Mezuniyet günü bile Arasın ölümü konuşuluyordu sanki daha iyi bir konu yokmuş gibi mezuniyet için siyah zarif bir elbise giydim saçlarımı tepeden topladım kardeşimde şık bir takım giydi. Takımın içinde çok yakışıklı ve tatlıydı notlarım iyiydi okulu en iyi puanla bitirdim tabi kardeşimde.
Mezuniyetten ayrıldık ve eve gitmek için bir taksi çağırdım taksi kısa sürede geldi ve eve vardık saat çok geç değildi kıyafetlerimizi çıkardık. Kardeşim hafif bir ses tonuyla "Ablacım..." bu ses tonunu iyi bilirim. ona döndüm kıyafetleri yerlerine yerleştiriyordum " Evet, bir şey istiyorsun sen. Nedir acaba?" gözlerini büyütüp biraz daha yaklaştı o tatlı suratı yapıyordu "Abla çikolatalı pasta alır mısın?" Gülümsedim yine de çok tatlıydı, gözleri anneminki gibiydi yeşil gözleri, çilleri ve kumral saçlarıyla çok şirindi. kafamı olumlu anlamda salladım. "Sen banyoya gir yorulmuş olmalısın çıkınca yemekten sonra yeriz pastayı şimdi giderim." Kahkaha atarak zıplama başladı ve odasına doğru koştu arkasından "Dikkat et düşeceksin!" diye bağırdım ama pek takmadı kafamı sağ sola salladım ve yeteri kadar para alıp kapıya doğru yöneldim ve eve göz gezdirdim içimden istemsizce gülümsemek geldi. Böyle mutluyduk derin bir nefes aldım ve verdim, ayakkabılarımı giydim ve sokağın sonundaki pastaneye doğru yürüdüm. hava güzeldi çok serin değildi meltem saçlarımı savuruyordu biraz daha yürüdükten sonra pastaneye vardım kapıyı açarken çalan zilin sesi ile konuşan insanların sesi kısa süreliğine karıştı. Geçen seferki kız tezgahta ödemeleri alıyordu beni görünce acele ederek işini bitirdi ve yanıma geldi.
Gülümsüyordu "Hoş geldin her zamankinden mi?" bende ona hafifçe gülümseyip " Evet lütfen." hızla paketledi ve bana uzattı. içerisi çok kalabalıktı ama yine de samimi bir ortam vardı iyi akşamlar deyip dükkandan çıktım.
Pastanın kokusu burnuma kadar geldi gerçekten güzeldi. Eve doğru hızla yürüdüm. Kapılın önüne geldiğimde anahtarı çıkardım ve kapıyı açtım ama gariplik vardı.
Evde ölümcül bir sessizlik vardı, "Hey... ben geldim!" diye seslendim ama cevap yoktu hala banyoda mıydı? Koridordan hızla salona doğru adımlarımı hızlandırdım ve durdum vücudum kas katı kesildi kabus muydu bu?
nefesim boğazıma düğümlendi.
Eşyalar darmadağındı sehpa devrilmiş ve üzerindeki lamba yer parçalanmıştı duvarda derin kesikler vardı bu hırsızlık değildi tüm odaları gezdim kardeşimin odası da aynı haldeydi tüm eşyaları darmadağında her şey yerdeydi kırılmış parçalanmıştı gözlerimi kapadım ve nefesimi düzene sokmaya çalıştım ama yapamıyordum neredeydi, kardeşim neredeydi?
Bu hırsızlık değildi sadece kardeşimin eşyaları alınmıştı. Bu, profesyonel ve son derece acımasız bir operasyonun izleriydi.
Evin içinde boğuşulduğu, tek bir kişinin bile karşı koyamayacağı kadar kalibreli bir güç tarafından basıldığı her halinden belliydi. Salona geri gittim, ve yerdeki kırık çerçeveyi gördüm yanında da kardeşimin en sevdiği peluş ayısı gök gürültüsünden korkunca buna sarılırdı.
Hayatımda ilk defa o demirden zırhımın çatladığını hissettim. O an, suikastçı eğitimi almış soğukkanlı kız değildim, bir bakışıyla düşmanı sersemleten kız değildim, sadece kardeşini kaybetmek üzere olan bir ablaydım. Dizlerimin bağı çözüldü, nefesim kesildi ve gözlerim karardı ve duvara yaslandım tam karşımda fırlattığım pastayı gördüm "Benden pasta istedi ve onu yalnız bıraktım..." diye fısıldadım.
Başım dönüyordu dünya ayaklarımın altından kayıyordu sanki. Kulaklarımda sadece derin ve düzensiz nefes alış verişlerim ve kardeşimin abla deyişleri yankılanıyordu. Bedenim iradem dışında çöktü dizlerim yere çarptığında bile o acıyı hissedemedim.
