İçeriğe geç

Benim Haberim Yok

“Ada, hazır mısın?”

“Beş dakika abi.”

“Yarım saat önce de beş dakika demiştin.”

“Şimdi gerçekten beş dakika abi. Hem kadınların hazırlanırken beş dakika demesi, yarım saate daha ihtiyacım var demektir. Bunu bilmiyor musun?”

“Bu bilgiyi neden bilmem gerekiyor, Ada?”

“Doğru. Senin dünyada kadınların varlığından habersiz biri olduğunu unutmuşum.”

“Ada.”

“Tamam.”

“Beş dakika içinde çıkmaya hazır olmazsan bu geceyi evde benimle birlikte sessizce oturarak geçirirsin. O yüzden bana laf yetiştirmeyi bırak ve çık artık şu odadan.”

“Tamam abicim, canım abicim. Geliyorum!”

Ada'nın odasının önünden ayrılıp aşağı indim.

Düğünlerden hoşlanmazdım.

Hayır.

Düğünlerden nefret ederdim.

Tanımadığım insanların evlenmesi neden umurumda olsun ki?

İnsanlar neden kalabalığa, gürültüye ve kaosa bu kadar meraklı, anlamıyorum. Evlilik ve düğün denince akla gelen şeyler tam olarak bunlardı zaten.

Ama Ada bir haftadır bu düğünden bahsediyordu.

Ben de onu arkadaşının düğününe bırakacağımı söylediğim için şu an bütün bunları yaşıyordum.

Küçük kardeşim söz konusu olduğunda maalesef hayır diyemiyordum.

Ada aşağı indiğinde gerçekten çok güzel görünüyordu. Elbisesi ona yakışmıştı.

Bunu söylemedim.

Hızlıca evden çıkıp arabaya doğru ilerledim.

İkimiz de arabaya bindiğimizde Ada bana döndü.

“Hiçbir şey söylemedin abi.”

“Ne söylemem gerekiyordu?”

“Bilmem. Güzel görünüyorsun, elbisen güzelmiş, göz kamaştırıcısın gibi şeyler olabilir.”

“İyi görünüyorsun.”

“Bu kadar mı?”

“Evet.”

“İltifat etmeyi öğrenmen gerekiyor.”

“Neden?”

“Bir gün ihtiyacın olabilir.”

“Hiç sanmıyorum.”

Ben yola koyulurken Ada da gözlerini devirdi.

***

Düğün mekanına geldiğimizde Ada içeri girmem konusunda ısrarcı oldu.

“Hadi ama abi. Herkese seninle geleceğimi söyledim. İnanmazsın ama arkadaşlarım arasında çok popülersin. Hatta hayranların bile olabilir.”

“Neden?”

“Ben de bilmiyorum. Halbuki abimin bir buzdolabından farksız olduğunu söylüyorum ama kızlar işte, bilirsin.”

Kaşlarımı çatıp yüzüne baktım.

“Tamam, tamam. Hadi gel. Sadece beş dakika. Gelinle damadı tebrik edip gidersin. Ben de biraz hava atarım yakışıklı abimle.”

Dediğim gibi, Ada'ya hayır diyemiyordum.

“Beş dakika.”

“Tamam, belki on dakika kalırsın.”

“Beş dakika, Ada.”

“Tamam, tamam. Hadi girelim, geç kalacağız.”

Nefesimi verip Ada'nın peşine takıldım.

İçeri girdiğimizde bir görevli masamızı bulmamıza yardımcı oldu.

Daha yeni oturmuştum ki Ada ciyaklayarak,

"Kızlar gelmiş bile! Hemen dönerim.”

deyip yanımdan ayrıldı.

Gerçekten mi?

Bunun için mi beni buraya kadar getirmişti?

Daha şimdiden beni unutmuştu bile.

Kalabalığın ve gürültünün arasında rahatsız bir şekilde otururken bir garson yanıma geldi.

“İçecek bir şey ister misiniz?”

“Su, lütfen.”

Garson uzaklaştı.

Saate baktım.

İki dakika geçmişti bile.

Üç dakika daha dayanıp gidecektim.

Ada ortalıkta yoktu zaten.

Garsonun getirdiği suyu içtim. Ada'ya gideceğimi bildiren bir mesaj atmak için telefonumu çıkardım.

Tam o sırada biri kollarını boynuma doladı.

Bir an ne olduğunu anlayamadım.

İlk refleksim kadının kollarından kurtulmaya çalışmak oldu ama kadın bana daha sıkı sarıldı.

“Neler oluyor şu an?”

Kadın hâlâ bana sarılıyordu.

“Hanımefendi, şu an bana sarılıyorsunuz.”

“Evet, sarılıyorum.”

“Ama ben sizi tanımıyorum.”

“Evet, tanımıyorsunuz.”

Bir an sustum.

“Hanımefendi, o zaman neden hâlâ bana sarılıyorsunuz?”

“Lütfen biraz sevgilimmiş gibi davranabilir misiniz?”

“Ne?”

Kadın geri çekilip gözlerimin içine baktı. Gülümsedi ve dişlerinin arasından fısıldadı:

“Sadece biraz. Hala bize bakıyorlar”

“Kim bakıyor? Neler oluyor burada?”

“Sonra anlatacağım.”

“Hayır.”

“Tamam.”

Şimdi de koluma girmiş, bir koala gibi bana yapışmıştı.

Panik içindeydi.

Etrafa baktığımda gerçekten de birkaç kişinin bize baktığını fark ettim.

"Birileri bizi izliyor.”

“Evet. O yüzden sevgiliyiz.”

“Hayır, değiliz.”

“Tamam, biraz gülümseyin.”

“Hayır.”

“Tamam, sadece durun.”

“Hayır dediğimi duymuyor musunuz?”

“Duyuyorum. Sadece başka kelime bilmeyen biri olduğunuzu düşünmeye başladım.”

Kadın başını çevirip bana baktı.

“Hanımefendi, benimle dalga mı geçiyorsunuz acaba?”

“Ne münasebet. Tanımadığım insanlarla dalga geçen biri gibi mi görünüyorum?”

“Ama sevgili olabiliyorsunuz galiba.”

“Bu acil bir durum. Ayrıca siz de bu kadar konuşacağınıza beş dakika gülümseyerek dursaydınız çok daha kolay olacaktı.”

Hâlâ kolumu çekiştirerek bana yapışıyordu.

Yetmezmiş gibi bir de suçlu ben olmuştum.

Tam kolumu çekip bu saçmalığa son vermeye hazırlanırken uzaktan bize bakan Ada'yı fark ettim.

Bir bu eksikti.

Ada kaşlarını kaldırmış, şaşkın bir şekilde bir bana bir yanımdaki kadına bakıyordu.

Kolumu çekmedim.

Çünkü şu an bunu yaparsam bütün salonun dikkatini üzerimize çekeceğimiz kesindi.

Önce bu kadının ne yaptığını anlamam gerekiyordu.

Sonra Ada'ya açıklama yapacaktım.

Sonra da bu düğünden çıkacaktım.

En azından plan buydu.

Beş dakika diye girdiğim düğünde şimdi kolumda sevgilim olduğunu söyleyen, tanımadığım bir kadın vardı.

Planladığım hiçbir şey olmamıştı.

Kontrol edemediğim şeylerden nefret ederdim.