gelen ışık, yüzüne vuruyordu.
Sonunda kapak tamamen açıldı.
Karşılarında aşağıya doğru uzanan dar bir merdiven vardı.
Duvarlarda, taşlara işlenmiş insan figürleri ve hayvan sembolleri bulunuyordu.
Arya ilk basamağa ayağını koyduğunda bir görüntü gözlerinin önünde canlandı.
Karanlık bir oda...
Yerde oturan küçük bir kız çocuğu...
Elinde üç çizgili bir madalyon...
Ve karşısında duran yaşlı bir adam.
Yaşlı adam eğilip küçük kıza şöyle diyordu:
"Bir gün buraya yeniden geleceksin. Ama geldiğinde artık çocuk olmayacaksın."
Arya gözlerini açtı.
"Dede..."
"Ne oldu?"
"Ben burayı hatırlıyorum."
Dedesi dehşetle ona baktı.
"Bu imkânsız."
Arya başını salladı.
"Hayır. Ben daha önce buradaydım."
5. Mehmet Salih'in sırrı
Merdivenlerden aşağı indiklerinde geniş, yuvarlak bir odaya ulaştılar.
Odanın ortasında büyük bir taş masa vardı.
Masada eski bir defter duruyordu.
Arya defteri açtı.
İlk sayfada bir isim yazıyordu:
Mehmet Salih.
Ece şaşkınlıkla konuştu:
"Bu nasıl olabilir? O kayboldu!"
Defterin sayfaları çevrildiğinde Arya bir mektup buldu.
Mektup Mehmet Salih'in el yazısıyla yazılmıştı.
"Bunu okuyan kişi Arya ise bilmelidir ki ben kaybolmadım. Beni buraya getiren kişi, sandığınız düşman değil. Asıl tehlike, sizinle birlikte yürüyen kişinin içindedir."
Arya mektubu tekrar okudu.
"Sizinle birlikte yürüyen kişi..."
Herkes birbirine baktı.
Ece'nin yüzü bembeyazdı.
"Bu ne demek?"
Tam o sırada odanın diğer ucundan bir ayak sesi duyuldu.
Bir kişi karanlıktan çıktı.
Mehmet Salih.
Ama yüzünde tuhaf bir gülümseme vardı.
"Sonunda hepiniz geldiniz."
Arya ona doğru koşacakken babası kolunu tuttu.
"Yaklaşma!"
Mehmet Salih güldü.
"Artık oyun bitti. Arya, gerçekleri öğrenmeye hazır mısın?"
Arya öfkeyle cevap verdi.
"Senin yüzünden ne olduğunu bile bilmediğim bir sırrın peşinde koşuyorum. Herkes bana yalan söyledi. Artık hiçbir şey istemiyorum!"
Mehmet Salih başını salladı.
"Yanılıyorsun. Sen bu sırrı istemesen bile o seni seçti."
Sonra taş masanın üzerindeki defteri gösterdi.
"Çünkü senin doğduğun gece, bu odada bir şey oldu."
Arya'nın nefesi kesildi.
"Ne oldu?"
Mehmet Salih'in cevabı herkesi susturdu:
"Sen doğmadın Arya. Sen buraya getirildin."
6. Son sayfadaki isim
Arya geriye doğru bir adım attı.
"Ne saçmalıyorsun?"
Mehmet Salih defterin son sayfasını açtı.
Sayfada bir tarih vardı.
Arya'nın doğum tarihi.
Altında ise bir cümle:
"Koruyucunun dönüşü, geçmişin yeniden yazılması anlamına gelir."
Babası başını iki eli arasına aldı.
"Mehmet, yeter artık!"
Mehmet Salih ona döndü.
"Sen de biliyordun. Kızına gerçeği anlatmadın."
Arya babasına baktı.
"Sen ne biliyordun?"
Babası gözyaşlarını tutamadı.
"Senin annenden doğduğunu biliyorum Arya. Ama doğduğun gece yaşananları ben de anlayamadım."
O sırada odanın duvarında bir kapı belirdi.
Daha önce orada olmayan taş kapı, yavaşça açıldı.
İçeriden bir kadın çıktı.
Arya'nın annesi.
Yüzü yıllar öncesindeki fotoğraflardaki gibiydi.
Arya ona doğru koştu.
"Anne!"
Kadın kızına sarıldı.
Uzun süre birbirlerinden ayrılmadılar.
Sonra annesi Arya'nın yüzünü ellerinin arasına aldı.
"Kızım, sana söylemem gereken bir şey var."
Arya gözyaşları içinde sordu:
"Nedir anne?"
Kadın derin bir nefes aldı.
"Senin gerçek adın Arya değil."
Bölüm sonu: Unutulan isim
Odanın içindeki bütün ışıklar bir anda söndü.
Taş masanın üzerinde yalnızca tek bir sembol parlamaya başladı.
Üç çizginin ortasında bir göz.
Annesi kızının kulağına eğildi ve fısıldadı:
"Senin adın, bu dünyadan önce gelenlerin dilinde başka bir anlama sahip."
Arya'nın elindeki madalyon ikiye ayrıldı.
İçinden küçücük bir taş parçası düştü.
Taşın üzerinde tek bir kelime yazıyordu:
"LİRA."
Mehmet Salih dizlerinin üzerine çöktü.
"Olmaz... Koruyucu uyandı."
Tam o sırada Arya'nın gözleri değişti.
Karanlığın içinden, daha önce hiç duymadığı bir ses yükseldi.
"Sonunda hatırladın."
Ve Arya ilk kez kendi sesinden farklı bir sesle konuştu:
"Kapıyı kapatın. Onlar geliyor."