Yıllardır göz yaşının ne demek olduğunu unutmuştum evin bir köşesinde o karanlık sessizliğin içinde ilk defa hıçkırarak ağladım boşluktaydım sanki...
Titreyen ellerimle cebimdeki telefonu zar zor buldum. Tuşlara basmak o ağır gerçeği kabul etmekten daha zordu, zorlanıyordum. Telefonun diğer ucundaki kalın yaşlı ama hala demir kadar güçlü olan adam açtı.
"Efendim prenses mezuniyet bitti mi? Yoruldunuz mu bakalım? Birazdan orda olurum yemek yemediyseniz dışarıda da yiyebiliriz." Dedemin yumuşak sesi dağıldığım yerde daha çok dağılmama neden oldu nefes alamıyordum konuşmak istememe rağmen kelimeler çıkmıyordu ağzımdan "D... dede!"
fısıldadım sesim hıçkırıklarla bölünüyordu sürekli kekeliyordum "Dede almışlar... Aldılar onu... ev... her yer dağılmış... kardeşim yok.. b... ben!" derken daha toparlayamadım dedem bir kaç saniye sesiz kaldı ve yumuşak bir sesle "Sibel sakin ol ve sakince nefes al geliyorum sadece nefes!"
Gözlerimi kapadım kardeşimin bakışları gözlerimin önüne geldi dedem bana sesleniyordu ama onu duyamıyordum sesi boğuktu.
"K... kabuslarım gerçek oldu!" fısıltıyla tekrar tekrar söyledim dedem gelene kadar. Dedem hızla diğer adamlarla içeri girdi
Yere bakıyordum her yer cam kırıydı, dedem hızla önüme çöktü ve bana sıkıca sarıldı içimde bir şeyler patlamaya başlamıştı "Dede... Her gece o kabusları gördüm kardeşimin parçalandığını, kardeşimin vurulduğunu ve kaçırıldığını gördüm... " Kollarının arasından yavaşça sıyrıldım ellerimin arasındaki ayıya baktım ellerim titriyordu dedem de ellerime bakıyordu "Sibel! Sakin ol ellerin titriyor!" gözlerimi kapadım ve sözlerime devam ettim "Ben kardeşimi iyi tanıyorum gök gürültüsünden korkar yüksek sesten korkar karanlıktan korkar ve bu ayıya sarılır her gece bu ayıyı ona babam almıştı..." sesim yükselmeye başladı ama farkında bile değildim "Ama şimdi ayısı yanında bile değil kıyafetlerini almışlar ama niye? Neden? Onları bulduğum yerde parçalarına ayıracağım..." Dedem sürekli sakinleşmemi söylüyordu ama sesim hep daha fazla çıkıyordu "Hayır anlamıyorsun sen... siz anlamıyorsunuz ben dede ben korkuyorum bacaklarım ağırlaşıyor titriyorum en iyisi olduğumu söyledin ama değilim beceremedim dik durmalıyım ama olmuyor yapamıyorum bu korku berbat...!"
Kelimeler göğsümden bir çığlık gibi kopup çıktığında nefes nefeseydim. dedemle göz göze geldik ellerini omuzlarımda birleştirdi gözleri dolmuştu sanki... oda dik durmaktan yorulmuş gibiydi.
Dedemin gözleri karala doluydu ve tebessümle gülümsüyordu "Korkuyorsun tabi prenses... senin en değerlini aldılar. Ama korkmak ve ağlamak zayıflık değildir ki göz yaşları gücünü simgeler korku ise öfkenin alevlenmesidir ve o berbat his dediğin şey bunu yapan şerefsizlerin mezarını kazdıracak olan şey."
Gülümsedim ve dedeme sarıldım. Ayı hala elimdeydi ayağa kalktım ve gözlerimi sildim "Denizin kıyafetlerini almışlar bu da ona zar vermeyecekler onu yem olarak kullanacaklar demektir. bu bizim açıdan iyi bir şey, yakın zamanda iletişime bile geçerler demek oluyor." Dedem gülümsedi ve o da ayağa kalktı "Dağıldım bir an koptum ama iyim dede kardeşimi bulacağız ve bunu yapanları tek tek ..."
Adamlardan biri evi incelerken dedeme selendi dedemle adamın yanına gittik adam duvara bakıyordu dedemde duvara baktı ve kas katı kesildi gözleri alevlenmişti...
Duvardaki iz sıradan bir darbe izi değildi bir imzaydı. Kesici bir aletle kazınmış çok eski, tanıdık bir imzaydı....