İçeriğe geç

Gemiye Yüzebilir Misin?

Ertesi gün sabah kahvaltılarını yapmak üzere balkona çıktıklarında Arca’nın gözü yine birkaç gün önce babasına sorduğu gemiye takıldı.

Arca, uzaktan görünen gemiyi bir süre izledikten sonra babasına döndü.

— Baba, geçen gün bana yüzerek gemiye gidebileceğimizi söylemiştin ama hâlâ götürmedin. Bugün gemiye yüzmeye ne dersin?

Mert Bey gülümseyerek oğluna baktı.

— O gemi kıyıdan birkaç kilometre açıkta olabilir Arca. Üstelik burası açık deniz. Denizin içinde pek çok canlı yaşıyor. Biz insanlar onların evinde misafiriz. Bu yüzden kontrolsüz bir şekilde açılmak kendimizi tehlikeye atmamıza neden olabilir.

Arca biraz düşündü.

— Ama baba, ben çok uzun mesafeler yüzmek istiyorum.

Mert Bey merakla sordu:

— Peki neden bu kadar uzun yüzmek istiyorsun?

Arca’nın cevabı hazırdı.

— İzlediğim bir videoda bir adamın bir yerden başka bir yere yüzerek geçtiğini gördüm. Çok hoşuma gitti. Ben de yapmak istiyorum.

Mert Bey oğlunun cevabını duyunca gülümsedi.

— O zaman kahvaltımızı yaptıktan sonra hemen denize gidelim.

Mert Bey, kahvaltı masasını toplarken Selen Hanım’a yardım etti. Ardından Arca ile Asel’in mayolarını getirdi.

— Hadi bakalım, mayolarınızı giyinin. Denize gidiyoruz!

Arca heyecanla hazırlanırken Mert Bey de Asel’in mayosunu giydirmesine yardım etti. Selen Hanım ise sandviçleri ve içecekleri koyacakları çantayı hazırladı.

— Ben de hazırım! — dedi Selen Hanım.

Herkes terliklerini giydikten sonra evlerinin ilerisinde, her zaman denize girdikleri yere doğru yürümeye başladılar.

Birkaç dakika sonra denize vardılar.

Arca’nın gözü hâlâ gemideydi.

— Baba, gerçekten gemiye yüzmeyecek miyiz?

Mert Bey oğlunun elinden tuttu.

— Hadi bakalım, önce denize giriyoruz.

İkisi birlikte suya girdiler. Selen Hanım da Asel’in kolluklarını takıp onların yanına geldi. Bir süre sonra Arca ve Asel suda oyun oynamaya başladılar.

Arca kolluksuz yüzdüğü için bir süre sonra yoruldu.

— Baba, beni sırtına alabilir misin?

Mert Bey gülümsedi.

— Dur bakalım. Daha gemiye kadar yüzeceğiz!

Arca hemen babasına döndü.

— Ama baba, gemi çok uzakta! Oraya kadar yüzemeyiz ki!

Mert Bey güldü.

— Geminin yanına kadar değil. Ama istersen bugün ilk uzun mesafe yüzüşünü yapabilirsin. Kolluklarını takarsan sana eşlik ederim.

Arca’nın gözleri parladı.

— Gerçekten mi?

— Gerçekten.

Mert Bey, eşyalarını bıraktıkları yere doğru yüzdü ve Arca’nın kolluklarını aldı. Sonra tekrar yanlarına geldi. Arca’nın kolluklarını takmasına yardım etti.

— Hadi bakalım evlat. Bugün ilk uzun mesafe yüzüşümüzü yapacağız.

Arca hem heyecanlı hem de biraz kararsızdı.

— Peki baba… Ama çok derine gitmeyelim. Kıyıdan gidelim, olur mu?

— Söz oğlum. Zaten derinlere açılmayacağız. Kıyıya paralel şekilde yüzeceğiz.

Mert Bey, Arca’yı sırtına aldı ve yaklaşık bir kilometre ileride bulunan halk plajına doğru yüzmeye başladı.

İlk başlarda oldukça rahat ilerliyorlardı. Akıntı da gittikleri yönde olduğu için fazla zorlanmıyorlardı.

Arca ise sık sık başını suya sokuyor, yüzücü gözlüğünün yardımıyla denizin derinliklerine bakıyordu.

Bir süre sonra heyecanla bağırdı:

— Baba! Neyse ki burası çok derin değilmiş. Suyun dibini görebiliyorum. Bu beni rahatlattı.

Mert Bey oğluna cevap verdi:

— Evet. Ben daha önce bu bölgede yüzdüm. Yol boyunca suyun dibi büyük ölçüde görünüyor. Zaten yüzdüğümüz yerlerde derinlik, kıyıdan uzaklaşmamıza rağmen çok fazla değil. Ama yine de kıyıya paralel kalıyoruz ve birbirimizden ayrılmıyoruz.

Arca babasının sözlerini dinlerken bir yandan da denizi izliyordu.

Bazen sohbet ediyor, bazen sessizce etrafına bakıyor, bazen de heyecanla gördüğü şeyleri babasına anlatıyordu.

Sonunda halk plajına ulaştılar.

Arca’nın ayakları kuma değdiğinde yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

— Baba! İnanamıyorum! Biz gerçekten buraya kadar yüzerek mi geldik?

Mert Bey oğlunun omzuna dokundu.

— Gördün mü? Bazen bir işe başlamak en zor kısmıdır. Başladıktan sonra, doğru şekilde ilerlediğimizde yol düşündüğümüzden daha kolay gelebilir.

Arca birkaç dakika boyunca yaşadığı mutluluğun tadını çıkardı.

