Gabriel, Arthur’un tam karşısındaki boşluğa korku dolu gözlerle bakmasını anlamlandırmaya çalışırken bakışları masanın üzerindeki o tuhaf, deri kaplı Gerçekliğin Kitabı’na kaydı. Arthur’un yüzündeki dehşet son derece gerçekçiydi.
"Arthur, akıl sağlığını kaybettiğini düşünmüyorum ama bana neyi gördüğünü kanıtlamak istiyorsan, bu işin mantığını çözmemiz lazım," dedi Gabriel. Dükkanından gelen o araştırmacı içgüdüyle masaya yaklaştı. "Bütün bu saçmalıklar kitabı eline alıp okuyunca mı başladı? Tam olarak hangi kısmı okumuştun?"
Arthur titreyen parmağıyla kitabı işaret etti. "13. sayfa... Oradaki Latince dizeyi sesli okuduğum an her şey değişti."
Gabriel şüpheyle kitabı eline aldı ve sayfaları hızla çevirip 13. sayfada durdu. Sayfadaki karmaşık semboller ve Latince metin bir anda dikkatini çekti. Bir etnolog olarak kadim dillere olan merakı, uyarılara galip geldi. Arthur "Dur, okuma!" diye bağıramadan, Gabriel sayfadaki kadim mühür sözünü yüksek sesle ve kusursuz bir vurguyla okudu:
"In umbra veritas... in tenebris vita..."
Son kelime ağzından çıktığı an, odadaki tüm ışıklar aynı anda patlayarak söndü. Dondurucu bir soğuk bir anda odayı kapladı.
Odanın içinde ikinci bir felaket doğuyordu. Arthur’un peşindeki ilk varlığın yanına, doğrudan Gabriel’in kelimelerinden beslenen ikinci bir siyah-kırmızı sis canavarı daha belirdi. Kitabın korkunç kuralı netleşmişti: Kelimeyi söyleyen her ruh için boyuttan yeni bir gölge çağrılıyordu.
Gabriel şok içinde geriledi; "Bu... Bu imkansız!" diye dehşetle haykırdı. Artık o da görüyordu.
"Sana okuma demiştim!" diye bağırdı Arthur. "İki taneler! Kaçmamız lazım, çabuk!"
Gabriel kitabı göğsüne bastırdı. İki arkadaş, peşlerindeki iki devasa gölge canavarıyla birlikte kendilerini dışarı fırlattılar. Gabriel’in aklına gelen ilk yer sahaf dükkanıydı. Nefes nefese caddeleri aştılar ancak dükkanın bulunduğu sokağa girdiklerinde ikisi de donakaldı. Gabriel’in dükkanının ahşap kapısı erimiş, içeriye kor gibi parlayan kükürtlü dumanlar dolmuştu. Varlıklar, kurbanlarının sığınaklarını daha onlar varmadan yok ediyordu.
"Okula gidiyoruz!" dedi Arthur. "Fen laboratuvarına! Orada hem yalnızız hem de ihtiyacımız olan ekipmanlar var."
Gecenin karanlığında yüksek okula ulaşıp kendilerini fen laboratuvarına kilitlediler. İki canlı ruh, peşlerindeki iki ayrı gölge varlıkla kapana kısılmıştı. Dışarıdaki koridorda iki ayrı fısıltı aynı anda yükseldi:
"Arthur..."
"Gabriel..."
Gabriel dükkanından kurtarabildiği büyüteçle kitabı masaya serip delice incelemeye başladı. "Arthur, dinle beni! Bu kitap farklı boyutların varlıklarını bu evrene bağlayan bir köprü! Kelimeyi okuyan herkes için ayrı bir varlık mühürleniyor. Onları fiziksel silahlarla vuramazsın."
"Nasıl yok edeceğiz peki? Kapı kırılmak üzere!" dedi Arthur ter içinde.
"Yok edemeyiz ama geldigleri boyuta geri sürgün edebiliriz!" Gabriel sayfanın altındaki gizli sembolleri gösterdi. "Yüksek ısı ve ışık kaynağıyla birlikte, sayfanın mühür cümlelerini tersten okumamız gerekiyor. Ama iki varlık olduğu için ikimizin de aynı anda, kendi gölgemize karşı okuması şart!"
O sırada laboratuvarın kapısı zift gibi eriyerek çöktü. İçeri giren iki devasa sis kütlesi tavanı kapladı. Arthur anında fen laboratuvarındaki yüksek manyetik gaz brülörlerini ve yüksek voltajlı elektrik devrelerini ateşledi. Laboratuvarı devasa bir alev ve ışık kapladı.
İkisi de kendi varlıklarının gözlerinin içine bakarak, sayfanın tersten yazılışını haykırdılar:
"Vita in tenebris, veritas in umbra! CLAUDENDA!"
Yüksek ısının enerjisi ve tersten okunan kelimelerin titreşimi birleştiğinde oda patlama derecesinde bir beyaz ışıkla kaplandı. İki gölge varlık, ruhları sağır eden çığlıklar atarak kendi içlerine doğru çökmeye başladı. Siyah ve kırmızı sisler kasırga gibi çekilerek Gerçekliğin Kitabı'nın 13. sayfasına geri emildi.
Gürültü kesildiğinde oda darmadağınık kalmıştı. Masanın ortasındaki Gerçekliğin Kitabı yavaşça kapandı, erimiş siyah balmumu mühür tekrar birleşti.
Arthur ve Gabriel yerde nefes nefese yatıyorlardı. Gabriel titreyen elleriyle kapalı kitaba baktı. "Bu sadece tek bir sayfaydı... Bu kitapta yüzlerce sayfa var."
Arthur kitabı yerden kaldırdı. Mantığın bittiği, evrenin karanlık katmanlarının aralandığı o noktada duruyorlardı. Kendi kabuslarını durdurmuşlardı ama artık biliyorlardı: Bu dehşet, sadece ilk sayfaydı.