Büyük bir çınar ağacının altına attığımız kırmızı-beyaz örtünün üzerinde yiyeceklerimizi koyup piknik yapmaktaydık sevdiceğimle beraber. Bir aydır beraber dolaşıyor, beraber geziyor, beraber yiyip içiyorduk. Bu sevgimizin haberi sadece bizim köyle değil, civar köylere de ulaşmıştı. Sevdiceğimle önceden sözleştiğimiz şekilde pikniğe gelmiştik. Dağın yüzümüzü yalayıp geçen rüzgârları arasında saçları bir başka dalgalanıyordu Nilüfer'in. "Eline sağlık, ne zahmet etmişsin bu kadar" dedim elim tuzlu katmere giderken. Gözlerini bana dikti ve "senin için her şeyi yaparım." Dedi ve ardından elindeki ekmeği menemene daldırdı. Ben de onu takip ettim. Menemen dolu ekmeği ağzıma atınca biberin hafif acılığı ve katmerin o yumuşak ve sıcaklığı ağzımın suyu akmıştı. Ağacın tepesine kuşlarda ara sıra ötüşüyorlar, sohbetimize katılmak istiyor gibi görünüyorlardı. Elim ikinci defa menemene giderken "Nilüfer'im peki düğünümüzün nasıl olacağını hiç düşündün mü?" Nilüfer elindeki peyniri katmerin arasına koyarken duraksadı: "Hayır, hiç düşünmemiştim." Cevabımı bekler gibi bir elinde peynir diğer elinde katmerle bana uzun uzun bakmaya başladı. Elimdeki menemeni de kuş sesleri arasında ağzıma götürdüm. Birkaç kez çiğnedikten ellerimi iki yana açtım "Buralarda düğün yapmayı düşünüyorum Nilüfer. Biliyorsun, bu dağlar benim çocukluğum, benim hayatımın geçtiği yer, benim yuvam." Ellerimi indirdim; Nilüferin iki elini yakaladım ve onları sımsıkı tuttum. Sımsıcaktı elleri, sanki bulutlara değmiş gibi hissettim onun ellerini tutunca. "Seninle artık bir yuva kuracağımıza göre düğümüzü de yuvamız olan bu dağlarda yapmalıyız." Boğazımı temizledim ama Nilüfer'in elini hiç bırakmadım. Sessizce gözlerime bakmaya devam etti. "Sen ne düşünüyorsun?" Sesim bir nefes kadar naif çıkmıştı. Nilüfer bir müddet daha yüzüme baktıktan sonra yüzüne yavaş yavaş bir gülümseme geldi. En sonunda dişlerini göstererek ağzını kocaman açıp "EVET, EVET, KESİNLİKLE OLUR!" deyip yerinde fırladığı gibi boynuma atlamıştı. Sırt üstü çimenlere doğru düşerken olayın heyecanıyla "dur, yavaş" diyebildim. Sırt üstü çimenlerde uzanırken Nilüfer'in göğsüme koyduğu kafasından ve çınar ağacının eşsiz güzelliğinden başka bir şey görmüyordum. Elleriyle belimi sarmalamıştı. Nilüfer ne kadar da seviyordu beni? Benim istediğim yerde buluşuyor, istediğim şeyleri yapıyor, istediğim düğün planında bile sesini çıkarmıyordu; sevdiceğim çok seviyordu beni. Gözlerimi kapattım ve uzun uzun temiz toprak kokusunu içime çektim. Gücümü kullanıp yerimden doğrulmaya çalışırken "Nilüferciğim, iner misin üstümden, gel yemeğimizi yiyelim beraber." Nilüfer ellerini belimden çekti ve doğruldu. Kenarda iki dizinin üstünde otururken dudağını büzerek "Seni üzdün mü?" Dedi meraklı ses tonuyla. Üzerimi silkelerken " Hayır canım, üzmedin beni. Hadi gel otur; pikniğimize devam edelim." Nilüferin o sıcak gülümsemesi tekrardan yüzüne gelmişti. Dizlerinin üzerinden ayağa kalkıp tekrardan karşıma oturmuştu. Ufak elleriyle Katmerine bal sürerken, güneşin doğuşunu hayranlıkla seyreden birisi gibi bende onu hayranlıkla uzun uzun seyrettim.