Sonra Mert Bey saate baktı.

— Hadi bakalım evlat, dönüş yoluna geçelim. Annen bizi bekletmesin.

Mert Bey yine Arca’yı sırtına aldı ve geri dönmek için yüzmeye başladı.

Fakat dönüş yolu geliş kadar kolay değildi.

Bu kez hafif bir dalga vardı ve akıntı da karşı yönden geliyordu.

Arca biraz endişelendi.

— Baba, annemin yanına kadar yüzebilecek miyiz? Biraz üşümeye başladım.

Mert Bey oğlunu sakinleştirdi.

— Eğer üşüyorsan biraz hareket etmen gerekir. Yüzmeye devam edersen vücudun daha fazla ısınır.

Sonra Arca’ya baktı.

— İstersen biraz sen yüz.

Arca babasının elini tuttu.

— Peki baba. Ama elimi sakın bırakma, olur mu? Bir elimle seni tutayım, diğer elimle de yüzeyim.

— Tamam oğlum. Yanındayım.

Arca, babasının elini bırakmadan yüzmeye başladı.

Kimi zaman kollarını, kimi zaman bacaklarını kullanıyor, yorulduğunda birkaç saniye dinleniyor ve sonra yeniden yüzüyordu.

Bir süre sonra dayanamayarak:

— Baba, artık çok yoruldum. Beni sırtına alır mısın?

Mert Bey bu kez Arca’yı hemen sırtına almak yerine gülümsedi.

— Önce arkana dön ve geldiğimiz yere bak.

Arca arkasını döndü.

Bir süre denizi ve geride bıraktıkları yolu izledi.

Gözleri büyüdü.

— Baba… İnanamıyorum! Ben bu kadar yolu gerçekten yüzdüm mü?

— Elbette yüzdün oğlum.

Mert Bey ardından Arca’yı sırtına aldı ve kalan yolu birlikte tamamladılar.

Bir süre sonra Selen Hanım ile Asel’in yanına ulaştılar. Onlar çoktan denizden çıkmış, eşyalarının yanında bekliyorlardı.

Arca sudan çıkar çıkmaz annesine doğru koştu.

— Anne! Bak! Ben bu kadar yolu yüzerek geldim!

Parmağıyla yüzdükleri yönü göstererek heyecanla anlatmaya başladı.

— Hem de hiç korkmadım! Yorulduğumda babam beni sırtına aldı. Ama ben de yüzerek babamı çok yormadım!

Arca’nın tatlı telaşını çevredeki insanlar da fark etmişti.

Yakınlarında bulunan yaşlı bir kadın gülümseyerek Arca’ya seslendi:

— Seni gördüm evladım. Bravo sana! Çok güzel yüzdün. Babanı da hiç üzmedin.

Arca’nın yüzündeki gurur daha da büyüdü.

O günün akşamında eve dönüp duşlarını aldıktan sonra halasının evine yemeğe davetli oldukları için hep birlikte dışarı çıktılar.

Arca kapıdan içeri girer girmez halası Sevinç’e seslendi:

— Hala! Bak, ben bugün halk plajına kadar yüzdüm!

Arca’nın on üç yaşındaki kuzeni Çınar şaşkınlıkla Mert Bey’e baktı.

— Dayı, gerçekten halk plajına kadar mı yüzdü?

Mert Bey başını salladı.

— Evet. Bugün ikimiz halk plajına kadar yüzdük ve sonra geri döndük.

Arca’nın yüzmeye başladığı yer halasının evinin önündeki sahile oldukça yakın olduğu için Çınar’ın merakı daha da arttı.

— Dayı, bir gün ben de seninle yüzebilir miyim?

Mert Bey gülümsedi.

— Elbette yüzebiliriz.

Sonra hep birlikte sofraya oturdular.

O akşam herkesin yüzünde bir gülümseme vardı.

Yemek bitip eve döndüklerinde Arca, babasının elini tuttu.

— Baba…

— Efendim oğlum?

— İyi ki beni yüzdürmüşsün.

Mert Bey gülümsedi.

Arca sözlerine devam etti:

— Bak, Çınar abi de benim kadar yüzmemiş. Beni yüzdürdüğün için teşekkür ederim.

Mert Bey oğluna sarıldı.

— Rica ederim oğlum. Benim için de büyük bir zevkti.

O gece Arca uyuduktan sonra Mert Bey bir süre oğlunun söylediklerini düşündü.

Başta Arca’nın uzaktaki gemiye kadar yüzmek istemesi, yapılması pek mümkün olmayan bir istek gibi görünmüştü.

Fakat Arca’nın neden böyle bir şey istediğini sorduğunda, aslında onun gemiye ulaşmaktan çok başka bir şeyi merak ettiğini anlamıştı.

Arca, izlediği videodaki gibi uzun mesafeler yüzmek istiyordu.

Mert Bey, oğlunun gerçek merakını anlayınca onun isteğini daha güvenli ve ulaşılabilir bir şekilde gerçekleştirebilmenin mutluluğunu yaşamıştı.

Çocukların merakları bazen sınırsızmış gibi görünebilir.

Ancak her merakı doğrudan gidermek mümkün olmasa bile, o merakın altında yatan asıl nedeni bulmak çoğu zaman düşündüğümüz kadar zor değildir.

Bazen çocuklarımızın ihtiyacı olan şey, sorularına hemen bir cevap vermemiz değil, onları gerçekten dinlememizdir.

Çünkü bir çocuğun söylediği şeyin arkasında, çoğu zaman henüz söyleyemediği başka bir merak vardır.

Önemli olan, o merakı fark edebilmektir.